İstanbul?dan Çizgiler – Orhan Kemal, resimleyen: Ferit Öngören

İlk baskısı 1971 yılında Sinan yayınlarınca yapılan ?İstanbul?dan Çizgiler?, Orhan Kemal?in öyküleri ile Ferit Öngören?in çizimlerini bir araya getiriyor. Öngören, projeyi ilk olarak, eski İkbal Kıraathanesi?nde Orhan Kemal?le tasarladıklarını ve kitap adının da bizzat Orhan Kemal?e ait olduğunu söylüyor. İkili bu amaçla İstanbul?u dolaşmış ve kitabın tamamlanması da, beş yıl gibi bir vakit almış. Bu çabanın ürünü olan elimizdeki kitapta, Orhan Kemal?in sahici üslubu ve toplumcu tavrıyla ördüğü, İstanbul ve İstanbul insanını anlatan öyküleri ile Öngören?in bu öykülerden yola çıkarak şehrin gündelik hayatını tasvir ettiği çizimleri yer alıyor. *Orhan Kemal?in ardından yayımlanan yapıtlarından biridir, İstanbul?dan Çizgiler. Çizeri Ferit Öngören?le birlikte beş yılda tamamlanabilmiş, bu ortak çalışma. Yapıtı ilk kez (1971) Hayati Asılyazıcı?nın yönettiği Sinan Yayınları?ndan çıkmış. Ferit Öngören yazdığı önsözde kitabın oluşum ve yayımlanma serüveninin yanı sıra Orhan Kemal?in özgün bulduğu edebiyattan politikaya değin

Devamını oku

Uluslararası İşçiler Birliği / Birinci Enternasyonal – Halil Çelik

Halil Çelik, ?Uluslararası İşçiler Birliği?nde, 1864 yılında kurulan ve Birinci Enternasyonal olarak bilinen birliğin tarihini anlatıyor.
“… eski Enternasyonal tümüyle tasfiye oldu ve sonuna geldi. Bu da iyi bir şey. O, henüz yeniden uyanmakta olan işçi hareketine birliği ve her türlü iç polemikten kaçınmayı dayatan baskının bütün Avrupa’da egemen olduğı İkinci İmparatorluk dönemine aitti.
Bu, proletaryanın dünya çapında ortak çıkarlarının ön plana çıkabildiği bir andı: Almanya, İspanya, İtalya ve Danimarka harekete ya daha yeni katılmıştı ya da henüz katılma yolundalardı.
Aslında, 1864’te, hareketin teorik niteliği, Avrupa’nın her yerine, yeni kitleler arasında, hala son derece bulanıktı.
Alman komünizmi henüz bir işçi partisi olarak yoktu, Proudonculuk kendi özel heveslerinde ısrar edebilmek için çok güçsüzdü. Bakunin’in yeni saçmalığı, bir dereceye kadar, kendi kafasında bile yoktu; hatta İngiliz sendikalarının başkanları bile, tüzük gerekçelerinde konmuş olan programın

Devamını oku

Halkidona’dan Kadıköy’e / Körler Ülkesinin Hikayesi – Orhan Türker

Orhan Türker ?Halkidona?dan Kadıköy?e adlı bu çalışmasında, son elli yılda şekillenmiş günümüz Kadıköy?ünden çok, bu semtin İskele, Çarşı, Yeldeğirmeni, Haydarpaşa, Altıyol, Bahariye, Moda, Kızıltoprak ve Kalamış?la sınırlanmış tarihini anlatıyor. Türker, 1964 yılında Kıbrıs?ta patlak veren ?Kanlı Noel?in ertesinde İstanbul?da yaşayan Yunan vatandaşlarının sınır dışı edilmesinin, Türk vatandaşı olan İstanbullu Rumlarda panik yarattığını ve bunun da beraberinde, semtin ağırlıklı kesimini oluşturan Rumların Yunanistan?a göç etmesini getirdiğini hatırlatıyor. Bu göç, Kadıköy?ün sosyal, etnik ve dini yapısını değiştirmişti. İşte Türker?in kitabı, semtin bu göçten önceki tarihine odaklanıyor. *Geçmişte Rumlar?ın yoğun olarak yaşadığı İstanbul semtleriyle ilgili çalışmalar yapan Orhan Türker?in son kitabı Halkidona?dan Kadıköy?e Körler Ülkesinin Hikâyesi, Sel Yayıncılık etiketiyle yayımlandı. Yazar, Kadıköy?ün geçmişte kalan çok kültürlü dokusunu anlatıyor. Antik Çağ?da Yunanistan ve Anadolu kıyılarında, ?polis? adı verilen kent devletlerinde yaşardı Yunanlılar. Yunanistan?ın dağlık ve tarıma pek elverişli olmaması yüzünden MÖ 1200 yıllarından itibaren yeni kentler kurmak için farklı bölgelere göç etmeye başlayan

