Değerler, fiyatlar ve Bortkiewicz – Suat Kamil Aksoy

Bu yazıda fiyatların değerlerden sapmasını ele alacağız. Matematikçi Bortkiewicz’in, fiyatların değerlere dönüşümü ile ilgili cebirsel çözümlemesini değerlendireceğiz. Marks’ın fiyatların değerlerden sapması hakkındaki vargısının dolaylı sonuçlarını hesaplamaya çalışan Bortkiewicz bazı aykırı sonuçlar elde etmiştir. Hataları ayıklamaya çalışacağız.
Hatırlarsak; fiyatlar arz ve talep dengesindeki değişimler sonucunda dalgalanabilmekteydi. Değer belirlenimi, kendisini yeterince uzun bir dönemdeki ortalama fiyatlar ile ortaya koymaktaydı. Bu koşullarda somut bir durumda fiyatlar, değerlere hep rastlantısal bir mesafede yer alacaktır. Arz ve talebin dengede olduğu varsayımsal bir durumda fiyatdeğere eşitlenecektir. Fiyatlarda arz ve talebin etkisi ile oluşan dalgalanmalar bu yazıda konumuz değil. Sapma derken tamamen başka bir noktaya bakmaktayız…

Marks’ın değer analizi doğal olarak fiyatlardan hareket etmez. Biz fiyatların değerlerle denk olduğu varsayımıyla düşünürsek tüm söylenenler fiyatlar için de geçerli olur. Ancak kapital boyunca hep değerlerden konuşulduğunu yine de unutmamalıyız. Değer analizi bizi, sermayenin mantığı gereğince, meta fiyatlarının, kendi değerlerinden sapmak zorunda olduğu sonucuna ulaştıracaktır. Sapma, sermayenin değer bileşiminin, ya da organik bileşiminin her özel alanda değişik olmasından kaynaklanır. Her alanın barındırdığı sermayeye oranla ürettiği artı değer farklıdır. Çünkü her farklı sermaye kendi büyüklüğü ile orantılı olmayan farklı farklı niceliklerde emeği harekete geçirir.

Eğer kar oranı her alanın artı değer üretmesine göre değişik olabilseydi, aynı anda çok çeşitli ve epeyce farklı kar oranları mümkün olurdu. Serbest rekabet ortamında böyle birşey pek olası değildir. Her sermaye sahibi, kendi işletmesinde çalıştırdığı emeğin ürettiği artı-değeri kar olarak talep etseydi, bu kapitalizm açısından adaletsiz olurdu. Zaten böyle varsayımsal bir durumda emekçiler kimsenin gözünün yaşına bakmadan, ürettikleri artı-değeri talep ederler ve böylelikle konunun tüm gizemi ortadan kalkardı.

Problem, yani her sermayenin eşit artı-değer üretmeyişine karşın, eşit kar üretmek zorunda oluşu, tek bir şekilde çözümlenebilir. Çözüm fiyatların değerlerden farklılaşmasıdır. Bu çözümün oluşmadığı bir ortamda devreye girecek dengelenme mekanizması ise gayet basittir.

