Görünen Köyün Kılavuzu – Nejdet Evren

Bilge dedikleri kişinin kendilerine görünen köyü görünür kılması amacıyla bir zamanlar tarihin ve zamanın akmadığı bir yerde görünen köye kılavuz seçmişler. Etrafına toplaşmışlar. Kılavuz her yönden çevresine bakınmış ve dönmüş demiş ki; -ben, hiçbir şey göremiyorum, demiş Çevresindekiler şaşkınlık içersinde; -nasıl olur da kos-kocaman köyü göremiyorsun diye serzenişte bulunmuşlar. Kılavuz bu kere elini kaşlarının üzerinde

okumak için tıklayınız

Roman, Film, Müzik ve Livaneli

* “SON OZAN” KİTABINDA (ZAFER KÖSE, MEVSİMSİZ YAYINLARI, 2007) YER DEMİR GÖK BAKIR FİLMİYLE İLGİLİ BÖLÜMDEN KISA PARÇALAR: * … (1986) Yıllarca hazırlandıktan sonra bir filme başlıyor. 1974 yılında İsviçre’de ‘Otobüs’ filminin müziğini yaptığından beri yüreğini kanırtan bir istekti bu. Otuzu aşkın film müziği vesilesiyle değişik uluslardan yönetmenlerle çalışmıştı. Çoğu zaman o sahnelere ayrı yorum getirmek

okumak için tıklayınız

Dünya dillerinin yüzde 57’sinde cinsiyet içeren zamirler yok

Dillerin taşıdığı cinsiyetli kelimeler uzun yıllardır tartışılıyor. Kimi kelimelerin cinsiyetçi saiklerle türetildiği ifade edilirken, kimi kelimeler doğrudan bir cinsiyeti işaret ediyor. Dünya dillerinin yüzde 57’sinde ise cinsiyet içeren zamirler yok. Dillerin taşıdığı cinsiyetli kelimeler uzun yıllardır tartışılıyor. Kimi kelimelerin cinsiyetçi saiklerle türetildiği ifade edilirken, kimi kelimeler doğrudan bir cinsiyeti işaret ediyor. Öte yandan, dünya dillerinin

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın hayatta iken yayımlanan Ceza Sömürgesi kitabının ilk baskılarının kapak fotoğrafları

Ekim 1914 yılında yazılıp 1919 yılında basılan Ceza Sömürgesi (Almanca: In der Strafkolonie, İngilizce: In the Penal Colony), Franz Kafka’nın bir kısa öyküsüdür. İsimsiz bir ceza kolonisinde geçer. Kimi eleştirmenler, yazarın Octave Mirbeau’nun Le Jardin des supplices (İşkence Bahçesi) romanından esinlendiğini belirtmiştir. Öyküde, Kafka’nın diğer eserlerinde olduğu gibi, anlatıcı korku dolu olayları dışarıdan izler ya

okumak için tıklayınız

Dönmek Mümkün mü Artık? – Funda Demir

“Değnek adam ailesiyle birlikte ormanda mutlu bir yaşam sürüyordu. Bir sabah dışarı çıktı ve başına gelmeyen kalmadı…” Bir cümleyle kaç hikâye sığar bilemedim, sonra eylülün son akşamında oturdum dinledim yeniden hayatın bana fısıldadıklarını. O sabah madene erkenden inmişti, ondandır belki mesai bitmek bilmedi. Çaysızlık başını ağrıtırdı, yine başlamıştı işte. Yorgun kolları artık dinlenmek istedikçe, hadi

okumak için tıklayınız

Mehmet Eroğlu’dan Gezi’nin romanı

Mehmet Eroğlu yepyeni bir romanla karşımızda. İletişim Yayınları’ndan 17 Ekimde çıkacak 9,75 Santimetrekare, ölmeye çok yaklaşmış bir adamın Gezi Direnişi’yle aynı zamanlarda buluşan içe yolculuğunun hikâyesi. Mehmet Eroğlu yepyeni bir romanla karşımızda… 9,75 Santimetrekare’de fondan barikatlarıyla, karmaşasıyla ve bitmek bilmeyen umutla 2013 Haziranı geçerken, yüzü yaralı kahramanımız bizi bugünden başlayıp geçmişe götürecek. İstanbul öksürüyor, Taksim’de

