Yılmaz Güney ile Behçet Necatigil’in ortaklaştığı görüş

Yılmaz Güney Kovboy mu?.. İşin aslına bakarsanız, Hollyvvood filmlerindeki hızlı silah çekme sahnelerinin tamamıyla uydurma olduğu ortaya çıkar. Kovboyların bellerindeki silahlar son derece kullanışsız ve iş görmez durumdaydılar.

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet ve Kızılderililer

Kristof Kolomb’u anlatmak üzere Oregon’un Porta ilçesinde derse giren Bili Bigelovv adlı öğretmen ön sırada oturan bir kız öğrencinin cüzdanını alır. Bu olay tüm sınıfın gözleri önünde olmuştur. Herkes şaşkındır!… Böylesine açık yapılan hırsızlığa bir anlam veremez çocuklar. Kız öğrenci tepki göstermek zorunda kalır: “Cüzdanımı aldınız”… Ve öğretmen derse başlar: “Hayır. Cüzdanını keşfettim!”

okumak için tıklayınız

“Yirmi birinci yüzyılın en heyecan verici yeni kurmaca yazarı” Andrê Aciman ile söyleşi – Onur Köybaşı

İskenderiye ve Türk kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olan, ailesi Osmanli’nin parcalanmasıyla beraber önce Avrupa’ya, sonra Amerika’ya göç etmiş; biyografi yazarı, denemeci, romancı, 17. yüzyıl İngiliz edebiyatı ve Amerika’nın saygın Proust uzmanlarından biridir Andrê Aciman.

okumak için tıklayınız

Sevgi Soysal: “Bir ara koğuşta ışıklar söndü, başımı kaldırıp baktım yukarıya, uzakta da olsa aydınlık, umut verici bir şeylerin mutlaka var olduğu inancıyla.”

25 Haziran 72, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Ankara Canım Mümtaz, Dün gece, sayımdan önceydi galiba, bir ara koğuşta ışıklar söndü, başımı kaldırıp baktım yukarıya—parmaklıklı pencerenin oraya, uzakta da olsa aydınlık, umut verici bir şeylerin mutlaka var olduğu inancıyla.

okumak için tıklayınız

Sevgi Soysal: “Ayrıntıda ne mantıki şeyler vardır da bir bütün yaptıklarında büyük aptallıklara dönüşürler”

“Günboyu eğleniyorum onla; o da bana kızıyor, bütün kurallarının mantıki nedenlerini anlatıyor bana. Oysa, ayrıntıda ne mantıki şeyler vardır da bir bütün yaptıklarında büyük aptallıklara dönüşürler; tabii babamla böyle “ince!” konular konuşmuyoruz. Göl suyunun ısı dereceleri, kuyu pompasının ne zamanlar çekileceği ve banyodaki tuvalet kağıdının küvete değil de yandaki kovaya atılacağı üstüne “diyalektik” tartışmalar yapıyoruz.”

okumak için tıklayınız

“Nedense seyircisi en az olan oyun, zulümdür.” Sevgi Soysal’dan iki mektup

“Haksızlık halkaları birbirlerine eklenmeğe başlamaya görsün, bu hain, bu zalim, bu çılgın oyuna o kadar çok insan katılır ki. Nedense seyircisi en az olan oyun, zulümdür. Bu oyuna kolaylıkla, nedenini, niçinini düşünmeden; ince eleyip sık dokumadan katılı-katılınıverilir. Ve bütün bunları düşününce acı çekmenin rasgele acı çektirenlerden olmaktan yeğ olduğunu anlıyorum bir kez daha.”

okumak için tıklayınız

1914 Savaşının İlk Saatleri- Stefan Zweig

1914 yazı, Avrupa toprağımıza o felâketi getirmemiş olsaydı da unutulmazdı. Zira böylesıne cömert, biraz tuhaf gelecek bir deyimle, böyle tam yaz gibi bir yazı ben az gürdüm , ömrümce. Gökyüzü günlerce ipek mavisiydi Hava yumuşaktı, ama yapış yapış değildi. Çayırlar güzel kokulu ve sıcaktı. Ormanların taze yeşilinden bolluk taşıyordu.

okumak için tıklayınız

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana / Bir Ada Hikayesi 1 – Yaşar Kemal

(*) Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana Yaşar Kemal’in tarihi romanlarındandır. Eser ilk olarak 1997 yılında Adam yayınları tarafından basılmıştır. Bir Ada Hikayesi üçlemesinin ilk kitabıdır. Yaşar Kemal bu eserinde I. Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu halkının çilesini konu alır. Romanın kahramanı Poyraz Musa adında şeref madalyalı bir savaş gazisidir. Savaştan sonra gittiği köyünde kimseleri bulamaz ve

okumak için tıklayınız

“Lev Tolstoy öldü. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım.” Maksim Gorki

