“Bir bardak slivovis daha koy bana,” dedi Kla-ra, ben de karşı çıkmadım. Şişeyi açmak için de hiçbir olağanüstü yanı olmayan, ama işe yarayan bir bahane bulmuştuk: O gün bir sanat tarihi dergisinde yayınlanmış olan uzun bir inceleme için oldukça yüklü bir para almıştım.
İncelemem sonunda yaymlanmışsa da ilk başta birtakım güçlüklerle karşılaşmıştım. Yazdığım şey bir polemik yazısıydı ve iğnelemelerle doluydu. Bu nedenle, yazı kurulu yaşlı ve temkinli kişilerden oluşan Plastik Düşünce dergisi bu metni reddetmiş, ben de incelememi sonunda onun kadar önemli olmayan, ama daha genç ve atak editörleri olan rakip bir dergiye vermiştim.
Postacı havale kâğıdını bir mektupla birlikte fakülteye getirmişti. Sabahleyin, bu önemsiz mektubu, zaferimin ilk sarhoşluğu içinde, doğru dürüst okumamıştım bile. Ama eve dönünce, vakit gece yarısına yaklaşmış ve şişedeki şarap da hemen hemen tükenmişken, biraz eğlenmek için yazı masamın
cemalumit
Ömer Hayyam ‘ın 341 – 360 arası dörtlükleri. Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu
341.
Tanrı evrenin canı, evrense tek bir beden
Melekler bu bedenin duyuları hep birden
Yerde gökte canlı, cansız ne varsa birer uzuv:
Budur Tanrı birliği, boştur başka her söylenen
342.
Kader defterimi yeniden yazabilseydim
Kendime gönlümce bir hayat seçerdim;
Bütün dertleri siler atardım dünyamızdan
Sevinçten göklere uçardı düşüncelerim.
343.
Şu senin benim dediğimiz toprak neyimizdir
Birkaç günlük cennetimiz cehennemizdir
Bugün su içtiğin şu testi toprak olunca
Mezarına atılır belki bir gün, kim bilir.
Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Güntekin
Reşat Nuri Güntekin’in 1925 yılında yayınladığı Dudaktan Kalbe adlı romanı, çektiği aşk acısı nedeniyle tekrar aşık olmayacağını, aşkın bir daha dudaktan kalbe inmeyeceğini felsefe edinmiş bir gencin öyküsünü anlatır.
Romanın özeti ise şöyledir: Hüseyin Kenan; ince, uzun, mavi gözlü, esmer tenli, durgun, çekingen bir gençti. Küçük yaşta babasını kaybetmişti. Annesi, kız kardeşi ve kendisi dayılarının yanında kalırlar. Zorlukla Mühendislik mektebini bitirmiştir. Fakat küçüklüğünden beri musikiye aşıktır. Dayıların yanında Reji kâtipliğini yapan Mesut Bey`den keman dersleri alır. Onyedi yaşındadır. Mühendislik Mektebine giderken dayıların komsusu Leyla isminde bir kıza asık olur. Çok çekingen olduğundan bunu kalbine gömer. Okulu bitirdikten sonra bir arkadaşının yardımıyla Avrupa?ya gider. Orada kemanını çok ilerletir ve güzel eserler verir. O artik ünlü bir Virtüoz dür.
Bu arada kız kardeşi Afife evlenmiştir. Annesi de bir yıl sonra Afife`nin yanına gider. Hem onları hem de dayısını görmek için
Şaşırtıcı Bir Mektup, Edgar Allan Poe
LADY’S BOOK EDİTÖRÜ’NE
Benden daha iyi anlayacağınızı umduğum bir makaleyi derginiz için size göndermekten onur duyuyorum. Nubialı Coğrafyacının gayet iyi tanımladığı, ama bugünlerde transandantalisder ve daima meraklıları dışında pek kimsenin uğramadığı bir deniz olan Mare Tanebrarum’da bir yıl kadar önce, ağzı sıkı sıkıya mantarla kapatılmış olarak yüzer halde bulduğum bir testi içindeki tuhaf görünüşlü bir el yazmasının (bazen “Toughkeepsie Kahini” de denilen) arkadaşım Martin Van Buren Maviş tarafından) yapılan bir çevirisidir bu.
