Hayır, Shakespeare frengiden ölmedi!

shakespearein_titremesi_orwell’in_ÖksürüğüHarvardlı John J. Ross, Shakespeare’in Titremesi Orwell’in Öksürüğü’nde hayat hikâyelerinden yola çıkarak yazarları ölüme götüren hastalıkları ve ölüm sebeplerini inceliyor. Teşhisleri pek çok ünlü yazarın biyografisini değiştirecek cinsten.

Yazarların yaşama neden, nasıl veda ettikleri en az çocukluk yılları, aşkları kadar merak konusudur. Ne var ki birçok meşhur yazar ebedî uykusuna daldığında tıp bugün bildiklerini bilmiyordu ve biyografilere düşülen bazı ölüm sebepleri yeniden yazılmak zorunda kaldı.

Harvard Tıp Fakültesi öğretim üyesi John J. Ross’un seçtiği on yazar için yaptığı tam olarak bu. Ross hayat hikâyelerinden yola çıkarak yazarları ölüme götüren hastalıkları inceliyor. Kimi zaman on altıncı yüzyıla uzanarak hastalık semptomlarını tartışıyor, yeni tanı ihtimallerini sıralıyor. İlginçtir, Shakespeare’in Titremesi Orwell’in Öksürüğü bir doktorun elinden çıkmasına rağmen reçete okuma eziyetinden uzak, hatta heyecanla okunuyor. Ross, on yazarın hastalıklarını hayat hikâyelerindeki ilginç detaylarla harmanlayarak anlaşılır ve akıcı bir dille anlatıyor.

Shakespeare’in eli neden titriyordu?
Eserlerinde geçen 1418 cinsel içerikli tabir, bulaşıcı hastalık ve iffetsizlik imgeleriyle dolu Soneler’i, Yanlışlıklar Komedyası’ndaki cinsel yolla bulaşan hastalıkları tedavi eden yirmi üç satır Shakespeare’in frengi hastalığından mustarip olduğuna yorulur. Fakat John J. Ross aynı kanıda değil. Shakespeare’in yaşam tarzında, onu frengi riski altında bırakacak herhangi bir kanıt olmadığını ileri sürüyor. Yazarın müstehcen sözcük dağarcığını daha ziyade kariyerinin ortalarındaki frengi patlamasıyla açıklıyor. Ross’a göre Shakespeare hakkında bilinen tek tıbbi gerçek, el yazısının son yıllarda kötüleştiği. Neden titrek bir el yazısı olduğuna dair varsayımlarda bulunurken parkinsonu eliyor. Otuzlu yaşlarda beliren, stres ve yorgunlukla etkisi artan esansiyel tremor üzerinde duruyor. Shakespeare’in ölüm sebebi bir alkol krizi sonrası yakalandığı ateş. Ross, eserlerinden ve istatistiklerden yola çıkarak bunun tifo ateşi de olabileceğini söylüyor.

Swift’in takıntılarla gelen bunaması
Hakkında yazılanlar Jonathan Swift’in aşırı titiz ve takıntılı olduğunu gösteriyor. Tırnaklarını dibine kadar kesen yazar, yürüyüşe çıkarken ayaklarını silebilmek için leğen ve havlu alırmış. Yemek masasında kendisi de dahil oturan herkese bir dakika kesintisiz konuşma hakkı tanırmış. Bir defasında bir hizmetçisine düğüne gitmesi için izin vermiş. Giderken kapılardan birini açık unutan hizmetçiyi bir diğerini gönderip çağırtan Swift, kapıyı kapattırdıktan sonra ona düğüne gitmekte özgür olduğunu söylemiş. Gulliver’in Gezileri’ni dünyaya okutan yazar ağır ağır bunamış. “Bitmek bilmez sıkıntılarla canlandırılmadıkça, hafızamı tamamen yitirdim” diye yakındığına bakılırsa bunadığının farkındaymış. İsteği üzerine servetinin büyük bir kısmı ile Dublin’de akıl hastaları için bir hastane kurulmuş. St. Patrick’s Hospital isimli hastanede yazarın iki kadını Stella ve Vanessa’nın ismini taşıyan koğuşlar varmış.

