Kategori: Tarih

Metafizik, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı

Metafizik, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı 17. yüzyıl, ilahiyatçılar, filozoflar ve edebiyatçılar dışında, ilgileri tüm insanlığa yayılan geniş bir tarihçiler ordusu da yaratmıştır. Ne var ki bunların yazdıkları tarihlerin pek azı ciddi ve tutarlı bir çalışmanın ürünüydü. Amacı geçmişi anlamaktan çok mevcut düzeni savunmak olan bu çalışmalar “tarihî olguları araştırmaya değil, tanzim etmeye” önem veriyor ve bu

okumak için tıklayınız

17. Yüzyıl: Akılcılık, Teoloji ve Tarihçilik

17. Yüzyıl: Akılcılık, Teoloji ve Tarihçilik Büyük metafizik sistemlere ortam hazırlayan 17. yüzyıl, Rönesans ile Aydınlanma yüzyılı arasında bir halka teşkil etmiştir. Dönem aynı zamanda kapitalist ilkel birikim dönemiydi ve mutlakiyetçi rejimlerin yapılandığı bu yüzyılda siyasal iktidarlar “bir iktisadi aktör” olarak sermaye birikimine katkıda bulunmuşlardır. Bu dönüşümü Marx, Kapital’de şöyle betimliyordu: “Kapitalist çağın doğurduğu çeşitli

okumak için tıklayınız

Tarihçi Olarak Leibniz

Tarihçi Olarak Leibniz Leibniz çağının tarih anlayışına doğrudan ya da dolaylı olarak farklı biçimlerde katkıda bulunmuştur. Her disipline ve her konuya yakın bir ilgi duyan filozof, çeşitli çalışmaları arasında tarih araştırmaları yapmaya da fırsat bulmuştu. Bir ara kendisinden Brünswick dükalığının tarihini yazması istenince, seferber olmuş ve yıllarca kaynak toplamıştı. Bu bağlamda Alman tarihinin köklerine eğilmiş,

okumak için tıklayınız

Leibniz, Monadoloji ve Tarih-Yazıcılığı

Leibniz, Monadoloji ve Tarih-Yazıcılığı 17. yüzyılın en ansiklopedik beyinlerinden biri olan Leibniz Almanya’da, Leipzig’e yerleşmiş Slav kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Fakat düşünürün fikir dünyasının zenginliğini daha çok yaptığı seyahatler ve devrinin ünlü düşünürleriyle kurduğu mektuplaşma ağı sağladı. Fransa, İngiltere ve Hollanda’yı kapsayan bu seyahatlerde, Leibniz, özellikle Descartes’ın, Locke’un ve –görüşme fırsatını da

okumak için tıklayınız

Spinoza, Felsefe ve Tarih

Spinoza, Felsefe ve Tarih Spinoza, yaşadığı çağın en ileri kapitalist metropollerinden Amsterdam’da doğmuş ve tüm yaşamını Hollanda’da geçirmişti. Her büyük bilge gibi yaşamını “gerçeği aramaya” vakfetmiş olan bu filozofun ilk ustası da Descartes olmuş ve düşünür, ilk eserini Fransız filozofun sistemini tanıtmak ve tartışmak için kaleme almıştı. Daha önce de işaret ettiğim gibi, Hollanda, 17.

okumak için tıklayınız

Descartes, Makine İnsan ve Tarih

Descartes, Makine İnsan ve Tarih 17. yüzyıla damgasını vuran filozoflardan Descartes, Galile ile aynı fikri paylaşıyordu ve onun için de temel ilke “tüm bilimleri matematikleştirmek” idi. Bu nedenle tarihle uğraşmak da, filozofumuza, “boş bir merak” gibi görünüyordu.[5] Tüm Kartezyenler bu fikri izlediler ve daha sonra Malebranche bu tezi daha da radikalleştirerek, temel eserinde, tarihçiliğe karşı

okumak için tıklayınız

Ekonomi, Matbaacılık, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı

Ekonomi, Matbaacılık, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı Rönesans, 14. yüzyıl Avrupası’nın ticaret ve finansta en ileri ülkesinde, İtalya’da doğdu. Ülkenin siyasal birlikten yoksun olduğu koşullarda, Venedik ve Floransa cumhuriyetleri bu kültür devriminin en ileri karakollarını teşkil ettiler. Ticari ilişkileri tüm Akdeniz’e yayılmış ve biri camcılık, diğeri de dokumacılık merkezi haline gelmiş bu iki cumhuriyetin aynı zamanda kültürde

