Parçalanmış Zamanlar – Eric Hobsbawm

Eric Hobsbawm ölmeden önce yayına hazırladığı son kitabı olan bu eserde, sanatların hem çiçek açmasını hem de dağılmasının koşullarını yaratan paternalist kapitalizmi, küreselleşmeyi ve toplu tüketici toplumunun ortaya çıkışını irdelemekte; bu kapsamda, ‘özgür entelektüel’in altın çağının sona erişi, unutulmuş büyük insanların hayatları, sanat ile totalitarizm arasındaki ilişki, ayrıca sürrealizm, kadınların özgürleşmesi ve Amerikan kovboyu gibi

okumak için tıklayınız

Sahalin Adası – Anton Çehov

Anton Çehov, 1890 yılında Rusya’nın en doğu ucuna doğru zahmetli bir yolculuğa girişti. Sonrasında bir nüfus sayımı için Japonya’nın kuzeyindeki Sahalin Adası’nda binlerce tutuklu ve yerleşimciye söyleşiler yaparak üç ay geçirdi. Sahalin Adası’nda tanık olduğu şeyler -kırbaç cezaları, erzak ve ikmal malzemelerinin zimmete geçirilmesi, kadınların fuhşa zorlanması- Çehov’u hem son derece şaşırtmış hem de öfkelendirmiştir.

okumak için tıklayınız

“Bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın!” Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filminden

“Umutsuzluğa kapılmayın.” Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak.

okumak için tıklayınız

Tarihyazımının Sarmalındaki “Tarih” – Gülçin Ayıtgu

“Tarih“in ne olduğuna ve tarihsel gelişimin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soru uzun yıllar boyunca “tarih nasıl yapılır?” şeklinde sorulmuştur, bugün ise bu sorunun “tarih nasıl yazılır?”a dönüştüğünü görmekteyiz. Bu soru zaman zaman failin içinde bulunduğu koşulları değiştirebilme gücüne ket vuruyor gibi görünse de aslında hala tarihin nasıl yapıldığını ve neyin tarihsel olup olmadığını sormaya devam etmekteyiz.

okumak için tıklayınız

Utanç üzerine* – Hatice Balcı

‘’Kişilik bozulmalarının ve sapmalarının içinde tek bir tanesi yoktur ki başlangıcında bir aşağılanış bulunmasın.’’ Andre Gide ‘’Durgun sulardan zehir bekle ancak’’ Blake Son iki gündür ‘’Utanç’’ın içinden geçerek Coetzee’yi düşünüyorum. Bizi içine aldığı labirentini, ıssız patika yollarını, David’in nota kağıtlarını… Byron’un İtalya günlerine ilişkin opera yazmak istiyor David ve ironik bir biçimde, Byron’un değişken ruha sahip ve

okumak için tıklayınız

Egemen Tarih Anlatısının Ötesinde – Ebubekir Aykut

Giambattista Vico, “Bizler ancak kendimizin neden olduğu ve kendimizin yaptığı şeyi nedensel, temelli ve doğru olarak bilebiliriz” şiarını dile getirdiğinde “Yeni Bilim”in doğuşunu müjdeliyordu; Tarih bilimi. Kendi yaşadığı dönemde metafizik tartışmalara boğulmuş doğa bilimlerinin yerine “doğrudan ve yetkin olarak tanıma” olanağına sahip olduğumuz toplum bilimine yönelmemiz gerektiğini öne süren Vico, tarih düşüncesini bu bilimin temeline

okumak için tıklayınız

“Bekleme Odası”: Tarih – Yasin Karaman

Isadore Twersky, Harry Austryn Wolfson’un 1974’deki ölümünün ardından onun hakkında yayınladığı bir yazısında, bu ünlü felsefe tarihçisinin yorulmak bilmez çalışkanlığını ve mesleki titizliğini vurgulamak isterken, onun “modası geçmiş bir gaon”u andırdığını söyler. 7. ve 13. yüzyıllar arasında Talmud araştırmacılarına ilişkin dini ve toplumsal bir onurlandırma nişanesi olan gaon, İbranicede aşağı yukarı “hazret, üstat” anlamına gelir.