Bir üretim dalındaki kar bahsi geçen sebeple yüksek olursa, bu üretim alanına sermaye akımı olur.Bu ise fazla arz demektir ve arz-talep dengesi bozulur. Dengenin kurulabileceği nokta, kar oranı yüksek üretim alanındaki metaların fiyatlarının değerlerinin altına düşmesi sonucu, fazla kar miktarının ortadan kalktığı noktadır.
Hem arz ve talebin dengede olması, hem de sermayelerin eşit kar elde etmeleri zorunludur. Zorunlu olmayan tek şey fiyatların değerlere eşit olmasıdır. Pratikte de zaten bu olmaktadır. Her sermaye, öteki sermayelerle eşit pay talep eder, sermayenin cansız varlığının, kapitalistte kişileştiğini biliyoruz. Sermaye bu konuda gayet titiz bir bilince sahiptir. Ötekileri hep gözler. Eşitliğin bozuldğunu hissettinde bunu telafi edecek çareler arar. Bulduğu çare ürettiği ürünün fiyatını artırmak şeklinde ya da bulunduğu üretim dalından kaçmak şeklinde olabilir. Ne olursa olsun bir çare bulunur. Biz şimdi kar oranının yüzde 10 olduğu bir duruma bakalım. Bir sermaye kullandığı emek yoğun üretim gereğince yüksek bir artı değer üretiyor olsun. Örneğin 100 sermaye ile 50 artı-değer ve 10 adet ürün elde edilsin. Her ürün 15 TL değere sahip olur. Bu ürün piyasada maliyet üzerine yüzde 10 kar eklenerek 11 TL fiyattan satılabilecek, artı değerin kalan kısmı ekonomiye dağılacaktır. Aksi bir durumda, yani ürün 15 TL fiyattan satılırsa, bu karlı üretim alanına sermaye akımı olması kaçınılmazdır ve bu bir kaostur. Piyasada problem böyle bir kaosa izin vermeksizin çözümlenir. Rekabetin sonucu önceden belli olduğu oranda, rekabete gerek kalmaz. Zaten çoğu durumda iktisadi sürecin bir sonucu olarak fiyat verili durumdadır. Emek yoğun üreticimiz malının değerinin zaten farkında değildir. O piyasada fiyatın 11 lira olduğunu bilir ve yüzde 10 kar edebileceğini hesaplar. Daha çok kar etmek için yapabileceği tek şey ürettiği malı 10 değil 9 liraya maletmektir. Herkes aynı beceriyi göstermeye başladığında ise piyasa fiyatı 11 TL den 9,9 TL ye düşecektir. O gün gelene kadar elde edeceği ekstra kar onu yeterince tatmin edecektir.

