Kategori: Romanlar

Varlıkla yokluk arasında – Sadık Güvenç

Sadık Hidayet’in 1937’de yayımladığı romanı Kör Baykuş, Behçet Necatigil tarafından çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilen ilk romandır (1977 Varlık Y.) Roman kahramanı bir düş aleminde yaşayan “kalemdan” boyayarak hayatını kazanan bir ressamdır. Düş ve gerçek iç içedir. Roman kahramanı, yaşlı, kambur birinin yanında gördüğü kadının gözlerine vurulur. Onu hayal ederken kadının hasta, ölümcül halde odasına

okumak için tıklayınız

Dr. Jekyll ve Bay Hyde’in Tuhaf Hikayesi – Robert Louis Stevenson

“İki adam birden olan bir adam hakkında yazmak istiyorum.” DR JEKYLL Robert Louis Stevenson’ın aynı anda hem halim selim bir doktor, hem de acımasız bir katil olan kahramanının hikâyesi yüz yılı aşkın bir süredir okunuyor, taklit ediliyor ve rüyalara giriyor. Stevenson’ın da gördüğü bir rüyadan hareketle birkaç hafta içinde kaleme aldığı, iki farklı ruhu aynı

okumak için tıklayınız

Sizi Hep Şaşırtacak Bir Roman – Sadık Güvenç

Bugünü yaşayan yazarın sizi iki yüz yıl öncesine yolculuğa çıkardığını düşünün. 19. yüzyıl İngiltere’sine şöyle bir uzanmak ilginç olmaz mıydı? Kasnaklar üzerine geçirilmiş kadın elbiselerinin giyildiği yıllar… Manastırların, günahkar kadınlara sığınak (!) olduğu yıllar… Nedense hep kadınlar günahkar sayılır. Günümüz yazarı John Fowles, 19. yüzyıl atmosferini başarıyla kuruyor romanında. Sanki kendisi de o yıllarda yaşamış

okumak için tıklayınız

Bir Balıkla Sahtekârca İlgilenmek – Mesut Lizor

Bir Balıkla Sahtekârca İlgilenmek biçimsel açıdan Tutunamayanlar’ın ötesine geçen yeni bir roman. Romanın giriş bölümü “Özgeçmiş” başlıklı bir olayla başlıyor. Şantiyede bekçilik yapan bir adamın, Faulkner’in Abşolom’unu hatırlatan güçlü bir üslupla tasvir edildiği bir sahnedir bu. Akşam mesaiden dönen şoförlere “o adi demir kapıyı” açan gece bekçisi kendi kendiyle konuşurken roman sanatı üzerine olayla ilişkisi

okumak için tıklayınız

Pessoa’nın ‘aykırı’ bankeri

Pessoa, ‘Anarşist Banker’de ideolojilerden, paranın gücünden ve insan hayatında yarattığı çelişkilerden söz ederken aslında kitabın arka planında insan ırkının kendi eliyle yarattığı sistemlere nasıl köle olduğunu, ince ve alaycı bir dille insanlığın yüzüne vurmayı başarmış. Kapitalizmle taban tabana zıt olan Anarşizm (adını antik Yunancadan alan bu kelime ‘an’ yani ‘-sız’ olumsuzluk eki ve ‘archos’ yani

okumak için tıklayınız

Saramago’nun Mağara’sı – Osman Güven

Kapitalizmin yarattığı sıkışmayı, işsiz kalmaya mahkum bir çömlekçi üzerinden anlatan Mağara, sistemin çıkışsızlığına dair önemli bir anlatı. Nobel edebiyat ödülünün güçlü adayları arasında gösterilen bir yazar “opus mangum”u sayılabilecek kitabını yazarken ne kadar acı çektiğini anlatan röportajlar vermişti bir iki yıl önce. Kitaptan ne kadar nefret ettiğinden, nasıl zor bir süreç yaşadığından filan bahsediyordu bu

okumak için tıklayınız

Yalınlıkla Süslenen Bir Roman – Zafer Köse

Kitabın arka kapağında verilen bilgiye göre, Factotum, her işi yapan kişi anlamına geliyor. Genelde kahya, ayakçı gibi unvanla, bir vasıf gerektirmeyen işlerde çalışılan kişi. Bu tür işlerde çalışanların, bir işyerindeki ömürlerinin pek uzun olmadığı bilindiğine göre, Factotum sözcüğü, biraz da iş arayan kişiyle özdeşleşiyor. Bir tür “her işi yaparım abi” tipi. Bukowski, Factotum adlı romanında,

