Füruğ Ferruhzad’ın hayatını alt üst eden şiir: “Günah”

Furuğ Ferruhzad’ın 1955 yılında, önce basın ve sonra kendi ikinci toplu şiir kitabının. Duvar”ın başlarında, yayımladığı ve onun birinci şairlik dönemi zihniyetini, yani ” Tutsak”, “Duvar” ve “İsyan” kitapları dönemini anlamamız açısından gerekli olan şiir, “Günah” şiirdir. Biz, onun birinci dönem şairliğini işte bu şiiri aktararak onun ışığı ve ekseninde inceleyelim:

okumak için tıklayınız

Dilek Ağacı – William Faulkner

Dilek Ağacı, dünyanın en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen, Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü sahibi William Faulkner’ın bilinen tek çocuk kitabıdır. Faulkner, Dilek Ağacı’nda birbirinden ilginç kişilerden oluşan bir grubun, efsanevi bir ağacın çevresinde gerçekleşen sürükleyici serüvenini kaleme almıştır.

okumak için tıklayınız

Elçilik Kenti – China Miéville

“Bu genç yazarın kendisini göstermesini ve bilim kurgu sanatını, son zamanlarda ‘güvenli’ okuyuculuğa yatırım yapan yayıncılığın gerileticiliği ile postmodernizmin bütün formlar ve formsuzluklarla ortaya koyduğu hayret verici değişim ve gelişim vaatleri arasında sıkıştıran ataletin dışına çıkardığını görmek bir sevinç kaynağı. Elçilik Kenti tam anlamıyla yetkin bir sanat eseri.” Ursula K. Le Guin Bilim kurgu ve fantastik

okumak için tıklayınız

Dostoyevski der ki: “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.” Bu söz, gün geçtikçe doğruluk kazanıyor. – Jean-Paul Sartre

YAZARIN SORUMLULUĞU Dostoyevski der ki: «Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.» Bu söz, gün geçtikçe doğruluk kazanıyor. Ulus topluluğu insan topluluğuna biraz daha katıldıkça, her insan ulus topluluğunda biraz daha kaynaştıkça, her birimiz gittikçe daha geniş ölçüde sorumlu oluyoruz. Nazi rejimine karşı koymamış her Almanı bu rejimden sorumlu saydık. İster bizde, ister başka bir

okumak için tıklayınız

Erich Fromm: O dönemde milyonlarca kişi Hitler hükümetini “Almanya” ile özdeşleştirdi.

Nüfusun bir bölümü, herhangi bir büyük direnç göstermeksizin Nazi rejimine boyun eğdi, ama bunlar direnç göstermedikleri gibi Nazi ideolojisinin ve siyasal uygulamalarının hayranları haline de gelmediler. Bir başka bölüm insansa yeni ideolojiye iyice kendini kaptırdı ve onu savunanlara fanatik bir tutumla bağlandı. Birinci grupta daha çok işçi sınıfıyla liberal ve Katolik burjuvazi vardı. Özellikle işçi

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Herkes bayrak assın denmişti, asmadılar. Savaş, umursamazlık, bunaltı içinde bitti.

SAVAŞIN SONU Herkes bayrak assın denmişti, asmadılar. Savaş, umursamazlık, bunaltı İçinde bitti. Günlük yaşantıda hiçbir şey değişmemişti. Radyonun ağız kalabalığı, gazetelerin şişman puntoları bizi inandırmıyorlardı bir türlü. Barışın düpedüz gerçekleştiğine inanmak için bir mucize, göklerden bir belirti bekler gibiydik. Sıkıntılı bir yaz ikindisinde cılız bir top öksürüyordu. İnsanlar köprülerden, yollardan ölü bakışlarla, durmadan yenilenen açlıklarıyla,

okumak için tıklayınız

Varoluşun Yaşlılık Evresi – Elif Şahin Hamidi

Tam otuz yıldır yazıyor Erendiz Atasü. Tam tamına otuz yıl boyunca yazmakla, okumakla iç içe geçmiş, edebiyatla bütünleşmiş, varolmuş bir yaşam… Dile kolay; evet sadece dile kolay olsa gerek… . Eserleri üstüne çokça akademik çalışma yapılan çağdaş yazarımız Erendiz Atasü’nün ustalığının sırrı, edebiyatı fazlasıyla önemsemiş bir yazar olmasında yatıyor bana kalırsa…

okumak için tıklayınız

Diktatör Adolf Hitler: “birey, haklı olarak suçlandığında suskun kalmayı öğrenmekle kalmamalı, haksızlığa da suskunluk içinde katlanmayı öğrenmelidir.”

Bireyi feda etmek ve onu bir toz zerresine, bir atoma indirgemek, Hitler’e göre, kişinin bireysel görüşünü, çıkarlarını ve mutluluğunu feda etmesi anlamını taşır. Bu feda etme, üyelerini oluşturan “bireylerin kendi kişisel görüşlerini ve çıkarlarını temsil etmeyi reddettiği…” (Kavgam s. 408) siyasal örgütün özüdür. “Özgeciliği” över Hitler ve “insanların kendi mutlulukları peşinde koşarken cennetten uzaklaşıp cehenneme

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Tüm haklarımızı yitirmiştik, hele en başta konuşma hakkımızı.

Sartre 1936-1943 yılları arasında bir yazar olarak yoğun bir çalışma sonunda ortaya birçok yazınsal ve felsefi yapıt koymuştur. İmge gücü üzerine yazdığı denemenin hemen ardından 1937’de tanınmış Fransız edebiyat dergisi «Nouvelle Revue Française»de ilk uzun öyküsü Duvar yayınlandı. 1938′ de ilk romanı Bulantı (İğrenme) / La Nausée çıktı, 1939’da Duvar öyküsünün başlığı altında, Oda (La

okumak için tıklayınız

Eğitici acı – Çaresiz insana çektirilen acı onu yönetmenin, onun davranışlarına hatta bilincine egemen olmanın bir yoludur.