Kar oranı toplam ekonomik faaliyetin bir sonucudur, ama tüm aktörlerce önsel bir veri olarak algılanır. Bu algı sürekli olarak üretim dallarındaki beklentileri belirler. Bu sürecin iç belirsizliği bir olgudur ve günümüz para sistemi açısından bazı sonuçlar üretir. Para sisteminin merkezinin, daha açığı merkez bankasının davranışları parantez dışına alınırsa, yani etkileri dışta tutulursa, belirsizlik enflasyon veya deflasyon olarak ölçülebilen sonuçlar üretir. Değişkenlik belirsizlik ve uyum süreçlerinin şiddetinin artması anlamına gelir. Üretimdeki stabilite belirsizliği azaltır. Ancak değişim Ve yenilikler süreklidir ve bu, kar oranlarında değişimlere yol açıyorsa belirsizliğin şiddeti artar. Bu açıdan enflasyon ve deflasyon nesnel bir yan taşır. Belirsizliğin arttığı devrelerde, dengelenme sürecinin ürünü olarak oluşabilir. Ancak kar oranı dışında sektörel değer dalgalanmaları sürekli olarak vardır. Bunlar şu ya da bu düzeyde enflasyon-deflasyon salınımı yaratabilir. Üretkenlikteki artışlar değer düşüşlerini beraberinde getirir, bu düşüşler fiyat düşüşleri haline gelmediklerinde, değerini koruyan ürünlerde bir fiyat artışı şeklinde etki yaratırlar. Bu istihdam yaratmayan büyüme ile birlikte görülen enflasyon olgusunun temel nedenidir. Toprak kökenli ürünler değer düşüşlerine karşı daha dirençlidir ve bazen de değer yükselişleri gösterebilirler. Bu durum para değerinde bir düşüş olmaksızın bir enflasyon yaşanmasına neden olur.
Tam tersine genel değer düşüşleri, fiyat düşüşleri halini almayabilirler. Bu ise enflasyon olmaksızın para değerinde düşüş olması ve bunun hissedilememesi demektir.
Konu teorik olarak ele alındığında bu belirsizlikler yok sayılabilir.
Tek tek ürünlerin kaynaklandığı üretim alanlarının sermaye bileşimlerinin çok çeşitli olabileceğini herkes kolayca teşhis edebilir. Organik bileşimi düşük sermayeler kendi kitlelerine oranla daha çok artı değer üretirler. Böyle sermayeler yarattıkları artıdan kitleleri oranında pay alırlar ve ürünlerinin fiyatı değerinden düşük olur. Organik bileşimin yüksek olması halinde ise tam tersi olur. Bu durumda toplam ürün kitlesinin bir kısmı değerinin altında bir kısmı üzerinde fiyatlara sahip olur. Buradan yola çıkılarak Marks’ın üretim araçları ve tüketim araçları departmanları ayrıştırmasına ilişkin matematiksel düzeltme ihtiyacı doğacağı haklı olarak düşünülecektir. Örneğin tüketim araçları departmanı eğer organik bileşim açısından düşükse, yani emek yoğun ise bu departmanın toplam fiyatının değerinden düşük olacağı rahatlıkla söylenebilir. Daha ötesi s+d+a bölümlemesinde her bölmenin fiyatlarının değerinden aynı anda sapabileceği gayet açıktır. Örneğin 80+10+10 olan bir değer bileşiminin, örnek olsun;83+8+9 şeklinde bir fiyat bileşimi olarak görünebileceği rahatlıkla söylenebilir. Marks konuya değinmiş, ama tahlillerin sonucunu değiştirmeyeceği için ayrıntıya girmenin gereksiz olduğunu belirtmiştir. Sonradan konunun epeyce ayrıntılı olarak ele alındığını ise biliyoruz. Bortkiewicz bir matematikçi olarak olağan bir cebir bilgisi ile çözülemeyecek olan problemi doğru bir biçimde çözmüştür. Problemin, çözümün, ve varılan sonucun köklü bir eleştiriye ihtiyacı olduğu ise kesindir.
Eleştiriden önce yukarıdaki örnekte 80+10+10 ile 83+8+9 toplamının eşit olduğunu hatırlatalım. ilki değer ikincisi fiyattır. Ancak biz her ikisini de TL olarak belirtebilmekteyiz. Buradaki mantık basittir. Değer emek zamanıdır, ama toplam ürünün fiyatında ifadesini bulur. Bu yüzden değer ve fiyat bileşimlerini para ile ifade etmekle yanlış birşey yapmış olmayız. Verdiğimiz rakamların devasa bir ekonominin parametreleri olduğunu ve fiyatlara dönüşüm işleminin maddi bir süreç olduğunu düşünürsek bu işlerin gerçek hayatta bizim burada yaptığımız gibi matematik kesinliği ile yürümeyeceğini tahmin edebiliriz. Sürecin sonucu parasal olarak pekala örneğin 91+9+10=110 TL de olabilir. Burada Marks’ın tüm eseri boyunca para değerini sabit kabul edeceğini en baştan belirttiğini hatırlamalıyız. Eğer dönüşüm sonrası toplam fiyat 100 den 110 a çıkmış ise, bu para değerinde yüzde 10 oranında bir düşüşten yani enflasyondan başka birşey değildir. Bu gerçek anlamda bir enflasyondur. Gerçek anlamda diyoruz, çünkü bazı durumlarda para değerinde düşme olmasına rağmen, fiyat değişmez ve bir enflasyon da gözlenmemiş olur. Emek üretkenliğinin artışı sonucu eskiden 1 saatte 1 ürün elde edilirken, artık 2 ürün elde ediliyorsa ve ürünlerin fiyatlarında herhangi bir değişim olmuyorsa, para değeri gerçekte düşmüş olur. Buradaki para değeri emek zamanı ile ölçülen değerdir. Bu değer düşüşü Fiyat enflasyonu yaratmaz. Bizim yukarıdaki örneğimizde, fiyat enflasyonu tam olarak para değerindeki düşüşü göstermektedir. Anlaşılacağı üzere para değerindeki düşmenin fiyat enflasyonu olarak ortaya çıkması zorunlu değildir. Böyle durumlarda eğer emisyon artışını telafi eden ek nedenler yok ise, bir emisyon artışı yaşanmasına rağmen, bunu açıklayabilecek bir enflasyonun gözlenememesi durumu ile karşılaşılacaktır.
Bortkiewicz hakkında birşeyler söyerken, burada onun cebirsel çözümünün ayrıntılarına girmeyeceğiz. Bugün bizim elimizde bilgisayar ve hesap tablosu gibi bir olanak olduğu için, değerlerin, fiyatlara dönüşümü problemini otomatik olarak çözen bir hesap tablosuna başvuracağız. Bu tabloya yazı ekinde yer veriyoruz.