okumak için tıklayınız

E. Cassirer: Rönesans’ta Tarih ve Felsefe

E. Cassirer: Rönesans’ta Tarih ve Felsefe Rönesans’ı felsefe açısından sorgulayan Cassirer, çözümlemesine, ünlü âlim J. Burckhardt’ın “Rönesans’ı her yandan kuşatan dev tablosunda felsefeye en ufak yer vermediğini” ve bu dönemde de “ilahiyatın egemen olduğunu” düşündüğünü anımsatarak başlar.[7] Kuşkusuz bu düşünce Crocé’nin biraz önce anlattığımız, Rönesans’la ortaya çıkan “seküler kesinti” tezine pek de uygun görünmüyordu. Gerçekten

okumak için tıklayınız

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim Daha önceki sayfalarda göstermeye çalıştığımız gibi, Ortaçağ dünyası, genel hatları itibariyle, aşkın değerlerin (Civitas Dei), yerel değerlere (Civitas Diaboli) egemen olduğu bir ikilem dünyasıydı ve bu dünyada tarihçilik de ilahiyatın aracı durumuna düşmüştü. Oysa B. Crocé’ye göre Rönesans’la birlikte bu “aşkın” dünya anlayışı giderek terk ediliyor ve düşünce dünyevileşiyordu.

okumak için tıklayınız

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi Ortaçağ’da tarih-yazıcılığı, kilise ve siyasal iktidarların koyduğu sınırlar içinde “siyaset bilimi” ve ilahiyat ile etkileşim içindeydi ve toplumsal boyuttan yoksundu. Değeri hayli sonraları anlaşılmış olsa bile, İbn Haldun’un tarih-yazıcılığının tarihi içinde işgal ettiği önemli yer bu alandaki katkısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde büyük Arap düşünürü tarih sosyolojisinin kurucuları arasında sayılmaktadır.

okumak için tıklayınız

Ortaçağ Tarihçileri ve Tarih Türleri

Ortaçağ Tarihçileri ve Tarih Türleri Ortaçağ’da tarih disiplini bizzat o dönemin bilim anlayışına göre dahi “bilimsel” sayılmıyordu; Aristo’nun görüşü yüzyıllar süren bu döneme de damgasını vurmuştu. Ne var ki çeşitli “entelektüel”ler, çeşitli biçimlerde tarihi anlatılar yazmaktan da geri durmuyorlardı. Bu alandaki ürünlere somut olarak eğilirsek yazarlarının bu anlatıları “kronik”, “yıllık” (annales) ya da “tarih” olarak

okumak için tıklayınız

ESKİÇAĞ’DA ŞİFALI BİTKİLER, KİMYASAL İLAÇLAR, ZEHİRLER

ESKİÇAĞ’DA ŞİFALI BİTKİLER, KİMYASAL İLAÇLAR, ZEHİRLER Bilinen en eski tıbbî bitkiler listesi, Shen-Nung’un (İÖ 2700’ler) Ben Cao Jing (Şifalı Bitkiler Kitabı) adlı eseri olup olasılıkla çok daha eski sözel gelenekten derlenmiş bir Çin tıbbî bitkiler metnidir. Sümerlerde hayvansal (süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu vb.), bitkisel (çin tarçını, mersin ağacı, şeytantersi otu, nane, çeşitli ağaçların kök,

okumak için tıklayınız

Neandertal: Soydaşlarımızda Hayat, Sevgi, Ölüm ve Sanat – Rebecca Wragg Sykes

Keşfedildikleri günden bu yana insan türünün en kötü şöhretli üyeleri sayılan Neandertaller, artık geçmişin önyargılarından arınmış, bilimsel teknolojilerin desteğiyle şekillenen yepyeni bir bakış açısıyla tekrar inceleniyor. Fakat tüm bu araştırmalara rağmen hikâyelerinin tamamını öğrenebiliyor muyuz? İngiliz araştırmacı, arkeolog ve yazar Rebecca Wragg Sykes işte bu hikâyeyi enine boyuna anlatabilmek için yola çıkıyor; Neandertallerin, üstlerindeki yırtık

okumak için tıklayınız

Medeniyetin kendisi de daha büyük bir başka tuzak olabilir mi acaba?