John Milton kör olduğu için işkenceden kurtuldu
Tanrı’nın onu kör ederek yeterince cezalandırdığını düşündükleri için işkenceyle idam etmekten vazgeçtiler. Ağır ağır görme yetisini yitiren John Milton küçük kızları Deborah ve Mary’den kendisine Yunanca, Latince, İtalyanca, İspanyolca, Fransızca, İbranice ve Süryanice yazılar okumalarını istedi. Kızlarına sözcükleri nasıl telaffuz edeceklerini öğretti ama “Bir kadın için bir dil yeterlidir” diyerek anlamlarını öğretmeyi reddetti. Türkçe’de Kayıp Cennet ile tanınan Milton altmış beş yaşında acı çekmeden öldü. John J. Ross, Milton’ın bir gut krizi sırasında ölmesini akla yakın bulmuyor. Kalp ritmi bozukluğu ihtimali üzerinde duruyor.

Antidepresanlar olsaydı Hawthorne yazar mıydı?
Herman Melville ona “en mahcup üzüm” diye takılırmış. Yayıncısı Fields “yanaklarının bir kız gibi kızardığını” söylermiş. Yolda yabancılarla karşılaşmamak için tarlalara girer, zaten genellikle başı önünde yürür, yabancılarla yemek yerken başını tabağına eğermiş. Topluluk önünde konuşmaktan ölesiye korkar, dokunulmaktan nefret edermiş. John. J. Ross, Hawthorne’un sosyal fobisinin günümüzde antidepresanlarla tedavi edilebildiğini belirttikten sonra soruyor: “Antidepresanlar on dokuzuncu yüzyılda da mevcut olsaydı Kızıl Damga’yı nasıl okuyacaktık?” Ross, yazarın ölümüne sebep olan mide rahatsızlığı ile ilgili semptomların kansere işaret ettiği konusunda meslektaşlarıyla hemfikir.

“VIP sendromu”na yenik düşen Jack London
“İnsanın görevi yaşamaktır, varolmak değil / Günlerimi uzatarak çarçur etmeyeceğim. / Zamanımı kullanacağım ben.” Zamanını kullanmaya çalışırken ölmesi, Jack London’ın çelişkilerle dolu yaşamına uygun bir son. Son zamanlarında altmış saatte iki saat uyuyabilen ve daha uzun uykulara dalabilmek için kendini iğneyle uyuşturan London ebedî uykusuna dalıyor. Morfin bağımlılığı ile böbrek yetmezliğinin tehlikeli bir bileşim olduğunu söyleyen Ross, yazarın bütün ünlüler gibi “VIP sendromuna” yenik düştüğünü şöyle açıklıyor: “Sansasyonel bir hata yapmaktan korkan doktorlar VIP hastalarını aşırı test ve aşırı tedaviye maruz bırakırlar, bu da teşhis anlamında kafa karışıklığına ve gereksiz komplikasyonlara yol açar. Şöhret çarpmışa dönen hekimler ünlü hastalarının kaprislerine, özellikle de nevi şahsına münhasır heveslerine ve hap tutkularına yenik düşer. Jack’in durumu bu ikincisiydi.”

Melville’in aile mirası depresyon
Pasaport başvuruları Herman Melville’in yedi yılda 3,5 cm kısaldığını gösteriyor. 1849’da 178 cm olan boyu 1856 kayıtlarında 174,5 cm. Ross, AS hastalarında da benzer bir durum olduğunu ancak Melville’in hastalığının bu olamayacağını gerekçeleriyle anlatıyor. Melville’in bipolar affektif bozukluk için iki güçlü risk faktörü taşıdığını ifade ediyor: Çocuklukta ebeveynlerden birinin ölümü ve aile öyküsü. Yazarın babası, annesi, annesinin annesi ve dayısının da depresyonla mücadele ettiğini hatırlatıp bir tür yeni teşhis koyuyor.

Orwell’in bronşiti
Çocukluk fotoğraflarındaki gürbüz hali yanıltıcıdır. Çünkü “hırıltılı” bronşit nöbetleri geçirdiği bilinir. Myanmar’da bir petrol rafinerisinde güvenlik şefiyken maruz kaldığı petrokimya gazlarının akciğerlerini hasara uğratması sürpriz değil. Dört kez zatürree geçiren George Orwell’in tedavi süreçlerindeki gözlemleri Yoksullar Nasıl Ölür?’e yansıdı. Sefil bir Paris hastanesinde sırtına içinde kibrit yakılan bardakların yapıştırılması, oluşan şişliklerin yarılıp taze yaralar üzerine hardal lapası basılması bu tecrübelerden sadece biridir. İspanya İçsavaşı’nda 1,90 metrelik boyuyla ayakta dikilirken boynuna giren mermi onu öldürmedi. Ünlü eseri Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü yayımladıktan sonra hasta ciğerleri yüzünden yattığı hastanede, yatağında, sessiz sedasız ve orada evlendiği Sonia’yı bir kenara koyarsak kimsesiz bu dünyayı terk etti. Ross, başarısızlık takıntısı olan Orwell’in âdeta bütün yazarların aklını okurcasına söylediği bir sözünü hatırlatmış: İçeriden bakıldığında her hayat bir dizi yenilgiden ibarettir.