okumak için tıklayınız

Bataklığın ortasında bir yaşam

Amerikan rüyasına bambaşka bir açıdan bakan ‘Timsah Park’, kurduğu dünyası, garip ama canlı karakterleri, ustalıklı dili ve anlattığı yolculuğuyla Pulitzer’e aday olmuş gencecik bir yazarın romanı. Kurgu metinlerde özellikle romanlarda mekân kavramı okuyucuya birçok şey sağlar. Bazen sadece bir fon olarak olayların yaşandığı yeri tanıtır, bazen atmosferi ve toplumu anlatır. Bazı romanlarda ise mekân neredeyse

okumak için tıklayınız

Günah Taşları – Zafer Köse

Kalabalık bir grup, recm cezasını uygulamak üzere toplanmıştır. Maria Magdalena, günahkar bir hayat yaşadığı için öldürülecektir. Taşlar hazırdır. Maria çaresizce beklemektedir. O anda, Nasıralı Marangoz Yusuf’un oğlu ufukta belirir. Herkes onun Maria’yı kurtaracağını bilir, ama bunu nasıl yapacağını merak ederler. O kitlenin elinden, böyle bir anda bir kadın nasıl kurtarılır?

okumak için tıklayınız

Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim – Maya Angelou

Maya Angelou bileğinde “İlgiliye” yazan bir etiketle, büyükannesi Bayan Henderson’a teslim edilmek üzere, kardeşi Bailey ile Arkansas’a yollandığında üç yaşındaydı. İki kardeş terk edilmişliğin acısını üzerlerinden atamadan ırkçılığın nefretiyle yüz yüze geldi. Büyükanneleri çocukları kanatları altına aldı. Fakat sadece kısa bir süre için. Zira Maya’nın zorlu yolculuğu daha yeni başlıyordu…

okumak için tıklayınız

Öldürmenin dayanılmaz ağırlığı – Öznur Özkaya

Suat Ertüzün’ün dilimize kazandırdığı David Vann’ın “Keçi Dağı” adlı romanı küçük bir çocuğun bilinçli bir şekilde kaçak bir avcıyı, akabinde törelere göre erkek sayılabilmesi için bir geyiği öldürmesini ve çocukla beraber babası ve dedesi de dâhil yanındaki erkeklerin öldürme, töre, modernite, din gibi konularda düşüncelerini konu edinmiş. Okurken tüylerinizi ürperten, midenizi alt üst eden sahnelerle

okumak için tıklayınız

Roman, Film, Müzik ve Livaneli – (Röportaj: Zafer Köse)

Zülfü Livaneli, sinema alanında da önemli çalışmaları olan bir sanatçı. Aralarında Otobüs, Yılanı Öldürseler, Sürü, Yol, Mutluk gibi filmlerin bulunduğu yerli ve yabancı birçok filmin müziklerini besteledi. Çok sayıda en iyi film müziği ödülü kazandı. Bunlardan sonuncusu, Mutluluk film müziği ile 2007 Antalya Altın Portakal’dan geldi. İlk yönetmenlik çalışmasında, Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır

okumak için tıklayınız

Mehmet Eroğlu’dan Gezi’nin romanı

Mehmet Eroğlu yepyeni bir romanla karşımızda. İletişim Yayınları’ndan 17 Ekimde çıkacak 9,75 Santimetrekare, ölmeye çok yaklaşmış bir adamın Gezi Direnişi’yle aynı zamanlarda buluşan içe yolculuğunun hikâyesi. Mehmet Eroğlu yepyeni bir romanla karşımızda… 9,75 Santimetrekare’de fondan barikatlarıyla, karmaşasıyla ve bitmek bilmeyen umutla 2013 Haziranı geçerken, yüzü yaralı kahramanımız bizi bugünden başlayıp geçmişe götürecek. İstanbul öksürüyor, Taksim’de

