Sigmund Freud: İnsanoğlunun mutluluk arayışının olumlu sonuçlanması olası mıdır?

Bize göre hayat çok zordur; çok fazla acı, çok fazla hayal kırıklığı ve imkânsız görevler gerektirmektedir. Hafifletici çareler bulmadan yapamayız. Yardımcı kurgulardan vazgeçemeyiz. (…) Üç adet yol bulunabilir: acımız hakkında az düşünmemize sebep olan güçlü ilgi sapmaları; acıyı azaltarak onun yerine geçen doyumlar ve bizi acıya duyarsız hale getiren alkollü maddeler. Bu tür bir şey

okumak için tıklayınız

Dünyanın ilk süper yıldızı Tolstoy

1910 yılının Kasım ayı… Rusya’daki küçük bir demiryolu istasyonu olan Astapovo, basın tarafından ablukaya alınmış durumdadır. Büyük yazar Lev Tolstoy burada ölüm döşeğindedir. Üstelik ailesinden kaçtığı için bir aile skandalıyla, ölüm döşeğinde bile günah çıkarıp tanrının varlığını kabul etmediği için de bir dini skandalla çevrelenmiş durumdadır. Tolstoy ağır ağır ölürken tüm dünya da belki ilk

okumak için tıklayınız

Manevi kızı, Nâzım Hikmet’i anlattı: “Her somut ânı, sonuna kadar yaşardı”

65 yıl önce şair Nâzım Hikmet Türkiye’den kaçtı, Sovyetler Birliği ise onun ikinci vatanı oldu. “Türklerin Puşkin’i” olarak isimlendirilen bu romantik insanın gelişmiş sosyalizmin ülkesinde nasıl yaşadığını, Moskova Tiyatro Sanatı Enstitüsü’nden, şairin manevi kızı Prof. Anna Stepanova anlattı.

okumak için tıklayınız

Barnes’in Penceresi – Hatice Balcı

Julian Barnes’in, Türkçe’de ‘’Penceremden’’ adıyla yayımlanan kitabında on yedi deneme ve bir de öykü var. Kitabın sonlarında yer alan bu öyküde bir yazarın iç sesine kulak veriyoruz. Öğrencileriyle kurmaca metinler üzerine çalışmalar yürüten üstadımız, derslerinden birinde, Sibelius’un senfonilerinden bahsediyor ve şöyle diyor:

okumak için tıklayınız

Foucault’yu Marx’la Okumak – Jacques Bidet

Marx ile Foucault’nun düşüncelerinin birbirine zıt olduğu, bağdaşamayacağı kabul edilir. Foucault’nun bir dönem Marksizme yakın dursa da sonrasında onu sert biçimde eleştirdiği, düşüncesinin temel kavramlarını Marksizme alternatif olmak üzere geliştirdiği bilinir. Yine de bu iki düşüncenin iletişime sokulması büsbütün imkânsız mıdır? Değilse bu iletişimin koşulları nelerdir? Dahası, böyle bir ilişkiden eleştirel düşünce adına elimize ne

okumak için tıklayınız

Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud – Elisabeth Roudinesco

Freud’un yaşamı değişik yazarlarca defalarca ele alındı, yapıtının her satırı farklı şekillerde yorumlandı. Aşırı övgü ya da nefret içeren yazılarla, bilimsel çalışmalarla, yenilikçi yorumlarla ve haddini aşan beyanlarla geçen yılların ardından, bugün hâlâ Freud’un kim olduğunu anlamakta güçlük çektiğimiz bir gerçek. Bunca yorum, fantezi, efsane ve söylenti fazlalığı, düşünürün kendi çağındaki ve bizim çağımızdaki paradoksal

okumak için tıklayınız

Sosyalizm ve İnsan Ruhu – Oscar Wilde “sosyalizm, bizi başkaları için yaşama zorunluluğundan kurtaracaktır.”

