Tezer Özlü ‘nün Franz Kafka ‘ya dair yazısı “Hiçbir Şeye Gücüm Yok, Acılar Dışında”

“Bütün evin gürültüsünün ana karargâhı olan odamda oturuyorum. Tüm kapıların vurulduğunu işitiyorum, böylece hiç değilse kapılar arasında dolaşanların ayak seslerini duymaktan kurtuluyorum, ama mutfakta açılıp kapanan fırın kapağının gürültüsünü işitiyorum. Babam odamın kapılarını sanki yararcasına gecelik elbisesini yerde sürükleyerek gelip geçiyor, bitişik odada sobanın külünü kazıyorlar, Valli ön odadan kelimesi kelimesine babamın şapkasının temizlenip temizlenmediğini

okumak için tıklayınız

ABD’li tarihçi: Cami değil cami gibi, Küba değil Bahamalar!

Amerika kıtasının keşfini anlatan ABD’li tarihçi Gary Knight, Başbakan Erdoğan’ın ‘Amerikayı Müslümanlar keşfetti’ açıklamasına delil gösterdiği metinleri değerlendirdi. ABD ’de yayınlanmış “Unutulan Kardeşler” isimli kitabında Amerika kıtasının keşfini anlatan ABD’li tarihçi Gary Knight, “Kolomb bir camiden söz ediyor. Güzel tepenin küçük bir camiyi andırdığını yazıyor. Kolomb burayı İspanya’daki ‘Âşıklar Kayası’na benzetiyor” dedi. Knight, bu yerin

okumak için tıklayınız

Georg Lukacs ‘ın Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’na dair değerlendirmesi

Genç Werther’in Acıları Werther’m yayınlandığı yıl olan 1774 yalnızca Alman edebiyatı açısından değil, dünya edebiyatı açısından da önemli bir tarihtir. Fransa’yı felsefe ve edebiyat alanındaki ideolojik önderliğinden geçici süreliğine mahrum bırakan Almanya’nın bu iki alandaki kısa süreli ama fevkalade önemli hegemonyası ilk kez werther’m dünya çapında elde ettiği başarıyla açıkça görünür hale gelmişti. Kuşkusuz Alman

okumak için tıklayınız

Neden güleriz?

Çok basit, ama yanıtı karmaşık bir soru… Gülmenin nedenini anladığımızda insan doğasına ilişkin temel sorunları da anlamışız demektir. Çoğu insan bir şeyi komik bulduğumuz için güldüğümüzü düşünür. Ama insanları gülerken izlediğinizde aslında öyle olmadığını görürsünüz. Gülme uzmanı Robert Provine alışveriş merkezi, okul, ofis, parti gibi farklı ortamlarda saatlerce gerçek konuşmaları kaydetmiş ve bunun sonucunda birçok

okumak için tıklayınız

Amerika’nın “kâşifi” neden Kolomb’dur?

Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta “Amerika’yı Kolomb’dan önce Müslümanlar keşfetti” diyerek yeni bir tartışma açtı. Bu tartışmanın bir cehalet (ısrar edilirse şarlatanlık) örneği olan “Küba’daki cami” bölümünü geçelim. Çeşitli toplumların Kolomb öncesi Amerika seyahatleri (örneğin Fenikeliler, Vikingler, Arap denizciler, Çinli Amiral Zheng He) hakkındaki söylence ve gerçekleri birkaç gün önce bu portalda yazdık. Bütün bu olgulardan

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin ‘in Agatha Christie ‘nin Dersimiz Cinayet üzerine düşünceleri

Graham Green’inkini saymazsam, bugüne dek hemen hiç polisiye roman okumamıştım. Graham Green’in yazdıklarına da polisiye roman denilir mi? 6-7 Eylül olayı dolayısıyla bulunduğum Harbiye Cezaevinde okumuştum Graham Green’i, Adeta unutmuşum okuduğum o romanını. Dört dörtlük bir yazın yapıtıydı. Gerilimliydi daha başında… Polisten kaçan bir adam vardı. Yazar bu kaçışı ne güzel, ne denli gerilimli ve

