Kategori: Sosyoloji

Dinin İktidarı İktidarın Dini – Hilafet, Siyaset ve İslâm (750-833) – Nagihan Doğan

“Din ve devletin ikiz kardeşler olması ne Kurânî bir tasvir ne de var olan gerçekliğin izahıdır. (…) Geçerliliğini ve kutsiyetini temel İslâmî kaynaklardan alan ideal devlet şekli olarak gösterilen hilafet de, aslında beşerî ve tarihsel bir müesseseden fazlası değildir. Ne temel İslâmî kaynaklar yeryüzünde tanrısal düzenin garantörü olarak hilafetten söz etmiş ne de din ile

okumak için tıklayınız

Düşünümsel Sosyolojiye Davet – Pierre Bourdieu, Loic Wacquant

Çağdaş sosyal bilim dünyasına damgasını vurmuş isimlerden biri olan Pierre Bourdieu, incelediği alanlar açısından büyük bir çeşitlilik gösteren eserleriyle, dünyanın dört bir yanında, çeşitli disiplinlerden araştırmacıları etkilemeye devam ediyor. Bourdieu sosyolojisine genel bir bakış sunan bu kitap üç ana bölümden oluşuyor: Loïc Wacquant, ilk bölümde Bourdieu sosyolojisinin yapısını ve mantığını derli toplu ama son derece

okumak için tıklayınız

Sosyal Politika Yazıları – Derleyenler: Ayşe Buğra / Çağlar Keyder

Küreselleşme, özellikle zengin ülke devletlerinin yerleşmiş sosyal güvenlik programlarını sürdürebilme kapasitesini tehdit ediyor. 1945 sonrası dönemde fabrikalar işlerken ve insanlar hayat boyu sürdürecekleri işlerde çalışırken, gerek patronlar gerekse refah devletleri cömert bir sosyal güvenlik platformunun oluşmasını kabullenmişlerdi. Eğitim bedavaydı, sağlık harcamalarının çoğunu devlet karşılıyordu, emekli maaşları güvenliydi, işsizlik sigortası da iyi işliyordu. Oysa son yirmi

okumak için tıklayınız

Olumsuzlamalar – Eleştirel Teori Denemeleri – Herbert Marcuse

İngilizcesi 1968 yılında yayımlanan bu kitabın yazarı Herbert Marcuse, Paris 68’inin en çok okunan yazarıydı. Nazilerden kaçarak Amerika’ya yerleşen, sonrasında Amerikan toplumu üzerine düşünen Marcuse “ileri kapitalist endüstri toplumları”nın analizini yaparak pasifleşen bir işçi sınıfının kapitalizmin hedonist metalarının sahibi olmaya başladığını (mutluluk fikrinin nesnelliğini) ve böylece “devrimci” rolünü kaybetmeye yüz tuttuğunu saptamıştı, hem de 1960’lı

okumak için tıklayınız

Otoriter Popülizm Çağı – Günümüzün Değerler Tartışması – Bahadır Nurol

Richard Sennett, değerler konusunu ele alan bir çalışma yürütmenin zorluklarını hayli ironik bir dille ifade etmektedir. Ona göre “toplumsal değerler” ve “değerler sistemi” ifadeleri, sosyal bilimlerin gündelik dilin başına sardığı belalardır: “İtiraf etmeliyim ki, ‘değer’in ne olduğunu hiçbir zaman anlayamamışımdır. Değer, bir ‘şey’ değildir. Eğer insanların toplumsal dünyalarını rasyonalize ederken kullandıkları dilden bir parça ise,

okumak için tıklayınız

Düşmanlık Politikaları – Achille Mbembe

Eleştirel düşüncenin çağdaş kalemlerinden Achille Mbembe Düşmanlık Politikaları’nda, tüm gezegeni içine hapseden, gündelik ilişkilere dek sızan ve insanları esir alan bir düşmanlık ilişkisinin çağımızın kuralı ve kurucu normu haline geldiğini ileri sürüyor. Frantz Fanon’un izinden giden yazara göre savaş, çağımızın kutsadığı değer haline gelmiş durumda. Düşmanlığın, savaşın kutsanan değerler haline gelişiyle toplumlarımız demokrasiden hızla uzaklaşıyor.