İlk eleştirimiz, departmanlar arası değer dağılımı ile bunun fiyatlar şeklinde yansımasının ortaya çıkarılmasının nesnel gerçeklikte hiçbir değişiklik yaratmayacağının unutuluyor olmasına yöneliktir. Nesnemizin yani değerin, hareketinin yansımaları, yani fiyatlar, gerçek hareketi, ne derece başka gösterirse göstersin, nesnemiz kendi hareketinin mantığı ile ilerleyecektir. Yansımalar sadece bunu ifade ederler. Dolayısı ile yansımalar üzerinde bu derece gürültü yapılması bir yerden sonra şüpheli hale gelmektedir. Sermayenin gerçek hareketi değer bileşiminin hareketidir. 80+10+10 değer bileşiminde artı değer birikime yönlendirilseydi, gelecek döneme ait toplam üretim 100+10=110 olurdu. Fiyatlara dönüşüm sonucunda kar rakamının 9 olması birikimin de böyle olacağı anlamına gelmez. Yapılması gereken tek şey yeni değer bileşimi olan 88+11+11=110 rakamlarının fiyatlara dönüştürülmesidir. 83+8+9 olan fiyat bileşimi sadece 9 TL niceliğinde bir birikime olanak tanırken, gerçekte birikim 10 TL olacaktır. Değer bileşimi, fiyat bileşiminin elverdiği birikimin aşılması ile kendisini gösterecektir. s+d toplamı, hasıla yada katmadeğer olarak biliner ve büyümenin izlendiği temel parametrelerdendir. Yukarıdaki örneğimizdeki 20 TL değerindeki hasılanın, kendisini 12 ile 22 TL arasındaki bir fiyat ile ifade etmesi mümkündür. Organik bileşimin tedrici değişimi ile bu fiyatların 14 iken yüzde 50 artış ile 21 e çıktığı varsayımsal bir durumu düşünelim. Kar oranı ve genel organik bileşim değişmemiş olduğu halde bir büyüme gözlenmiş olacaktır.
Bütün bu türden süreçler, genel organik bileşim değşimleri ve emek üretkenliğinin artışı gibi parametrelirin de dahil olması ile anlaşılmaz ve karmakarışık hale gelecektir. Bu karmaşanın yanında, bizim dönüşüm problemimiz bütün zorluğuna karşın, basit kalacaktır.
İkinci eleştirimiz, tek tek ürünler açısından organik bileşim farkları bariz olsa bile üretimin ana bölmelerinde, yani s+d+a bölmelerinin herbirinde böylesi farklar oluşma olasılığının düşük olmasına ilişkindir. Çeşitli yönlerdeki sapmaların birbirlerini telafi edecekleri ve tartışılan türde problemlere pek imkan doğmayacağı çok daha yüksek bir olasılıktır. Bu ikinci eleştirinin bir alt başlığı ise a ile ifade edilen artı-ürün bölmesine ilişkindir. Artı-değer bölmesi esas olarak s ve d şeklinde yatırıma tabi olacaktır. Bu yüzden s ve d departmanları ile organik bileşim açısından zorunlu bir iç uyuma sahiptir. Binlerce çeşit meta ve hizmetin departmanların organik bileşimlerini eşitleyecek şekilde bir sonuç üretecekleri en olası durumdur. Girilen ayrıntı bir bakıma mükemmelliyetçi heveslere işaret etmektedir. Marks’ın s+d+a bölümlemesi yaptığı analizi konu dışı durumlardan ayrıştırmak üzere epeyce indirgenmiş haldedir. Fiyatların Değerlerden sapmasında örneğin sabit sermaye dağılım farkları da vardır. Daha ötesi rantlar vergiler ve sermayenin devir hızı konuya dahil edilmemiştir. Dolayısıyla fiyatların değerlerden sapması için organik bileşim dışında da etkenler vardır. Ancak sapmaları kavramak için diğer etkenlerinde konuya dahil edilmesine gerek yoktur. Murat edilen şey değerlerin fiyatlardan sapmasıyla kar oranları eşitliğinin sağlanabildiğinin anlaşılmasıdır. Departman bölümlemesi esasen üretken tüketim ile değer aktarımının bir ifade yoludur. Yapılan analiz açısından tali konulara girilmekle yeni sonuçlara ulaşılması olasılığı yoktur. Yeni sonuçlara ulaşılamayınca, ancak yeni sonuçlar uydurulmuştur.
Üçüncü eleştirimiz tam da bu noktadadır. Bortkiewicz’in çözümünün sonuç rakamları yanlıştır. Cebir yoluyla ulaşılmış sonuçlar 0,875 katsayısı ile çarpıldığında doğru olabilmektedir. Bu durum Bortkiewicz’in problemin zor ve cebirsel yönüne ilişkin başarısına da işaret etmektedir. Bortkiewicz karmaşık bir cebir problemini çözme başarısına dayanarak bazı koşullarda fiyatlar toplamının, değerler toplamından sapabileceği gibi gayet yakışıksız bir sonuç üretmiştir. Marks’ın üretimin toplam fiyatının değerine denk olduğu önermesi, değer kuramının doğrudan bir sonucudur ve matematik marifeti ile ortadan kaldırılamaz. Bortkiewicz matematiğin en temel prensibini, yani değişkenlerin oluşturulan formüldeki yerlerine doğru olarak konulması prensibini bozmuştur. Matematikte tek bir değişken konusunda yanılırsanız, çözdüğünüz problem ne kadar karmaşık olursa olsun sonuç mutlaka yanlış olur. Değer analizi açısından toplam değerler toplam fiyatlara eşittir. Halbuki Bortkiewicz bunun yerine artı değeri, karlara eşitlemiştir. Marks artı değer ile karları (yani rant, faiz, kar ve vergi) eşit saymaktadır. Ancak bu denklikte değer ve fiyat açısından bir denkleştirme yoktur. Marks değerler bağlamındaki bir eşitliği kasteder. Yoksa artı-ürünün, fiyatların değerlerden sapması olgusundan muaf olduğunu söylemesi gerekirdi. Bu ise bir tutarsızlık olurdu. Bu açıdan tüm departmanlar değerlerinden sapan fiyatlara sahip olabilir. Artı-ürün kendi değerinden düşük bir fiyata sahip olursa, kar oranının ve kitlesinin, değer bileşimindekine göre daha düşük olacağı besbellidir.