Eğitici acı Çaresiz insana çektirilen acı onu yönetmenin, onun davranışlarına hatta bilincine egemen olmanın bir yoludur. Burada acı ve günahın birlikteliği tuhaftır. Ahlak kurallarına her türlü tecavüz olayı yasayı temsil edenler açısından işlenen günahın derecesine göre ayarlanmış bir acıyla karşılık verilmesini gerekli kılar ilke olarak. Acı vermek ceza vermektir, bedenin gerçek ya da sözde bir

okumak için tıklayınız

Aldous Huxley ve Ütopya – Theodor W. Adorno

Geniş çaplı, uzun vadeli etkileriyle Avrupa felaketi, Amerika’da yeni bir toplumsal tip ortaya çıkardı: entelektüel mülteci. On dokuzuncu yüzyılda Yeni Dünya’ya giden biri, sınırsız imkânların cazibesine kapılmış demekti. Kendi şansını yaratmak için düşerdi yollara; ya da en azından, nüfus fazlası bulunan Avrupa ülkelerinde elinden gelmeyeni başarmak, geçimini sağlamak için. Hayatta kalabilme endişesi benliğini muhafaza etme

okumak için tıklayınız

Yaşamak İçin Acı – “Acı çekiyorum o halde varım”

Dinle hiçbir ilgisi olmayan kimi insanlar hiçbir koşulun yok edemediği bir acı yolunda sürdürürler yaşamlarını. Bu eğilimde olan çeşitli tipler vardır. Ve bu eğilim bazı yaşam yörüngelerini özellikle zenginleştirir. Derinlerde yatan bir suçluluk bir durumdan ötekine değişen ve bireyi yaşatan bir acı çekme kolaylığını besler. Acı, çocuk için, annenin dikkatini çekmek amacına yönelik, elindeki son

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: “Schopenhauer’ın metinleriyle karşılaşmamın üzerimdeki etkisi”

Eğer Schopenhauer’ın metinleriyle ilk defa karşılaşmanın benim için nasıl bir olay (Ereignis) olduğunu tanımlayacak olursam, gençliğimde neredeyse tüm diğer düşüncelerden daha yoğun bir sıklık ve ivedilikle aklıma gelen bir düşünce üzerinde kısaca durmalıyım. Arzularımı kalbimin hoşnutluğu için seferber ettiğim gençlik günlerimde, kaderin, kendimi eğitmek gibi korkunç bir çaba ve görevden beni kurtaracağını düşünürdüm:

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un “hayatımda hiç bu kadar itibar gördüğümü hissetmemiştim” dediği romanı Mrs Dalloway

ARTIK YALNIZCA MRS. DALLOWAY… 20. yüzyıl İngiliz romancısı Virginia Woolf, en ilgi çekici ve en başarılı romanı olarak nitelendirilen Mrs. Dalloway’i, 9 Ekim 1924’te tamamladı ve roman 14 Mayıs 1925’te yayımlandı. Kötü eleştirilerden oldukça ürken ve iyilerine sevinen Woolf, bu romanıyla ilgili eleştirilerden dolayı oldukça mutluydu ve günlüğüne şu satırları düşmüştü: “Hayatımda hiç bu kadar

okumak için tıklayınız

Büyülü gerçekliğin güçlü sesi: Suzan Samancı

Yıllardır yaşanan akıl tutulması savaş sürerken sanat eylemi de devam ediyor. Bu savaş biterse geriye romanlar, öyküler ve şiirler kalacak. Nasıl ki Gılgamış Destanı ve Homeros’un Odsseia’sı kendi çağlarına tanıklık etmişlerse, romanlarda günümüze tanıklık edecek ve geleceğe de ışık tutacaktır. Bu anlamda en gerçekçi tarihçiler yazarlardır denir.

okumak için tıklayınız

Bilinçaltı Kişiliğinin Ödünsüz Savaşçısı: Sigmund Freud – Bedriye Korkankorkmaz

19 Haziran benim doğum günüm. Doğum günümde evimde kendime randevum vardı. Evimde ruhumun sesini dinlemek ve bilinçaltıma yolculuk yapmak için sağaltıcı koltuğum olan yatağıma uzanıyorum. Gözlerim kapalı kendime soracağım sorular üzerinde düşünüyorum. O an modern psikanalizin babası olan Sigmund Freud’u anımsıyorum. Freud psikoterapi yöntemiyle kendi bilinçaltına yolculuk yapıyor. O da benim gibi savunma kalelerini ortadan

okumak için tıklayınız

Dostluğun Kadri Kıymeti – Şeyhmus Diken

İnsan sahiden zor zamanlar(ın)da dostluğun ne denli kıymetli olduğunu fark ediyor. Bu sebeple şair diyor ya şiirinin bir dizesinde “Dar vakit yetiştin tatar ağası”… Dar vakit yetişene asıl ihtiyaç var. Çiçero der ki; “Bir dost, ikinci ben’dir”. Şöyle bir dönüp baktığımızda ikinci ben’imiz diyebileceğimiz kaç insan teki var kendimizle birlikte yürüyecek. Sahiden zor zamanlarda insan

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Siyasal iktidar baskısına taviz vermeyen yazar – Bahar Akpınar

“Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizler”e takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik… Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. Han, apartman sahibi olmak, sağdan

okumak için tıklayınız