“Sosyalizmin tesisinden elde edilecek en büyük kazanç, bizleri o pek sıkıcı şeyden, başkaları için yaşama zorunluluğundan kurtarması olacaktır.” Oscar Wilde’ın bu açılış cümlesi, toplumsallığa değil de bireyselliğe vurgu yapan bir sosyalizm anlayışına karşılık geliyor. Kalabalıkların inanç ve değer yargılarının çoğu zaman mutlakiyetçi otoriteye yol açtığını çok erken bir tarihte görmüş olan Wilde, geleneksel ahlakçılıklara, din

okumak için tıklayınız

Varidat – Şeyh Bedreddin “insan herşeyden kamildir”

On dördüncü yüzyılın ikinci yarısıyla on beşinci yüzyılın başlarında yaşayan, Aydın civarındaki yoksul köylülerle Osmanlı yönetimine isyan ettiği için 1420’de Serez’de idam edilen Şeyh Bedreddin, İslam inancına getirdiği farklı yorumlarla eserlerini verdiği dönemden başlayarak günümüze dek fikirleri tartışılmış bir isimdir. İyi bir eğitim görmüş olan Bedreddin’in yaşamı hakkındaki bilgiler torunu Hafız Halil’in yazdığı Menakıbname’ye dayanır.

okumak için tıklayınız

“Bütün taşlar özgürlük anıtı için yontulmuştur, aynı taşlarla ona bir tapınak da, bir mezar da yapabilirsiniz.” Saint-Just

Yıldırı Sade’ın çağdaşı olan Saint-Just, onunkilerden farklı ilkelerden yola çıkmakla birlikte, sonunda cinayeti doğrular. Saint-Just, Sade’ın karşıtıdır kuşkusuz. Markinin tanımı “Ya zindanları açın ya da erdeminizi kanıtlayın,” olabilirse, Konvansiyoncununki, “Ya erdeminizi kanıtlayın ya da zindanlara girin,” olur. Ama her ikisi de bir yıldırıcılığı yasaya uydurur, yalnız bu yıldırıcılık haz düşkününde bireysel, erdem sahibinde ise devletseldir.

okumak için tıklayınız

Max Horkheimer: Bugün toplumsal iktidar makinesinin ezici ağırlığı ile atomlaşmış kitlelerin güçsüzlüğü arasındaki oransızlık yaşanıyor.

Bugün, ütopyaya giden yolda en büyük engel, toplumsal iktidar makinesinin ezici ağırlığı ile atomlaşmış kitlelerin güçsüzlüğü arasındaki oransızlıktır. Geri kalan herşey —her yere sinmiş ikiyüzlülük, sahte teorilerle beslenen inanç, spekülatif düşüncenin gerilemesi, iradenin sakatlanması ya da korkunun baskısıyla sonuçsuz faaliyetler içinde dağılıp gitmesi— bu oransızlığın belirtileridir. Eğer felsefe insanların bu hastalıkları tanımasına yardımcı olursa, insanlığa

okumak için tıklayınız

Kendini Aldatma Davranışları – Jean-Paul Sartre

Kendimizi açmazdan kurtarmak istiyorsak, kendini aldatma davranışlarını daha yakından incelemek ve buradan bir betimlemeye ulaşmaya çalışmak uygun olur. Bu betimleme, kendini aldatmanın imkânının koşullarını daha açıklıkla saptamamıza, yani başta sormuş olduğumuz soruya cevap vermeye imkân verecektir: “insan varlığı ne şekilde olmalıdır ki kendini aldatabilsin?”

okumak için tıklayınız

Pablo Neruda: Gölge ile ışık arasındaki o çok eski öldürücü savaşımı bugün, bütün dehşeti ile görmekteyiz.

