Metin Altıok, kendini ve şiirini anlatıyor…

Bir kadını sevmek, dünyayı sevmekle eş değerdir benim için. Her ikisinde de bunca kötülük varken. İkinci Yeni diye adlandırılan şiiri ise, kapsamlı ve geniş içeriğiyle bana kaynaklık etmiştir. Doğuda batı şiiri yazmak size oldukça tuhaf gelebilir. Ama bu tutumum Ahmet Oktay’ın dediği gibi, orada yaşadığım duygu selini intizama getirmek ve ölçüsüzlükten alt-bilinçsel olarak kaçınmak çabasının … Devamını oku

Zamanlardan Birinde Dünya Masalları-1, Muhsine Helimoğlu Yavuz

Elinizde tuttuğunuz bu “Zamanlardan Birinde” adlı düş, düşün ve gerçek ırmağında size bilinçli ve keyifli yolculuklar… Bu ırmağın derinliklerinde saklanmış olan, sizi bilinçlendirip geliştirecek “inci” tanelerini bulup çıkarmanızı ve onların “kulağınıza küpe olmasını” dilerim.

Herhangi bir zamanda ve dünyanın bir yerinde, bu masalları okuyan ve okuyacak olan çocuklar, ortak bir dünya bilinci, ortak bir duruş, dünyayı ortak bir algılayış geliştirmişlerdir ve bundan sonra da geliştireceklerdir. Çünkü dünya halkları bu masalları, çocuk-yetişkin ayrımı gütmeden, tüm insanları iyiden ve doğrudan yana yönlendirip bilinçlendirmek, onları yaşamın karşısında donanımlı ve uyanık kılmak, yaşayacakları sorunlar karşısında güçlü ve sorun çözücü olmalarını sağlamak için yaratmışlardır. İşte halk anlatılarının, özellikle de masalların gücü buradan kaynaklanır. Bu nedenle de masalları ?dünya halk kültürlerinin ortak düş,

Devamını oku

Muhsine Helimoğlu Yavuz? un Hayatı

1972?de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümünü bitirdi. Halkbilimi alanında, efsaneler konusunda ?Mastır?, masallar konusunda ?Doktora? yaparak, ?Bilim Doktoru? oldu. Yurtiçinde Dicle, Bilkent, Yeditepe Üniversitelerinde öğretim üyesi, yurtdışında da Bakü, Varşova, Lefke, Avrupa Üniversitelerinde konuk öğretim üyesi olarak dersler ve konferanslar verdi. Şu anda, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesidir. Muhsine Helimoğlu Yavuz, evli ve bir oğul anasıdır.
Yayınları
– Ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş ve yayınlanmış 45 bildirisi,

Devamını oku

Diyarbakır Efsaneleri, Muhsine Helimoğlu Yavuz

Bu kitabımda, Diyarbakır il sınırları içinde yer alan efsanelerin derlenmesini ve bilimsel bir yöntemle incelenmesini gerçekleştirmeye çalıştım.
Kitabın sonunda ise, Diyarbakır halk kültürü konusunda, tarafımdan hazırlanarak, ulusal ve uluslararası çeşitli kongrelerde, sempozyumlarda sunulmuş 6 bildiri yer almaktadır.
Diyarbakırlı değerli araştırmacı Şevket Beysanoğlu?nun, Diyarbakırım adlı şiirinin bir bölümünde, ?Ey kaleler başbuğu / Kahramanlar beldesi / Ey yüzlerce yazarın/ Şairlerin ülkesi / Toprağında taşında / Zengin bir tarih yatar / Binbir medeniyetin / Kalıntısı sende var / Surların tek başına / Kitabeler müzesi / Ve engin bir kültürün / Sanki taştan simgesi? diyerek tanımladığı Diyarbakır camileri, medreseleri, kaleleri, surları, türbeleri, köprüleri, sur içindeki eski evleri, öykülere türkülere konu olmuş dağları ve nehirleriyle bu alanda bana zengin bir kaynak oluşturmuştur. Bu kaynak öylesine zengindir ki, derlediğim efsanelerin hepsini bir kitabın sınırları içine

Devamını oku

‘Kan Konuşmaz’ Şuurlar Konuşur, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