Devamını oku

Zaman’ın Kitabı – Ali Cengizkan, Metin Çulhaoğlu, Gülhan Erkaya, Ahmet İnam, Duygu kaçar, İlker Maga, İzzettin Önder, Ömer Naci Soykan

Ali Cengizkan, Metin Çulhaoğlu, Gülhan Erkaya, Ahmet İnam, Duygu kaçar, İlker Maga, İzzettin Önder ve Ömer Naci Soykan’ın makalelerinden oluşan Zaman’ın Kitabı, Eylül 2003 yılında Yazı-Görüntü-Ses (YGS) yayınlarından çıktı.
Kitap zaman ilgili sorulara cevap arıyor, cevap ararken yeni sorular üretiyor.
Saatsiz yaşanır mı? Saati ile zaman arasında nasıl bir ilişki var? Zaman kavramından günümüzde ne anlaşılıyor? Yoksa insan zamanın diktatörlüğü altında mı eziliyor? İçinde yaşadığımız sistem zamanı hangi amaçla yönetiyor? Yönetilen zaman hangi oranda insana ait?
Yayınevi: YGS Yayınları
Editör: Levent Safalı

Devamını oku

Kont Tolstoy ? Georgiy Valentinoviç Plehanov

Georgi Valentinoviç Plehanov’un Toplu Eserleri’ndeki makalelerinden derlenen “Kont Tolstoy”, “Karl Marx ve Lev Tolstoy” ile “Bir Kere Daha Tolstoy Üzerine” adlı iki uzun makaleden oluşuyor. “Sık sık sosyalistlerle ortak hiçbir yanının olmadığını iddia eden Kont Tolstoy, bildiğim kadarıyla Marx’ın bilimsel sosyalizminin hakkını vermek için asla herhangi bir gayret göstermedi. Bu anlaşılır bir şeydir, çünkü sosyalizmi hemen hemen hiç tanımıyordu” diyen Plehanov, Marx’ın öğretisi ile Tolstoy’un öğretisinin tamamen zıt olduğunu da ekliyor.
“Kont Tolstoy” adlı kitabında Plehanov, Tolstoy hakkındaki görüşünü, “Sadece ezenlerin uğradıkları ahlaki kaybın yüzlerine yansıyan basıncını gözleyerek ölen Tolstoy, ülkesine şunu söyleyebilmekteydi: ‘Senin için, sana işkence edenlerin ıslahına katkıdan başka hiçbir hak tanımıyorum’.
Plehanov’un Tolstoy hakkındaki düşüncelerinin özeti ise

Devamını oku

Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi – Yılmaz Odabaşı (Derleyen)

Bu antoloji, 1941 doğumlu Metin Altıok’la başlayıp 1978 doğumlu genç şair Zeynep Köylü’ye uzanan çeşitlilikte, 203 şairin biyografileri ve şiirlerinden örneklerle Türkçe şiirinin son çeyrek yüzyıllık kesitini kapsıyor.
“Bu ülkede şiir, gizliden gizliye, elden ele dolaştı, gece yarıları amacı sadece ve sadece şiir okumak olan ve gizlilik koşullarına uyarak yapılan toplantılarda okundu, bebelerin kulaklarına fısıldandı, duvarlara, duvar gazetelerine yazıldı. Birçok toplantıda en ateşli anlar, en ateşli konuşmalar için onun kıvılcımından yararlanıldı. Bu ülkenin mapushanelerine şiir sayesinde katlanıldı. Ve ne yazık ki, yitirdiğimiz nice canlarımız için şiir hazinemizden nice dörtlükler seçildi.
Haksızlık etmeyelim; en güzelleri olmasa bile, o an seçilenleri, o an anımsananları, o ana en uygun düştüğü düşünülenleri yarin kulağına söylendi. Kısacası, şiir her zaman, her yerde, her ortamda vardı.
Ve, Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın uygulamaya soktuğu ilk uzun soluklu proje, adı henüz olmayan ama “Geçmişimiz ve Şiir” olarak tanımlayabileceğimiz bu proje oldu. Bu proje kapsamında, ilk olarak, Suphi Nuri İleri, Yeni Edebiyat dergisinde çıkan