Saygılarımla, EDGAR A. POE
“TARLAKUŞU” ADLI BALONDA
1 Nisan
Şimdi, sevgili dostum şimdi, günahlarınız yüzünden uzun ve dedikodu dolu bir mektupla cezalandıracaksınız. Bütün münasebetsizliklerinizi olabildiğince sıkıcı, olabildiğince tutarsız, olabildiğince abuk sabuk ve olabildiğince sudan olmakla cezalandıracağımı size açıkça bildiriyorum. Burada, hepsi de zevk olsun diye
Ömer Hayyam ‘ın 321 – 340 arası dörtlükleri. Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu
321.
Ben şarabı eskimiş acı acı severim;
En çok da ramazanda cumaları içerim;
Helal üzümünü ezdim doldurdum küpe:
Ne olur, içinceye dek ekşitme Tanrım.
322.
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
323.
Aşk o yüce mimar, beden evimi kurunca
Aşk dersini yazdırdı bana her dersten önce
Sonra bir parça altın koparıp yüreğimden
Bir anahtar yaptı mana hazinelerine.
Viyolonsel adlı öykü, Sabahattin Ali
Güneş, yüzüne yeşil yelpaze tutan mahçup bir kadın gibi iri yapraklı ağaçların arkasına saklanırken, muhtelif milletlere mensup bir seyyah kafilesi -sarı otlardan yapılmış evleri arı kovanına benzeyen- bir zenci köyüne girdiler.
Kabile reisi, yirmi seneden beri Afrika’nın bu sapa köşesine uğramayan beyazları güzel karşılayabilmek için bütün boncuklarını, fildişinden yapılmış ziynetlerini taktı, eline, üzerine işlemeli büyük yayını alarak maiyetiyle beraber köyün ortasındaki meydanda bekledi.
Birtakım şatafatlı merasimden sonra seyyahlar, reisin kulübesinde istirahat etmekteydiler ki, köyü dolaşmaya çıkmış olan melez tercüman koşarak geldi, elli adım kadar ötede bir Avrupalı tarafından yapılmış olması pek muhtemel olan tahta bir kulübe gördüğünü söyledi.
Golf pantolonlarının altına çoraplarını tekrar giymeye vakit bulamayarak hep birden oraya koştular. Tercüman doğru söylüyordu. Bu, intizamsız kerestelerden yapılmış bir yerdi ve önünde vahşi orman çiçeklerinden vücuda getirilmiş
Hep Genç Kalacağım, Sabahattin Ali
Sabahattin Ali’ nin mektuplarını biraraya getirilerek oluşturulan “Hep Genç Kalacağım” anı türündeki kitap, 2008 yılının ağustos ayında okurlarla buluştu. Kitapta, Sabahattin Ali´nin ailesine, arkadaşlarına ve iş ortaklarına yazdığı mektuplarla, Sabahattin Ali´ye ailesi, Nazım Hikmet, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Mehmet Ali Aybar, Mehmet Ali Cimcoz, Aziz Nesin, Melahat Togar, Ayşe Sıtkı İlhan, Nihal Atsız, Cemal Kutay, Samim Kocagöz başta olmak üzere arkadaşları ve öğrencileri tarafından gönderilen, Markopaşa ve Yeni Dünya´nın kuruluşunda yazılan mektuplar ve resmi yazışmalar bulunmaktadır.
Bu mektupların Sabahattin Ali´nin edebi kimliğinin oluşumuna ışık tutan metinler olduğunu, okuduklarını, yazdıklarını ve yazacaklarını anlattığı mektupların yazarın notları olarak da okunabileceğini özellikle belirtilmelidir. Hep Genç Kalacağım´da bir araya getirilen mektuplar sadece Sabahattin Ali´nin hayatına tanıklık etmekle kalmıyor, Cumhuriyet´in ilk on yılında Ankara´da yaşam, II. Dünya Savaşı´nın yarattığı ortam ve Türkiye´de giderek
Ömer Hayyam ‘ın 301 – 320 arası dörtlükleri. Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu
301.
Hayyam, olsa olsa bir çadır senin bedenin,
Can sultanımızın bir süre oturması için;
Ecel hancısı bir başka konak döşeyince
Sultan göçer gider, viran olur çadırın senin.