okumak için tıklayınız

Bilinçakışını en iyi kullanan yazarlar

Bilinçakışı, özellikle modernist romancıların değişen hayata ve edebiyata karşılık bulmak için geliştirdikleri, çok uzun zamandır vazgeçilmeden kullanılagelen ve okurları büyüleyen, onların aklını karıştıran bir anlatım tekniği. Mrs. Dalloway ve Stephen Dedalus gibi birçok roman karakterini kusursuz biçimlerde anlatarak hayatımıza sokan yazarlar, bu tekniğin en parlak örneklerini verdi. Bilinçakışı nedir? Psikolog William James’in çalışmaları sonunda ortaya

okumak için tıklayınız

Kayıp Toprak evine dönüyor

Yayımlandığı ülkelerde heyecanla karşılanan, Hollanda ve Belçika’dan en iyi ilk roman ödülü Bronz Baykuş alan Kayıp Toprak, nihayet Türkçeye çevrilerek ait olduğu coğrafyaya, evine döndü. Yazar Murat Işık, bitmek bilmeyen bir göç sonunda evvela İzmir’e, derken Almanya’ya ve nihayet Hollanda’ya yerleşen Vartolu bir ailenin oğlu. Amsterdam’da büyüyen Işık, belki de dengbej dedesinin genetik mirasından ötürü,

okumak için tıklayınız

Paul Lafargue’den “Tembellik Hakkı”: Çalışmak-Çalıştırılmak – Zafer Köse

Bazı kitaplar vardır ki hiç eskimez Paul Lafargue’ın “Tembellik Hakkı” kitabı da onlardan biri. Her daim yeni ve her daim gündemde tutulması gerekir. Çoğu marksistin bu kitabı okumuş olduğunu biliyorum; ama yine de üstüne yeniden konuşmak gerekir. Bu yazı bir tanıtım değil, bir eleştiri değil ama aynı zamanda da her ikisi ve kitap üzerinden oluşmuş

okumak için tıklayınız

Sosyolog çevirmen Nejat Ağırnaslı IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybetti

Deniz Gezmiş’lerin avukatı Niyazi Ağırnaslı’nın torunu Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan sosyolog-çevirmen Nejat Ağırnaslı, 7 Ekim’de Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldü. Kobanê’ye yönelik IŞİD’in kuşatması 29’uncu güne girerken ölüm haberleri de gelmeye devam ediyor. Dün gece ölüm haberi gelen isimlerden biri Boğaziçi’li S. Nejat Ağırnaslı. Babası Hikmet Cur oğlunun ölümü üzerine yayınladığı mesajda “Oğlumu, yoldaşımı, Nejat’ı Kobani’de

okumak için tıklayınız

Kısa öykünün ustası Anton Çehov ‘un hayat hikayesi – Semiha Şentürk

Anton Pavloviç Çehov, 17 Ocak 1860’ta Taganrog’da doğar. Azak denizi kıyısındaki Taganrog, 1860’lı yılların başında Yunan tüccarların sık sık uğradığı bir liman şehridir. Çehov’un öykülerine ve oyunlarına sık sık mekan olan her taşra kasabası gibi hayatın tekdüze akıp gittiği, insanların çoğunun birbirini tanıdığı bu küçük yerde, o yıllarda kapısı üzerinde “Çay, şeker, kahve ve başkaca

okumak için tıklayınız

“Çehov, oyunlarını hiç beğenmiyorum. Shakespeare kötü bir yazardı, ama sen ondan da kötüsün.” – Tolstoy

Tolstoy’un “Oyun yazarlığın Shakespeare’den de kötü” dediği Çehov’un daha önce çevrilmemiş mektup ve günlükleri bir kitapta toplandı. Kitapta Tolstoy ve Çehov’un dostluğuna dair ilginç bölümler var. Tolstoy’un, Çehov’un özellikle de oyun yazarlığını küçümsemesi, Çehov’un anılarını inceleyen yeni bir kitap sayesinde bir kez daha gözler önüne serildi. Editör Peter Sekirin, Çehov’un ailesine, meslektaşlarına ve arkadaşlarına ait