okumak için tıklayınız

Utanç üzerine* – Hatice Balcı

‘’Kişilik bozulmalarının ve sapmalarının içinde tek bir tanesi yoktur ki başlangıcında bir aşağılanış bulunmasın.’’ Andre Gide ‘’Durgun sulardan zehir bekle ancak’’ Blake Son iki gündür ‘’Utanç’’ın içinden geçerek Coetzee’yi düşünüyorum. Bizi içine aldığı labirentini, ıssız patika yollarını, David’in nota kağıtlarını… Byron’un İtalya günlerine ilişkin opera yazmak istiyor David ve ironik bir biçimde, Byron’un değişken ruha sahip ve

okumak için tıklayınız

Ruhu fırtınalı, bir yalnız adam: Tanpınar – Elif Şahin Hamidi

Ölümünden yaklaşık on yıl sonra yeniden okunmaya başlanan, geç de olsa fikirleri ve eserleri üzerine tartışılan Tanpınar’ın aydaki suretine şahit olmak, ayın yüzeyine karınca silsilesi gibi dizilmiş eski Türkçe satırların sırrına ermek istiyorsanız Nazlı Eray’ın son romanına buyurun. Tıpkı Kafka gibi kıymet-i harbiyesi sonradan anlaşılanlar tayfasından biri Ahmet Hamdi Tanpınar. Hani en yakın arkadaşlarının bile

okumak için tıklayınız

Korku filmlerinden fırlamış bir roman: Tehlikeli yakınlaşma

Jenn Ashworth’e Betty Trask ödülü kazandıran ilk romanı Tehlikeli Yakınlaşma, yer yer okuru yoruyor olsa da, sürükleyiciliği, sağlam kurgusu, yarattığı güçlü karakterleri ve salgılattığı adrenalinle bir çırpıda okunabilecek türden başarılı bir roman. Bir dönem, 2000’li yılların başında, gece yarısı filmleri epey yaygındı özel televizyonlarda. Yatmadan önce karanlıkta izler izler gerilirdik. Rüyamıza girer de kâbus niyetine

okumak için tıklayınız

Düzenin dışında, aykırı bir adamın hikâyesi…

Kostas Murselas’ın “Kızıla Boyalı Saçlar” kitabı adeta okura meydan okuyan, yüzüne bir bardak suyu boca edip ayıltan, sorgulatan, kızdıran, güldüren ve dahası hayli sert eleştirilerle dolu unutulmaz bir roman. “Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın? Başka bir

okumak için tıklayınız

Koş Bingo koş!

Afrika’nın, kenar mahallelerin, yoksulluğun, suçun, siyah ve beyazların savaşının, din tacirliğinin, sınıfsal farkların, kısacası bir topluma dair olağan pek çok şeyin hikâyesini barındıran bir kitap; Bingo’nun Koşusu (Bingo’s Run). “Geçmiş, insanı ezer, geçmişin yükü arttıkça hareket edemezsin.” O, Bingo Mwalo. Kibera’nın, Nairobi’nin ve muhtemelen dünyanın en hızlı koşan taşıyıcısı. Boyu kısa aklı uzun 15 yaşındaki

okumak için tıklayınız

Flann O’Brien’in Ağaca Tüneyen Sweeny’i üstkurmacanın en incelikli eserlerinden biri.

Öyle kolay bir kitap beklemeyin. Çok akıcı, bir çırpıda okunuyor gibi sözler söylememi de. Ağaca Tüneyen Sweeny, sizi yoracak zihninizin dehlizlerinde kaybolup durmanıza sebep olacak bir modern klasik. Ustalıkla örülmüş bir metin, birbirine bağlanan/bağlanmayan başlı başına bir kurgu içeren hikâyeler kafanızı fazlaca karıştıracak. Anlatıcı kimdi, bu okuduğum kimin hikâyesi, Dublinli hayalperest öğrencinin huysuz amcasıyla yaşadığı

okumak için tıklayınız

Katharine Burdekin’den bir antifaşist distopya: Swastika Geceleri

Swastika Geceleri 1937’de ilk baskısını yapmasına rağmen uzun yıllar adından söz ettirememiş ama 80?lerden sonra yeniden gündeme gelmiş bir distopya. Katharina Burdekin romanında olası bir Nazi İmparatorluğu’nu resmediyor. Romanı, Alev Karaduman değerlendirdi… Swastika Geceleri Bir dünya düşünün ki İkinci Dünya Savaşı?nı (kitaptaki ismiyle 20 Yıl Savaşları) Almanya ve Japonya kazanmış, dünyayı aralarında bölüşmüş, 700 yıldır

okumak için tıklayınız