Büyük Deney Mantığa vurulmuş saçmalıklardan hoşlanan biri bir keresinde uzmanları, “Hep daha azı, daha azı hakkında hep daha çok, daha çok şey öğrenen, bilen insanlar; sonunda hiçbir şey hakkında her şeyi bilirler,” diye tanımlamıştı. Birçok hayvan son derece uzmanlaşmıştır, bedenleri özgül ekolojik yaşam ortamlarına ve tazlarına uyarlanmıştır. Oysa kısa vadede getirdiği ödüller olsa da uzmanlaşma

okumak için tıklayınız

Gauguin’in Soruları: Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz?

Gauguin’in Soruları Fransız ressam ve yazar (hakkında aktarılanların çoğuna göre deli, kötü ve tanıması tehlikeli) Paul Gauguin Darwin ile diğer Victoria dönemi bilim insanlarının neden olduğu kozmolojik bir baş dönmesinden mustaripti hep. Gauguin 1890’larda Paris’ten, ailesinden ve işi borsa simsarlığından kaçıp tropiklerde yerli kızların resimlerini yapmaya (ve onlarla yatmaya) gitti. Istıraplarla kıvranan ruhların birçoğu gibi,

okumak için tıklayınız

Nazca Çizgileri Neydi?

Nazca Çizgileri Neydi? 1926 Eylülünde, iki arkeolog Peru’nun güneybatısında, Nazca kasabası yakınlarındaki kayalık yamaçlara tırmandı. Perulu Toribio Mejia ve Amerikalı Alfred Kroeber’in amacı yakınlardaki bir mezarlığı görmekti. Sonra, bir an için durup, aşağıdaki düz, taşlık çöle baktıklarında, gözlerine ufka doğru uzanan çok sayıda uzun, doğru çizgiler çarptı. İki bilim insanı da o an için bu

okumak için tıklayınız

Troya Savaşı Gerçekten Oldu Mu?

Troya Savaşı Gerçekten Oldu Mu? Çanakkale’den sadece birkaç kilometre uzaklıkta, Trakya’yı Anadolu topraklarından ayıran dar boğazın Asya yakasında, Hisarlık adlı küçük bir tepe vardır. Heredot, Ksenefon, Plutarkhus ve diğer Yunanlı ve Romalı klasik yazarlara göre, burası Troya’nın, Homeros’un İlyada ve Odysseia’sında geçen Troya’nın bulunduğu yerdir. Klasik Yunanlılar, Homeros’un Troya’yı sahiden görmüş olduğundan emin değillerdi. Buna

okumak için tıklayınız

Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler?

Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler? Yaklaşık olarak İÖ 450’de, Heredotos, bütün hazinesini tüketince, kız kardeşini belli bir miktar getirmesini emrederek, bir geneleve gönderecek kadar soysuz bir firavun olan Khufu hakkında anlatılan bir öyküyü nakletmişti. Sadık kız kardeş denileni yapmıştı. Ama yattığı erkeklerin sayısının dışında, başka bir şeyle anımsanacağı umuduyla, yattığı her erkekten kendisine bir taş

okumak için tıklayınız

Kadınların İktidarı – Adriana Valerio

Kadınların İktidarı – Adriana Valerio Hıristiyanlığa göre tüm inananların eşit olduğunun öne sürülmesine rağmen geç antikçağda yazarlar, kadınların erkeklere göre ikincil konumda olduğu ve iktidarda rol alamayacağı konusunda hemfikirdir. Ancak aristokrat ailelerde ve krallık hanedanlarında kadınlar (eşler ve anneler) naip ve vekil olarak fiili iktidar sahnesinde boy gösterirler ve bu ailelerle hanedanların ekonomik, toplumsal ve

okumak için tıklayınız

İtalya’da trenlerin dakik çalıştığının düşünülmesi büyük oranda faşist iktidarın kurduğu propaganda sisteminin bir ürünüydü.

İtalya’da trenlerin dakik çalıştığının düşünülmesi büyük oranda faşist iktidarın kurduğu propaganda sisteminin bir ürünüydü. Mussolini’nin iktidar yıllarındaki birinci önceliği, İtalyan halkının kalbini ve aklını kazanmak, onları ve dünyanın geri kalanını liberal veya demokratik ilkeler karşısında faşizmin faydalarıyla etkilemek olmuştur. “Toprak için Savaş” yüceltilen bataklık kurutma projesinde olduğu gibi, yeni hükümet bir tür “savaş” olarak adlandırdığı

okumak için tıklayınız