“Körler Ülkesi’nde tek gözlü insan Kral’dır!”

H.G. Wells, görme “zenginliği”nden mecburen vazgeçmiş insanların bu yetiyi zamanla unutmak suretiyle hayatlarından tamamen çıkararak özgürleşme yoluna gittiğini anlatıyor.

“Hepimizin kendi zaman makinesi var. Bizi geriye götüren anılarımız, ileriye götüren ise rüyalarımız” demiş H.G. Wells. Dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en kıymetli zihinlerinden biri sayılabilecek bu İngiliz yazarın kitaplarıyla her birimize hediye ettiği zaman makinelerimizi, onun kendi hayal gücünde çıktığı yolculuklara borçluyuz. Zaman Makinesi’nden Dr. Moreau’nun Adası’na, Görünmez Adam’dan Dünyalar Savaşı’na dek pek çok romanın yanı sıra aralarında kurgu dışı kitaplar da bulunan yüz elli civarında eser kaleme almış Wells’in en ünlü uzun öykülerinden biri olan Körler Ülkesi de yayımlandı. Böylece Türkçedeki H.G. Wells külliyatı, olmazsa olmaz bir parçasına daha kavuştu.

Bilinen bir coğrafyanın bilinmeyen bir dağının dibinde, şiddetli bir depremin etkisiyle dış dünyayla bağlantısı neredeyse kesilmiş bir vadinin sakinlerinin oluşturduğu, “Körler Ülkesi” denen kapalı toplum için dünya denen yer bildikleri vadiden ibarettir. Ülkenin adından anlaşılacağı üzere, orada yaşayanlar da kör olmanın getirdiği kendi özel düzenleri içinde nesillerdir yaşayıp gitmektedir. Bir gün kaza eseri dağdan vadiye düşen Nunez, yıllardır anlatılan efsanevi Körler Ülkesi’nde olduğunu kısa sürede anlar. Körlerin arasında gören kişi olarak, başta onlardan çok daha avantajlı olduğu sanısına kapılır. İçinden sürekli “Körler Ülkesi’nde Tek Gözlü İnsan Kral’dır” atasözünü tekrarlayıp buradaki insanları yola getirmenin yöntemini düşünmeye, hayallere kapılmaya başlar. Ne de olsa Nunez’in gözleri görmekte, bu da onu bir avuç körden daha üstün kılmaktadır. Kral olacağı günü iple çeker…

Beden tuhaf bir makine. Beş duyudan hangisi çalışmıyorsa onun yerine otomatikman ilginç, işlevsel çözümler üretiyor. Körler Ülkesi’nde olan ve Nunez’in tam olarak anlamadığı da budur. Örneğin, bir gün Körler Ülkesi’nden birine, “Patikayı görebiliyorum,” dediğinde şu yanıtı alır: “Görmek diye bir kelime yok. Ahmaklığı bırak da ayaklarımın sesini takip et.”

Körler Ülkesi’nde yaşayan körlerin görmek eyleminin yanı sıra görmeye dair her türlü tabiri, görmek ihtiyacını hayatlarından tamamen çıkarmış olmalarının onlara verdiği güç karşısında Nunez’in kral olma hayalleri gittikçe zayıflamaya başlar. Önce buradan kurtulmayı düşünse de beklenmedik bir aşk onu, gören insanların dünyasında yaşamaktansa Körler Ülkesi’nde kalmaya ikna eder. Ancak her aşk gibi bu da bir bedel ister. Nunez’i “Kulluk ve bayağılıktan kör vatandaş mertebesine
yükseltecek” bir bedel…

Distopik ütopya
H.G. Wells’in ilk kez 1904’te The Strand Magazine’de yayımlanan Körler Ülkesi adlı uzun öyküsü, sadece kendi çağı değil, günümüzün edebiyatı için de yenilikçi sayılabilecek bir metin. İnsan türünün yaşamını idame ettirebilmesi için elzem olan beş duyudan birinin, görme duyusunun eksikliği, yaşam biçiminde tüm topluma sirayet eden değişiklikler sayesinde artık bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. Sadece görme eylemi değil bu eylemin tüm çağrışımları ve varlığı da genel bir unutuşla ortadan kaldırılarak yeni bir yaşam biçimi oluşturulmuştur. Kendi otonom yapısında barışçıl, herhangi bir emir-komuta zinciri olmadan yaşamlarını idame ettiren Körler Ülkesi sakinlerinin körlüğü, sadece görenler için geçerli bir durumdur aslında. Onlara göre dünya tam olarak yaşadıkları biçimde, ülkelerini oluşturan vadi kadardır.

