Nazım Hikmet için, Louis Aragon

Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963 yılında ölümü üzerine Fransız şair Louis Aragon üç gün sonra şu satırları kaleme alır… “Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey

okumak için tıklayınız

Şair Duyarlılığı, Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka

okumak için tıklayınız

Kucak Kucak Kar adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karlar sarkıyordu dallardan. Makineli tüfek nişancısı şarkı söylüyordu. Bir Rus ormanında hayli ileri bir noktada nöbet bekliyordu. Noel şarkıları söylüyordu, oysa şubatın başı olmuştu artık. Ama yerde metrelerce kar vardı da. Kara gövdeler arasında kar. Karayeşil dallarda kar. Dallara asılı kalmış, çalılıklara savrulmuş, pamuk pamuk ve kara gövdelere kaskatı yapışmış. Kucak kucak kar. Ve makineli

okumak için tıklayınız

Uzun Şiir – Kısa Şiir, Melih Cevdet Anday

Geçende bir ozan arkadaşım, yeni yazdığı dört beş dizelik güzel bir şiirini okudu bana; o şiir üzerine konuşurken, uzun şiir-kısa şiir konusuna değindik. Şunu merak ediyordum ben : Arkadaşımın, o dört beş dize ile verdiği, vermek istediğinin tümü müydü? Başka bir değişle, onu bu dört beş dizeyi yazmaya iten düşünce daha da geliştirilmeye elverişli değil

okumak için tıklayınız

Karda, Temiz Karda adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karda, Temiz Karda Kiy Oyunu Biz kiy Oyuncuları Ama gülleler de biziz Devrilen cuntalar da Ve gümbür gümbür öten oyun yeri Yüreklerimiz. İki adam bir çukur açmışlardı yere. Pek bol ve neredeyse rahat bir çukurdu. Bir mezar gibi. Katlanılıyordu. Önlerinde bir tüfek vardı. Herhangi biri bulmuştu tüfeği insanlara ateş edilebilsin diye. Çokluk hiç tanımazdı insanlar.

okumak için tıklayınız

Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi, Melih Cevdet Anday

Abdulhak Hamid, “En iyi şiirlerim yazmadıklarımdır,” demiş ya, dogrusu “yazamadıklarım olmalı; öylesine derin ve güçlü duygular, heyecanlar yaşamış ki, salt bu yüzden onları bir türlü şiire getirememiş… Hamid’ in, şiiri bir türlü gereğince anlamadığı bundan da belli. Şiirin en iyisi, en güçlü, en yüce duyguları, heyecanları anlatanı değildir ki… Daha da ileri gidebiliriz ve şiir

okumak için tıklayınız

Fazıl Hüsnü Dağlarca üzerine, Vedat Günyol

Dağlarca, Cumhuriyet döneminin, özellikle ikinci kuşak şairlerinin en özgünü, nicelik ve nitelik bakımından en verimlisidir. Gerek dili, sözcükleri, gerek temaları, şiir kalıpları ile kendinden önceki şairlere benzemediği gibi, çağdaşlarına da benzemez. Onun kadar hiçbir şairimiz, hiçbir sanatçımız, gerek yerlebir gerçeğe; gerek insan denen bilinmezin çekirdeği çocuk’tan başlayarak Tanrıya; Tanrı’yı da, insan aklının yüzyıllardan bu yana

okumak için tıklayınız

Ama Fareler Uyurlar Gece adlı öykü, Wolfgang Borchert

Bir başına kalmış duvardaki pencere kavuğu akşam güneşinin ilk ışıklarında mavi kırmızı esniyordu. Dimdik baca kalıntıları arasında ışıl ışıldı toz bulutları. Yıkıntı çölü pinekliyordu. Gözlerini yummuştu. Ansızın daha da karardı çevresi. Anladı ki biri gelmişti, o anda karşısına dikilmişti biri, kara kara, usulcacık. Yakayı ele verdik! diye düşündü. Ama gözlerini kısıp da şöyle bir bakınca,

