Bitmeyen Kavga, Steinbeck ‘Desene zincirlerinden başka yitirecek bir şeyin yok?’

Bitmeyen Kavga, Steinbeck’in dünya devrimici edebiyatında seçkin ve özgün yeri olan, en hareketli ve en ünlü yapıtıdır. Bitmeyen Kavga’da, belirleyici olmasa bile, devrimci kavgalarda bireyin de önemli bir tarihsel rol oynadığı vurgulanmak istenir; kapitalizmin zulüm kokan kirli oyunları, doymak bilmez kâr tutkusu ve tarihsel suçluluğu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilerek mahkûm edilir. Kaliforniya meyve bahçelerinde

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Dostoyevski yarattığı kişilere inanırdı. Bay Nabokov’sa ne kişilerine, ne de roman sanatına inanıyor.

Vladimir Nabokov: Yanılma Hermann Karloviç, bir gün Prag’ta, «ikiz kardeşiymiş gibi kendisine benzeyen» bir serseriyle burun buruna gelir. O andan sonra aklı fikri bu benzerliğe ve gittikçe azıtan bir dürtüye, bu benzerlikten yararlanma dürtüsüne takılır; gö­rünüşe göre, bu- olağanüstü olayı doğal bir gariplik halinde bırakmamayı ödev edinmekte, şöyle ya da böyle kendine maletme gereksinmesi duymaktadır; bir

okumak için tıklayınız

Kayıp Zamanın İzinde’nin Güncelliği

Aşağı yukarı yetmiş ile seksen yıllık bir sürenin ardından Türkçeye çevrilme şansı bulabilmiş Proust. Haliyle Proust bizim için yeni sayılır. Proust, elli dokuz yıl yaşıyor ve Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya otuz dokuz yaşından itibaren başlıyor. Yakalanan Zaman adını verdiği son cilt, ölümünden (1922) beş yıl sonra 1927’de yayımlanıyor.

okumak için tıklayınız

Özgürlüğün Kullanma Değeri – Cemal Süreya

Değişen insan anlayışına paralel olarak özgürlük kavramı da yeni bazı özellikler kazanmıştır. Bugün, kullanılmayan, kullanılma olanağı taşımayan özgürlüğe özgürlük demiyoruz artık. Onun için “Türkiye’de özgürlük var mı?” sorusunun yanı sıra “halkımız özgürlüğü kullanıyor mu?” sorusunu da yöneltmek gerçekçi bir davranış olacaktır. Halkımız özgürlüğü kullanıyor mu?

okumak için tıklayınız

Azra ve Şehir – Josef Kılçıksız

hayat denen dramanın görkemine yakışan bir sona ulaşıyoruz azra. gölgelerimiz çoktan terkettiler bizi. bu şehirde zararlı hayatlar ve sızmış zamanlar peşindeyim. uyuyan geceye perdelerini indirmiş bir sinemanın ışıkları yanıyor aniden. birbirinden uzaklaşıp kendi yollarına giden iki insanın yitik hayatlarını anlatıyor bu film.

okumak için tıklayınız

Adaletsizliğin Temel İlkeleri – Eduardo Galeano

Reklamlar tüketimi emrediyor, ekonomi engelliyor. Herkes için zorunlu, ama çoğunluk için imkânsız olan tüketim kuralları suça davet olarak tercüme ediliyor. Gazetelerin haber sayfaları zamanımızın çelişkileri hakkında politika ve ekonomi sayfalarından çok daha fazla şey öğretiyor. Bu dünya sofraya herkesi davet eden, ama çoğunluğun suratına kapıyı kapatan, aynı zamanda da eşitleyici ve eşitliksiz bir dünya: Dayattığı

okumak için tıklayınız

“Tüm toplumlar hastadır, ancak bazıları daha hastadır.” Robert B. Edgertan

l. BÖLÜM:KAYIP CENNET – İlkel Düzen Efsanesi Tüm toplumlar hastadır, ancak bazıları daha hastadır. Orwell’in ünlü hayvanların eşitliği nüktesine yapılan bu gönderme, bir toplumun insan sağlığı ve mutluluğunu diğer toplumlara göre daha fazla tehdit eden geleneksel inanç ve uygulamaların varlığına dikkat çekmektedir. Aynı zamanda bu cümle, insan refahını tehdit eden bazı gelenek ve sosyal kurumların tüm toplumlarda var olduğunu göstermektedir.

okumak için tıklayınız

Savaşçı ile Tutsağın Öyküsü – Jorge Luis Borges

La poesía (Bari, 1942) adlı kitabının 278. sayfasında Croce, tarihçi Diyakoz Peter’in bir Latince metnini özetlerken Droctulft’un yazgısını anlatır ve onun gömüt yazıtını aktarır; her ikisi de benzersiz bir etki bırakmıştır bende; nedenini sonraları kavradım. Droctulft, Ravenna’nın kuşatılması sırasında arkadaşlarının safından ayrılan önceleri saldırıya geçtiği kenti savunurken can veren bir Lombard savaşçısıydı.

okumak için tıklayınız

Jaroslav Hašek: Katliam hazırlıkları her zaman Tanrı ya da insanların düş güçleriyle yarattıkları bir başka varlık adına yürütülür.