Kendisi de sosyalist dünya görüşünü benimsemiş olan H.G. Wells’in Körler Ülkesi’nde oluşturduğu, okuru “ileri” götüren bu hayal, toplumun barış anlamında zenginleşmesine yol açan belli bir noksanlığın sonucudur aslında. Dolayısıyla Körler Ülkesi’ne, olumsuz körlük durumunu olumlu özerklik kavramıyla bir arada sunduğu için bir “distopik ütopya” örneği denebileceğini düşünüyorum. Körler Ülkesi halkı doğayı, birbirlerini, dünyanın renklerini görmemenin eksikliğini hissetmektense kavramlara yeni anlamlar yükleyip hayatı zenginleştiren bir yol seçmekle ve bir krala hiç ihtiyaç duymamakla yaşadıkları vadiyi ütopik bir coğrafyaya çevirmiştir. Körlük vardır, evet, ama kral yoktur, şiddet yoktur, kölelik yoktur…

Günümüzün vahşi kapitalist ortamında artan tüketim “özgürlüğüne,” teknolojinin her geçen gün ayaklarımızı daha fazla yerden kesmesine rağmen, özellikle kentli insanlar arasında doğaya dönme, kendi kendine yetme temayülünün gittikçe arttığını görüyoruz. Körler Ülkesi de çağımızın bu eğilimine dokunuyor. H.G. Wells, görme “zenginliği”nden mecburen vazgeçmiş insanların bu yetiyi zamanla unutmak suretiyle hayatlarından tamamen çıkararak özgürleşme yoluna gittiğini anlatıyor. Hiçbir zenginliğin, en elzem görünenin dahi vazgeçilmez olmadığının güzel bir örneğini sunuyor.

Kolektif Kitap’ın “Resimli Başyapıtlar” dizisinden çıkan kitap, bir H.G. Wells öyküsünü içermenin yanı sıra İspanyol çizer Elena Ferrándiz’in kitap için özel olarak yaptığı resimlerle de zenginleşmiş. Bu anlamda, kitabı sadece metin olarak görmeyip ona bir sanat objesi olarak da yaklaşan bibliofiller için güzel bir koleksiyon parçası olduğu söylenebilir. Üstelik bazı öyküler tek başınayken, bir seçkide ya da bir toplu öyküler kitabında olduğundan daha fazla kendini gösterir. Körler Ülkesi de okurla birlikte dolaşmak, hem evde hem sokakta onunla daha fazla zaman geçirmek isteyen, farklı dönemlerde tekrar tekrar okunmayı hak eden özel bir öykü.

“Ben size söylemiştim!”
H.G. Wells’in ileri görüşlülüğüne, her dönemde benzerlerine rastlanacağı gibi, 20. yüzyılın başlarında da şüpheyle yaklaşıldı. Son yıllarında siyaseten inandıklarını savunmaya hayli zaman ayırdığı için, “Modern dünyayı anlayamayacak kadar mantıklı” diyen George Orwell ve “Bay Wells doğuştan hikâyeci ama doğuştan kazandığı bu hakkı bir sepet mesaja sattı” diyen G.K. Chesterton, döneminin ona bakışının bir özetini sunar. H.G. Wells her ne kadar mezar taşına, “Ben size söylemiştim. Kahrolası aptallar” yazılmasını istediyse de 13 Ağustos 1946’daki ölümünün ardından bedeni yakılarak külleri, İngiltere’nin güneyindeki Old Harry Kayalıkları’nın yakınında denize serpildi.

TÜLİN ER
13.03.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

KÖRLER ÜLKESİ
H.G. Wells
Çeviren: Evrim Öncül
Resimleyen: Elena Ferrándiz
Kolektif Kitap
2015, 68 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
“Orkestra Şefi” – Onur Bayrakçeken

Yeni Zelandalı yazar ve şair Sarah Quigley'in Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan "Orkestra Şefi" adlı romanı, Şostakoviç'in en önemli eserlerinden biri...

Kapat