Kategori: Sosyoloji

Kolektif Bilinç ve Carpe Diem: Bireyin Toplumsal Entegrasyon ile Özgünlük Arasındaki Dansı

Kolektif Bilinç: Durkheim’in Toplumsal Tutkalı Émile Durkheim’in “kolektif bilinç” kavramı, bireyin aile, din ve okul gibi kurumlar aracılığıyla topluma entegre edilerek ortak değerler ve normlar etrafında birleşmesini ifade eder. Bu entegrasyon, toplumsal dayanışmayı sağlar; birey, kolektif bilincin bir parçası olarak kimlik kazanır ve kaos yerine düzen içinde var olur. Ancak kuramsal bir soru ortaya çıkar:

okumak için tıklayınız

Demir Kafesten Matrise: Bireyin Rasyonalite Hapishanesinde Özgürlük Arayışı

Weber’in Demir Kafesi: Rasyonalitenin Tuzağı Max Weber’in “demir kafes” kavramı, modern toplumda bürokratik rasyonalizasyonun bireyi nasıl bir sistematik kontrol altına aldığını açıklar. Bürokrasi, devlet ve küresel şirketler aracılığıyla, her eylemi kurallar, prosedürler ve verimlilik ilkeleriyle düzenler. Birey, bu sistemde özgür bir aktör olmaktan ziyade, öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir dişliye dönüşür. Günümüzde, devletlerin vergi sistemleri,

okumak için tıklayınız

Tüketim Çarkında Anlamın Kayboluşu: Différance ve Popüler Kültür

Anlamın Sabitlenemeyen Akışı Derrida’nın différance’ı, anlamın asla tam bir bütünlük kazanamayacağını, sürekli başka işaretlere ve bağlamlara gönderme yaparak ertelendiğini söyler. Popüler kültürde kürasyon, bu akışı bir tüketim motoruna dönüştürür. Bir markanın viral kampanyası, örneğin bir spor ayakkabının “sınırsız özgürlük” vaadiyle tanıtımı, anlamı sabit bir değere oturtmaya çalışır gibi görünse de, bu anlam hemen başka bir

okumak için tıklayınız

Asansörler Modern İnsanın Yalnızlığını Gizleyemediği Mağaralar mıdır?

Asansörlerde İnsanlarının Birbirinden Gözlerini Kaçırması Sorunsalı Asansörlerde insanların birbirinin yüzüne bakmamasının ardında, felsefi, kuramsal, psikolojik ve sosyolojik dinamiklerin bir kesişimi yatıyor. Felsefi Perspektif Felsefi açıdan, asansördeki bu davranış, insanın varoluşsal yalnızlığı ve ötekiyle karşılaşma anındaki gerilimle ilişkilendirilebilir. Jean-Paul Sartre’ın “Bakış” (le regard) kavramı burada önemli bir referanstır. Sartre’a göre, ötekinin bakışı, bireyin kendi özünü tehdit

okumak için tıklayınız

Cinsellik Kültürü İle Tüketim Kültürü Arasındaki Simbiyotik İlişki, Post-Truth Dünyasında Arzulara Dayalı Bir Paradigma mı Yaratır?

Cinsellik kültürü ile tüketim kültürü arasındaki simbiyotik ilişki, post-truth (gerçek sonrası) ortamında bireylerin karar alma süreçlerini manipüle ederken, epistemolojik belirsizlik, öznel gerçekliklerin çoğulluğu ve kapitalist hegemonyanın ideolojik araçları üzerinden işleyen karmaşık bir dinamik ortaya koyar. Bu ilişki, sosyal medya gibi dijital platformların hiper-gerçeklik alanlarında, Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisiyle uyumlu bir şekilde, gerçeklik ile temsil arasındaki

okumak için tıklayınız

Byzantion’un Kehaneti ve Şehrin Kaderi

Kehanetin Kökeni ve Anlam Arayışı Delphi’deki kâhin, Byzantion’un kuruluşuna dair “Körler Ülkesi’nin karşısına şehri kuracaksın” sözüyle, antik Yunan dünyasında kolonileşme sürecine yön veren bir bilmece sunmuştur. Bu kehanet, yalnızca coğrafi bir yönlendirme değil, aynı zamanda insan algısının sınırlarını sorgulayan bir düşünce deneyidir. Kadıköy’ün (antik Khalkedon) bu kehanette “Körler Ülkesi” olarak anıldığı yaygın bir yorumdur, zira

okumak için tıklayınız

Geç Hitit Dönemi Tasvir Sanatında Mobilyalar başlıklı kitap, sadece arkeologlara yönelik gibi görünse de sade dili ve akıcı anlatımı ile söz konusu döneme ilgi duyan tüm okuyuculara hitap ediyor

Doç. Dr. K. Serdar Girginer tarafından kaleme alınan “Geç Hitit Dönemi Tasvir Sanatında Mobilyalar” kitabı, yazarın 1996 yılında hazırlamış olduğu ‘M.Ö. I. Binin İlk Yarısında Anadolu Tasvir Sanatında Mobilyalar’ başlıklı doktora çalışmasının bir bölümünün güncellenerek hazırlanmış halidir. 2018 yılında Bilgin Kültür Sanat Yayınları tarafından yayımlanan kitap, 170 sayfadan oluşur. Yazar kitabın giriş bölümünde tarihsel çerçeveyi

okumak için tıklayınız

Evans-Pritchard’ın Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü adlı kitabı günümüzde yoksulların ve işçilerin nasıl cadılaştırıldığını anlamamızı sağlayan oldukça değerli bir çalışma.

