Etiket: çehov

Çehov’un “Duvarda asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır” fikri nedir ne anlama gelir?

Anton Çehov’un “Duvarda asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır” sözü, edebiyat ve dramaturjide “gereksiz ayrıntıya yer olmadığını” ve “her öğenin hikâyede bir işlevi olması gerektiğini” vurgulayan temel bir kurgu kuralıdır. Bu prensip, “Çehov’un Silahı” (Chekhov’s Gun) olarak bilinir ve şunu ifade eder: “Eğer bir sahnede özellikle vurgulanan bir nesne, diyalog veya olay varsa, bu

okumak için tıklayınız

Beyaz Alın – Anton Pavloviç Çehov

Karnı acıkan dişi kurt avlanmak üzere yerinden kalktı. Üç yavrusu, koyun koyuna girmiş, birbirlerini ısıtarak derin bir şekilde uyuyorlardı. Dişi kurt onları yaladı ve yoluna gitti. Bahar gelmişti, aylardan marttı, fakat ağaçlar hâlâ aralık ayındaki gibi soğuktan çatırdıyordu; öyle ki, dilini dışarı çıkarsan, ısırılmış gibi sızlardı. Dişi kurdun sağlığı zayıftı, evhamlıydı da; ufacık bir gürültü

okumak için tıklayınız

Telaş – Anton Pavloviç Çehov

Okulunu yeni bitirmiş enstitülü kız Maşenka Pavletskaya, bir gezintinin ardından, mürebbiyeliklerini yaptığı Kuşkin’lerin evine döndüğünde, olağanüstü bir telaşla karşılaştı. Kendisine kapıyı açan kapıcı Mihaylo endişeliydi, yengeç gibi kızarmıştı. Yukarıdan gürültüler geliyordu. “Ev sahibesi bir nöbet geçirdi herhalde…” diye düşündü Maşenka, “ya da kocasıyla tartıştı…” Sofada ve koridorda oda hizmetçilerine rastladı. İçlerinden biri ağlıyordu. Sonra Maşenka,

okumak için tıklayınız

Sevinç – Anton Pavloviç Çehov

Saat, gecenin ikisiydi. Saçı başı karmakarışık, heyecanlı Mitya Kuldarov, anne babasının evine adeta uçarak girdi ve hızla bütün odaları dolaştı. Anne babası yatmışlardı. Kız kardeşi, yatağının içinde uzanmış, bir romanın son sayfasını okuyordu. Liseli erkek kardeşleri de uykudaydılar. “Nereden böyle?” diye sordular annesiyle babası. “Neyin var senin?” “Ah, hiç sormayın! Hiç beklemiyordum bunu! Hayır, asla

okumak için tıklayınız

Bukalemun – Anton Pavloviç Çehov

Pazar meydanından, sırtında yeni paltosu, elinde küçük bohçası ile polis müfettişi Oçumelov[5] geçiyor. Haczedilmiş bektaşi üzümü ile tepeleme dolu bir kalbur taşıyan zabıta memuru da peşinden gidiyor. Ortalık sessiz… Meydanda in cin top oynuyor… Dükkân ve meyhanelerin aralık kapıları, aç ağızlar gibi yılgın bakıyorlar dünyaya; dilenciler bile gezinmiyor çevrelerinde. “Isırırsın ha, lanet şey?” diyen bir

okumak için tıklayınız

Suikastçı – Anton Pavloviç Çehov

Sorgu yargıcının önünde ufak tefek, fevkalade zayıf bir köylü, ev yapımı alacalı kumaştan gömleği, yamalı şalvarı içinde dikiliyor. Kılla kaplı, çiçekbozuğu yüzü ve gür, sarkık kaşlarının altından güçlükle seçilen gözlerinde somurtkan bir sertlik ifadesi var. Epeydir taranmamış olduğu anlaşılan saçları, başının üzerinde koca bir şapka gibi duruyor, sertliğini daha da pekiştiriyor. Ayakları ise çıplak. “Denis

okumak için tıklayınız

Şehir Dışında Bir Gün (Bir Olay) – Anton Pavloviç Çehov

Saat sabahın dokuzu. Karanlık kurşuni bir kütle güneşe doğru kayıyor. Kırmızı zikzaklar halinde şimşekler çakıyor üzerinde, bir orada bir burada. Uzak gök gürültüleri işitiliyor. Ilık bir rüzgâr otların üzerinde geziniyor, ağaçları eğiyor, toz kaldırıyor. Az sonra mayıs yağmuru çiseleyecek, ardından da gerçek bir fırtına başlayacak. Altı yaşındaki yoksul kız Fekla köyün içinde koşturuyor, kunduracı Terentiy’i

okumak için tıklayınız

Kötü Yürekli Çocuk – Anton Pavloviç Çehov

Hoş görünümlü genç adam İvan İvanıç Lapkin ve kalkık burunlu genç kız Anna Sergeyevna Zamblitskaya, dik kıyıdan aşağı inip bir sıraya oturdular. Sıra, tam suyun yanında, genç söğütlüğün gür çalıları arasındaydı. Müthiş bir yer! Buraya oturduysanız, bütün dünyadan saklandınız demektir; balıklar ve suyun yüzünde şimşekler çizen su örümcekleri görebilir sizi ancak. Gençler, olta, kepçe, solucan

