Mike Hammer’in Dönüşü – Ahmet Ümit

Telefon çaldı. Kimsenin varlığını bile bilmediği, numarası rehbere kaydedilmemiş, arada sırada yalnızca şehir içi konuşmalarda kullanılan, kılıfına konup kaldırılmış bir silah gibi sessiz ve onun kadar kapkara bir aygıt olarak bir köşede durup dururdu. Sonunda biri tetikleyince, susturucu takılmış bir tabancanın sesine benzeyen boğuk ve kısık bir sesle yaylım ateşine başladı. İlk çalışı bir uyan

okumak için tıklayınız

Varoluşçu Filozoflar – Afşar Timuçin

Almanya’da 1918 bozgununun hemen ardından, varoluşçuluk felsefesi çiçeklenmeye başladı. Nietzche’nin ve Kierkegaard’ın, bir ölçüde de kötümserlik filozofu Scopenhauer’in (1788 – 1860~ yapıtları bu ülkede yeni felsefeye ilk itkilerini kazandıracak etkinliğe çoktan ulaşmıştı. Dünyamızı dünyaların en kötüsü sayan ve kurtuluşu Buddha’cılar gibi Nirvana yolunda gören Scopenhauer, getirdiği bu öznelci yorumla elbette varoluşçu felsefenin kuruluşuna katkıda bulunacaktı.

okumak için tıklayınız

Jorge Luis Borges: “Milliyetçilik yalnızca olumlamalara ve şüpheyi ortadan kaldıran öğretilere izin verir; olumsuzlamalar ise fanatikliğin ve aptallığın bir türüdür”

Jorge Luis Borges “Futbol popülerdir; çünkü aptallık popüler,” demişti. Arjantinli yazarın bu “muazzam oyun”a karşı sergilediği tavır ilk bakışta günümüz futbol düşmanlarının ağızlarından düşürmediği laflara benziyor gibi. “Futbol sıkıcıdır. Çok fazla maç beraberlikle bitiyor. Sakatlanma numarası yapanlara da tahammülüm yok.”

okumak için tıklayınız

İnsanlığın Yörüngesindeki Tüm Aşamaları Sarıp Sarmalayan Çağların Çınarı: Gustave Flaubert

Bingöl otogarından elimde valizimle çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği eve doğru yürüyorum. İnsan içinde mi yoksa dışında mı aramalı kendi izdüşümlerini? Anılar dürüst olduğu için mi acımasızdır? Anıların vatanında yaşamaktır yalansız bir dünyada yaşamak. Anılar zamanın vicdanıdır. O vicdanda haklı da haksız da yerli yerindedir. Anılarımın elindeki pişmanlık neşterini kalbime saplıyorum. Anıların sessiz çığlıkları bize yaşamın,

okumak için tıklayınız

Düellolara galip gelen aşkın öyküsü…

Gogol; Ölü Canlar’ı yazma fikrini kendisine veren Puşkin için “olağanüstü bir olaydır.” der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla “Puşkin, bize gelecekten haber veren peygamberimizdir.” der. Nâzım’ın ise; “ömrüm boyunca bir tek şiir çevirdim Türkçeye.’’ dediği şiirin şairidir Puşkin. Modern Rus Edebiyatının oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır Puşkin. Klasik Batı edebiyatını ve

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: Nasılsın diye sorabilirim şükür sana. Yüzüm tutuyor hele! NASILSIN?

Dost, Bunu da alınca gidersin herhal. Bir gitmeden bir de gider gitmez yaz. Hiç sevmem böyle olmayı. Yoksun, garipsi, yenik. Bugünler böyleyim ama. Bir ölçüsüzlük ya da idrâk bulanıklığı bu. Senin oradan göçün, bir yeni ayrılıkmış gibi koyuyor bana. Oysa ha orada, ha daha ötelerde olmuşun. Bunun bir ayrı niteliği olmamalı, ayrılık ayrılıktır işte.

okumak için tıklayınız

Cezayir Savaşı’nda Fransız Solu ve Aydınlarının Tavrı

Cezayir 1830’da Fransız ordusu tarafından işgal edilir ve bu tarihten itibaren tam 132 yıl boyunca Fransa’nın kolonilerinden biri olarak kalır. İşgal edildiği andan itibaren, Cezayirliler onlarca kez Fransızlara karşı ayaklanmalarına rağmen bir türlü bağımsızlıklarını elde edemezler.

okumak için tıklayınız

Marx’ın ve Engels’in Anket Defteri Sorularına Yanıtları

Türkiye’deki ortaokul ve lise öğrencilerinin ilgi gösterdiği anket defterleri, 19. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de bir hayli popüler olmuş. 1849 yılından itibaren İngiltere’de yaşayan Karl Marx da (1818-1883), bazı tanıdıklarının ve akrabalarının anket sorularını yanıtlamış.

okumak için tıklayınız

Takipçi – Julio Cortázar

“Hiçbir şey olmamasının korkunç olduğunun farkında mısın?” Julio Cortázar’ın caz müziğin ölümsüz isimlerinden Charlie Parker’a adadığı Takipçi öyküsü, iç içe geçmiş olayların, son hız yuvarlanan yaşamların, biriken sıkıntıların ortasında, yaşantısına katlanmakta zorlanan bir cazcının hikâyesini ele alıyor.

okumak için tıklayınız

Valerie’nin mektubu: Milliyetçilik” ve “Sadakat Yasası” gibi kelimelerin güç kazandığını,”Farklı”nın nasıl “Tehlikeli”ye dönüştüğünü hatırlıyorum.