okumak için tıklayınız

Sekiz Kentin Hikâyesi / Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar

“Son on yılda Türkiye’nin %70’ten fazlası kentleşti, neoliberalleşmenin aşırı kalkınmacı ve tüketim odaklı anlayışı sonucunda kentler metalaştı, çevre kaygısı kâr ve ranta yenik düştü, demokratik ve katılımcı yönetim umudu merkeziyetçi anlayışla sönümlendi. Bununla birlikte Türkiye’nin kentleşmesi ve orta sınıflaşması Anadolu coğrafyasında belli duraklamalarla sürdü. Bu bağlamda, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kent, neoliberalleşmenin getirdiği siyasal,

okumak için tıklayınız

Zamanın Kokusu – Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme – Byung-Chul Han

“Bugünün zaman krizi hızlanma olarak nitelendirilemez. Hızlanma çağı çoktan bitti. Bugün hızlanma olarak duyumsadığımız şey, zamansal dağılmanın semptomlarından sadece biri. Günümüzün zaman krizi, zamanda çeşitli aksaklıklara ve yanlış duyumlara yol açan bir diskroniden kaynaklanıyor. Zaman, düzenleyici bir ritmin eksikliğini çekiyor. Bu yüzden de ölçüsünü kaçırıyor. Diskroni, bu zamansal bozulma, zamanın adeta dönüp durmasına yol açıyor.

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumu – Byung-Chul Han “Şeffaflık neoliberal bir aygıttır”

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayri maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir. “Şeffaflık insanı camlaştırır. Şiddeti de buradadır. Sınırsız özgürlük ve iletişim

okumak için tıklayınız

Şiddetin Topolojisi – Byung-Chul Han “Şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncu”

“Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı öznesi, kendi dışındaki bir iktidar kurumunun baskısına maruz kalmadığı ölçüde özgürdür. Ama gerçekte bir kul kadar da özgürlükten yoksundur. Dış baskı nihayet aşıldığında, içerideki basınç devreye girer. Başarıya ve performansa odaklı yaşayan özne, bir depresyon geliştirir. Şiddet azalmadan sürmektedir. Yalnız ağırlık noktası içeri kaymıştır. Egemenlik toplumundaki kelle alıcı kuvvet

okumak için tıklayınız

Tahta Gözler – Mesafe Üzerine Dokuz Düşünce – Carlo Ginzburg

“Ben, Katolik bir ülkede doğup büyümüş bir Yahudiyim, hiç din eğitimi almadım, Yahudi kimliğim daha çok baskı sonucu ortaya çıkmış.” Carlo Ginzburg’un bu kısa otobiyografik ifadesi, Tahta Gözler’deki “mesafe” kavramını anlayabilmemiz açısından büyük önem taşıyor. Kitapta yer alan dokuz denemeyi birbirine bağlayan şu sorudur: “Şeyleri olduğu gibi görmemize olanak sağlayan mesafe tam olarak ne kadardır?”

okumak için tıklayınız

Soğuk Temas – İki Savaş Arasında Almanya’da Yaşama Deneyleri ve Mesafe Kültürü – Helmut Lethen

Kültür tarihinin bir kurgusu olan “uygun mesafe” hakkında bir kitap bu. Tarihsel ortamı, otuz yıllık bir savaş dönemi olan 1914 ile 1945 arası. 1918’deki yenilgi sonrası Alman kültüründe yaşanan travmayı tasvir ediyor: Wilhelm İmparatorluğu’nun aşina ufukları kaybolup gitmiştir. Otorite sisteminin çözülmesinin ardından, insanlar modernlikle yaşanan dolaysız karşılaşmayı dondurucu bir şok gibi deneyimlemektedir. Buna tepki olarak