okumak için tıklayınız

Şaka – Anton Pavloviç Çehov

Aydınlık bir kış ikindisi… Şiddetli ayaz var; koluma giren Nadenka’nın bukleleri ve üst dudağının üzerindeki tüyler gümüş rengi kırç[1] ile örtülüyor. Yüksek bir dağın üzerinde duruyoruz. Güneşin, ayna diye kendisini seyrettiği meyilli bir düzlük ayaklarımızın dibinden başlayıp aşağı dek uzanıyor. Yanımızda, parlak kırmızı kalın bir kumaşla kaplı küçük bir kızak var. “Kayalım, Nadejda Petrovna!” diye

okumak için tıklayınız

Şampanya içerek yaşamdan ölüme geçen ölümsüz: Anton Çehov – Müslüm Üzülmez

Bu yazımda dünyaca ünlü Rus yazarı Anton Çehov’u anlatmaya çalışacağım. Çehov, despot bir babanın ve kişiliği sinik bir annenin çocuğu olarak 1860 yılında Rusya’nın Taganrog şehrinde dünyaya gelir. Cin gibi altı kardeşiyle birlikte zorluklar içinde yaşar. Zor koşullar ve baba baskısı kendisini yıldırmaz; lise öğrenimini Taganrog’da, tıp öğrenimini de Moskova’da tamamlayarak doktor olur. Kardeşine; “Yasal

okumak için tıklayınız

Yıldız Kenter’e göre Shakespeare, Chekov ve Brecht

– Shakespeare ve Chekov’un sizdeki yeri apayrı. – İkisi de büyük yazarlar ve çok şey ifade ediyorlar bana. Shakespeare İngiliz tiyatrosunun köklülüğünün sembolü. Ne müthiş bir kalem ve ne aydınlık bir zihin… Otuz altı oyun yazmış ve hepsi birbirinden öte. Ne yazık ki sadece iki oyununda oynadım: Devlet Tiyatrosu’nda On İkinci Gece’de ve 1968’de Kenter

okumak için tıklayınız

Kunduracı ile İblis Öyküler – Anton Pavloviç Çehov

Severny Vestnik, Petersburgkaya Gazeta, Novoye Vremya gibi dönemin ünlü edebiyat dergilerinde 1888-1889 yıllarında yayımlanan öykülerinde Anton Çehov henüz otuzuna varmadan anlatı sanatında bir virtüoz olduğunu ispat eder. Erken gençlik dönemi öykülerindeki keskin gözlem ve dikkat yetisini Kunduracı ile İblis’te külyutmaz bir mizah duygusuyla birleştiren Çehov, sıradan görünen durumlardaki bit yeniklerine işaret ederek dünya edebiyatında durum-kesit

okumak için tıklayınız

Çehov’un Öykücülüğü Üzerine – Erdal Öz

Tam adıyla söyleyeyim: Anton Pavloviç Çehov’la lise son sınıfta tanıştım. Istanbul Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisiyken tam bir Çehov tutkunuydum. Türkiye’de ilk Çehov öykülerini, dergilerde, Servet Lünel, Erol Güney ve Oğuz Peltek’in yaptıkları çevirilerle tanımıştım. Dergilerde, özellikle de Varlık dergisinde sık sık bu kişilerin çevirdiği Çehov öyküleri yayımlanıyordu. Sonra kitap olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın (o

okumak için tıklayınız

“Çehov, oyunlarını hiç beğenmiyorum. Shakespeare kötü bir yazardı, ama sen ondan da kötüsün.” – Tolstoy

Tolstoy’un “Oyun yazarlığın Shakespeare’den de kötü” dediği Çehov’un daha önce çevrilmemiş mektup ve günlükleri bir kitapta toplandı. Kitapta Tolstoy ve Çehov’un dostluğuna dair ilginç bölümler var. Tolstoy’un, Çehov’un özellikle de oyun yazarlığını küçümsemesi, Çehov’un anılarını inceleyen yeni bir kitap sayesinde bir kez daha gözler önüne serildi. Editör Peter Sekirin, Çehov’un ailesine, meslektaşlarına ve arkadaşlarına ait

okumak için tıklayınız

Kış Uykusu’nun havasında yüzde 30 Çehov varsa, yüzde 70 de Sabahattin Ali mevcut!

Herkes Çehov’dan esinlendiğini söylese de Kış Uykusu ile herhangi bir Çehov eseri arasında somut bağlantı yok. Film, Çehov’dan çok Sabahattin Ali öyküleriyle yakın bir ilişki kuruyor. Nuri Bilge Ceylan’ın sinemamız adına tarihi bir zafere imza atarak Cannes’da Altın Palmiye kazanan filmi Kış Uykusu’nun, yönetmenin önceki çalışmalarıyla karşılaştırıldığında önümüze çok daha

okumak için tıklayınız