Nâzım Hikmet?in Kan Konuşmaz isimli romanı 1900?lerin hemen başından 1930?ların ortasına kadar, İstanbul?un siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmesinin bir tür haritasıdır. Toplumsal meselede, özellikle dönemin ahlakını sergiliyor.
Kitap aynı zamanda Nuri Usta, Gülizar ile Ömer?in hayat hikayelerinden oluşuyor. Daha ilk sayfalardan itibaren okuyucuya sevimli gelen insanların romanı.
İstanbul esnaf takımının, gelişmeleri izleyen alt-üst oluşlar sonucu, işçileşmesi sürecini de izliyoruz. Hırsız ve vurguncular ise patronlaşıyorlar : Ali Usta gibi. Tornacı ustası Nuri ?en korktuğu şeyle?, işçilikle karşılaşacak ve bunun da altından kalkacaktır : Bilinçli ve örgütlü bir işçi olarak. O dönemin özelliklerinden biri olan ?işçileşmek? olgusu burada olumlu bir sonuça ulaşacaktır.
Romanda dönem bütün yönleriyle aktarılıyor. O yıllara ilişkin ne ararsanız var : Örneğin ?İttihatçılık? anlatılıyor: Esnaftan bu siyasi akıma katılanlar ve neden katıldıkları belirtiliyor. Bakkal Todori?nin dükkanının elinden alınması

Devamını oku

Dünya Halk Masalları – Ataol Behramoğlu

Masallar, bir halkın kültürel ve sosyolojik olarak en önemli özelliklerini yansıtırlar. Onlar da zaman içerisinde günün getirdiği dile bürünürler. Ama verdikleri öğütler ve çıkarılması gereken dersler asla değişmez.
Ataol Behramoğlu?nun titiz çalışmasıyla hazırlanan Dünya Halk Masalları, çocuklarımıza okuyabileceğimiz bir kitap olmasının ötesinde, dünyanın dört bir yanından anlatımlarla edebi bir başyapıt özelliği de taşımakta. Tamamı renkli olan kitabı okurken, sadece Ataol Behramoğlu?nun şiirsel anlatımından değil, Mustafa Delioğlu?nun resimlerinden de etkileneceksiniz.
Kitabın içinde yeralan masallar sırasıyla şöyle:

Devamını oku

Türlerin Kökeni, Charles Darwin / Janet Browne

Bilim tarihçisi ve biyografi yazarı Janet Browne bu kitabında, şimdiye kadar yazılmış en büyük bilimsel kitaplardan olan Charles Darwin?in ?Türlerin Kökeni?nin öyküsünü anlatıyor ve onun günümüzdeki önemini açıklıyor. Browne, kitabın 1859 yılında yayınlanmasının ardından tüm dünyayı nasıl şoka uğrattığını, beraberinde ne tür düşünsel, toplumsal ve dinsel dönüşümler yarattığını anlatıyor. Browne çalışmasında, kitabın
başlangıç aşamalarını, Darwin?in türlerle ilgili teorisini, kitabın yayınlanmasını, kitap yayınlandıktan sonraki Viktoryen dönemde kopan tartışmaları ve nihayet ?Türlerin Kökeni?nin günümüz dünyasına nasıl bir miras bıraktığına kafa yoruyor.
“Hiçbir kitap kendimizi ve doğayı kavrayışımızı Türlerin Kökeni kadar değiştirmemiştir. 1859?da yayınlanmasından beri on binlerce nüshası basılan bu çalışmanın öne sürdüğü canlıların aşamalı olarak evrimleştiği teorisi, okurlarını şaşkınlığa uğratmış ve bir Yaratıcı olduğuna dair

