Yazar: cemalumit

Diyar Saraçoğlu: “Ortalıktaki kitap, dergi, gazetelerin çoğunun okunmaması daha iyi”

İlgi alanına göre insanı rezil de eden, vezir de eden bir siteden bahsediyoruz. Bildiğiniz, bilmediğiniz kitaplarla dolu, ?Şunu okudun mu??, ?Bunu okumalısın,?, ?Aslında buna da bir baksan,? dedirterek, sizi oradan oraya sürükleyebilecek bir site. Kendine has seçimleri, gelişmeleri ve ilerlemeleri ile ismini duyuran Okuma Listeleri, gençlere yön gösteriyor, işin içinden çıkamayanlara yardımcı oluyor. Kolektif olarak

okumak için tıklayınız

Ekmeğin Şarkısı – Nurçin İleri

Ekmekle ilgili deyimler, atasözleri, şiirler, hikâyeler birçok dilde olduğu gibi Türkçede de oldukça yaygındır. ?Ekmek kapısı?, ?ekmek kavgası?, ?ekmeğinden olmak?, ?ekmek aslanın ağzında?, ?ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur? gibi ifadeler, gündelik yaşamımıza içkin ve insanın yaşam kalım savaşının ekmekle ilişkisini açıklıyor sanki. Daha önce YKY?den Akdeniz?in Kitabı (1999) ve Öteki Venedik (2007) adlı kitapları yayımlanan

okumak için tıklayınız

İlaç Değil Zehir – Yalçın Hafçı

Lise yıllarımda gecenin geç saatlerine kadar kitap okurdum. Toy bir çocuktum ve benim için okumadığım her kitap yaşanmamış bir hayat demekti. Annem, tehlikeli şeyler okuduğumu düşünerek, bazen odamın kapısından başını uzatarak kaygılı bakışlarla uyumamı söylerdi. Tamam, derdim ama kitabı da elimden bırakamazdım. Yine öyle bir anda, Malroux?nun şöyle bir cümlesini okumuş ve nefesim kesilmişti: ?Yaşamak

okumak için tıklayınız

Nail?in Ardından – M. Şehmus Güzel

Nail Satlıgan Kapital?in hakiki ve ciddi çevirisini yaptı. Bize emanet etti. Namuslu, ödünsüz (hem kendisine hem başkalarına) hakiki bir aydındı. Aydınlatanlardan. Çalıştıranlardan. Kendi adıma hemen yazmalıyım : 1980?lerde Korkut Boratav, Sungur Savran, Ahmet Tonak ve diğer meslektaş ve yoldaşlarıyla 11. Tez?i çıkardıkları zamanlarda ve daha sonra İktisat Dergisi?ni yönettiği günlerde ilgi alanıma giren konularda benden

okumak için tıklayınız

Paulo Freire ve bir eleştiri – Faiz Cebiroğlu

Brezilya?lı pedagog Paulo Freire ( 1921 ? 1977) , pedagoji mesleğimde, üzerinde önemle durduğum ve fikirlerini tüm kesimlere ulaştırmaya çalıştığım bir düşünür ve pratisyendir. Paolu Freire, tüm ömrünü, ezilenler için ve ?ezilenlerinin pedagojisini?, ?umudun pedagojisi? haline getirmek için verdi. Böylesi bir devrimci dava için, böylesi bir devrimci eğitim için, cezaevi, sürgün? demeden yorulmak bilmez bir

okumak için tıklayınız

Ankara’nın Kayıp Kahramanları – Duygu Tanış Zaferoğlu

Yıl: 1916. Mekân: Ankara… Herkesçe bilinen ama kimsenin dile getir(e)mediği, Ermeni ve Rumların yaşadığı mahalleleri hedef alan Büyük Ankara Yangını?yla başlıyor Levent Cantek, belki de hikayelerinden en vurucusuna. 1916 Yangını kapalı bir kutu, dile getirilmeyen, çoğu zaman görmezden gelinen çünkü/ve kabul edilmek istenmeyen ortak günahlarımızdan biri. Berat Pekmezci’nin çizgileriyle hayat bulan bu hikayeyle açılışı yapan