Katliam hazırlıkları her zaman Tanrı ya da insanların düş güçleriyle yarattıkları bir başka varlık adına yürütülür. Fenikeli’lerin esirlerinin gırtlaklarını kesmeden önce yaptıkları dinsel törenler kendilerinden yüzlerce yıl sonra yaşayanların düşmanlarını top ateşi ve kılıçla öldürmek üzere savaş alanlarına gitmeden önce yaptıkları dinsel törenler kadar görkemliydi.

okumak için tıklayınız

Dario Fo: “Oyunlarım halen tedirgin ediyor. Ne güzel!”

Devlet Tiyatroları’nın Anton Çehov, Bertolt Brecht, William Shakespeare ve Dario Fo’nun oyunlarının sahnelenmesine getirdiği yasak Fo’yu öylesine şaşırttı ki. “Türkiye’de yasaklanan dört yazardan hayatta olan tek kişi benim. Bu benim için ikinci bir Nobel ödülü kazanmak” gibi diye yorumda bulundu.

okumak için tıklayınız

Hayatın Pazarları – Emil Michel Cioran

Pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk talihsizliğinin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? Yanmaya değer bir deneyim olurdu bu. Tek eğlencenin suç olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği mümkünden de öte. Zamanın sınırsızlığı duygusu her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, bir idam sehpasına çevirirdi.

okumak için tıklayınız

Fernando Pessoa: Ömer Hayyam’ın Sıkıntısı

Hayyam’ın sıkıntısı, ne yapacağını bilemeyen, aslında hiçbir şey yapamadığı ya da beceremediği için bu halde olan bir adamın çektiğiyle bir değildir. Öylesi, ölü doğmuş insanların ve kendini haklı olarak morfine ya da kokaine verenlerin sıkıntısıdır. Acem bilgenin sıkıntısı ise, bununla karşılaştırılamayacak kadar asil ve derindir.

okumak için tıklayınız

Dario Fo Hayatı

Dario Fo Hayatı (d. 24 Mart 1926 Sangiano, – ö. 13 Ekim 2016, Milano) Dario Fo, Felice Fo ve Pina Rota Fo çiftinin oğlu olarak doğdu. Babası lokomotif sürücüsü bir makinist idi. Fulvio adında bir erkek kardeşi vardır. Kız kardeşi Bianca Fo Garambois de bir yazardır. 1940 yılında eğitimi için Milan’a taşındı. Brera güzel sanatlar akademisinde

okumak için tıklayınız

Kadınların Çığlığı – Serkan Fırtına

Tiyatro yayıncılığına yeni bir soluk getiren ekip, Sıfırdan Yayınları olarak başladığı serüvene şimdi Dramatik Yayınları olarak devam ediyor. Yayınevi, 7 yeni tiyatro oyununu meraklıları için ilk defa gün yüzüne çıkardı. Genel yayın yönetmenliğini Nurhan Uslu’nun yaptığı yayın evi ayrıca, OYÇED’in mevsimlik yayını “Dramatik” dergisini de çıkarıyor. Ülkemizde nitelikli yayıncılığın, özellikle tiyatro yayıncılığının ne kadar zorlu

okumak için tıklayınız

Recep Dönmez “Deniz, yaşamıma renk kattı”

Türkiye’de sualtı fotoğrafı denince akla gelen önemli isimlerden birisi, Recep Dönmez. Sualtı fotoğrafçılığı dalında birçok ödülün sahibi olan Dönmez için, deniz ve fotoğraf büyük bir tutku. Deniz insanı olmanın yaşama değişik bir gözle bakmayı öğrettiğini vurgulayan Dönmez, “En azından yok edici pozisyondan onu geleceğe aktarıcı pozisyona geçiyorsunuz. Bu biraz da düşünsel bir gelişim. Denizle ilişkim,

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin en büyük şairi benim, ama hapistekiler ve sürgündekiler hariç…’

Ellili yıllarda Niyazi Akıncıoğlu ile Ahmed Arif ağabey-kardeş gibidirler. O günleri şöyle anlatır Ahmed Arif: “Niyazi abi oğlu gibi seviyordu beni. Ben de büyük şairlere müthiş hayranım. Hâlâ öyleyimdir. Yaşları küçük de olsa çok iyi bir şair beni baştan çıkarır. Canımı vermek isterim. Cemal Süreya o yüzden benim çok sevdiğim bir arkadaştı. Büyük şairdi.

okumak için tıklayınız