Yazar: cemalumit

Neoliberalizm Nedir?

Önceleri “parasalcılık” ya da “Thatchercılık” denilen neoliberalizm, kimi zaman ideolojik bir sapmadan ibaret olarak görülür. Bu son derece yanlıştır. Neoliberal akademisyen, gazeteci, siyasetçi, bankacı ve girişimcilerin benimsedikleri “serbest piyasa” teorisinin, kapitalist ekonominin fiilen nasıl çalıştığını kesinlikle açıklayamadığı doğrudur. Bu teori, bununla uğraşmak yerine gerek sisteme yerleşik açgözlülüğe, yoksulluğa ve kaosa, gerekse siyaset ve iş dünyası

okumak için tıklayınız

Felsefede Ölüm ya da Ölürken Felsefe Yapmanın İmkânı Üzerine – Hamza Celâleddin

“Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hâli, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır” Arthur Schopenhauer, Parerga und Paralipomena Ölüm felsefesi −belki korkunç bulunduğundan ve belki de diyalektik yoksunu bir ontolojik kavrayıştan ötürü− yaygın bir felsefî alana ve nüfûza sahip olamamıştır. Ama “ölüm” kavramı, açık-seçik ya da örtük olarak, her

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Altı Günü – Hamza Celaleddin

Hamza Celâleddin, felsefeyi kendine has bir üslup ve bağlamla okumaya çalışan, bu okuma esnasında entelektüel olandan önce yaşamsal olanı gözeten yazarlardan biri. Daha önce Katil Nietzsche Asker Kant ve Dehşetli Peygamber Zarif Cellat gibi iki ‘provokatif’ anlatıya imza atmış olan yazar, bu kez bir başka ‘provokatif’ anlatı ve yaşamöyküsüyle, Nietzsche’nin Altı Günü ile okurunun karşısına

okumak için tıklayınız

Gemideki Hayalet / Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu – Sebahattin Şen

Onlar dağlılar, dağ Türkleri, gayrimedeni, Doğulu, geri kalmış, batıl, ilkel, vahşi, feodal, sert insanlar, silah severler, şiddet onların doğalarında var, saf ve masumlar, çocuk gibiler. — Kürtlerin Türk sinemasının perdesinde görülmeye başlamaları 50’li yıllarda “Doğu”nun keşfiyle başlar. O tarihlerden günümüze Kürtler ve Kürtlerle meskûn coğrafyalar Türk sinemasının vazgeçilmez konusu oldu. Ne var ki Kürtler asla

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: “En korktuğum şey, sanıyorum ki…”

Bazen kendimi çok ama çok aptal hissediyorum ama öyle olsaydım, tanıdığım adamlardan biriyle mutlu olmaz mıydım? Yoksa mutlu olamamam aptal olduğumdan mı; bu çok zor. Richard’ın izlerini silmesi için birinin hasretini çekiyorum; bunu hak ediyorum, öyle değil mi, birlikte yaşayabileceğim alev alev yanan bir aşkı. Tanrım, yemek yapıp bir evi çekip çevirmek ve eğer konuşuyor,

okumak için tıklayınız

Dersim’in Kayıp Kızları (Tertele Çenequ) – Kazım Gündoğan, Nezahat Gündoğan

“Kız kardeşim 2-3 yaşlarındaydı. Adı Xece (Hacer). Bizi Ovacık’ta toplamış kafileler halinde Hozat üzerinden Elazığ’a götürüyorlardı. Yüzlerce belki binlerce insan. Yara bere içinde, aç susuz, perişan. Ben 13 yaşlarındaydım. Her şeyi bugün gibi hatırlıyorum. Subaylar güzel kız çocukları almak istiyorlardı. Kız kardeşim çok güzeldi. Bir subay kız kardeşimi annemden zorla almak istedi. Annem vermedi. Pertek

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar, erir

Hiçbir zaman mutlu olmayabilirim ama bu gece halimden memnunum. Boş bir ev, güneşin altında çilek fideleri dikerek geçirilen bir günün sıcak ve puslu yorgunluğu, bir bardak soğuk, şekerli süt ve kremaya yatırılmış bir tabak dolusu böğürtlen gibisi yok. İnsanların kitapsız, okulsuz nasıl yaşayabildiklerini şimdi anlıyorum. Uzun bir günün sonunda insan böyle yorulduğunda uyumalıdır; çünkü ertesi

okumak için tıklayınız

Sırça Fanus – Sylvia Plath “kendisini geçmişinden özgür kılmak için yazılan roman”

Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi.” -Time- Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950’lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York’a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: “Şiir yazarken kendimi tamamlanmış hissediyorum”

30 Ekim 1962 tarihinde Peter Orr’un Sylvia Plath ile gerçekleştirdiği söyleşi Sylvia, seni şiir yazmaya başlatan neydi? Bilemiyorum. Oldukça küçük yaştan beri yazdım. Sanırım ilkokul şiirlerini sevdim ve belki de aynısını yapabileceğimi düşündüm. İlk şiirimi, ilk yayımlanan şiirimi yazdığımda 8,5 yaşımdaydım. Boston Traveller’da çıkmıştı. Sanırım sonrasında daha profesyonel oldum. Başladığında neler hakkında yazıyordun? Doğa sanırım.