302.
Şarap içti mi, dilenci sultanlaşır;
Tilki çıkar deliğinden, aslanlaşır;
Yaşlı başlı adam delikanlaşır;
Delikanlı yaşca başca olgunlaşır.
303.
Günahlarım çok olmasına çoktur benim,
Ama dinsizler gibi umutsuz değilim:
Cennet cehennem umrumda değilse de
Ötede hem şarap olacak, hem de sevgilim.
Bilimin Gençlik Çağı / Marx Öncesi Siyasal İktisat – Andrey V. Anikin
Karl Marx?ın Kapital?le doruğa çıkan büyük bilimsel buluşunun kendisi kadar, onun ve yol arkadaşı Engels?in diğer düşünürlerle olan ilişki ve etkileşimleri de her zaman ilgi odağı olmuştur. Siyasal iktisat dendiğinde, Adam Smith ve David Ricardo, Marx?ın adlarını sürekli andığı ama keskin bir biçimde eleştirmekten hiç çekinmediği bilinen kaynaklardır. Bununla birlikte, Marx?a gelinceye kadar siyasal iktisadın öyküsü iki isme indirgenemeyecek kadar renklidir. Ünlü Sovyet iktisatçısı Andrey Anikin, bu serüveni şaşırtıcı derecede akıcı bir üslupla yansıtmış. İktisadın soğuk yüzünden çekinenleri hemen başlarda içine çeken eserin, deneyimli siyasal iktisat okurları için de kalıcı bir başvuru kitabı olduğu söylenebilir. Aydemir Güler?in Türkçe?ye kazandırdığı ?Bilimin Gençlik çağı?, Marx ve özellikle Kapital okuması
Kızılderili Olma İsteği, Franz Kafka
Bir kızılderili olsa insan.
Koşan bir at üzerinde boşlukta eğilmiş,
titreyip duran yer üzerinde kısa sürelerle aralıksız titreyip dursa,
üzengilerden çekse ayağını, yani üzengi diye bir şey olmasa,
dizginleri atsa elinden, yani dizgin diye bir şey olmasa
ve önünde uzanan araziye dümdüz biçilmiş bır kır gözüyle baksa
Abidin Dino Hayat ve Sanat, M. Şehmus Güzel
Türkiye’de ressam denince ilk akla gelenlerden biridir Abidin Dino. Dünya çapında da bilinen isimlerimiz arasında yer alır. Nazım Hikmet?in, o herkesin bildiği, ?Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? dizesindeki sorunun muhatabıdır. Bu sorunun yanıtını bir tuvalde veremedi belki, ama hayatı boyunca mutluluğun resmini yapmaya çalışmış bir ömrün ismidir Abidin. Diğer pek çok yoldaşı gibi, kendisini değil halkını ve ülkesini yaşam tuvalinin orta yerine oturtarak, onların mutluluğunun resmini yapmakla geçirilmiş bir yüzyıl Abidin?inki; tüm benzerleri gibi bunun bedelini ödeyerek tabii… Eşitlikten ve özgürlükten yana ahlakını bizzat kendi yaşam bütünlüğündegöstermiş olanlarımızdan biri O… Bir uzun yol koşucusu, bir albatros kuşu yani… Abidin diye 40 yıllık arkadaşımdan söz ediyormuş gibi davrandığıma bakmayın, saygısızlıktan değil bu, Şehmus Güzel?in aktarımıyla, ?sayın? veya ?bey? denilmekten hoşlanmazmış, Abidin denilmesini istermiş kendisine… Upuzun bir ömür yaşamış Abidin ve görüyoruz ki çok güzel yaşamış; inandığı gibi yaşamış her şeyden önce ve niteliği yüksek yaşamış. 1913?ten 1993?ün sonuna kadar süren zaman içinde, bir yüzyılı bir ucundan öbürüne geçmiş; bir gazeteci, bir karikatürist, bir yazar, bir şair, bir ressam, bir heykeltraş, bir büyük sanatçı ve tabii bir siyaset adamı, inanmış bir militan olarak; bir yıldız gibi yani… Abidin paşa çocuğu aynı zamanda; yani sırtını dönse bizlerden habiter olmadan yaşar gidermiş bir ömür, zevk-ü sefa içinde.. Ama öyle yapmamış; ülkesine ve halkına
Ömer Hayyam ‘ın 281 – 300 arası dörtlükleri. Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu
“Filozof, matematikçi ve astronom olan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyıllarda da doğu İslam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yol açan Rubaiyat’idir (Dörtlükler). Ömer Hayyam, İran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılır. Sonraları aralarına başkalarının eserleri de karsian bu rubailer iki yüz kadardır. Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. şiirlerinde gerçekçidir. Yasadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. insan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir.