okumak için tıklayınız

Şiirin Anlamı, Melih Cevdet Anday

Ataç, şiir üstüne yazar ya da konuşurken, sık sık, “yapı” sözcüğünü kullanırdı; sözgelişi, “Ozan, sözcüklerle bir yapı kurar,” derdi. Burada “yapı” sözcüğü ile anlatılmak istenen, ilk bakışta ve hele şiir sorunlarına yabancı olanlarca sanılacağı gibi, şiiri eskilerin deyişiyle bir “abide” saymak, böylece de onu göklere yükselen ölümsüz bir kalıt olarak övmek değildir. Başka türlü söylemek

okumak için tıklayınız

Ekmek adlı öykü, Wolfgang Borchert

Ansızın uyandı kadın. Saat iki buçuktu. Kendisini uyandıran şeyin ne olduğunu düşündü. Öyle ya! Mutfakta biri bir sandalyeye toslamıştı. Kulak kabarttı. Sessizdi her taraf. Pek sessiz. Elini yanı başında gezdirince yatağın boş olduğunu anladı. Sessizliği böylesine büyüten buydu demek! Kocasının nefes alıp verişi işitilmiyordu. Ayağa kalktı ve karanlıkta el yordamıyla mutfağa doğru yürüdü. Mutfakta karşılaştılar.

okumak için tıklayınız

Anlamın Anlamı, Melih Cevdet Anday

(…) Ahmet Haşim’ i, “Bir şiirin anlamı başka bir anlam olmaya elverişli oldukça her okuyan ona kendi hayatının da anlamını verir ve böylelikle şiir herkesin istediği yolda anlayacağı ve bundan ötürü de sonsuz duyarlıkları içine alabilecek bir genişliği olandır,” sözlerinin arkasından Valery’ nin şu sözlerini getiriyor: “Şiirlerime ne anlam verilirse anlamları odur. Benim onlardan çıkardığım

okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit’in Hayatı

Gaziantep’te 1960 yılında dünyaya gelen yazar Ahmet Ümit, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. İlk öyküsünü de bu yılda yazmıştır. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördü. Ahmet Ümit, yazın yaşamına öyküyle başladıysa da ilk yapıtı 1989 yılında yayımlanan Sokağın Zulası adlı şiir kitabı

okumak için tıklayınız

Bu Cennet Bu Cehennem, Zeynep Oral

Bu Cennet Bu Cehennem gazeteci yazar Zeynep Oral’ın yurt gezileri sırasında derlediği birtakım izlenimlerden oluşan kitap. Başka bir deyişle, bu kitap bir Türkiye şarkısı! Yalın içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisinin kağıda dökülmüş hali. Doğu Karadeniz şehirlerinden Diyarbakır’a, Urfa’ya, Adıyaman’a, Hakkari’ye kadar uzanan çizgide, memleket kurtarıcılına kalkışmıyor. O yalnızca, sorunlar ve dertler yumağı içinde

okumak için tıklayınız

Akdeniz?in Kitabı, Predrag Matvejevic. Söylenmemiş sözlerin arayışı ve eski zaman haritalarıyla büyülü bir coğrafya

Yugoslavya’da yaratılmak istenen kardeş kavgasına karşı çıktığı için Zagreb Üniversitesi?ndeki Fransız Dili ve Edebiyatı profesörlüğü görevinden ayrılmak zorunda kalmış ve kendi deyimiyle ?sürgün ve sığınma? yeri olarak gördüğü Avrupa?ya yerleşen, Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Başkan Yardımcısı Predgrag Matvejavic, Akdeniz’in Kitabı’nda anılarının ve düşlerinin eşliğinde Akdenizli kimliğinin izini sürüyor. 1991 Malaparte Ödülü (Capri), 1992 “Charles Veillon”