Devamını oku

PEN Türkiye Yazarlar Derneği Barış Komitesi 1 Eylül 2008 Barış Bildirgesi

Troya’dan Günümüze:İçinde gizlenmiş – Saklı-yeni bir savaş malzemesi- bulunan hiçbir antlaşma bir barış antlaşması olamaz.” Kant
Savaşı anlamakta zorlanırız, çünkü karmaşık gelmiştir bize. Bu karmaşıklık bizi barışsız bırakır. İnsanın insanı her an öldürmesi için eylem hazırlıkları yapması, elbette açıklanamaz ve açıklanamadığı için bu karmaşıklık hala devam etmektedir. Savaşları anlasak da anlamasak da insanın her durumda oluşturduğu bilinç bir şekilde nasıl olursa olsun onu taraf olmaya itmiştir.
Savaş için “yeter sebep ilkesi” geçerli olduğuna göre, nedenler yeterli görüldüğü sürece savaşlar hep olacaktır.
Erasmus, bir barış meleği olarak konuştuğunda, Hermes’in kemikleri sızlamıştır. Onun adalet terazisi tanrıların huzuru içindi. Erasmus ise, savaşı en son çare olarak: kendi türünün yok olma riskine karşın savaşı bir seçenek olarak saklar. Akıl ve erdemi öne çıkaran çoğunluğun barışına karşı azınlığın savaşları ile barışın

Devamını oku

Tanpınar Ve Modernite – Erinç Büyükaşık

Bir Dönem Romancılığı Açısından Modernizm Tartışmaları

Edebiyatta modern arayışlar tartışmasının çeşitli kavramlarla anlam kazandığı ve “yenilikçi”, “çağdaş” gibi sözcüklerin sözlükteki tanımlarının ötesinde bir ideolojik konumlanışla vücut bulduğu bilinmektedir. Batı edebiyatına “Modern” imgesini yerleştiren tarihsel göndermelerin verili modernizm kalıplarının ekseninde ilerlemeci ve bilimci değerlerinin değişmesi çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. Günümüz postmodernizm tartışmalarına da işaret eden modernin ötesi aslında bu anlamda modernin sorgulanarak yeni bir forma dönüşmesi olarak değerlendirilebilir. 19.yüzyılın pozitivist aklı Darwin, Comte, Sturat Mille’le ortaya çıkan bilimci değerlerin edebiyata realizm-naturalizm tartışmalarıyla girdiği biliniyor. Elbette bilimin ilerlemeciliğinin bir zaman sonra kimliğini metalaşma, bilimsel tapıcılık evreleriyle yansıtmasından doğan kopuş yazıda sözünü edeceğimiz kimi modern olanın ve kamusal alandaki modern aklın eleştirisini yaratmıştır. Tanpınar’ın romanlarındaki eski-yeni tartışması doğu ve batının bir kopuş fenomeni olarak Türkiye toprağındaki yerini ortaya koyar. Bu tartışma 19.yüzyılın Proust romancığındaki izlekle

Devamını oku

Acı Günler, Maksim Gorki

Çocukluğunda ve gençliğinde yoksul ve zor günler geçiren yazar, ”Acı” anlamına gelen Gorki adını almıştır. Hatta dayanılmaz hale gelen yaşamı yüzünden, bir ara kendini öldürmeyi bile düşünmüştür. İşte Maksim Gorki, bizzat kendi yaşamından yola çıkarak, Acı Günler (Days of Grief) romanında insan ruhunun derinliklerine girme yeteneğinin gösterir.
Romanın konusu ise şöyledir: Üç arkadaş çocukluklarını ve gençliklerini bir rus kasabasında büyük ve viran bir evde geçirirler. Romanın kahramanı İlya Lunyev, köyden kasabaya gelmiş gürbüz bir çocuktur. Ötekilerden biri meyhanecinin oğlu narin ve sessiz Yakov Filimanov, diğeri de demircinin oğlu kavgacı Pavel Grackov?dur. Ayrıca evde Masha, Vera ve Olimpiada adında üç sokak kadını

Devamını oku

İşçi Marşları ve Halk Şarkıları, Derleyen: Mercan Köklü

İşçi Marşları ve Halk Şarkıları adlı kitap, Mercan Köklü tarafından 1998 yılında yayına hazırlandı. 268 sayfadan oluşan yapıt, halkın eşitlik-özgürlük, adalet, barış ve bağımsızlık gibi temel konularda yazılmış marş ve şarkıları derleme özelliğini taşımaktadır.

İşçi Birlik Cephesi / Bertolt Brecht
İnsan insan olduğundan
Acıkan karnı doymalıdır
Boş laflarla karın doymaz
Yiyecek ekmek olmalıdır

Marş sol’ki üç
Marş sol’ki üç
Arkadaş yerini bil

Devamını oku

Hakkı Özkan’ın Kendi Kaleminden Yaşam Öyküsü “Güneşi gördün mü gülümse, sonra kar yağacağını bilsen bile.”

