Gölgelerde gezinen bir yazarın ayak izleri

Sevgili Halil Kardeş (Köye Mektuplar) kitabında yer alan birçok ayrıntı, Türk edebiyatının pek bilinmeyeni Yusuf Atılgan hakkında ilginç bilgiler barındırıyor.”

Kuşkusuz yazma eylemi; sıradan kelimelerin yan yana getirilerek, onların bambaşka an-lamlarla harmanlandığı bir anlatım sanatı olmanın yanında, belki de okurla yapılan bir hasbihâldir. Ama bunu yaparken ele alınan konunun, mekânların, o mekânlarda yaşanılanların ayrıntılı bir biçimde aktarılmasının, metnin gücünü oluşturmadaki payı yadsınamaz. Edebiyat yapıtının olmazsa olmazları arasında bir tanesini var ki, onu diğerlerinden birkaç adım önde saymak abartı olmaz; karakter oluşturmak.

Hiç kuşkusuz bunu ya-parken karakterlerin gerçeklikle bağlarını korumaya çalışan yazar, okuruyla yaptığı sohbette hep daha inandırıcı olur. Öyküleri ve biri yarım kalmış üç romanı (Aylak Adam, Anayurt Oteli, Canistan) ile hakkında çok az şey bilinen, edebiyatımızın adeta kapalı kutusu sayabileceğimiz Yusuf Atılgan?ın roman karakterlerini oluştururken hem kendini hem de tanıdığı insanları metinlerine konu ettiğini, geçtiğimiz aylarda yayınlanan mektuplarından anlıyoruz. Arkadaşı Halil Şahan’a 1980-88 yılları arasında yazdığı mektuplar ?Sevgili Halil Kardeş? adıyla Burak Fidan editörlüğünde, Edebi Şeyler yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Kitaba yazdığı ve Yusuf Atılgan hakkında bizlere mektuplardan çok daha fazla ayrıntı veren sunuş yazısında Halil Şahan; yazarın sevdiği, dostluk duyduğu insanların hatırını sorduğunu, ama bunu köylüler gibi yapmadığını vurgularken, ?Kısacası Yusuf Abi bu konuda Aylak Adam?ın C.?si gibiydi. İçtenliksiz bulduğu kalıp davranışlardan sakınırdı? diye yazarak, onun kendi romanındaki karakterle benzerliğini dile getiriyor. ?Ağırbaşlı, incelikli, hatta oldukça çekingen? olarak tanımladığı Yusuf Atılgan?ın, Anayurt Oteli?nin başkarakteri olan Zebercet?le olan benzerliklerinin de bulunduğunu anlatan Halil Şahan, yazarın yakınlarına ?Ben Zebercet?im, onu ölümle yaşam arasındaki sınırı aştığım bir dönemde yazdım? dediğini de belirtir.

Yusuf Atılgan?ın komünistlikten hüküm giyip askeri öğretmenlikten atılınca gelip yerleştiği köyü olan Hacırahmanlı?ya, öğretmen Halil Şahan ?aslında köy değil, orta ölçekli bir Ege kasabasıydı? diye tanımlar. Atılgan?ın köyü olan Hacırahmanlı aynı zamanda onun yapıtlarında yer alan karakterlerin de yaşadığı bir yer gibidir. Şahan?ın sunuşunda Atılgan?ın roman ve öykülerindeki karakterlerin ve olayların izini sürmek de mümkün oluyor. Yusuf Atılgan?la 1973 senesinde, annesinin ?Delibozuk Cevat? dediği Manisalı ?Savcı Cevat Abi? aracılığıyla tanışan Şahan, Savcının ?Yusuf Abi?nin son romanı yayımlanmak üzere. Ula?da geçen bir olayı da anlatacak. Mahkeme tutanaklarını ben verdim? dediğini aktarır. ?Savcı Cevat Abi?nin sözünü ettiği olay, Ula?da işlenen bir cinayetti. Birisi gerdek gecesinde gelini öldürmüştü. Cevat Abi, çocukluğundan beri tanıdığı Yusuf Abi?ye bu olaydan söz etmiş, o da ondan mahkeme tutanaklarını istemiş. Söz konusu cinayetin duruşması Anayurt Oteli?ndedir. Zebercet, temizlikçi kadını öldürdükten sonraki günlerin birinde adliyeye gidip bir duruşma izler. Bu duruşma romanda Manisa Adliyesi?nde geçer, ama gerçek olay Ula?daki cinayettir.? Halil Şahan Atılgan?la tanıştıklarında ona öğretmen olduğun, iki yıldır başka bir yere atanmayı beklediğini söyleyince Atılgan da kendi köyünü, Hacırahmanlı?yı önerir. Bunun üzerine Şahan yazarın önerisini dikkate alarak burayı ister ve tayin edilir. Köye gelip yerleştikten sonra ?sağı solu kollayıp durmasına? karşın ?Yusuf Abi?ye rastlayamaz, hatta geçimini çiftçilikle sağlayan bir adamın bu kadar uzun tatil yapabilmesine de şaşırır. İşte o sıralarda Yusuf Atılgan?ın bir başka karakteri ile karşılaşır. ?Bir gün bana yakınlık gösteren ufak tefek bir adama ki bu adam Korkut?a Masal?da Arnavut Mustafa diye geçiyor; ?Yusuf Bey nerede acaba?? diye sordum.? ?Gülüştüler. Selim üstüne yürüyünce kaçtı.? diye anlatıyor bu adamı Yusuf Atılgan Korkut?a Masal?da: ?Bu kısa boylu, yaşlıca adam yıllar önce ir yaz günü harmandan buğday çuvallarını arabaya yükleyip eve getirdiğinde ü, karısı ?bunlar benim tarladan mı?? diye sorduğu için artık karısının tarlalarını işlemeyen Arnavut Mustafa?ydı.?