okumak için tıklayınız

TÜBİTAK’ın beğenmediği proje, dünya birincisi oldu

Hazırladığı fizik projesiyle TÜBİTAK yarışmasına katılan ancak dereceye giremeyen lise öğrencisi, katıldığı “First Step to Nobel Prize in Physics” yarışmasında dünya birincisi oldu. İstanbul’da özel bir lisede okuyan 12. sınıf öğrencisi İlayda Şamlıgil’in TÜBİTAK yarışmasında dereceye giremeyen projesi, “First Step to Nobel Prize in Physics” (Nobel Fizik Ödülü’ne Doğru İlk Adım) adlı yarışmada birinci oldu.

okumak için tıklayınız

Laz, Ermeni, Gürcü, Hemşinli aydınlardan Kobanê’ye destek

Açıklamada şöyle denildi: “İktidarın, halkların protestolarına karşı da başından beri olduğu gibi IŞİD’in yanında olduğu aşikardır. Susan dilsiz şeytandır! Tarafsızım demek ezenlerden, katillerden, IŞİD’den taraf olmaktır! Egemenlere, IŞİD’e, iktidarın yalan dolu kanlı politikalarına karşı herkes halkların kardeşliği temelinde saf tutmalıdır. Biz bu topraklarda yaşayan; Lazlar, Aleviler, Ermeniler, Gürcüler, Hemşinler, Adigeler, Abhazlar, Osetler, Çeçenler, Azeriler, Türkmenler,

okumak için tıklayınız

Kadınların Tarihi – Melike Uzun

“Her zaman meçhul askerden daha meçhul birisi vardır. Meçhul askerin karısı.” Komünist Manifesto’dan beri tarihsel bilgi üretiminin yalancı bir iktidar edimi olduğunun farkına varıldı. Tarih generallerin ve kralların başarı ve başarısızlık hikâyelerinden değil, cephede savaşan erlerin, yapıya taş taşıyan kölelerin, kendilerini savaşa sürükleyenle, köleleştirenle mücadelesinden oluşuyordu. Böylece er ve kölelerin hikâyeleri anlatılmaya değer bulunmaya başlandı.

okumak için tıklayınız

Tarih Öğretimi Kimin Hizmetinde? – Zerrin Yılmaz

Kimliğimiz üzerine düşünmeyiz. Kimliğimiz üzerine düşündüğümüzde ya kimliğimizden dolayı ötekileştirilmişizdir ya da ötekiyle karşılaşmışızdır. Kierkegaard’ı hatırlatır biçimde birey, kimliğinden dolayı tekinsizliğe kapıldığında ya da kaygıya düştüğünde neliği üzerine düşünmeye başlar. Türkiye’de yaşayan bireyler için “kimlik problemleri” aslında çok tanıdıktır. Türkiye’de bireyler, birçok etiketlemeyle ve ötekileştirmeyle yaşar. Kimliği kategorize etme ve tanımlama çabası, kendi içinde anlamlı

okumak için tıklayınız

Yağmurla Gelen – Yaşar Kemal

Çocuk gözleri neler neler biriktirir şu hayatta? Yaşar Kemal’den: Yağmurla Gelen. Yağmurla Gelen, açlığın, kimsesizliğin, korkunun, kâbusların koynundan çıkmanın, direnmenin, inat etmenin, sokakların diliyle yoğrulan bir çocuğun hayatını anlatıyor… Dünyaya bir kez Muhterem Yoğuntaş’ın gözlerinden baktıktan sonra, o dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacak… Yağmurla Gelen, Türkiye edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’den hayata tutunmak,

okumak için tıklayınız

Bilim Tarihi – John Gribbin

Bilim Tarihi dünyayı algılayışımızı değiştiren insanların ve onların içerisinde yaşadıkları altüst oluş dönemlerinin büyüleyici öyküsüdür. Düşünceleri yüzünden Engizisyonda yargılanan Galileo’dan rakiplerini tarih kitaplarından silen Newton’a; keşfettiği ve adını verdiği element yüzünden ölen Marie Curie’den geçmişte buzul çağının yaşandığını kanıtlamak için meslektaşlarını bir dağın tepesine çıkartan Louis Agassiz’e dek herkesi bu kitapta bulabilirsiniz. Öncüler, ileriyi görenler,

