Yazar: cemalumit

İranlı kürt emekçilerinin şairi Hemin Mukriyani

İranlı kürt emekçilerinin şairi Hêmin Mukriyanî, bugün İran sınırları içinde yer alan Mahabad yakınlarında bulunan Laçîn köyünde 1920 yılında doğmuştur. 21 yaşında şiirlerini yayınlamaya başladı. ?Tarîk û Ronî? ve ?Nalleyî Cudayi? adlı kitaplarının ilk baskıları İran dışında yayınlandı. Bu iki kitaptaki şiirler Hêmin?in sürgünde yazdığı şiirlerdir. 1942 yılında Mahabad?ta yayınlanan ?Nîştiman? (?Vatan?) dergisinde şiirleri yayınlanmıştır.

okumak için tıklayınız

İnce Memed 4 – Yaşar Kemal

*”Otuz iki yıl gibi büyük bir zaman dilimi içinde yayımlanan dört cilt İnce Memed’de Yaşar Kemal hep aynı üslubu, hep aynı roman tekniğini kullanır. Bu yıllarda yazdığı öbür romanlarda anlatı biçimi değişir, İnce Memed’lerde hep aynı kalır: Hep o çocuksu, hep o masalsı anlatım; anlatıcı ile anlatılanlar hep aynı dünyanın insanlarıdır sanki; sanki özdeşleşmişlerdir, dilleri

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’e Mapusane’den Mektuplar, Nazım Hikmet Ran

‘Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar’ı adlı kitap, Nazım Hikmet’in, Kemal Tahir’e mahpushaneden yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplar, bir gün yayımlanabilir kaygısından ve özentiden uzak, içten geldiği gibi yazılmış metinler.  Bu mektupların asıl önemi, Nâzım’ın, sanat ve edebiyat anlayışını; yaşadığı çağın sorunlarıyla ilgili düşüncelerini, yaşamının bir bülümünü yansıtmasından kaynaklanıyor. Dahası, bu mektuplar, işlemediği bir suçtan dolayı mahpus damlarında

okumak için tıklayınız

San Giovanni Yolu, İtalo Calvino

*”Kitabında, geçmişin bugüne denk düşen süreçlerini, kaçırılmış noktalarını yakalayan Calvino, aynı zamanda da irademiz dışında kaldığını sandığımız yaşamın birçok noktasının bilinçdışı uzantılarına ulaşmış. Italo Calvino, güçlü betimlemeleri ve kelimelerle gerçeklik arasında kurduğu ilişkide görünür olmayanı kolaylıkla açığa çıkaran bir yazar. Bu yüzden Calvino okumak felsefenin sürekli kıyılarında dolaşmak demektir. Zira Calvino, her verili olanı sadece

okumak için tıklayınız

Daha da Fazla Kumkurdu (Sandvargen och hela Härligheten), Asa Lind – Gülsüm Aksoy

Kumkurdu ve Zackarina ile kızım sayesinde tanıştım. Tanıştığıma da bu kadar memnun olabileceğimi hiç düşünemezdim. Bir park dönüşüydü ve kitapçıya girmiştik. Kızımın çocuk kitapları bölümünde dikkatini çeken ilk şey inanılmaz güzellikteki kapak resmiyle “Daha da fazla Kumkurdu” olmuştu. Kumsalda birbirlerine yaslanarak bağdaş kurmuş oturan iki kahraman, mutlu ve huzurlu bir şekilde gökyüzünü izliyor. Belli ki

okumak için tıklayınız

Pir Sultan’a Selam, Sabahattin Eyüpoğlu

Anadolu halkının bağrında açılmış bir kızıl güldür Pir Sultan. Kişiliği, özü, sözü halkla öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkın dile geldiğini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluğuyla diriltmiş, diline diller, sazına sazlar katmış yaşatmış, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlık kazandırmış, sönmüş bir canı bin canla yeniden tutuşturmuş. Şiirleri sağlıklarında

okumak için tıklayınız

Kedi Donmuştu Karda adlı öykü, Wolfgang Borchert

Geceleyin adamlar yürüyordu yolda. Bir türkü mırıldanıyorlardı. Arkalarında bir kızıl leke gecenin koynunda. Çirkin bir lekeydi. Leke bir köydü de. Köy mü, o yanıyordu. Adamlar kundaklamışlardı. Çünkü adamlar askerdi. Savaş vardı da. Ve kar adamların kabaralı postalları altında feryat ediyordu. Çirkin çirkin feryat ediyordu kar. Herkes evlerinin çevresinde dikeleşiyordu. Evler mi, evler yanıyordu. Kap kacaklarını,

okumak için tıklayınız

Benim Nasrettin Hocam, Hazırlayan: Sennur Sezer

“Evrensel Basım Yayın?dan Sennur Sezer?in editörlüğünde çıkan ?Benim Nasrettin Hocam? adlı kitapta, 12 yazar ve bir çizer Hoca?yı bugüne taşıyor. Evrensel Basım Yayın?ın geçtiğimiz günlerde yayımladığı ?Benim Nasrettin Hocam? kitabında, aralarında Adnan Özyalçıner, Feyza Hepçilingirler, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Orhan Duru ve Muzaffer İzgü?nün de bulunduğu 12 yazar, bu yıl 800. doğum yılı kutlanan

