Kategori: Tarih

İslam: Abbasiler ve Fatimiler – Claudio Lo Jacono

Abbasilerin egemenliği 750 yılından, son halifelerinin Moğollar tarafından öldürüldüğü 1258 yılına kadar sürer. Bu beş yüz yıllık dönemde ekonomi ve kültür gelişir, ama el-Mütevekkil’in 861 yılında Türk askerleri tarafından öldürülmesiyle birlikte önü alınamaz bir kurumsal çöküş başlar. Ulusdevletlerin oluşumu olumsuz bir unsur olarak görülebilirse de, hanedan sayısının artmasıyla sanat ve bilim alanlarında yeni ve önemli

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – Nüfus ve İstanbul Halkının Oluşumu

Kentin büyük çoğunluğu Türk ’tür. Ancak İspanya, Portekiz ve Almanya ’dan sürülmüş çok sayıda Yahudi İstanbul ’a yerleşmişti. Esnafın büyük çoğunluğunu da Yahudiler oluşturuyordu. Türkler, Yahudilerden birçok beceri öğrendiler. Hıristiyan nüfusu, temelde, yerli Rumlar, tüccarlar, Venedikliler, Floransalılar gibi ticaretle uğraşanlar oluşturuyordu. Başka ülkelerden gelen az sayıda Hıristiyan, Galata adıyla da anılan, kentin dışında ve Haliç

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – Köleler ve Esir Pazarı 

Türkler için köleleri, sahip oldukları zenginliklerin başında gelirdi. Kölelerin büyük çoğunluğunu Hıristiyan Çerkezler oluştururdu. Diğerleri Gürcistan ’dan, Eflak ’tan, Sırbistan ’dan, Bosna ’dan, Transilvanya ’dan, Slavya ’dan, Macaristan ’dan, Sicilya ’dan, İtalya ’dan ve Ege Adaları ’ndan, kısaca Türklerin egemenliğindeki bütün Hıristiyan ülkelerinden toplanmıştı [POSTEL 34].Türkler, genellikle kendilerine uzun süre hizmet etmiş kölelerini, özgür bırakırlardı.

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – Balık, Öteki Deniz Ürünleri ve Balıkçılık

Türkler pek az balık yerlerdi. Türkler balık ya da diğer deniz ürünlerini pişirmeyi bilmezlerdi. İstanbul ’da Yahudilerin işlettiği özel bir balıkpazarı vardı. Müşterisinin çoğunluğunu Yahudiler ve Hıristiyanlar oluşturuyordu [DERNSCHWAM 125].Belon, Türklerin ve Rumların balığı ete yeğlediklerini, sülün ve kekliğe pek yüz vermediklerini yazıyor. Bu yüzden İstanbul pazarlarında balık çok satılırken, av kuşuna az rastlanıyordu. Sultan

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – Mutfak, Yemek ve Sofra Âdetleri

Bu dönemde Türkiye ’ye gelen tüm Avrupalı gezginler gibi Nicholay da Türk mutfağını inceliksiz ve yalın bulmuş; ne salça çeşidi ne de süsleme zevki varmış. Türkler genellikle koyun eti, keçi ya da dana yiyorlardı. Bunları kızartıyor ya da haşlıyorlardı. Lezzet katmak için kullandıkları tek şey sarmısaktı. Çok az dana eti yiyorlardı. Çünkü danası yanından alınırsa

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – İstanbul ’da Bulunan Besin Maddeleri

İstanbul ’da çok çeşitli sebze bulmak olasıydı. Ama bezelye ve turp yoktu. Lahana çok boldu. Türkler lahanayı yalnızca turşu olarak yiyorlardı. Patlıcanın turşusu da yapılıyordu, dolması da. İki çeşit havuç vardı: biri altın sarısı, diğeri kiremit kırmızısı. Maydanoz boldu, Avrupa ’dakiler gibi lezzetli değildi. Pancarın genellikle salatası yapılıyordu. Hardal tohumu, dövülüp koyun etine lezzet katsın

okumak için tıklayınız

16.Yüzyılda İstanbul – Âfetler: Yangınlar, Salgın Hastalıklar, Depremler, Kıtlıklar

İstanbul ’da çıkan yangınları Yeniçeriler söndürürdü. Bunun dışında özel bir itfaiye ekibi yoktu. Padişahın paralı askerleri olan Yeniçeriler yangın söndürmeyi savaşa gitmek gibi onurlu bir görev sayarlardı. Yangın çıktığında, atla ya da yaya olarak koştururlardı [DERNSCHWAM 62-63].Gerlach ’a göre Yeniçeriler yalnızca yangınlarda değil, başka olaylarda da çevreyi yağmalıyorlardı. II. Selim, 22 Aralık 1574 ’te ölüp

okumak için tıklayınız

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin 1720-1721 Yılı Paris Sefâretnâmesi: KADINLARA GÖSTERİLEN İTİBAR VE KANAL ÜZERİNDE YOLCULUK