“1926 yılında, Bursa?da dünyaya geldim. Balkanlar?dan göç eden bir ailenin ilk çocuğuyum.
İlkokulu İstanbul?da bitirdim. Ailemin dağılması yüzünden öğrenimimi yarıda kesmek zorunda kaldım. Bir yığın işe girip çıktıktan sonra basım-evlerinde uzun yıllar çalıştım. Bu arada bol bol okuma- yazma fırsatı buldum. Ailemde okuma-yazmayla ilgili kimse olmamasına rağmen delice bir tutkuydu benim için okumak-yazmak. Bunda, çocukluğumda ailemin anlattığı biribirinden güzel masalların, çevremde bulunan aydın insanların etkisi büyük oldu elbette.
1950?de, bugün bir yayınevi sahibi olan bir arkadaşımla birlikte başladığımız haftalık dergi işi üç sayı sonra fiyasko ile sonuçlandı. Bu işte tutturamayınca yine eski mesleğime, basın işçiliğine döndüm ve 1980 yılına kadar bu işte çalıştım. İstanbul Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü?nde raportörlük yaptım, bu işte çalışırken emekli oldum. Bu arada, 1950 yılından beri yazmayı, kitaplarımı yayınlamayı sürdürdüm. Bugüne kadar çeşitli yayınevlerince yayınlanan, hikâye, masal, piyes, roman, şiir

Devamını oku

Cahillikler Kitabı – Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz, John Lloyd / John Mitchinson

Bildiğinizi düşündüğünüz her şey yanlış? Bu kitap, yaygın kanılarla ilgili yanlış bilgilerimizin ve yanlış anlamalarımızın kapsamlı bir listesini sunuyor. Cahillikler Kitabı, filozofların, bilimcilerin ve sokaktaki insanların tarihin büyük bölümünde cevabını aradıkları bir soruya ışık tutuyor: Hakikat nedir, zırva nedir? Thomas Edison herhangi bir şey hakkında yüzde birin milyonda birinden daha az şey bildiğimizi söylüyordu; Mark Twain sadece matematikte uzmanlaşmak için sekiz milyon yıl gerektiğini düşünüyordu. Cahillikler Kitabı da, bilinecek ne varsa bildiklerini düşünenlere, ?her şey bu metinde açıklanmıştır, bilmeniz gereken başka hiçbir şey yok? diyenlere meydan okuyor. Siz hâlâ iki tane burun deliğimiz olduğunu, Dünya?nın tek bir uydusunun bulunduğunu, beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika?nın adının Amerigo Vespucci?den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
“Bu başlık, NTV Yayınları arasından bu ay çıkan, yine ilginç kitaplardan birinin adı. John Lloyd ve John Michinson?un birlikte hazırladıkları ?Cahillikler Kitabı?nın bir de altbaşlığı var: ?Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz.? Yanlış bilgilenimlerin,

Devamını oku

Grevden Sonra, Hakkı Özkan “Düşündüm taşındım. Bizim için en doğrusu direnmek, hakkımızı aramak”

Hakkı Özkan’ın ?hayatımın bir özeti? olarak tanımladığı 1976 yılında yazdığı Grevden Sonra adlı kitabı, grevci önderliğini yapan ve bunun sonucu işsiz kalan bir basımevi emekçisinin romanıdır. Grev önderliği sonucu boşta kalan emekçinin sonradan girdiği iş de, hiçbir eyleme katılmak istememesine karşın, koşulların ve çevresinin etkisiyle nasıl eyleme itildiği tüm çıplaklığıyla sergileniyor.
*Romanın özeti ise kısaca şöyle: ?Grev yapmışlardı. İşçiler daha ne olduklarını anlamadan soluğu kapı önünde almışlardı. Hakları olan birkaç kuruşu bile kavga dövüş koparmışlardı. Türlü çeşitli oyuna gelmişlerdi. Başlarına gelmedik bela kalmamıştı. Sonra ne olmuştu? Kopan bir tespih tanesi gibi dağılmışlardı.?
Grevin önderlerinden Nuri?nin hayatı, grevin yenilgisiyle birlikte darmadağın olur. İşten atılır, tutuklanır, aç ve işsiz kalır. Daha fazla dayanamayarak İstanbul?a göç eder. İstanbul?da da kolay iş bulamaz ve aylarca işsiz kalır. Ev kirası, bakkal, manav borcu biriktikçe birikir. Hayatın tüm zorlukları adım adım üstüne geldikçe, Nuri hemen her şeyin suçunu greve yüklemeye başlar. Grevin ardından Nuri?nin hayatı,