Yazarın köylülerin yaşamöykülerine ilgi duyduğuna, tanışıklıkları boyunca birçok kere tanıklık ettiğini belirten Halil Şahan, sunuş yazısında bu konuda şu deneyimlerini paylaşır: ?Bir başka gün aynı yerde, yanımıza otuz yaşlarında, kıpır kıpır biri geldi. Yusuf Abi?yle senli benli konuşuyordu. Gittikten sonra ?Kilit?in Hayrullah!? dedi. ?Korkut?a Masal?daki mi?? (?) Yusuf abi köydeki birçok yazınsal kişisini tanıttı bana. Boncuk Osman?ı, Danacı?nın İsmail?i, İbram oğlu İbram?ı, Yanar?ı vb. Bu konuda beni asıl şaşırtan ise, bu kişilerle yazınsal kişilikleri arasındaki benzerlikti. Bu kadar olur dedirten türden hem de.? Yusuf Atılgan aslında sekiz yıl içerisinde Halil Şahan?a 48 mektup göndermiş, ama kitapta 46 mektup yer alıyor. Diğer iki mektuptan birini evine gelip giden bir arkadaşının aldığını yazan Şahan, diğerininse bir öyküsü olduğunu belirtiyor: 12 Eylül döneminde yazarla Gençler Lokali?nde oturdukları sırada yanlarına Yugoslav göçmeni Koca Mümin geliyor, edilen sohbetin bir yerinde Mümin Aga ?Bir mavzerimle bir beygirim olsa, her şey çok güzel olacak? diyor. Bir süre sonra Yusuf Atılgan gönderdiği mektubunda Mümin?e bir beygir almayı düşündüğünü, bu isteğini topraklarını sürüp işleyen ortakçısına iletmesini istiyor Halil Şahan?dan. Ancak ?O günlerde ortakçıyla aramız biraz limoniydi; kendim gitmedim de bir tanıdık aracılığıyla mektubu yolladım? diyen Şahan?a ne mektup geri dönüyor, ne de Koca Mümin?e beygir alınıyor.

Yusuf Atılgan?ın ölümünden sonra yayınlanan Canistan adlı romanında bu olayın da yer aldığını yazıyor Halil Şahan ?Ve romanın sonlarına doğru gördüm ki, Yusuf Abi, Koca Mümiş?i bir beygir ile bir mavzer sahibi yapıyordu. Romanın başkişisi Selim, Saruhanlı?daki Yunan karakoluna ölümüne baskına giderken atını ve silahını Koca Mümin?e bırakıyor ve dönmezse bunların onun olacağını söylüyor.? Romanlarına ya da öykülerine konu olan kişilerin ve olayların gerçeklikle bağlarını sıkı bir şekilde kuran, bazen bu kişilere aynı adla yapıtlarında yer veren Yusuf Atılgan?ın; kişiliğine, utangaçlığına, olur olmaz yüzünün kızarmasına, annesinin deyişiyle ?korkakça? lığına, lokalde ağa misali oturuşuna, yalnızlığına, insanlara kolay kolay güvenmeyişine dair birçok ipucu bulunan bu sunuş yazısında Halil Şahan, âdeta detaylı bir Atılgan portresi çiziyor.