“Bunun onların oyunlarından biri olmadığına seni ikna etmenin bir yolu yok ama bu umurumda değil. Bu benden bir mesaj. Adım Valerie. Çok fazla yaşayacağımı sanmıyorum ve birine hayatımı anlatmak istedim. Bu, hayatımda yazma şansına sahip olduğum tek otobiyografi ve Tanrım, onu bir tuvalet kağıdına yazıyorum.

okumak için tıklayınız

Dayanabilecek miyiz “zamanın kamçısına, zorbanın kahrına, kötülere kul olmasına iyi insanın?” Ben değil, “Çağdaşımız Shakespeare” soruyor – Onat Kutlar

Nedendir bilemem. Abdala malum olur. Günlerdir mektup bekliyordum birinizden. Karşılık almıyacağımı bildiğim sorular sormak değil, gerçek bir mektuba karşılık vermek istiyordum. Alçak sesle de konuşsan, karşında gerçek bir yüz gerekli. Bu yüzden pazar akşamı Zeynep’e telefon edip adıma geldiğini söylediği mektubu okumasını rica ettim.

okumak için tıklayınız

Onat Kutlar: Yıllar önce bir kez, bir tek kez, bir törene katılmam olanağı bulunmadığı için üzülmüştüm.

Hastalandığından haberim olmadığı için o gün seni uzaktan da olsa görmeye geldim. Hava güneşli ve sıcaktı ama beklediğimiz çevrili, küçük ve her yanını otlar bürümüş avlu serindi… Neredeyse bütün bir yazı güz karanlığında geçirdiğimizden yadırgamadık. Melek hem incelikli hem coşkun mizahıyla bize çevreyi tanıttı.

okumak için tıklayınız

Nazlı Eray: “Fantastik kahramanlarımın hemen hemen hepsi gerçek”

Bugüne kadar yazdığı 36 kitapla birlikte kim bilir kaç kahraman yarattı Nazlı Eray… İlk ve en unutulmaz kahramanı Mösyö Hristo idi. Büyülü Gerçekçilik akımının temsilcilerinden olan Eray’ın bu ilk öykü kahramanı gibi romanlarının çoğu kahramanı da hayatın içinden, gerçek hayattan kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Eray, 36. kitabı “Marilyn-Venüs’ün Son Gecesi” adlı romanında da gerçek kahramanlarla

okumak için tıklayınız

Beden ve Kimlik Bağlamında V for Vendetta – Meral Gündoğdu Salioglou

“Burjuva toplumunda sermaye bağımsızdır ve kişiseldir, faal birey ise bağımlıdır ve kişiliksizdir.”  Komünist Manifesto, Karl Marx-Friedrich Engels Yıl 2030. Dünyada büyük savaş yaşanmış, ABD yenilmiş ve İngiliz sömürgesi olmuş, İngiltere’ de Adam Sutler liderliğinde faşist bir yönetim iktidara gelmiştir. Hitler faşizmini hatırlatacak şekilde sanat eserleri yasaklanmış, siyahlar, eşcinseller, muhalifler toplama kamplarına atılmıştır.

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: İktidar, halkı kendilerine korku ve itaat içinde bağlı tutmak için iki araç kullanır.

Büyük devletlerin yönetimlerinin elinde, halkı kendilerine korku ve itaat içinde bağlı tutmak için iki araç vardır; birisi kaba: ordu, diğeri de ince: okul. Birincinin yardımıyla yüksek tabakaların hırsını ve alçak tabakaların enerjisini her ikisi de orta ve düşük yetenekte faal ve zinde erkeklere sahip olduğu sürece kendi yanına çekerler: öteki aracın yardımıyla da yetenekli yoksulluğu,

okumak için tıklayınız

Nereye Yolculuk Etmeli? – Friedrich Nietzsche

Dolaysızca kendini gözlemleme, kendini öğrenmekte çok ileriye götüremez: tarihe gereksiniriz, çünkü geçmiş yüzlerce dalga halinde akar içimize; kendimiz de, her bir anda bu sürekli akıştan neyi duyumsuyorsak oyuzdur, başkası değil. Hatta burada, görünüşte en bize özgü ve en kişisel özümüzün ırmağına girmek istediğimizde bile geçerlidir Herakleitos’un ilkesi: aynı ırmağa iki kez girilmez.

okumak için tıklayınız

Aşk ve Cinayet – Ahmet Ümit

Aşk ile cinayet arasındaki benzerlikten söz ettiğimde genellikle tepkiyle karşılandım. Kimse, büyülü bir güzellik, olağanüstü bir heyecan, insanın içini titreten bir esriklik, çılgınca bir coşku olarak tanımlanan aşk gibi “yüce” bir duyguyu, cinayet gibi vahşeti, şiddeti çağrıştıran, insanın karanlık yönününü açığa vuran bir eylemle benzeştirmek istemedi. Sözlü olarak karşı çıkmayanlar, aman bu adam da her

okumak için tıklayınız

Walter Benjamin – Yanlış Yerde – Hans Heinz Holz

Adorno ve eşinin övgüye değer bir katkısı, Walter Benjamin’i Alman faşistlerinin onu gömdüğü unutulmuşluktan 1955’te iki ciltlik seçmelerden oluşan bir baskıyla kurtarmaları oldu[216]. Almanca konuşulan [diğer] ülkelerden farklı olarak Benjamin’in hassas, kendini sımsıkı kapatan edebi tarzı zaten henüz okuyucu bulamamıştı.

okumak için tıklayınız