Devamını oku

1970’lerden Bir Ozan: Arkadaş Özger – Erinç Büyükaşık

1970’lerin şiiri bir yandan toplumsal mücadelenin yoğunluğu içinde 68 rüzgarının edebiyata ve Türkiye toprağına ektiği yüksek seslenimlerin şiiri olmuştur. Ülkedeki sol rüzgar, ozanın temel sorunsalının toplumsal alanla kesişmesini zorunlu kılmıştır buna bağlı olarak. Dönemin Toplumcu gerçekçi çizgisinin yanında İkinci Yeni?nin bireye ses veren imgelemi adeta bir kural bozucu olarak karşımıza çıkar bu bağlamda. İkinci Yeni her ne kadar dönemin egemen toplumsal seslenimininin dışında daha bireysel bir tutumla yola çıkmışsa da siyasal atmosferin belirlenimindeki aydın ve ozan için elbette yükselen toplumsal mücadele rüzgarına kapılmamak olanaksızdır. Bu belirlemeler kuşkusuz şiirin bireysel atmosferini ve imgesel yönünü göz ardı edemeyeceğimiz bir başka başlığı da gündeme getirmektedir. Ozan ne kadar şiirinde ?ben? olabilmiştir dönem gerçekliği açısından. Genç yaşta yitirdiğimiz Arkadaş Özger?in dizelerine kulak verdiğimizde içten içe kendi iç sesini duyurmaya çalışan bir ozanın

Devamını oku

Erinç Büyükaşık

Yazarın Yazıları 1970’lerden Bir Ozan: Arkadaş Özger Bir Dönem Romancısı: Halide Edip Pedro Almodovar Üstüne Düşünmeler Tanpınar Ve Modernite Uzaklar: Bir Yol Öyküsü “Şehir Mektupları” Üzerine Oğuz Atay: Bir Arayışın Peşinde (Bir Aydının Göçleri Üzerine) Bir Beyoğlu Gerçeği İzinde “Kimliksizleşme” ve “Kültürsüzleşme”nin Eşiğinde İnsan ve Sanat Bir Ortadoğu Güncesi I Bir Ortadoğu Güncesi 2 (Lübnan’ı … Devamını oku

Son Saray Şairi adlı öykü, Nikolay Stepanovich Gumilyov

Tembeldi, zamanımızın bu kralı en az ataları kadar tembel ve tasasızdı; saraydaki törenlere kasideler yazan yaşlı şairi emekliye ayırmaya ve ona ömür boyu iyi bir aylık bağlamak için imza atmaya da hiç niyetli değildi. Şairin kendisi de ısrarla ayrılmak istemiyordu.
Kraliyet ailesinde bir doğum veya ölüm olduğunda, yabancı bir elçi geldiğinde veya komşu devletle bir antlaşma imzalandığında, alışılmış her törenden sonra saray, taht salonuna toplanır ve asık yüzlü, daima bir şeylerden hoşnut olmayan şair şiirlerine başlardı. Köhne sözcükler ve modası geçmiş ifadeler tuhaf bir biçimde yankılanırdı. İngiliz tarzında kusursuzca taranmış saçların ve görkemle parıldayan kellerin ortasındaki pudralı, çok eski model peruğu da acınasıydı. Okumadan sonraki alkışlarda görgü kurallarına uyulur, yalnızca eldivenli parmakların uçlarıyla el çırpmalarına karşın, yine de şiire karşılık olarak yeterli sayılan bir gürültü kopardı.
Şair eğilerek selam verirdi. Kralın elinden değerli bir taşı her zamanki

Devamını oku

Tereddüd ve Tekerrür – Mimarlık ve Kent Üzerine Metinler 1873-1960, Bülent Tanju

?Tereddüd ve Tekerrür?, bir ?mimarlık ve kent üzerine metinler? derlemesi. Mimarlığın, yalnızca başarılı olduğu varsayılan yapılar etrafında tartışıldığı bir ortamda, mimarlık yazınının kültürel ve sosyolojik boyutlarına dikkat çekiliyor.