okumak için tıklayınız

M. Şehmus Güzel’in Söylemek Yazmak isimli yeni kitabı çıktı

Batman’dan haber var. Batmane Yayınevi edebiyat ve yayın dünyamıza girdi, ilk yayınlarından biri olarak M. Şehmus Güzel’in Söylemek Yazmak isimli kitabını sundu. Geçmişimizi iyi bilmek, kendimizi tanımak ve tanıtmak ve özellikle tarihleri es geçilmek, unuturulmak istenen halkların tarihinin eksiksiz yazılabilmesi için sözlü tarihin önemine vurgu yapan yazar, sözlü tarihin araç gereçlerini öneriyor ve bu tarihin

okumak için tıklayınız

Bukowski ve Ağaç Dalı Kompleksi / Factotum

Bir karakter analizi: “Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra:’Kumda yatma rahatlığı’. A-da-ko: ‘ağaç dalı kompleksi’. Şimdi kumda yattığım için Kuyara diyorum, daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı….Ya Adako? Ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir

okumak için tıklayınız

Emek-Değer Teorileri ve Dışticaret – Nail Satlıgan

“Nail Satlıgan bu çalışmayı doktora tezi olarak hazırlamış ve aynı zamanda asistan olarak görevli olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde 1982 yılı içinde savunmuştu. Şimdi bu esaslı çalışma, bütünlüğü içinde iktisatla, özel olarak da ekonomi politiğin Marksist eleştirisiyle ilgilenenler için erişilebilir hale geliyor. Aynı zamanda, Türkiye topraklarından Marksist literatüre yapılmış dünya çapında bir katkı da böylece

okumak için tıklayınız

Christopher Nolan’dan Yıldızlararası için okuma listesi

“Sevgi ki zaman ve mekanın boyutlarını aşar, algılamaya gücümüzün yettiği yegâne şeydir,” der Doktor Brand (Anne Hathaway), Yıldızlararası’nın bir sahnesinde. Fakat Christopher Nolan’ın bu epik bilimkurgu hikayesinde, kitaplar da boyutları aşıyor. Hatta filmin başlarında Murph (Mackenzie Foy), kitaplığından düşen ve rasgele savrulduklarını varsaydığımız ciltlerin şifresini çözmeye çalışıyor. Çünkü bir hayaletin onunla bu yolla iletişim kurmaya

okumak için tıklayınız

Dostoyevski Aramızda Olsaydı! – Dağhan Dönmez

Evet, on dokuzuncu yüzyıl insanının her şeyden önce karaktersiz olması gerekir, böyle olmak zorundadır. Karakterli olan insan ise herşeyden önce dar kafalıdır. Dostoyevski-Yeraltından Notlar Günlerden bir gün İlber Hoca’nın dersine üç öğrenci girer; girer girmesine de geç girer. İlber Hoca sorar: “Neredeydiniz?” Konuşma nasıl olduysa, öğrencilerin kredi notunu bilmemesine kadar gelir. Hoca İlber durur mu?

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’in Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri üzerine düşünceleri

“Müthiş bişey! İçten, gerçek, özyaşam ve anı. Ne var ki roman değil. Çünkü olaylara, dünyaya, çevresine, herşeye salt kendi eleştirel bakışıyla bakıyor. Ya anne, ya baba, ya ağabey?.. Aynı olaylar, aynı konular üstünde onlar neler düşünüyorlar? Onların bakışıyla verilseydi küçük kızın yaşadığı dünya, o zaman Özyaşam anlayışından çıkıp roman —daha doğrusu nouvelle- olabilirdi. Anne ve

okumak için tıklayınız

Neden yüzleri tanır da isimleri hatırlamayız?

Yüzleri ve isimleri hatırlamak için beynimizin aynı şekilde çalıştığını düşünürüz; fakat uzmanlar bu iki sürecin birbirinden tümüyle farklı işlediğini belirtiyor. “Yüzleri çok iyi hatırlarım ama isimler konusunda çok kötüyüm” cümlesini sık sık duyarız. Fakat yaygın kullanılan bu ifade ne kadar doğru? Hafıza psikolojisine ufak bir yolculuk yapıp yüzler ve isimlerle ilgili hafızanın nasıl çalıştığına bir

okumak için tıklayınız

Gerçekliğe Doğru – Zafer Köse

Bir mimar olsaydı, tasarımını koşarak yapardı. Eskizlerini koşarak geliştirir, bilgisayarda çalışırken verdiği aralarda koşar, ploterden çıktıyı almaya koşarak giderdi. Bir romancı olsaydı, zihnine düşen hikayeyi koşarak sürdürürdü. Temayı işleyecek biçimde olayları ilerletirken, kahramanlarını canlandırırken koşardı. Unutmamak için durup not eder ve koşmaya devam ederdi.