Mektuplar

Yusuf Atılgan?ın gönderdiği ilk mektup 06 Mart 1980 tarihini taşıyor. Bu tarihte başlayan mektuplaşmaları ölümünden altı ay öncesine kadar devam ediyor. Kimi uzun kimiyse birkaç paragraftan oluşan bu mektuplarda yazarın ele aldığı konulardan birkaç başlık altında toplamak mümkün: Biri ortakçısı Akif aracılığıyla yürüttüğü köy işleri, ikincisi eşi Serpil ve oğlu Mehmet Hamdi ile ilgili havadisler; yine yer verilen bir diğer konu ise yazarın şehirdeki işleri, kitaplar, dergiler ve yayınevleri ile ilgili?

Halil Şahan adeta Yusuf Atılgan?ın köydeki eli kolu durumunda görünüyor mektuplarda. Atılgan birisine haber göndermek istediğinde ya da beklediği önemli bir haberin akıbetini merak ettiğinde Şahan?ı yönlendiriyor, ondan ricada bulunuyor. Özellikle aklı köyde yalnız yaşayan annesinde olduğundan en çok da bu konuda Şahan?ın yardımına başvuruyor, annesinin sağlık durumu hakkında bilgi bekliyor. Tabii yazar annesiyle de yaşıyor ama anne okuma yazma bilmediğinden mektupları okutmak ve yanıt yazdırmak için birilerinin yardımına ihtiyaç duyuyor. Yusuf Atılgan?ın yazdıklarından anlaşıldığı üzere bu pek de kolay olmuyor: ?Halil Kardeş, iki gün önce mektubunu aldığıma çok sevindim; çünkü iki haftadır anamdan mektup gelmiyordu; herhalde yazdıracak birini bulamamıştır. Sen gene onunla konuşup bana yazarsan sevinirim.? Atılgan mektuplarında ayrıca oğlu Mehmet Hamdi?ye dair de birçok bilgi veriyor; yürümesinden, ilk çıkardığı seslerden, yemesinden-içmesinden, yaramazlıklarından, gelişiminden bahsediyor. ?Mehmet Hamdi?nin sağlığı ve iştahı iyi. Çoğu zaman bahçede. Banyo leğenine elek su koyup içine oturuyor, çok mutlu oluyor, çıkmak bilmiyor.? (?) Mehmet Hamdi bu sıralar bayağı serseri oldu; boyuna gezmek istiyor. Cumartesi ve pazarları tren ve gemi sefası yapıyoruz birlikte. Keyfi yerinde.?

Ayrıca Atılgan?ın mektuplarında Halil Şahan?ın öykülerini dergilere verdiğini ve Şahan?a kitaplar ve dergiler gönderdiğini de öğreniyoruz. Bir mektubunda ?Vedat Türkali?ye senin için son baskısından bir de Bir Gün Tek Başına imzalattım? diye yazıyor. Yine bir başka mektubunda ise İzzet Yaşar?ın hikâye kitabını yakında bulup göndereceğini, Teneke Trampet? inse yayınevinde kalmadığını belirtiyor. Mektuplarından öğrendiğimiz kadarıyla Yusuf Atılgan?ın iş yaşamına dair durakları işe şunlar: Adam Yayınları, Can Yayınları, Sanat Olayı dergisi. Atılgan tarihsiz bir mektubunda işiyle ilgili şu bilgileri veriyor Şahan?a: ?Adam Yayınları?ndan toptan ayrılmak zorunda kaldığımızı sana yazmış mıydım? Neyse ay sonunda oradan ayrılıp aybaşında Can Yayınları?nda, Erdal Öz?ün yanında aynı koşullarda işe girdim. Yayınlara gelen kitapları okuyup dil düzeltmeleri yapıyorum. Şimdilik yorucu değil.? Gerek Halil Şahan?ın anılarında, gerekse mektuplarda yer alan birçok ayrıntı, Türk edebiyatının pek bilinmeyeni Yusuf Atılgan hakkında birçok ayrıntıyı barındırıyor. Bu ayrıntılar Atılgan?ın iç dünyasının daha iyi anlaşılmasına fırsat verdiği gibi, onu yeninden yeniden okumaya da sevk ediyor okuru.

Soydan Kızgın
http://ilerihaber.org/, 18-08-2014

Sevgili Halil Kardeş (Köye Mektuplar), Yusuf Atılgan/ 2014, Edebi Şeyler 112 s.

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Makaleler, Mektup
Jacques Ranciére’den “Demokrasi Nefreti”

Jacques Ranciére, "Demokrasi Nefreti"nde demokrasiden ne anlayıp anlamadığımız üzerinde dururken ona getirilen haklı ve haksız eleştirileri masaya yatırıyor. Ranciére, demokrasi...

Kapat