okumak için tıklayınız

Okurluğun Dikenli Yolları – Onur Koçyiğit

Modern toplumlarda, okur-yazar olmak önemli bir ölçüttür. En azından sistem ve bileşenlerinin bize ?ol? dediği durumlardan birisidir. Mesele, okuma ve yazma pratiğinin ?nasıl? şekilleneceği yönünde fikir yürütülen bir tartışma konusu haline geldiğinde, başka birçok problemi de beraberinde getirir. Okuma-yazma pratiği nasıl yapılacaktır? Yöntemleri nelerdir? Yöntem aramak/yaratmak gerekli midir? Okunması gerekenler skalası nasıl yaratılmıştır? Klasikler neden

okumak için tıklayınız

Kapital’i Sahnelemek’e ilişkin – Kansu Yıldırım

Fredric Jameson?ın Kapital?i Sahnelemek kitabını, Kapital?i inceleyen, betimleyen, Kapital?e ilişkin birincil ve ikincil tartışmaları yürüten diğer kitaplardan ayıran en önemli iki özelliği şöyle izah edebiliriz: Birincisi, Jameson?ın ekonomik düzeye gömülü kalmadan, Marx?ın siyasal iktisada dair kavramsallaştırmalarını felsefi düzeyde ele alması; ikincisi, Jameson?ın nevi şahsına münhasır dili ve yorumları. İlaveten belirtmek gerekir ki, Jameson, Kapital?in ilk

okumak için tıklayınız

Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek / Küresel İşçi Sınıfı Nasıl Oluştu? – Paul Mason

1800’lerdeki ilk fabrika grevlerinden 1930’larda faşizm tarafından yok olmanın eşiğine getirilişine kadar dünya emek hareketinin destansı tarihi eşliğinde yeni işçi sınıfının öyküsü… Lyon dokuma işçileri, gökyüzünü fethe kalkan Paris Komünarları, kanlarıyla 1 Mayıs’ı yaratan Amerikan işçileri, Birinci Dünya Savaşı’nı durdurmaya çalışan Alman metal işçileri, İtalya’da işçi konseyleri, Çin işçi sınıfının doğuşu, Yahudi işçi örgütü Bund…

okumak için tıklayınız

“Bencil Gen”in Sorunları – Gökhan Akbay, Mehmet Somel

?Gen Bencildir? (The Selfish Gene, 1976) Oxford?lu davranış bilimci Richard Dawkins?in ilk kitabı. Kitap, 1960 ve 70?ler boyunca geliştirilen bir dizi bilimsel teoriyi popülerleştirmek amacıyla kaleme alınmış. Gen Bencildir, doğal seçilimin işleyiş mekanizmalarına dair gen-merkezli bir modeli, hayvan davranışı alanında ilginç örneklerle süsleyerek, sade ve etkili bir dille tanıtır. Kitabın ana tezi, doğal seçilimin temel

okumak için tıklayınız

O tempora! O mores! – Çağhan Kızıl

Çiçero, Eski Roma?da bir duruşmanın açılışındaki konuşmasında, dönemin değer yargılarından ve yozlaşmadan bahsederken şu sözleri kullanır: ?O tempora, o mores! (Ey zamanlar, ey gelenekler!)? ve ekler: ?Ne kadar kural ve düzen varsa, o kadar az adalet vardır?. Bu konuşma, etkileyici hatibin Roma imparatoruyla yakın bağını nasıl etkilemiştir bilinmez ancak kurallar ve zamanın ilişkisini, hatta zamanı

okumak için tıklayınız

İnsanın Yanlış Ölçümü – Ferhat Kaya

Antropolog Michael Little bir söyleşisinde ?Kendi bilim dalımın tarihi hakkında pek konuşmamayı tercih ederdim, çünkü çok mahcup olurdum ve utanırdım? der. Stephan Jay Gould?un İnsanın Yanlış Ölçümü (The Mismeasure of Man) başta antropolojinin ve daha sonra biyolojinin bu utanç verici yüzünü en çıplak hali ile gözler önüne serer. Kitap ilk olarak 1981 yılında Penguin Press,