okumak için tıklayınız

Çalışma Düşüncesi – John W. Budd

“Aydınlıkta saklanmak” tabiri, her an karşı karşıya bulunduğumuz, sürekli gözümüzün önünde tekrarlanan, aşina olduğumuz şeylerin, durumların dikkatimizi çekmeyeceğini ve dolayısıyla bizlere “görünmez” olacağını ima eder. “Çalışma” eylemi de tıpkı bu her an tanık olduğumuz ancak sürekli aşina olma durumundan dolayı fazla dikkat çekmeyen eylemlerden biri. Çalışmanın insanlık tarihi kadar gerilere giden bir geçmişi var. Ancak

okumak için tıklayınız

Katalanlar – Avrupa’da Ayrılıkçılık – Kıvanç ulusoy

Modern İspanya siyasi tarihinde Katalan bölgesel talepleri hep kritik önemde oldu. Katalan bölgeciliği 1930’ların sonundan 1970’lerin ortasına kadar İspanya’da siyasi rejimin en önemli hedeflerinden, yani Komünistler, Masonlar gibi en önemli düşmanlarından biri olarak kabul edildi. Franco rejimi İspanya’yı bölünmeden kurtarmak için bölgesel kimlikleri ve siyasi talepleri bastırmakta tereddüt etmedi. Milli devlet içinde merkezileşmeye karşı mücadele

okumak için tıklayınız

Günümüzü Okuyabilmek İçin, Kitle Psikolojisi – Sigmund Freud

Bencil ve yalnız ama birey olma yetisinden yoksun çağımız insanının bizi getirdiği uçurumun başında, ölümlere, savaşlara, acılara ve şiddete alışarak yaşamayı öğreniyoruz. Bunun adına yaşamak denebilirse. Her an yanı başımızda bir bomba olabilir son gördüğümüz. Herkes mutsuz, herkes dünyanın geleceğinden umutsuz. “Artık çok geç” demeden önceki son duraktayız. Atacağımız tek adım bizi kurtaracak ya da

okumak için tıklayınız

Rousseau’nun en çok değer verdiği yapıtı: Toplum Sözleşmesi

Toplum Sözleşmesi 1756-1760 yıllarında yazılmış, 1762’de basılmıştır. Sainte-Beuve’e bakılırsa, Rousseau’nun en çok değer verdiği yapıtıdır bu. Rousseau bu kitabı için, “Epeyi önce, gücümü tartmaksızın yazmaya kalkıştığım, ama o gün bugün bir yana bıraktığım daha geniş bir yapıttan alınmıştır.” diyor. Rousseau’nun yazmayı tasarladığı bu geniş yapıtın adı Politik Kurumlar olacaktı. Toplum Sözleşmesi, taslak halinde kalan bu

okumak için tıklayınız

Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset – Jean-Jacques Rousseau’nun Edebi ve Siyasi Tahayyülü

“Hakikatin çölünde yaşamakla başa çıkamadığımız, giderek hakikat sonrasının nihilizminde kaybolduğumuz, herhangi bir ahlaki edimin ardında hınzır bir zekâ gösterisi olarak çıkar aradığımız, duygusuz ve hesapçı siyasi ve şahsi adımlarımızı ya apaçık bir zorlamayla herkesin iyisiymiş gibi sunduğumuz ya da umursamaz bir pişkinlikle kısmi çıkarımızı maksimize etmenin en insani tavır olduğunu varsaydığımız, iyiye olan inancımızı yitirdiğimiz

okumak için tıklayınız

Gemideki Hayalet / Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu – Sebahattin Şen

Onlar dağlılar, dağ Türkleri, gayrimedeni, Doğulu, geri kalmış, batıl, ilkel, vahşi, feodal, sert insanlar, silah severler, şiddet onların doğalarında var, saf ve masumlar, çocuk gibiler. — Kürtlerin Türk sinemasının perdesinde görülmeye başlamaları 50’li yıllarda “Doğu”nun keşfiyle başlar. O tarihlerden günümüze Kürtler ve Kürtlerle meskûn coğrafyalar Türk sinemasının vazgeçilmez konusu oldu. Ne var ki Kürtler asla

okumak için tıklayınız