Bu anlamda, oldukça önemli bir çalışma olduğu söylenebilir. Bunun nedeni, mimarlık metinlerinin (ya da mimari söylemin) yapıların basit bir açıklaması olduğu şeklindeki ilişki biçimini reddetmesi olsa gerek. Tersi de geçerlidir; yapılar, söylemin bir yansıması olarak da görülmediği söylenebilir. Bülent Tanju?nun, mimari metni, kendi başına tarihsel bir anlamlandırma aracı olarak nitelemesi, Türkiye?de modernleşme dönemine ait kimi düşünme biçimlerine eleştirel bir mercek ile bakılabilmesini sağlamış.
?Tereddüd ve Tekerrür?, bir seçki olarak da yenilikler barındırıyor. Metinlerin yan yana getirildiği, nesnel olarak seçilmiş izlenimi veren bir metinler seçkisi değil. Eleştirel bir mimarlık söylemi tarihçesi oluşturulmaya çalışılmış ve

Devamını oku

Türkiye’nin Kalbi: Ankara, M. Şehmus Güzel

25 Ağustos 2008 tarihli Milliyet?te “Yasaklı belgesel Köşk?ün sitesinde” başlıklı haberini okudum. Birkaç düzelti ve birkaç ek yararlı olabilir.

1933?te Cumhuriyet?in 10. Yıldönümü kutlamaları kapsamında SSCB?nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)  o günlerdeki en iyi belgesel ve kurgu film yönetmeni Sergey Yutkeviç?in çektiği filmin ismi Türkiye?nin Kalbi: Ankara?dır. Gazetenin en üstte yazdığı gibi sadece  “Türkiye?nin Kalbi” değil. Metin içinde Milliyet?te doğru başlığı veriyor nitekim.

Bu filim 1933?te ve sonrasında Türkiye?de gösterildi ve gösterildiği her yerde büyük çoşkuyla karşılandı. Bunu o günleri yaşayanlar anlatıyorlar. Bu biliniyor.
Filmin yönetmeninin ismi de Yutkoviç değil biraz önce yazdığım gibi Yutkeviç?tir.
SSCB?yi temsil amacıyla 10. Yıldönümü törenlerine davet edilen

Devamını oku

Tarih Nedir? Kibar Aktin

Geçmişin gizemli dünyasına olan merak, tarihi insanların ilgi alanı içerisine ister istemez sokmuştur. Bu durum dün ve bugünle bir bağlantı süreci olan tarihi okullarda kimi derslerde, kitapların içeriğinde, toplumda politikacıların, medyanın gündeminde birtakım kişilerin ve grupların yorum ve görüntüsünde de yer almasına neden olup tarihi kimi söylemler içerisinde hapsetmiştir. Ermeni soykırımının varlığına ve yokluğuna dair yapılan tartışmalar örneğinde görüldüğü gibi her türlü medyatik yorumlar, çeşitli kurumlar, şahıslar tarafından yapılan açıklamalar bu konuda kamuoyu tarafından tarihi kanıtlar olarak değerlendirilmiştir. Bazı ülkeler Ermeni soykırımının varlığını kabul ederken bazıları ise reddetmektedir. Sorgulamak istediğim bu kabul ve ret edişlere neden olan tarihin neliğidir. Tarihin neliğine dair ?Tarih, tarihçinin seçtiği şeydir? diyen ünlü İngiliz tarihçisi A.J.P Taylor?un bu sözüne dikkat çekerek fazlasıyla önemli bulduğum bu konuya değinmek istiyorum.

Ünlü tarih kuramcısı olan İbn-i Haldun (Çev. Z. Kadiri Ugan, 1968) yazısında tarihin geçmişi bize bildirmekle görevli olduğunu vurgularken aynı yazının

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme