Tarihin Akışını Sekteye Uğratanlar? – Canan Koçak

Büyü ve orman ol! Daha ruh dolu, çiçek açmış bir dünyaya!
1968?Bu tarih üzerine geçmişten günümüze çok şey yazıldı ve tartışıldı. Geçtiğimiz yılın 68 hareketinin kırkıncı yılı olması sebebiyle, çeşitli festivallere ve anmalara konu olan bu tarih, anlaşılan Dünya ve Türkiye için önemini hala kaybetmedi. Türkiye ile eş zamanlı, dünyanın hemen her ülkesinde gerçekleşen eylemlerin farklılıkları yada ortak yanları, hedef gösterilen sistemler ve yönelimleri sık sık anlatıldı. En başta ifade edilen fark ise yıkılması hedeflenen ülke sistemlerinin yerine konulması planlanan alternatif sistemlerle ilgiliydi.
Dünyada, özellikle batıda başkaldırının temel belirleyeni siyasallıktan öte bireysel özgürlükler olsa da, 1968 Mayıs?ında Fransa?da gerçekleşen ilk ayaklanmalarla tüm dünyaya yayılan bu hareket, kuşkusuz asıl gücünü sınıf mücadelelerinden almaya başladığı zaman, özellikle kapitalizmin geç geliştiği ülkelerde siyasal bir kimlik kazandı. Bu kimlikle amaç edinilen her zaman, bağımsızlık ve anti-emperyalizm bayrağının yükseltilmesiydi.
Latin Amerika ülkelerinin başını çektiği, dünyada tüm devrimci hareketlerin hızla yükselişe geçtiği bu dönem, elbette ülkemizde de nesnel yansımasını buldu ve özellikle öğrenci hareketleri merkezli eylemlerle anti-emperyalist kimliğin simgesi oldu. 68 kuşağını, bu kuşakla geçmişten günümüze taşınan çok değerli mirası ve geleneği anlatan birçok roman yazıldı.
Dünyanın hemen her yerini etkisi altına alan bu kuşağın temsilcilerinden birisi olan Alman yazar Uwe Tımm, kendi kuşağı ile ilgili yazılan onlarca romandan sonra, 68?lileri Avrupa tarafından yani Almanya penceresinden bakarak yazdı. Alman öğrenci hareketini anlattığı ilk romanı ?Sıcak Yaz? ile 68 hareketinin en önemli yazınsal tanıklığını yaptı.

Körebe oyununda kimseyi tutamadan ortalıkta dört dönerken şimdi birdenbire gözündeki bağ çıkarılmış, herkes etrafında duruyordu sanki.(sh.125)
Berlin?i İran şahının ziyareti nedeniyle, yapılan protesto gösterisinde üniversiteli bir genç öldürülür. Öğrenciler ve polis arasında çıkan çatışmada çok sayıda polis ve gösterici yaralanır. Politikayla ilgilenmeyen, fakat bu olaylara şahit olarak sarsılan kahramanımız Alman dili edebiyatı öğrencisi Ullrich, çok kısa bir zaman sonra kendini siyasetin tam ortasında bulur. Tanıştığı Sosyalist Alman Öğrenci Birliği (SDS) öğrencileri ile kol kola bambaşka bir hayatın içine girer. Hissettiği nefret, onu aşan bir birlik duygusuyla diğerleri ile bütünleşmesini sağlar.

Ağır taşları nasıl da kolayca uzatıyor önündekine. Kendini daha kuvvetli, daha güçlü hissediyor. Bariyerlerin önündeki barikat nasılda hızla yükseliyor. (sh.191)
Ullrich?in, üniversite hocalarına yönelik, öğrencileri esirleştiren taleplerine son verilmesi ve otoriter çalışma biçimlerinin ortadan kaldırılması ile ilgili başlayan eylemlilikleri, Vietnam savaşı karşıtlığı ve barış yanlılığıyla devam eder.
O ve arkadaşları alternatif bir üniversite ile içinde bulundukları üniversitenin yapamadıklarını ister. Desteklenen Küba ve Latin Amerika ülkeleri, karşı çıkılansa, ?Vietnam da bomba terörüne son!? denilerek Vietnam savaşıdır.

Herkes için gerçekleştirilebilir bir mutluluk vardır: barışa kavuşmuş bir dünya, sömürü ve baskının olmadığı bir dünya?(sh.293)
Ullrich ve arkadaşları kendi içlerinde, özellikle mücadele yöntemleri konusunda tartışmalar yaşadı. Mücadeleyi, kişisel iktidar meselesi haline getirenler, kendi öz değer duygularını geliştirmekle meşgul olanlar, sonrada bunu Marksizm?le ussallaştıranlar, Ullrich?i zaman zaman bunaltan sebepler olsa da, inandığı değerler için savaşmaktan asla vazgeçmedi.

Sizi yok edeni, sizde yok edin! (s.h. 191)
Varolanı düzeltmenin yeterli olmadığını bilerek, dönüştürmeyi esas alarak yola çıkanlara onlarca yıldır tanıklık ediliyor. Eksik yada yanlış, geçmişten günümüze atılan her adımın bizlere öğrettiği çok şey var. Şu an isimlerini saymaya sayfalar harcamamız gereken bu ilerici insanlar, dünyanın dört bir yanında vardılar ve eşitsizliğin olduğu her yerde varolmaya devam edecekler.
68 kuşağının temsilcilerinden Uwe Tımm, kendi dönemine tanıklık ettiği ?Sıcak Yaz? romanı ile yaşıtlarının çoğundan farklı bir anlamı ifade ediyor. Roman başından sonuna kadar kesinlikle ?pişman olmak? tan söz etmiyor. Ullrich?in tanıştığı ilk işçi Wolfgang?ın anlattığı, Nazi karşıtı Albert?in, evinin kömürlüğünde saklayıp, korkusuzca dağıttığı ?Kahrolsun Cellat Hitler? yazılı bildirilerden tutunda, Ullrich?in okulunu bitirip şehirden ayrılmasına kadar, bu duruş hiç kaybolmuyor. Çünkü Ullrich?in eylem alanlarında öğrendiği ve unutmadığı tek bir söz var: Sizi yok edeni, sizde yok edin!

Yazının Yazarı: Canan Koçak

Sıcak Yaz – (Heisser Sommer), Uwe Timm
Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Can Yayınları, 296 sayfa,
Baskı Tarihi: Temmuz 2008

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Tepedeki Ev (La casa in collina) – Cesare Pavese

İtalyan edebiyatının en önemli adlarından biri olan Cesare Pavese romanlarında ve şiirlerinde çağdaş dünya sorunlarına, bu sorunları yaşayan insanların yazgılarına...

Kapat