Onun şiirinde zamanın haksızlıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaylı, iğneleyici bir dille yerilir. Dörtlüklerinin konusu aşk,
M. Şehmus Güzel’le ‘Abidin Dino’, Uğur Hüküm (Cumhuriyet Gazetesi Paris Muhabiri) Söyleşi*
‘Abidin’in insani boyutu siyasi angajmanından geliyor’
‘Adana yıllarından İstanbul’a, oradan Paris’e uzanan otuz iki kısım tekmili birden maceralarıyla Abidin’le dünya kadar şey konuştum. Sohbetlerimizde davetliler arasında Pierre Loti’yi, Ostrogorg ailesinin bütün fertlerini ve misafirlerini, Georges Simenon’u, Fikret Muallâ’yı, Neyzen Tevfik’i ve elbette Arif Dino’yu ve diğerlerini bulabilirdik. Sonra Paris yılları: Yani Tzara, Picasso, Elsa, Aragon?lu günler. Ve Güzin: Her yerde ve her zaman. Abidin?den çok şey öğrendim. Abidin, 20. yüzyılın en önemli tanıklarından biriydi : Ressam, heykeltıraş, gazeteci, karikatürist, yazar ve saati gelince şairdir Abidin. Birçok arkadaşının yapıtını Fransızcaya kazandıran bir çevirmendir de. Yaşamın bütün belalarını tattı, güzelliklerini es geçmeden. Güzel yaşadı Abidin. Hiç ölmeyecekmiş gibi. Abidin
Bir Yol, Ahmet Hamdi Tanpınar
Birdenbire ayağa kalktı ve eliyle trenin penceresinden işaret ederek:
-İşte, dedi, şu gördüğünüz küçük yol, şu iki ağaç arasında tepenin eteğini kıvrılan patika… Fevkalâde hiçbir tarafı yok değil mi? Hemen her yerde bol bol rastgelebileceğimiz alelade bir şey… Bununla beraber nereye gittiğini, nereden geldiğini bilmediğim, bir dönemeçte kaybolan tozlu parçasından başka hiç bir tarafını tanımadığım bu yol benim hayatımda bütün bir sergüzeşttir.
Onbeş seneden beridir ki bu yolda her ay bir iki seyahat yaparım. Bu uzun şeridin iki yanında ve onun döne döne değişen ufkunda tanımadığım hiç bir şey yoktur. Yattığım yerden gözüme ilişen sivri bir kaya parçası, yalnız aydınlık havada ürperen tepesini gördüğüm bir ağaç, ne bileyim hatta daha alelade bir işaretle bütün ufku kendi kendime canlandıracak kadar bu yolların aşinasıyım, fakat yıllar var ki bu küçük yol parçasını, yol bile diyemeyeceğimiz bu dövülmüş kırmızı toprak genişliğini daima yeni,
Avrupa Birliği’nde Devlet ve Fransa’da Korsika, M. Şehmus Güzel
“Üye devletler arasında bir barış dünyası yaratmaya yönelik Avrupa Birliği bünyesinde devlet yapısı değişiyor. Ulus-Devlet?ten federasyona doğru gidiliyor. Ulus-Devlet?in yaratıcısı ve en sıkı merkezi devlet yapısında yıllarca direnen Fransa Cumhuriyeti bile, artık Anayasası?nda öngördüğü gibi ?decentralisee? bir cumhuriyettir. Evet, Fransa?da bile artık yerinde yönetim söz konusudur. Oysa daha birkaç zaman önce, Korsika örneğinde görüldüğü gibi Fransa Cumhuriyeti, kontrgerilla, manipülasyon vb. ?kirli savaş? yöntemlerini uyguluyordu. 5 Mayıs 1976?da kurulan FLNC (Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi) yönetici ve militanlarına karşı ?savaşmak üzere? Fransa gizli servisleri, polisi ve ordusu kendi adamlarına ?Francia? (Korsikaca?da Fransa) isminde bir örgüt kurdurdu. Bir kontrgerilla örgütü olan bu yapının elemanlarını Ocak 1981?de FLNC militanları ortaya çıkardılar. 6 Ocak 1981?de Francia?nın üç silahlı adamı Bastelica köyü yakınında, büyük olasılıkla ?eyleme? giderken FLNC militanlarınca yakalandılar. Böylece
Ömer Hayyam ‘ın 281 – 300 arası dörtlükleri. Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu
“Filozof, matematikçi ve astronom olan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyıllarda da doğu İslam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yol açan Rubaiyat’idir (Dörtlükler). Ömer Hayyam, İran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılır. Sonraları aralarına başkalarının eserleri de karsian bu rubailer iki yüz kadardır. Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. şiirlerinde gerçekçidir. Yasadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. insan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir.