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath’in son günlerini arkadaşı Jillian Becker anlatıyor

Amerikalı şair Londra’daki evinde intihar edeli 50 yıl oldu. Büyük aşkı İngiliz şair Ted Hughes’dan ayrılışından sonra toparlanamamıştı. Şiirleri, yaşamı ve ölümüyle 50 yıldır konuşulan Plath’ın son günlerini, arkadaşı yazar Jillian Becker, BBC Dünya Servisi’nin Witness (Tanık) programında anlattı: 1963 yılının dondurucu bir Şubat öğleden sonrası Sylvia, çocukları Frieda ve Nick ile Islington’daki evimin kapısını

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath’in Sırça Fanus’undan Uyarlama Muhteşem Gravürler

Sylvia Plath’ın Sırça Fanus’unu ilk kez okuduğunda bir türlü kendini toplayamayan, duygusal, entelektüel, tek kaşını yukarı kaldırmış genç bir kız vardır. Bu kız aynı zamanda illüstrasyon sanatçısı Jensine Eckwall’ın New York temelli çalışmalarına da bayılacaktır. Projelerinden bir tanesinde Eckwall, Plath’in romanını gravürler ve akvatintalar ile görselleştiriyor. Kaynak: birazresimtaniyalim blogspot.com.tr

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath ‘ın kendi sözleriyle şiirin hayatındaki değeri

Şiir yazmak, hayatında seni en çok tatmin şey, değil mi? Sylvia Plath: Ah tatmin! Tatminsizlikte yaşayamam sanırım. Su ya da ekmek gibi bana göre, kesinlikle hayati bir konu. Şiir yazdığımda ya da yazarken kendimi bütünüyle tamamlanmış hissediyorum. Yazdıktan sonra, bir şair olma durumundan, dinlenmekte olan şaire benzer bir duruma geçiyorsunuz hızla. İkisi aynı şey değil.

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath Röportajı (Ses Kaydı, 1962) | Türkçe Altyazılı

Bu kayıt, Peter Orr’un Sylvia Plath ile 1962 yılında BBC Radyo için yaptığı 14 dakikalık röportajdan kısa bir kesittir. Çeviri: Ümid Gurbanov Twitter: http://twitter.com/umidgurbanov Blog: http://birnevidipnot.blogspot.com Facebook: https://www.facebook.com/birnevidipnot Vimeo: https://vimeo.com/umidgurbanov

okumak için tıklayınız

Öfkeli bir şair: Sylvia Plath – Raşel Rakella Asal

“Başarısızlık şairin en büyük korkusu ve karşısında hayal gibi duran sürekli arkadaşıdır..” Dave Smith 1932 de Boston’da doğdu. Doğuştan yetenekli, çok disiplinli ve çalışkan bir öğrenciydi. Smith College’indeyken başarı üstüne başarı elde ediyordu. Katılıp da kazanmadığı şiir yarışması neredeyse yoktu. Edebiyat dalında çok üretken bir yazar olmaya çalıştı. Olaylar herkesi etkilediğinden daha fazla etkiledi onu. Cambridge

okumak için tıklayınız

Sylvıa Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi – Nilgün Marmara

*Nilgün Marmara 1987’deki intiharından iki yıl önce verdiği bitirme tezinde, bir başka ünlü şairi, yaşamına kendisi son veren bir başka kadını, Sylvia Plath’ı incelemişti. Ve şair “Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda, şiirlerini ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatındaki kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam.” diyordu tezi

okumak için tıklayınız

Kiraz Hanım’ın Mutfağı – Sylvia Plath

“Kiraz Bey’in gömlekleri Çamaşır Makinesi’nden çıkıp uçarak Fırın’ın içine girdiler. Pişmemiş pelteye benzeyen erikli pastalar Fırın’dan sıvışıp Buzdolabı’na gittiler. Kahve Makinesi soğuk dondurmayı yuttu. Sonunda her şey yerine yerleşti. Kiraz Hanım geri dönünce nasıl da şaşıracaktı!” Bu cıvıl cıvıl, neşeli, ilginç öyküleri ünlü Amerikalı yazar Sylvia Plath, kendi çocukları için yazmıştı. Bu kitapta yer alan

okumak için tıklayınız