Cinayet Granada’da İşlendi Şu satırları yazdığım günlerde İspanya’da başarılı bir askeri darbenin bilmem kaçıncı yıl törenleri yapılmakta! Madrid’de, Franco maviler ve sırmalar içinde, etrafında koruyucuları, yanında Birleşik Amerika, İngiltere ve öteki ülkelerin büyükelçileri olduğu halde, askeri birliklerin geçit törenini izliyor. O günlerin savaşından habersiz gençlerden oluşmuş bu askeri birlikler.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski ve Tarkovski – Ulus Baker

Dostoyevski’yi Tarkovski’ye bağlayan bağ, üzerinden onca tank, bombardıman, acı, hayal kırıklığı, devrim ve karşı devrim, hatta varoluş üstünde tepinen onca olumlu şey –bilim, sanat, ahkâm ve şeriat– geçtiği halde nasıl yaşadı? Acaba neden Dostoyevski edebiyatın en yüksek noktasında yer alıyor? Ve bir asır sonra Tarkovski başka bir alanda sinemada, en yüksek filmleri yapabiliyor?

okumak için tıklayınız

“Her Zaman Öğreneceğimiz Şeyler Vardır!” İoanna Kuçuradi’yle Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Bu yıl sekseninci yaşını kutlayan “felsefenin kraliçesi”, “çağdaş Antigone” ya da “iyi ana” Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, çağın olaylarına felsefenin ışığında, insan hakları bilgisiyle bakmaya, bu bakış açısına sahip insanlar yetiştirmeye devam ediyor. Kuçuradi, bu yıl 35.’si gerçekleşecek olan, “Felsefe ve İnsan” temalı Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı.

okumak için tıklayınız

Gramsci’ci Pasif Devrim – Josef Kılçıksız

Türk siyaseti yeni bir momentum kazanmışken, acaba A. Gramsci’nin “pasif devrim” kavramıyla sosyo-politik süreçler açıklanabilir mi? Pasif devrim, gerçek yapısal değişimi erteleyen, kitlelerin siyasal sisteme tam katılımını/girişini yadsıyan, muhalefeti devlet aygıtına entegre eden, değişen güç dengesinin ve yönetici sınıfların, ideolojik konsensüsün veya organizasyonal tutumumun yokluğunda sınıf çatışmalarını yönetme stratejisinin adıdır.

okumak için tıklayınız

Sonuna Kadar – Cemal Süreya

“Tarih, insan toplumlarının ayıklayıcı bir hikâyesiyse, sanat da bileşik bir anlatımı oluyor.” Tepeden bakılırsa, her sanat eserinin siyasal bir anlamı vardır; belli bir sınıfın, belli bir hayat görüşünün koşullarıyla yüklüdür; belli hayat ve kültür değerlerini taşır. Ne var ki burada siyasal deyimi geniş anlamdadır, daha çok tarih açısındandır, tek eserden çok bir sanat kuşağına bakıldığında

okumak için tıklayınız

Tanrının Elyazısı – Jorge Luis Borges

Zindan derindir, taştır; gerçi zemin (ki o da taştır) tam anlamıyla geniş bir çember sayılamaz ve bu olgu her nedense bir kıstırılmışlık ve onun yanısıra bir bitimsizlik duygusu çağrıştırır ama yapının biçimi hemen hemen kusursuz bir yarıküredir. Ortadan bir duvar geçer; çok yüksek olmasına karşın bu duvar mahzenin üst kısmına ulaşamaz; hücrelerin birinde ben varım.

okumak için tıklayınız

İstanbul’un Geçmişi: Yenikapı Kazılarından Neler Öğrendik?

Yenikapı kazıları, belki de bugüne kadar İstanbul’un binlerce yıllık tarihini anlayabilmemiz için en büyük fırsattı. Marmaray projesi ile ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar ilk başta tüm arkeoloji dünyasını heyecanlandırmış olsa da, daha sonra bu proje yüzünden arkeologlar adeta iş makinelerine karşı kazı çalışmalarını hızlı bir şekilde yürütmek zorunda kaldı.

okumak için tıklayınız