Onun şiirinde zamanın haksızlıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları
Nişanlı Kız adlı öykü, Anton Çehov
Gecenin 10’u olmuştu. Parlak bir mehtap vardı dışarıda. Büyükanne Marfa Nikolayevna’nm, rahmetli kocasının ruhuna okuttuğu dua yeni bitmişti. Biraz hava almak için bahçeye çıkan Nadya, salonda yemek hazırlıklarının yapıldığını, allı pullu ipek giysisiyle büyükannenin ortalıkta koşuştuğunu görüyordu. Kilisenin en kıdemli papazı Peder Andrey ise, Nadya’nın annesi Nina İvanovna’yla birşeyler konuşuyordu. İyice aydınlatılmış salonda, camların ardında daha bir genç görüyordu annesini şimdi Nadya. Hemen yanlarında Peder Andrey5 in, oğlu Andrey dikiliyor, dikkatle onları dinliyordu.
Bahçe sessiz, serindi. Kara gölgeler yerde hareketsiz yatıyorlar, yalnızca uzaklarda, pek uzaklarda, belki de kentin öte yanında kurbağaların bağırtılan işitiliyordu. Mayıs, kişinin içine bir sıcaklık salan mayıs hissediliyordu her yanda! Kişi daha bir rahat soluyor; buralardan pek uzaklarda, gökkubbe altında bir yerde, ağaçların üzerinde, kentin dışındaki kırlarda, ormanlarda günahkâr basit insanların anlayamayacağı esrarlı, hoş, neşeli ve kutsal ilkbahar yaşantısının doğmakta olduğunu düşünmek geliyordu içinden. Neredeyse ağlayacaktı Nadya.
Daha yirmi üç yaşındaydı. On altı yaşından bu yana hep evlenmeyi,
Kadın Sineması – M. Şehmus Güzel
Film şenlikleri içinde Kadın Filmleri Uluslararası Festivali en eskilerinden biri. Sinemada kadın ustaları, kadın yönetmenleri, senaryo yazarı kadınları, yapımcı ve da?ıtımcı kadınları, sinema sanayiinin diğer kollarındaki kadınları tanımak için iyi bir fırsat. Böylece, örneğin Fransa’da montaj dalında kadınların ço?unlukta olduğunu ö?renmek olası. Kadın yönetmen ve ürettikleri film sayısının arttığını da.
Kadın-erkek, kadın-kadın ilişkilerine farklı bir bakış: Kadınlar bize, dünyaya ve kendilerine bakıyorlar: Kadına, kadınlık durumuna, kadınların mücadelesine özgün yaklaşım. Kadın dünyasında bir gezinti. Anne-çocuk, baba-çocuk ilişkileri, ailede kadının konumu, kadının siyasi, sendikal, derneksel eylemleri, faaliyetleri.
Tarihe kadın yaklaşımı: Anılara sahip çıkabilmek için film üretmek: Uzak ve yakın “topraklarda”, kişisel ve ortak hafızalarda yol almak/yolculuk yapmak. Yaşanılan çağa