Lev Tolstoy öldü. Bir telgraf aldım. Telgrafta sıradan sözcüklerle, öldü deniyordu. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım ve işte şimdi yarı deli bir halde onu tanıdığım, gördüğüm haliyle gözümde canlandırmaya çalışıyor, acılar içinde onunla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

okumak için tıklayınız

Küçük Prens ‘in Türkiye’de dergi ve kitap olarak basımının ilk kapak fotoğrafları

Küçük Prens (Fransızca özgün adı: Le Petit Prince), Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazılan ve 1943’te yayımlanan hikâye. Türkçeye ilk olarak Ahmet Muhip Dıranas tarafından çevrilmiş olup, 1953 yılında Çocuk ve Yuva Dergisi’nin ilk sayısında yayımlanmaya başlamış 1954 yılının 3. sayısında ise tamamlanmıştır. Küçük Prens ‘in Türkiye’de dergi ve kitap olarak basımının ilk

okumak için tıklayınız

Kurgu okumak sizi daha iyi bir insan yapar mı?

Başlıktaki soru bir süre önce Sarah Kaplan’ın Washington Post’ta yayınladığı, konu ile ilgili yazıya ait. Okumanın ya da kurgu okumanın kişilik, hayal gücünün zenginleşmesi vb. üzerine etkileri hakkında pek çok araştırma ve yazı yayınlandı. Kaplan aşağıdaki yazısında konuyu kişisel deneyimleri ve bilimsel çalışmalar üzerinden basit bir dille ve keyifli bir şekilde anlatıyor;

okumak için tıklayınız

Açlığın / Uykusuzluğun / Hırsın / Başarının / Aşkın ve Sevgisizliğin Yasadışı Çocuğu: Jack London – Bedriye Korkankorkmaz

Günde bir saat yürüyorum. Yoldaki içsel sohbetimde kendime karşı ne kadar acımasız olursam o kadar kendi gerçeğime yaklaşacağımı biliyorum. Dürüstlüğü değerlerin atası olarak algılıyorum. Yürürken kalabalıklar içindeki yalnızlığa daha yakın hissediyorum kendimi. Yol boyunca birçok yaşam serüvenine, aşklara, ayrılıklara… şahitlik ediyorum. Yolları kutsal buluyorum. Sabırlı ve güçlü olmayı yollardan öğreniyorum.

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza, Babalar ve Oğullar ve Nasıl Yapmalı? arasındaki mücadele

Suç ve Ceza, 1865 yılında yazılır, Dostoyevski’nin görece en rahat ve uzun sürede yazdığı, anlatı alternatifleri üzerinde çalışabildiği romanlarındandır. 1866 yılında Rus Habercisi adlı dergide bölüm bölüm yayımlanır. Suç ve Ceza düşüncesi doğmadan önce, Sarhoşlar adını verdiği bir roman taslağı üzerinde çalışmaktadır Dostoyevski, ancak Suç ve Ceza’nın şekillenmeye başlamasıyla birlikte diğer metni Marmaledov karakteri olarak

okumak için tıklayınız

Dostoyevski “Suç ve Ceza”yı hangi ekonomik psikolojik koşullarda yazdı?

1866 yılında Dostoyevski, birikmiş kumar borçlarının telaşıyla yayıncısına bir mektup yazıp tasarladığı yeni romandan söz eder. Mektubunda romanının ana hatlarını “Bir suçun psikolojik çözümlemesi” olarak çizmiştir. İhtimaldir ki romandan çok yayıncının vereceği avansla ilgilidir Dostoyevski.

okumak için tıklayınız

Çok sesli romanın yaratıcısı Dostoyevski

Bahtin için Dostoyevski, çok sesli romanın yaratıcısıdır: “Dostoyevski hakkındaki devasa literatürle ilk defa karşılaşan biri, romanlar, öyküler yazan tek bir yazar-sanatçıyla değil, birçok yazar-düşünürün –Raskolnikov, Mışkin, Stavrogin, İvan Karamazov, Büyük Engizisyoncu ve diğerlerinin– çeşitli felsefi açıklamalarıyla karşı karşıya olduğu hissine kapılır…

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”nın başından sonuna kadar Raskolnikov’u pençesinde tutan ikilem

Suç ve Ceza’nın, Dostoyevski’nin görece en rahat ve uzun sürede yazdığı, anlatı alternatifleri üzerinde çalışabildiği romanlarından demiştik. Nitekim Dostoyevski, Suç ve Ceza’yı önce birinci tekil şahıs anlatısı biçiminde -anı olarak- kaleme alır, fakat hoşnut kalmaz sonuçtan. Sonra yargılama sırasında yazılan bir itirafa dönüştürür, yine beğenmez.

okumak için tıklayınız