“Siz çocukluk ve ilkgençlik dönemlerinde okuduğunuz kitaplarda neye dikkat ederdiniz? Sizi etkileyen ne olurdu?” Necati Tosuner yanıtlıyor
Bir kere, çocuk kitabı diye özel olarak kitap okumadım. Kitap okurdum. Çünkü sakatlık nedeniyle uzun süreli yatmak zorunda kaldım. Hani kitap arkadaştır denir ya, geçekten de o yaşındaki Necati için en iyi arkadaş kitaptı. Evde kitap vardı. Babam da İstanbul’dan bir sürü kitap getirdi. O zamanlar çocuk kitabı diye bir ayrım yoktu. Kazım Taşkent’in Doğan Kardeş dergisi vardı. Kemalettin Tuğcu, Sümerbank gibiydi. Sümerbank vardı, herkes Sümerbank’tan giyinirdi, Kemalettin Tuğcu’yu okurdu. Ortaokulda yaz ödevinde kendim seçtiğim Kaptan Grant’ın Çocukları’nı okudum. Bayağı kalın, iki ciltlik kitaptı. Demek ki benden şunu alamıyorsun, çocukluğumda şu şu çocuk kitaplarını okudum, sonra da kendim ettim kendim buldum, çocuk kitabı yazarı oldum yok. Bir de Kadir, yazar adı diye bir şey bilmezdim. Sonradan bilinçli olarak okumaya başladığımda, çocukluk döneminde okuduğum kitaplara yeniden rastladım, okudum. Yazarı çok önemliymiş, bilmeden okumuşum. Kitaptaki en büyük şey yetişkin de olsan, kendini orada var görmek. Kendini orada bulabilmek. Bu da sonradan öğrendim ki ancak yazarın içtenliğiyle sağlanabiliyor. Çocuğu inandırmak kolaydır. Hep bu düşünülür, çocuk gözünü kapatır aya gider, inanır aya gittiğine… Ama aya yolculuk fikri bir yetişkin fikridir. Hem daha uçak bile olmayan bir dönemde, aya gitmek… O serüven duygusunu da çocuk yaşamak ister. Yalnızca çocuklarla sınırlamayalım. Yetişkinler için de… Polisiye de bir serüvendir. Aşk öyküleri de serüvendir. Benim kitapta aradığım, bitince, keşke bitmeseydi demektir…
SÖYLEŞİ: Kadir İncesu
10.11.2019 BirGün Gazetesi