Anoreksik Brontë kardeşler ve tüberküloz
Kahvaltıda yanmış yulaf lapası, saat beşte yarım dilim ekmek ile bir fincan kahve ya da ekşimiş süt vardı ve yatmadan önce bir parça yulaflı kekin yanında bir bardak bulanık su veriyorlardı. O Ruhban Kız Okulu’nda Charlotte ve Emily anoreksik olmasaydı da kim olsaydı? Kışın incecik ayakkabılarla karlara basarak vardıkları buz gibi kilisede saatlerce bekleyen, küf kokulu taş kiliseye varmak için rüzgârlı bir ovada üç kilometre yürüyen ve cereyanlı yurt odasında aç karnına uyumaya çalışan kardeşler tüberküloz olmasaydı da kim olsaydı? Ablaları Maria ve Elizabeth’i öldüren tüberkülozdan onlar nasıl kurtulabilirlerdi ki? Yaşadıkları hayat Emily Brontë’ye Uğultulu Tepeler’i, Charlotte’a Jane Eyre’i yazdırdı. Brontë kardeşlerin edebî dehâlarına vesile olan kalıtsal özellikleri inceleyen Ross, mecbur kaldıkları koşulları da hayatlarına malolan hastalıklarıyla ilişkilendiriyor.

Yeats daha erkek olmak isterken alay konusu oluyor
Gençliğinde depresyon nöbetleri geçiren W.B. Yeats sözünü kalabalıklara dinleterek tatmin olanlardan. Tuhaflıkları, aksilikleri ve empatiden yoksun derecesindeki soğukluğu sebebiyle Ross, Yeats’in asperger sendromlu olabileceğini düşünüyor. Hemingway ve Freud gibi steinach ameliyatı olan Yeats’in hata ettiğini ima ediyor. Steinach ameliyatında amaç testosteron üretimini artırmak için testislerin üreme fonksiyonuna son vermek. Ameliyatın sonucu, Yeats’in daha erkek değil alay konusu olması. Kalp yetmezliği olan biri için hayli tehlikeli bir durum. Nitekim yazarın ölüm sebebi kalp yetmezliği.

James Joyce’un paçavraya dönmüş pankreası
Bu bölümde belki de frengiden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmeyen James Joyce’un üroloğa muayene olduğu dakikaları okumaya davetlisiniz. Fakat çok tartışılan kitap Ulysses’in sahibi Joyce’un tek sağlık sorunu frengi değil. Ölümünden üç yıl önce sol gözü görmüyor, sağ gözü ise birkaç santim uzakta tuttuğu büyük baskı harfleri ancak okuyabiliyor. Joyce “1933’te ağlama krizleri, asabiyet, öfke ve yedi kilo vermesiyle kendini gösteren şiddetli karın ağrısı” şikâyeti ile ameliyat masasına yatıyor. Ağrı nöbetinin başlamasından yetmiş iki saat sonra son nefesini veriyor. Otopside bağırsaklarının şişip sıvıyla dolduğunun yanı sıra pankreasının “paçavraya dönmüş” olduğu tespit ediliyor.

PERİHAN ÖZCAN
26.06.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

SHAKESPEARE’İN TİTREMESİ ORWELL’İN ÖKSÜRÜĞÜ
John J. Ross
Çeviren: Merve Sevtap Ilgın
Yapı Kredi Yayınları
2015, 280 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
İlk Yapıtlarındaki Özellikleriyle Dostoyevski ve Tolstoy – Ataol Behramoğlu

Fyodor Dostoyevski ve Lev Tolstoy, 19. yüzyıl Rus edebiyatının iki dev yazarıdır. Gerek yaşadıkları dönemde gerek ölümlerinden sonra kendi edebiyatları...

Kapat