okumak için tıklayınız

Predrag Matvejevic´in Hayatı

1932?de Hırvat bir anneden ve Rus bir babadan, Bosna-Hersek?te Mostar?da doğan Predrag Matvejevic´, günümüzün önde gelen yazarlarındandır. Zagreb Üniversitesi?ndeki Fransız Dili ve Edebiyatı profesörlüğü görevinden Yugoslavya?daki kardeş kavgasına karşı çıktığı için ayrılmak zorunda kalmış ve kendi deyimiyle ?sürgün ve sığınma? yeri olarak gördüğü Avrupa?ya yerleşmiştir. Lyon, Milano, Moskova, Kiev, Leningrad, Yale, UCLA, New York, Oxford,

okumak için tıklayınız

Ama Fareler Uyurlar Gece (Das Gesamtwerk, Die traurigen Geranien), Wolfgang Borchert

Ama Fareler Uyurlar Gece (Das Gesamtwerk, Die traurigen Geranien), adlı kitap, Wolfgang Borchert’in hem sağlığında, hem de ölümünden sonra yayımlanan tüm kısa öykülerini kapsıyor. Bu süssüz, ama derinden etkileyen öyküleri mutlaka okumalı. Wolfgang Borchert, yirminci yüzyılın en trajik yazarlarından biri belki de. Yalnızca yazdıklarıyla değil, yaşamıyla da. Onca kısa yaşama bunca derin acılar sığdırmak. Yirmi

okumak için tıklayınız

Üç Yaslı Kral adlı öykü, Wolfgang Borchert

Kentin karanlık kenar mahallelerinde paldır küldür yürüyordu adam. Göğe karşı yıkık evler duruyordu. Ay yoktu ve kaldırım bu vakitsiz adımlardan ürkmüş gibiydi. Derken eski bir tahta çit buldu adam. Çürümüş tahtalardan biri iniltiyle kopana değin çite tekmeler savurdu. Gevrek ve tatlı bir koku saçıldı etrafa. Kentin kenar mahallelerinde paldır küldür yürüyüp geri döndü adam. Gökte

okumak için tıklayınız

Uzak Yıldız (Estrella distante), Roberto Bolano

“Bir anlatıcı eşliğinde takip ettiğimiz Roberto Bolano’nın ?Uzak Yıldız? (Estrella distante) adlı romanı, diktatörlüğün hedefleri arasında yer alan entelektüeller üzerine odaklanmış. Roman, Şili insanının çaresizliğine yaptığı güçlü vurguyla edebiyatın beslendiği alanları ve trajedileri açığa çıkarıyor. Uzak Yıldız, darbeyle hayatları altüst olanların, daha doğrusu yok olanların hikâyesi olarak okumanın ötesinde değerlendirilmesi gereken bir kitap. Roberto Bolano,

okumak için tıklayınız

Roberto Bolano ‘nun Hayatı

Roberto Bolaño, Şili’nin Santiago kentinde doğdu. Çocukluğu Los Angeles, Valparaiso, Quilpe, Viña del Mar gibi kentlerde geçti. On üç yaşında ailesiyle birlikte Meksika’ya yerleşti. Yeniyetmelik yıllarını Meksiko Kent Kütüphanesi’ne kapanıp okuyarak geçirdi. 1973 yılında Salvador Allende’nin sosyalist reform sürecine katılmak için neredeyse bütün Latin Amerika’yı kat ederek Şili’ye gitti. Pinochet’nin darbesinden sonra direnişe katılmaya karar

okumak için tıklayınız

Wolfgang Borchert ‘in Hayatı

Şair, oyun ve öykü yazarı Wolfgang Borchert, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, şehirlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmaları ile şekillenmiş bir edebiyat türü olan Yıkım Edebiyatı’nın (Almanca:Trümmerliteratur) en tanınmış yazarlarından biridir. Borchert, Heinrich Böll ve Wolf Dietrich Schnurre?yle birlikte yıkıntı edebiyatının temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor. Wolfgang Borchert, öğretmen Fritz Borchert ile yazar

okumak için tıklayınız