Hesap tablomuzda Bortkiewicz’in değerler için kullandığı rakamlar kullanılmıştır.
Beyaz rakamlar formül bölgesidir. Kırmızı hücredeki rakamla emekgücü kitlesi belirlenebilmektedır. Sağdaki mavi parametreler hizalarındaki departmanların organik bileşimleri, solda bulunanlar artı değer oranı ve genel organik bileşim içindir. Bu parametreler değiştirilerek başka olasılıklarda hesaplanabilir. Uyulması gereken tek kural departmanların organik bileşimlerinin birini yükseltirken, diğerini düşürmek gerekmesidir. Zaten bu tablonun bulmak istediği şey organik bileşimler farklılaştığında durumun ne olduğunun anlaşılmasıdır.
Tablomuzda Bortkiewicz’in ulaştığı fiyat bileşimi rakamları da yer almaktadır. Cebirsel çözüm konusu, bu satırların yazarının matematik bilgisini aşmaktadır. Hesap tablosunda yer alan formül ve eşitliklerin kurulması ise karmaşık bir iş değildir. Hesap tablosunda her departmandaki kar oranı farklıdır. Tablo kar oranlarını eşitleyecek şekilde departman fiyatlarını değiştirmektedir. Her departman bir diğerine ürünleri ile girdi yaptığı için, bir tarafın fiyat değişimi öbür tarafı etkilemektedir. Hücrelerdeki formüller ve denklikler tüm etkilenmeleri hesaba katarak nihai sonucu vermektedir. Tablomuzda yer almasa da aynı mantık çerçevesinde işlemin tersini yapmak, yani fiyatları değerlere dönüştürmek de olanak dahilindedir. Aslında pratikte fiyatlar bilinmektedir. Bu yüzden somut ekonomik değerlendirmeler yapmak için fiyatların değerlere dönüşümü konusunun ilgi çekmesi gerekirdi. Yazımızın konusu açısından bugün itibariyle en kapsamlı yanıtı dile getirmiş olduğumuz kanaatindeyiz. Elbette eleştiriye açığız. Buradaki fikirlerin aksini kanıtlayanların fikirlerini hemen benimseyeceğimizi ve yazı içeriğini de bu yönde hemen düzelteceğimizi tekrar hatırlatıyoruz.

Dr. Suat Kamil Aksoy

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Ergani?ye Güzelleme – M. Şehmus Güzel

Makam Dağı, Ergani?nin hemen kuzeyindedir. Diyarbakır?ın bu şirin kasabası Makam?ın eteklerinden Hilar?a doğru yayılır : Dağ?dan ovaya. Dağ?dan nehire. Makam...

Kapat