Sağ ve solumuzdaki halkı seyrederek davet ettikleri yere geldik. Bizim için hazırladıkları saray, meğer şekerhâne imiş. Bu büyük iş yerine bir kaç yüz kese para harcandığı anlaşılıyordu. Şehrin ileri gelenleri, zabit ve kumandanlarıyla birlikte, ellerinde şekerlemeler, hatırımızı sormaya geldiler. «Gelişinizden pek memnun kaldık, bizleri sevindirdiniz.» diyerek yakınlık gösterdiler. Biraz sonra da kadınlar onar, on beşer kişilik gruplar halinde gelmeye başladılar. Kadınların

okumak için tıklayınız

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin 1720-1721 Yılı Paris Sefâretnâmesi: YOLA ÇIKIYORUZ

Bizden istenenlere mümkün olduğu kadar uymaya çalışarak gideceğimizi vâdettik. Rebiülevvel ayının 26. Cumartesi günü sabah erkenden gemiye binip, yola çıktık. Furontinan’a geldiğimizde gemiden inip, beklemekte olan arabaya binerek doğruca bizim için hazırladıkları eve geldik. Biraz bekledik, az sonra öteden beri tanışmak istediğimiz beyzade büyük bir ihtişam içinde yanımıza geldi. Biz de, mümkün olduğu kadar merasime uyarak, beyzadeyle karşılıklı sandalyelere oturduk. Biraz sonra beyzade

okumak için tıklayınız

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin 1720-1721 Yılı Paris Sefâretnâmesi: SETE KALESİ VE KARANTİNA GÜNLERİ

Ertesi gün Tulon idarecileri arasında bizim Fransa başkenti Paris’e gitmemiz konusu görüşüldükten sonra, cevap olarak: «Provence’de hastalık salgın halini aldığından, yollar kapanmış ve yiyecek temini oldukça güçleşmiştir. Çünkü halk yerini yurdunu terkederek başka yerlere göç ediyor. Paris’e gidip gelen habercilerimiz bile hastalık olan bölgeden geçmemek için kenar vilâyetlerden dolaşarak en uzun yoldan geliyorlar. Bu yüzden sizlerin iyiliğiniz gözönünde tutularak bize şöyle bir

okumak için tıklayınız

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin 1720-1721 Yılı Paris Sefâretnâmesi: YOLCULUK

YOLCULUK Cuma gecesi hava, bulut, fırtına ve yağmurla karmakarışıktı. Lapseki’yi bir saat gerilerde bırakmıştık, kaptan tam yemeğe oturduğu sırada bir de ne görelim: Kalyon ağır ağır kıyıya yanaştı ve karaya oturuverdi. Bu manzara karşısında biz Fransa yolcuları öyle perişan olduk ki, o dakikalardaki mânevi bozgunu burada anlatamam. Neyse biraz sonra çevreden yardım istemek zorunda kaldık. «Bunca feryat edip duruyorum, fakat

okumak için tıklayınız

Dört bin yılın “paralel” tarihi

1995 yılında hayatını kaybeden Alf Henrikson, yazar, şair ve çevirmen kimlikleriyle tanınan, hayli üretken olmuş bir isim. İlk kez 1978 yılında yayımlanan eseri Dünyanın Paralel Tarihi/4000 Yıllık Tarihin Zaman Çizelgeli Bir Kroniği ise onu dünya çapında tanınan bir yazar haline getirmiş çalışmalarının başında geliyor. Yıllar içerisinde dünyanın pek çok yerinde yapılan yeni baskılar boyunca sürekli geliştirilen ve

okumak için tıklayınız

KOLOMB ÖNCESİ AMERİKA’DA AŞK-ÖLÜM RİTÜELİ

Kuzey Amerika’nın öldürülen ve insana yiyecek olmak üzere ekilen kutsal varlık mitologemiyie ilgili en tanınmış örneği Büyük Göller yöresinin Ojibwaylarına aittir. 1820’lerde genç ABD hükümetinin memuru Henry Rowe Schoolcraft (1793-1864) tarafından kaydedilmiş ve Longfellow’un Hiawatha Şarkısı’na esin ve kaynak olmuştur. Schoolcraft’ın karısı hıristiyanlığı kabul etmiş bir kızılderiliydi ve karısının bazı akrabaları hiç değişmemiş vahşilerdi. Mitosların