okumak için tıklayınız

Marksizm ve Sınıflar / Dünyada ve Türkiye’de Sınıflar ve Mücadeleleri – Sungur Savran, E. Ahmet Tonak, Kurtar Tanyılmaz

“Bugüne kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir.” Marx ile Engels’in kaleme aldığı Komünist Manifesto’nun bu ünlü cümlesindeki “bugüne kadarki” ibaresi, bazılarınca “postmodern çağ” olarak niteledikleri döneme kadarki anlamına yorumlanmış olacak ki, özellikle 1990’lı yıllardan, yani Sovyetler Birliği, Çin ve Doğu Avrupa’da kapitalizmin restorasyonunun hızlandığı aşamadan sonra sınıf politikasının yerini “kimlik politikası”nın aldığı solda yaygın

okumak için tıklayınız

Sarkaç ve postmodern Leyla

Yaşam bireyi bir sarkaç gibi tutku ile ıstırap arasında sallar durur. Ancak bu sallanışta onursuzlukla suçlanan hep kadındır, erkeğin hatası, tutkularına bağlı gelişen tutarsızlığı çok da önemsenmez. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı gözümüze gözümüze sokan Benjamin AE, günümüz Türkiye’sine yakışır biçimde, postmodern Leyla’nın kanını, kendi onursuzluğunu görmeyip tutkularını sahiplenemeyen kocasının ellerinde bırakır.

okumak için tıklayınız

Dünyada yaşamın olmadığı bir yer var mı?

Dünyada herhangi bir canlının yaşamasının imkânsız olacağını düşündüğümüz bölgelerde bile bazı ilginç canlılar yaşayabiliyor. Yaşamın olmadığı bir ortam var mı? Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde hiçbir canlı yaşam mümkün değil gibi görünüyor. Dünyanın en kuru yerlerinden biri olan bu çölün bazı bölgelerinde 50 yıl boyunca bir tek damla yağmur düşmediği oluyor.

okumak için tıklayınız

Eric Hobsbawm, Parçalanmış Zamanlar’da yakın geçmişimizdeki kültürel değişimlerin dinamiklerini çözümlüyor.

Sanırım kültür tartışmasını da yeterince yapamıyoruz. Geçen yüzyılımıza dalıp şimdiki toplumun nasıl bir kültür içinden çıktığına ilişkin toplumbilimsel araştırmalar var, onlara dönüp bakabiliriz ama gene de sözgelimi günlük yaşam kültürüne ilişkin nitelikli çözümlemeler pek az. Kültür tarihi asıl olarak saray tarihçiliği çevresinde dönerken sıradan insanların hayatına sokulmakta pek istekli olmadı. Cumhuriyet döneminin gönüllü ya da

okumak için tıklayınız

Peynirin gizemli dünyası

Binlerce yıldır sofralarımızı süsleyen peynirin aslında bakteri ve mantarların inşa ettiği bir mikroorganizmalar kalesi olduğunu biliyor muydunuz? Peynirin ilk ortaya çıkış amacı, kısa sürede bozulan sütün ömrünü ve kullanım süresini uzatmaktı. Bugün ise sayısız çeşidiyle tat ve besin dünyamızda önemli bir yere sahip. Altın tozu serpiştirilmiş Stilton peyniri, Sardinya adasına özgü kurtlu peynire kadar değişik

okumak için tıklayınız

İndim maden ocağına… – Selma Sayar

Ne denli zordur bir facianın üzerine bir şeyler yazmak. Soma’nın enkazı yüreklerimizde bütün acılığıyla dururken, dün Ermenek’te yaşanan dram ve umutsuzca bekleyiş. Doğrusu isyanımı kendime fısıldamak mı? Ağaçlara, göğün maviliğine belki de…Çünkü yanı başımdan görmeden, duymadan geçiyor kalabalıklar. Caddeler, sokaklar tıka basa onlarla dolu; ama hiç umurlarında değilmiş gibi kayıtsızlar. Yoksulluğumuz bundan biraz.

okumak için tıklayınız