okumak için tıklayınız

Tolstoy’a ilişkin bir değerlendirme – Georgi Plehanov

I.  Büyük bir senyördü Tolstoy, ölünceye /değin de öyle kaldı. Önceleri, imtiyazlı durumunun sağladığı nimetlerden bol bol yararlandı. Ama, sonraları, -halkın kaderini ve mutluluğunu düşünen kimselerin et­kisiyle  şu kanıya vardı; Yararlandığı nimetlerin kaynağı halkın sömürülmesidir ve bu smürme ahlaka aykrıdır. Bunun üzerine, kendisine hayat ver­miş olan Tanrının halkı sömürmeğe izin vermeyeceğini düşündü. Gelgelelim, halkı sömürmekten

okumak için tıklayınız

“Haklı Çıkarsam Çok Eğleneceğiz” Aylin Balboa ile Söyleşi

Edebiyat dünyası yeni bir yazarla tanışıyor şu günlerde: Aylin Balboa. Sıkı blog takipçileri ve nitelikli edebiyat avcıları uzun zamandır tanıyordu zaten kendisini. Oyuncul, komik ama aynı zamanda okuyucuyu ters köşeye yatıran üslubuyla kendi okuyucu kitlesini yaratmayı başarmıştı Balboa. Hayatı, acıları ya da gündelik olanın içine yerleşmiş klişeleri makaraya alırken, okuyucuyu kendi içine bakması için kışkırtan

okumak için tıklayınız

Bir ilk kitap: Belki Bir Gün Uçarız

“Belki Bir Gün Uçarız”da, oldukça enerjik, alaycı ama aynı zamanda da mustarip bir anlatıcıyı dinliyoruz. Yaşadığı toplumu ve çağı sevdiği pek söylenemez, fakat inkar da etmiyor. Başka bir toplumsal yapıda yaşıyormuş gibi davranmıyor, yalnızca bu delilik çağında aklını muhafaza etmeye ve yaşamaya çalışıyor. Bir yakınınızın ölümünü beklediniz mi hiç? Beklediyseniz, Aylin Balboa’nın anlatıcısını çok iyi

okumak için tıklayınız

Şafak Türküsü – Nevzat Çelik

Şafak Türküsü 1984 yılında “Akademi Kitabevi Şiir Birincilik Ödülü’nü alıp yayımlanınca edebiyat dünyasında bomba etkisi yaptı. Satış rekorları kırdı. İki yıl sonra da Şafak Türküsü ve birçok şiiri Ahmet Kaya tarafından bestelenince Nevzat Çelik adı ve şiirleri milyonlara ulaştı. “beni burada arama anne/ kapıda adımı sorma/ saçlarına yıldız düşmüş/ koparma anne/ ağlama” dizeleri zihnimize, yüreğimize

okumak için tıklayınız

Enver Gökçe ‘nin Sanat, Edebiyat, Şiir Anlayışı

“Ben, sınıf edebiyatı yapıyorum.” Benim sanat görüşüme gelince. Ben, sınıf edebiyatı yapıyorum. Yani Türk halkının, hayatın her döneminde aktif olan, güzel olan, büyük olan bu halkın sanatını yapmaya çalışıyorum. Bence sanat, herşeyden önce bu sınıfın yaşam kavgasındaki gücünü, kudretini ortaya koymasındadır. 1940 yılına gelinen yıllarda Türkiye’de çeşitli sanat görüşleri var olmuştur. Bilhassa endüvalist sanat biçimine

okumak için tıklayınız

“Özgür Suriye” Ne Kadar “Özgür”? – Kansu Yıldırım

Bazılarının zannettiği gibi emperyalizm 19. veya 20. yüzyılda bir anlama sahip olup, 21. yüzyılda yerini küreselleşmeye bırakmış, modası geçmiş bir kavram değildir. Emperyalizm, Lenin’in ifadesiyle çürüyen ve asalak kapitalizm olarak “üstyapıya” da tekabül eder (Lenin, Mart 1919). Georges Labica’ya göre Lenin’in kullandığı “üstyapı” ifadesi emperyalizmin hem üretim sürecine hem burjuvazinin siyasal faaliyetlerine hem de devlet

okumak için tıklayınız

Okumadığınız için teşekkürler!

Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getiriyor. Neden bazı kitaplar çok satanlar raflarının daimi misafiridir de bazı kitaplar bu rafların yanına bile yaklaşamaz? Bir kitabın çok satmasını sağlayan nedir? Ya da iyi bir kitap ile kötü bir kitap arasındaki çizgi bir raf kalınlığında olabilir mi?

okumak için tıklayınız