Devamını oku

Fransız Devriminde Kadınlar – Galina Serebryakova

Galina Serebryakova´nın “Fransız Devrimi´nde Kadınlar” adlı yapıtı, temel sosyal ve siyasal ilişkilerin altüst olduğu bir dönemi kadın kahramanlar aracılığıyla anlatıyor. Ve bu kadın kahramanları doğuran toplumsal koşullara ayna tutuyor.Büyük Fransız Devriminin, Robespierre, Marat, Danton, St. Just, Desmoulins gibi önderleri hakkında pek çok şey bilindiği halde, devrimde rol oynamış bu kadınların adı pek geçmez. Oysa onlar ait oldukları sınıfın çıkarları ve bir kısmı da kendi cinslerinin kurtuluşu için mücadele verirken son derece büyük bedeller ödediler ve tarihin rotasının değişmesinde etkin rol oynadılar. Galina Serebryakova, geçmişe yeni bir gözle bakarak bu kadınları perde arkasından alıp gün yüzüne çıkardı. Jirondenlerin, başı giyotinde kesilen gizli lideri Madam Rolland, Marat´nın katili Charlotte Corday, kenar mahalleli kadınların önderi aktrist Claire Lacombe, sıradan hayatı Camille Desmoulinsle evlendikten sonra değişen zeki Lucile Desmoulins, Robespierre´ci Elizabeth Lebas, sırtında erkek giysileriyle atını Versailles Sarayına süren Jakoben Theroigne Mericourt ve aristokrat sınıfa mensup Josephine ile Madam Dubarry gibi kadınların hayatı, yaşadıkları dönemde

Devamını oku

Görme Kılavuzu – Hasip Akgül

?Postmodernizm bir aydın düşmanlığıdır. Cehalete övgüdür. İnsanlığın düşünce planındaki kazanımlarına karşı bir hunhar savaştır.
İşte bu sırada Hasip Akgül?ün ?Görme Kılavuzu? başlıklı denemelerini sevinerek ve bir ölçü de kıvançla okudum.
Nedeni şu: Aktüaliteye, günlük sorunlarımıza, bilgi ile düşünce ile düşünme ile ve insan aklının kazanımlarını harekete getirerek yaklaşmaya çalışıyor, buna ihtiyacımız vardı. Ben ?deneme? tadı aldım, çok zor bir türdür; bayağılık ile ukalalık arasında dar bir geçit diye biliyoruz.
Yoldaş Hasip, bu iki yana da düşmeme başarısını gösteriyor; bu çalışmanın özendirici olmasını dilerim.? Yalçın Küçük

İçindekiler
Birinci Baskıya Önsöz-Aydın Ölmez -Yalçın Küçük

Devamını oku

Batı sanatında modernizm ve postmodernizm – Cavit Vedat Demirkol

Cavit Vedat Demirkol?un 2008  yılında yayınlanan Batı Sanatında Modernizm ve Postmodernizm adlı çalışması tarih içindeki büyük insanlaşma mücadelesinin sanat alanındaki izlerini sürmektedir. Çok eski çağlardan günümüze kadar, düşüncenin, inançların, politikaların bir biçim altında ifade edilebilmesinin geçirdiği evreler, aynı zamanda insanın toplumsal varlığının evriminin de çizgilerini taşır.
Demirkol?un elinizdeki dev çalışması, bu büyük ve karmaşık sürecin eksiksiz bir özetini sunmaktadır.
Kitapta, sanat yapıtlarının daha somut anlaşılabilmesi için, ?sanat okulları? temsilcilerinin en özgün yapıtlarının renkli röprodüksiyonlarını da bulabileceksiniz.
Cavit Vedat Demirkol, 1919 yılında İstanbul’da doğdu. 1945 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden yüksek mühendis mimar olarak mezun oldu.
1945-53 yılları arasında çeşitli kuruluşlarda mimar olarak çalıştı. 1953 yılında Ankara’da Bayındırlık Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürîüğü’nde göreve başladı.
1959 yılında Paris’te mimari etüt ve araştırmalarda bulundu. 1985 yılında