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerin Cermen, Kelt ve Pagan Kökenleri

Cermen, Kelt ve Pagan kökenli isimler Anglo Sakson kültürün atası olan Cermen kültüründen, Kelt ve Viking kültürleri ile Pagan dönemden günümüze kadar ulaşan bazı çok popüler isimler var. Ortaçağ Avrupasında Cermen erkek isimleri oldukça popüler hale geldi. Öyle ki 1200 – 1700 yılları arasında Anglo-Sakson erkelerin yüzde 80’inden fazlasının isimleri, Henry, Robert, William, Richard, Thomas

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerde Peygamber İsimlerinin Kökenleri

Bunların belki de en popüleri olan John İslam kültüründe ‘Yahya’ diye adlandırılan isim. İngiliz veya Amerikalı John, Leh ya da Flemenk Jan, Alman Hans, Fransız Jean, İtalyan Giovanni veya Gianni, İspanyol Juan, Fin dilinde Johannes ya da Joni, Slav dillerde İvan, Jan ve İvo, Keltik dillerde Sean veya Shawn, Portekizli João, Yunan Yannis veya İoannis

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerin Antik Latin ve Yunan Kökenleri

Antik Latin ve Yunan kökenli bazı ünlü isimler Bizim ‘İskender’ dediğimiz ismin karşılığı olan Alexander veya Aleksander bunların en ünlüsüdür. Yunanca ‘halkın muhafızı’ gibi bir anlamı var. Büyük İskender ile çok erken çağda küresel şöhret yakalamış bir isim. Alex, Lex gibi kısaltmalara uğrar. İskoç versiyonu olan ‘Alec’, İspanyol versiyonu olan Alejandro’nın yanı sıra Alexandria (İskenderiye)

okumak için tıklayınız

Giambattista Vico, Tarihsel Akıl ve Tarih Felsefesi

Aydınlanma yüzyılında İtalyan düşünürü Giambattista Vico (1668-1744) anakronik ve biraz da paradoksal bir yer işgal ediyor. Gerçekten de Vico, yaşadığı çağla uyum içinde olmayan, hatta ona karşı bir tepki teşkil eden bir sistem geliştirmişti. Günümüzde İtalyan filozofu, temel fikirleri itibariyle çağını aşmış, bir ayağı 17. yüzyılda kalırken, diğeri 19. yüzyıla uzanmış bir düşünür görünümü sergiliyor.

okumak için tıklayınız

Kâtip Çelebi, Descartes ve Ötesi

Kâtip Çelebi, Descartes ve Ötesi Kâtip Çelebi (ölümü 1657) ve Descartes (ölümü 1650) aynı yıllarda yaşamış, çağdaş iki düşünür idiler; fakat hiçbir zaman bir araya gelmemiş, hatta hiçbir şekilde birbirlerinden haberdar olmamışlardı. Yine de giderek farklılaşan iki toplumsal ortamın ve kültür geleneğinin bu önemli iki figürünü karşılaştırmak (metodolojik olarak tartışmalı görünse de) bazı açılardan aydınlatıcı

okumak için tıklayınız

Montesquieu, Siyasal Rejimler ve Tarih

Montesquieu, Siyasal Rejimler ve Tarih Montesquieu bir filozof değildi ve sistemli bir felsefe geliştirmemiştir. Düşünce tarihinde daha çok “siyaset bilimi”nin kurucusu olarak kabul edilir ve bu görüş, 19. yüzyılda Auguste Comte, Durkheim gibi düşünürlerin de paylaştığı genel bir kanı haline gelmişti. Montesquieu’nün tarih felsefesi ve tarih-yazıcılığına etkileri de bu nedenle doğrudan değil, dolaylı bir biçimde

okumak için tıklayınız

Osmanlı-İslam Dünyası: Kâtip Çelebi, İlahiyat ve Tarih

Osmanlı-İslam Dünyası: Kâtip Çelebi, İlahiyat ve Tarih 17. yüzyıl, Avrupa için olduğu gibi Osmanlı toplumu için de bir dönüm noktası oldu ve Batı’daki sosyoekonomik gelişmeler bu dönüşüm için de belirleyici bir rol oynadılar. Çok genel hatlarıyla bu karşılıklı etkileşim şöyle özetlenebilir: Batı’da kapitalizmin itici güçlerinden yün dokumacılığının hayvancılığı teşvik etmesi ve hububat ihtiyacını artırması Doğu’da

okumak için tıklayınız