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet için, Louis Aragon

Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963 yılında ölümü üzerine Fransız şair Louis Aragon üç gün sonra şu satırları kaleme alır… “Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey

okumak için tıklayınız

Şair Duyarlılığı, Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka

okumak için tıklayınız

Kucak Kucak Kar adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karlar sarkıyordu dallardan. Makineli tüfek nişancısı şarkı söylüyordu. Bir Rus ormanında hayli ileri bir noktada nöbet bekliyordu. Noel şarkıları söylüyordu, oysa şubatın başı olmuştu artık. Ama yerde metrelerce kar vardı da. Kara gövdeler arasında kar. Karayeşil dallarda kar. Dallara asılı kalmış, çalılıklara savrulmuş, pamuk pamuk ve kara gövdelere kaskatı yapışmış. Kucak kucak kar. Ve makineli

okumak için tıklayınız

Uzun Şiir – Kısa Şiir, Melih Cevdet Anday

Geçende bir ozan arkadaşım, yeni yazdığı dört beş dizelik güzel bir şiirini okudu bana; o şiir üzerine konuşurken, uzun şiir-kısa şiir konusuna değindik. Şunu merak ediyordum ben : Arkadaşımın, o dört beş dize ile verdiği, vermek istediğinin tümü müydü? Başka bir değişle, onu bu dört beş dizeyi yazmaya iten düşünce daha da geliştirilmeye elverişli değil

okumak için tıklayınız

Karda, Temiz Karda adlı öykü, Wolfgang Borchert

Karda, Temiz Karda Kiy Oyunu Biz kiy Oyuncuları Ama gülleler de biziz Devrilen cuntalar da Ve gümbür gümbür öten oyun yeri Yüreklerimiz. İki adam bir çukur açmışlardı yere. Pek bol ve neredeyse rahat bir çukurdu. Bir mezar gibi. Katlanılıyordu. Önlerinde bir tüfek vardı. Herhangi biri bulmuştu tüfeği insanlara ateş edilebilsin diye. Çokluk hiç tanımazdı insanlar.

okumak için tıklayınız

Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi, Melih Cevdet Anday

Abdulhak Hamid, “En iyi şiirlerim yazmadıklarımdır,” demiş ya, dogrusu “yazamadıklarım olmalı; öylesine derin ve güçlü duygular, heyecanlar yaşamış ki, salt bu yüzden onları bir türlü şiire getirememiş… Hamid’ in, şiiri bir türlü gereğince anlamadığı bundan da belli. Şiirin en iyisi, en güçlü, en yüce duyguları, heyecanları anlatanı değildir ki… Daha da ileri gidebiliriz ve şiir

okumak için tıklayınız

Fazıl Hüsnü Dağlarca üzerine, Vedat Günyol

Dağlarca, Cumhuriyet döneminin, özellikle ikinci kuşak şairlerinin en özgünü, nicelik ve nitelik bakımından en verimlisidir. Gerek dili, sözcükleri, gerek temaları, şiir kalıpları ile kendinden önceki şairlere benzemediği gibi, çağdaşlarına da benzemez. Onun kadar hiçbir şairimiz, hiçbir sanatçımız, gerek yerlebir gerçeğe; gerek insan denen bilinmezin çekirdeği çocuk’tan başlayarak Tanrıya; Tanrı’yı da, insan aklının yüzyıllardan bu yana

okumak için tıklayınız

Ama Fareler Uyurlar Gece adlı öykü, Wolfgang Borchert

Bir başına kalmış duvardaki pencere kavuğu akşam güneşinin ilk ışıklarında mavi kırmızı esniyordu. Dimdik baca kalıntıları arasında ışıl ışıldı toz bulutları. Yıkıntı çölü pinekliyordu. Gözlerini yummuştu. Ansızın daha da karardı çevresi. Anladı ki biri gelmişti, o anda karşısına dikilmişti biri, kara kara, usulcacık. Yakayı ele verdik! diye düşündü. Ama gözlerini kısıp da şöyle bir bakınca,

okumak için tıklayınız

Şiirin Anlamı, Melih Cevdet Anday

Ataç, şiir üstüne yazar ya da konuşurken, sık sık, “yapı” sözcüğünü kullanırdı; sözgelişi, “Ozan, sözcüklerle bir yapı kurar,” derdi. Burada “yapı” sözcüğü ile anlatılmak istenen, ilk bakışta ve hele şiir sorunlarına yabancı olanlarca sanılacağı gibi, şiiri eskilerin deyişiyle bir “abide” saymak, böylece de onu göklere yükselen ölümsüz bir kalıt olarak övmek değildir. Başka türlü söylemek

okumak için tıklayınız

Ekmek adlı öykü, Wolfgang Borchert

Ansızın uyandı kadın. Saat iki buçuktu. Kendisini uyandıran şeyin ne olduğunu düşündü. Öyle ya! Mutfakta biri bir sandalyeye toslamıştı. Kulak kabarttı. Sessizdi her taraf. Pek sessiz. Elini yanı başında gezdirince yatağın boş olduğunu anladı. Sessizliği böylesine büyüten buydu demek! Kocasının nefes alıp verişi işitilmiyordu. Ayağa kalktı ve karanlıkta el yordamıyla mutfağa doğru yürüdü. Mutfakta karşılaştılar.

okumak için tıklayınız

Anlamın Anlamı, Melih Cevdet Anday

(…) Ahmet Haşim’ i, “Bir şiirin anlamı başka bir anlam olmaya elverişli oldukça her okuyan ona kendi hayatının da anlamını verir ve böylelikle şiir herkesin istediği yolda anlayacağı ve bundan ötürü de sonsuz duyarlıkları içine alabilecek bir genişliği olandır,” sözlerinin arkasından Valery’ nin şu sözlerini getiriyor: “Şiirlerime ne anlam verilirse anlamları odur. Benim onlardan çıkardığım

okumak için tıklayınız