Devamını oku

Devlet Ana – Kemal Tahir

Kemal Tahir’in 1967 yılında yayınladığı, 1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü alan Devlet Ana romanı, Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken onların güçlü güvenli adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir’in en önemli romanlarından kabul edilir.
Eser adını roman kahramanı Devlet Hatun’dan alır. Dört bölüme ayrılmış olan eserde Osmanoğullarının ortaya çıkış yılları, savaşçı dervişler, hilebaz keşişler, Şeyh Edebali, Yunus Emre gibi kişileriyle maceranın, aşkın, inancın, tarih – masal potasında eritilmesiyle yazıya dökülmüş biçimidir.
“Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem ‘mahalli ağızları’, hem Türkçe’nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da

Devamını oku

Kafka’nın kederi – Ahmet Ümit

Kafka, günlük yaşamın tekdüzeliğini olduğu gibi anlatmak yerine, sıkıcı gerçekliğin sınırlarını aşarak sembol ve imgelerden oluşan bir labirent yaratmıştır.
Eş dost sohbetlerinde sıradışı yazarlardan söz açılınca, aklıma önce Kafka gelir. Bende bu düşünceyi yaratan Kafka’nın yazın alanında biricik olmayı başarmış, varolandan farklı bir tarz ve yöntemle metinler kaleme olması değildir. Daha çok onun metinlerinin satır aralarından sızan kederdir; anlamsız bir dünyanın ortasında koyulaşıp duran kül rengi bir keder. Belki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda bir Yahudi olmasından kaynaklanmaktadır bu keder; belki Yahudi olmasına rağmen kendini Yahudi gibi hissedememesinden. Belki sağlıklı, iri yarı bir babanın çelimsiz oğlu olmasından. Belki genç yaşta onu kucaklayacak olan ölümü çok önceden sezinlemesinden. Belki de kendisi yazdıklarına inandığı halde, insanların yazdıklarının kıymetini bilmemesinden.
Gerçekten de Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda kırk bir yaşında hayata veda ettiğinde hiç de tanınan bir yazar değildi. Ölümünden sonra da dostu Max Brod’un çabalarına karşın yazın dünyası, uzun yıllar Kafka’yla ilgilenmemiştir. Öyle ki, kitaplarının yeniden basımı, ancak siyonizm yanlısı Schocken yayınevi tarafından yapılabilmişti. Kitapların sürümü de

Devamını oku

Fransız Devrimi?nde Kadın: Eksik Yurttaş (Woman In The French Revolutıon: Defıcıent Cıtızen) – Araş. Gör. Diren Çakmak

Fransız Devrimi’nde eşitsiz bir rol dağılımı olduğunu söylemek mümkündür. Bununla beraber Fransız Devrimi?nin kadınların tarihinde yeni bir sayfa açmış olduğu bir gerçektir. Çalışmanın amacı, kadının tüm zaman ve mekanlarda var olma mücadelesinin bir örneği olan Devrim içindeki konumunu tam da Devrim içinden göstermektir. Bu bağlamda çalışmada, devrimde kadının rolüne, kadın haklarının formülasyonlarının nasıl yapıldığına yer verilmekte ve ayrıca devrimde öne çıkan kadın portrelerinden bahsedilmektedir.
1. GİRİŞ
Kadınların, erkeklerle birlikte insanlığı temsil ettiklerini ifade etme mücadelesinde Fransız Devrimi bir dönüm noktasıdır. Kadın erkekten daha az insan ve erkekten daha az yurttaş olmadığını Devrim sürecinde göstermiştir. Kadın hem kendisi hem sınıfının tanımı bağlamında halkının özgürlüğü hem de sınıfı için savaşmıştır. Bu bağlamda, ?Fransız Devrimi kadınların tarihinde yeni bir sayfa açmıştır? demek yanlış olmayacaktır. Bu çalışma ile açılan yeni sayfa okunmaya çalışılacaktır. Böyle bir okuma yapmaktaki amaç, dönemin özellikleri, dönemde şekillenen felsefi düşüncelerin