okumak için tıklayınız

Evrim ve Yaratılışçılık – Semir Beyaz

Evrim üzerine söylenecek çok söz var. Ancak Michael Shermer?ın ?Evrim ve Yaratılışçılık? kitabında dökülen cümlelerin sebebi, evrimin, karmaşıklığının iki yüz yıl öncesinin bilimsel birikimle algılanmaya çalışılan, öznel ve felsefi anlamlar yüklenip kişisel yorumlarla süslenerek tartışılan ve nihayetinde anlamsızlaştırılan bir ?bilim? olmasıyla ilgili. Shermer aynı zamanda, bu bilimsel alana uzak ama pozitif bilimin penceresini kendi içsel

okumak için tıklayınız

Bu Şarlatanlığa Son Artık – H. Senday Tuncer

Alaca şafak karanlığından çıkıp güne karışan şehir Gün güne hazır doğmakta olan güneşle Şehir kaynıyor yeni bir güne atılan tohumla birlikte Uyanık olanlar sevgi dolu görünme peşinde Gün aydınlatmakta kişilikleri Kıvılcım saçmakta beyinler Uykulu olanlar ise bilinçleri donuk kişilikleri çaresizlik içinde Uykuda gezinenler devamlı rüyalarının içinde Söz veripte sözlerini tutmayanlar kişiliklerini yitirmiş Mahmur derbederlikle iç

okumak için tıklayınız

Pembe çiçekli bir meyve ağacı… – Meltem Gürle

?Deniz Feneri? bence Virginia Woolf?un en dokunaklı romanıdır. Bu romanda Woolf, İngiliz dilinde yazılan en güzel metinlerden birini ortaya çıkarmakla kalmamış, yepyeni bir zaman algısı yaratarak annesinin ölümüyle birdenbire sona eren çocukluğunu da geri getirmek istemiştir. Romanın ortalarında bir yerde, annesini örnek alarak yarattığı ve yoğun bir şefkatle sevdiği karakteri Mrs Ramsey?in ölümünü okuyucuya tek

okumak için tıklayınız

Ömer Hayyam ve Yaşar Kemal – Celal Üster

Geçenlerde piyanist ve besteci Fazıl Say’a, düşünce ve ifade özgürlüğünün temel ilkeleri ayaklar altına alınarak verilen ‘ceza’nın ardından pek çok şey yazıldı, konuşuldu, tartışıldı. Gel gör ki, ‘ceza’nın ve tartışmaların belki de asıl öznesi olan 11. ve 12. yüzyılların İranlı şair ve bilim insanı Ömer Hayyam’ın kendisi pek gündeme gelmedi. Fazıl Say?a verilen ?ceza?nın öncesi

okumak için tıklayınız

Majesteleri Kral – Thomas Mann

Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus

okumak için tıklayınız

Palyaço – Heinrich Böll

Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir. Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya

okumak için tıklayınız

Kırmızı Küpeler Babil Kulesi – Orhan Kemal

Orhan Kemal denilince akla ilk olarak romanlar gelir. Her okurun yaşamında silinmesi imkânsız izler bırakan, yaşamın kirlettiği dünyaya temiz, ferah bir nefes gibi dolan romanlardır bunlar. Bu nedenle okurlarda yarattığı hayranlık haklıdır ama, bu durumun Orhan Kemal’in öykücülüğüne haksızlık ettiği de bir gerçektir. Usta bir romancı olduğu gibi usta bir öykücüdür de o. Bu kitapta

okumak için tıklayınız

De Niro’nun Oyunu – Rawi Hage

( * ) De Niro’nun Oyunu’nun yazarı Rawi Hage Lübnan doğumlu. Aynı zamanda iç savaşın birebir tanığı. 1992’de Kanada’ya göç edene dek ülkesindeki karmaşık ve gergin ortamı gözlemlemiş. Yazarlığının yanı sıra, görsel sanatlarla ilgilenen, küratörlük yapan öte taraftan, siyaset eleştirmeni olan tam bir entelektüel. Yazıları Macelan’s, The Toronto Review, Fuse, Jouvert, Montreal Serai ve Al-Jaddid

okumak için tıklayınız