okumak için tıklayınız

Kardeş, sırdaş, yoldaş Rus şiiri – Onur Behramoğlu

Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse / Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…/ Sen o’sun yine, ormanlar, tarlalar…/ Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı… Puşkin, Lermontov, Blok, Hlebnikov, Ahmatova, Pasternak, Mandelştam, Tsvetayeva, Mayakovski, Yesenin, Tvardovski, Yevtuşenko, Voznesenski, Ahmadulina, Brodski gibi dev şairlere dev romancıların, bestecilerin, her alandan sanatçıların eşlik ettiği Rusya!..Eksi yetmişlerin

okumak için tıklayınız

Ölümünün 15. Yıldönümünde Süleyman Okay anılıyor

> BALIKÇI > Hırçındı imbatla gelen günleri balıkçıların > Durak yerleriydi hep sabahçı kahveler > Sabırla küfür dolaştırdı birbirine > Pazularında bir yürek, ortasında hançer > Yıllar yılı balıkla düşüp kalkmalar > Kilosu nedir, ederi, boyu, raconu > Zıpkın yemiş bir emekli girse araya > Bütün gece hep o konu

okumak için tıklayınız

Yaramaz Fareler – Helga Bansch

Birlikte Yaşamak Mümkün…Yeter ki Anlaşmaya Gönlün Olsun! Gülsen Hanım ne yaptı ne ettiyse, evini istila eden farelerden kurtulamamıştı. Onları zehirlemeye bile kalkışmış ama yine de onlarla baş edememişti. Çaresiz kalan yaşlı kadın, sonunda evini terk edip şehre taşınmaya karar verdi. Şehirde fare yoktu ama penceresinin önünde sebze bahçesi de yoktu. Her yer asfalt ve betondu.

okumak için tıklayınız

Doğuştan gözleri görmeyen birine ay ışığını nasıl anlatırsınız? Uğur Ersöz

Beethoven’ın 1792-1822 yılları arasında yazdığı 32 sonat içinde en tanınmışı, hiç şüphesiz, No.14 Do diyez minör Sonat, nam-ı değer Ayışığı Sonatı’dır. Sonatın ismine bakıldığında birçok rivayet anlatılır. Bunlardan en önemlisi; Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaktadır. Tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci

okumak için tıklayınız

Platonov’un izini sürdüğü o tek gerçek

Maksim Gorki’ye yazdığı bir mektupta “Bir Sovyet yazarı olabilir miyim sahiden? Yoksa nesnel olarak imkânsız mı? diye sorar Andrey Platonov… Gorki ise 1929 yılında şöyle yazar cevap olarak: “Gücenmeyin, üzülmeyin, her şey gelip geçer ve tek bir gerçek kalır… Ve kalan tek gerçek Platonov’un hikâyelerinde bütün çarpıcılığıyla karşımıza çıkar. Okudukça Platonov’un kurduğu kendine özgü şiirsel

okumak için tıklayınız

Bugünün işini yarına, hatta bir ay sonraya bırakanlara

John Perry oldukça başarılı ve iyi bir felsefeci olarak asıl ününü ilk yazdığı ve kitabının ilk bölümüne aldığı ‘Sistematik Erteleme’ makalesi ile kazandı. Perry’ye göre sistematik erteleyiciler aslında çok fazla iş kotaran kimselerdir, yeter ki bu işler “daha önemli şeyleri yapmamanın bir bahanesi olsun.” Felsefede, kökeni Antik Yunan’a dayanan çok güzel bir terim vardır: ‘akrasia’,

okumak için tıklayınız

Evrim teorisine felsefi yaklaşım

Derek Turner’ın ‘Paleonotoloji ve Evrim: Felsefi Bir Yaklaşım’ adlı kitabı, tam da evrim teorisi tartışmalarına bilim felsefesi üzerinden bakarak okuyucuyu, biraz yorucu da olsa, konu üzerinde derinlemesine düşünmeye davet ediyor. Bir elinize tümüyle aydınlatılmış bir gerçekliği, diğer elinize de söz konusu gerçekliği anlamaya yarayacak araçları verseler, hangisini seçerdiniz? Tercihiniz ikincisinden yana olacaksa ‘Paleontoloji ve Evrim’

okumak için tıklayınız