Evans-Pritchard’ın Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü adlı kitabı Çağlar Enneli’nin çevirisiyle Nota Bene Yayınları tarafından yayınlandı. Daha en baştan söylemek gerekirse bilim, tam da Marx’ın dediği gibi, “her şey apaçık olmadığı ya da her şey göründüğü gibi olmadığı” için vardır. Tam da bu noktada artık şu soruyu sorabiliriz ki, görünenin ardındaki görünmeyeni görmek, apaçık olmayanı

okumak için tıklayınız

Kentler artık eskisi gibi kolay kolay iş bulunacak yerler değil, bulunsa bile ücretler dehşet verici düşük; yasaları ihlal ederek barınma, en basit belediye hizmetleri için sonu gelmeyen kavgalar ayrı bir sorun.

Dünya nüfusu hızla artıyor. Denildiğine göre 2050 yılında 10 milyar olacakmışız. Yine yapılan hesaplara baktığımızda bu artışın yüzde 95’i, daha şimdiden sorunlar içinde bunalmış, gelişmekte olan ülkelerin kentsel bölgelerinde olacak. Yedi sene sonra, nüfusu 1 milyondan fazla kent sayısı en az 550’ye ulaşacakmış. Bu rakam günümüzde 400, 1950 yılında ise sadece 89. Yine aynı yıldan

okumak için tıklayınız

Irk Kavramını Kim İcat Etti? Felsefi Düşüncede Irk ve Irkçılık – Robert Bernasconi

Irksal olarak kutuplaşmış bir ortamda, hiçbir insan, hatta dışardan gelmiş biri olsa bile, toplumun kıyısında bir yerde duramaz. Daha başlangıçta, kişinin gelip ortada görünmesi bile o toplumdaki yerini belirler – belki de fazlasıyla belirler. Albert Memmi’nin 1950’lerde Sömürgeleştiren ve Sömürgeleştirilen adlı eserinde üstünde durduğu bir noktayı yeniden ifade edersek, sömürgeci ilişkilerin hüküm sürdüğü bir ortama

okumak için tıklayınız

İktidar Tohumları / Osmanlı Çevre Tarihi Üzerine İncelemeler – Onur İnal (Derleyen), Yavuz Köse (Derleyen)

Geniş topraklara yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi araştırılırken ihmal edilen alanların belki de en başında çevre tarihi geliyor. Onur İnal ve Yavuz Köse’nin derledikleri İktidar Tohumları-Osmanlı Çevre Tarihi Üzerine İncelemeler, alanında yetkin birçok ismin katkılarıyla değerli bir kaynak sağlamayı hedefliyor. Uzun süre hüküm sürmüş Osmanlı İmparatorluğu’nun çevre tarihine birçok farklı açıdan, kapsayıcı bir anlayışla bakıyor. Osmanlıların

okumak için tıklayınız

Eşyaların Patriyarkası / Dünya Kadınlara Neden Uymaz? – Rebekka Endler

“Tasarım, bizim fikirlerimize verdiğimiz biçimdir. İnsan yapımı olan her şey tasarlanmıştır. Hem maddi dünyanın eşyalarını -arabalar, seks oyuncakları, matkaplar, bisikletler, kıyafetler gibi- hem de sosyal tasarım gibi -kamusal alan, şehir planlaması, ayrıca dil, yasalar ve politika- maddi olmayan şeyleri içerir. […] Bu kitap, dünyanın neden şu anda olduğu gibi olduğu ve neden pek çok insana

okumak için tıklayınız

Osmanlı‘dan Erken Cumhuriyet‘e / Hayvan Katliamları ve Himaye / Kediler, Köpekler, Kargalar – Ömer Obuz

Daha çok Ortaçağ Avrupası, kediler ve veba özelinde akla gelse de, tarihin belli dönemlerinde kedi ve köpekler başta olmak üzere birçok hayvan katliamı oldu ve bu katliamlar insan-hayvan ilişkisinin ne derece katılaşabileceğini gösterdi. Ömer Obuz, Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Hayvan Katliamları ve Himaye: Kediler, Köpekler, Kargalar adlı kitabında, II. Mahmud döneminden erken Cumhuriyet dönemine kadar ele

okumak için tıklayınız

Afyon Olarak Hakikat: Akılcılık ve Akılcılaştırma – Immanuel Wallerstein

Tarihsel kapitalizmin, özlemlerinde Prometeusçu olduğunu biliyoruz. Bilimsel ve teknolojik değişme insanın tarihsel etkinliğinde bir değişmez değer olduysa da, her zaman var olan Prometeus’un, David Landes’in deyişiyle “bağlarından kurtulması” ancak tarihsel kapitalizmde olmuştur. Tarihsel kapitalizmin bu bilimsel kültürüne ilişkin bugünkü temel kolektif imgemiz, bu kültürün “geleneksel” ve bilimdışı kültür güçlerinden gelen zorlu direnişe karşı soylu şövalyeler

okumak için tıklayınız

Domuz Sevenler ve Domuzdan Tiksinenler – Marvin Harris

Açıkça usdışı olan besin alışkanlıklarının örneklerini herkes bilir. Çinliler köpek etini severler ama inek sütünden hiç hoşlanmazlar; biz inek sütünü severiz ama köpekleri yemeyiz; Brezilya’daki bazı kabileler karıncaları lezzetli bulurlar ama geyik etinden hoşlanmazlar. Ve dünyanın her yerinde bu böyle sürüp gider. Domuz bilmecesi kanımca inek anadan sonra izlenecek uygun bir konudur. Bu bilmece aynı

okumak için tıklayınız

Marx, Tarihsellik ve “İlerleme” Fikri

Althusser ve çevresi, 1960’larda, tarihin “öznesiz ve ereksiz” bir süreç olduğu kanısındaydılar. Başka bir deyişle tarihin “ilerleme” fikrine dayandığına inanmıyorlardı. Aydınlanma geleneğinden bu noktada ayrılıyor ve henüz “postmodernizm” kavramının mevcut olmadığı bir dönemde böyle bir espri içinde fikir üretiyorlardı. Oysa Balibar, incelediğimiz eserinde, Marx’ın düşüncesindeki gelişmeleri “ortodoks Marksizm”deki gelişmelerle birlikte ele alıyor ve bu konuda

okumak için tıklayınız

Düşünme Etiği – Fatmagül Berktay

“Dünyayı sadece çağdaşlarımızla değil bizden sonrakilerle de paylaşıyoruz ve onu yaşanabilir bir yer olarak inşa etmek, korumak ve geleceğe bırakmak sorumluluğumuz var,” diyor Fatmagül Berktay. “Dünya sevgisi, ona ihtimam gösterme, özgürlük aşkı gibi kavramlar politik etkinliğin temelini oluştururlar. Eğer kişi politikayla ilgiliyse veya politika teorisiyle uğraşıyorsa neredeyse otomatik olarak bu değerlerle ilgilenmek ve seçimler yapmak

okumak için tıklayınız

Tarih Boyunca Yemek Kültürü – Murat Belge

Yemek yemek de başlı başına bir kültür, bir yaşam biçimi aslında. Hani “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” denecek kadar belirgin farklılıklar var her toplumun yemek kültüründe. İnsanoğlu var olmaya başladığından itibaren doğada gördüğü her canlıyı nasıl yiyeceğe dönüştürebileceğinin hesabını yapmış sanki. Doğal olan her şeyin ilk haliyle yenmesi mümkün değil muhakkak, hatta

okumak için tıklayınız

MutfakTarih Yemeğin Politik Serüvenleri – Burak Onaran

Mutfak ve yemek kültürü toplumsal tarihle iç içedir. Toplumsal, ekonomik ve siyasi tarihten gelen gizli ve aşikâr birçok iz taşır. Gıdaların tasnifinden pişirme tekniklerine, mutfak mimarisinden sofra düzeni ve adabına kadar uzanan geniş araziyi siyasi ve toplumsal veçheleriyle beraber yeniden düşünmek, toplumlar ve kültürleri hakkında ilginç ipuçları ve esaslı bilgiler sunar. Mutfaktarih, önce yerel örneklere

okumak için tıklayınız

Dinin Soykütükleri – Hıristiyanlıkta ve İslamda İktidarın Nedenleri ve Disiplin – Talal Asad

Antropoloji Batı-dışı insan topluluklarını inceleyecek bir bilim olarak kurmuştur kendini (Batı’nın payına düşen sosyolojiydi). Buna karşılık “Modern dünyanın oluşumunda Batı tarihi –iyi veya kötü yönde– öncelikli öneme sahiptir, dolayısıyla bu tarihin incelenmesi antropolojinin başlıca meselelerinden olmalıdır,” diyen Talal Asad antropolojinin merceğini Batı’ya ve Batı’nın tarihine çeviriyor: Bu tarihin kavramsal jeolojisinin, günümüzde Batı-dışı geleneklerin gelişim ve

okumak için tıklayınız