Devamını oku

Sıcak Öğle (Hot Noon) – Yordan Radiçkov

Radiçkov’un romanlarını, öykülerini okurken, bir anıştırmanın bir genellemeye gideceğini bekler, eğlendirici bir fıkrayla karşılaşırız; bir fıkranın renk değiştirerek meselleşeceğini düşündüğümüz sırada, fıkra birden balon gibi patlar, gözü ve imgelemi ürperten, rengârenk, cümbüşlü sular sıçratır. Tuhaf kişiler, şiirsel bölümler, canlı resimler, atak gülünçlükler, saçma ham hayaller alayı, alaca renkleriyle okuyucunun gözü önünde fırıl fırıl döner, onun imgelemini, ince, aşılayıcı bir düşünce ve çağrışımlar dizisiyle ateşler, onu çoktandır bulgulamak istediği yaşam yollarına çeker, umulmadık dile getirmeler, alışılmamış ama sevilen anılar uyandırır.
Radiçkov, imgelemi ateşleyen anlatım yolalrı ve de güçlü bir “şimdi” duygusuyla, tarihteki bütün öteki büyük halk hareketleri gibi, anti-faşist hareketin de, nasıl halkın köklerinden fışkırdığını, onların özlemlerinin özü olduğunu göstermiştir. Yazar, işte bu halka adamıştır kendini.
“Ana, ‘Ah Tanrım, ah Tanrım!’ diye bağırıyordu, çünkü yine bütün gücü tükenmişti. O, umudunu, boş yakarıya bağlıyordu. Onun gibi bir başka kadın da bir yaşamın bağışlanması için bütün gece yakarmış, sabah uyandığında

Devamını oku

Şato – Franz Kafka ‘Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı’

Franz Kafka 1922?de yazmaya başladığı üçüncü romanı Şato?yu (Das Schloss) tamamlamadan bırakmıştır. Şato, sanki bitmiş gibi hissedilen, bitmemiş bir roman olarak basit bir dille dünyanın labirentlerini anlatmış ve en garip fantezilerle en derin gerçeği ortaya koymuştur.
Sağlığı giderek bozulan Kafka 1922 ilkbaharında malulen emekli edildi. Yazar bu tarihten sonra Şato (Dos Schloss) üzerinde çalışmaya başladı. Hiçbir zaman tamamlanamayan bu romanı 1926’da yayınlandı.
Kafka, “Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.” diyerek insanoğlunun içine doğduğu toplumun tüm kurumlarıyla birlikte bireyi nasıl esirleştirdiğini vurgular. Şato adlı romanında kendini kabul ettirebilmek için kafese girmek için rıza gösterir baş kahraman K.
Şatoya kabul edilmeyen, köyde kendisine bir yer bulamayan ve yine de evine dönemeyen, istenmeyen kadastrocu K.’nin öyküsü, varoluşun doğası ile ilgili anlaşılmaz bir gerçekliği ortaya koyar gibidir. Idris Parry, giriş bölümünde bu büyük eserin

Devamını oku

Theodor W. Adorno’nun Hayatı

Alman düşünür, sosyolog, müzikbilimci ve besteci Adorno, gerçek adıyla Theodor Ludwig Wiesengrund 11 Eylül 1903’te Frankfurt am Main’da doğdu. Yahudi bir şarap tüccarı olan Oscar Wiesengrund ile Cenovalı bir aileden gelen ses sanatçısı Maris Calvelli Adorno’nun tek çocuğuydu. Theodor Ludwig Wiesengrund, annesinin kızlık soyadı olan Adorno’yu kullanmayı tercih etti.

17 yaşında müzik eleştirileri yazmaya ve kendi bestelerini yapmaya başladı. Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe, sosyoloji, psikoloji ve müzikbilimi öğrenimi gördü. Max Horkheimer ve Walter Benjamin ile dostluğunun temelleri öğrencilik yıllarında atıldı. 1924’te felsefe doktoru unvanını aldı. Viyana’da Alban Berg ve Eduard Steuermann’ın yanında müzik eğitimi gördü. 1930’dan itibaren Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü için çalıştı. 1931 yılında Kierkegaard: Konstruktion des Asthetischen (Kierkegaard: Estetik Olanın Kuruluşu) kitabıyla

Devamını oku

Son Bakışta Aşk, Walter Benjamin

“Walter Benjamin, geçmişi sonraki kuşaklara aktarılacak bir hazine olarak değil, bir enkaz olarak görüyordu. Kültürün sürekliliğini oluşturan değerleri değil; tüketilmiş, bir kenara atılmış nesneleri, kültürel artıkları toplamayı, “tarihin imgesini, tarihin en silik nesnelerinde bulmayı” amaçlıyordu. Maddi temelini yitirmelerine rağmen ?tam da bu yüzden? çevrelerine son kez ışık saçan, bu ışığın aydınlığında bütün imkânlarıyla son bir kez beliriveren şeyler… Onu cezbeden bunlardı.
Kötümser, çileci bir bakış. Aynı zamanda bir inanç; miyadını doldurmuş şeylerin etrafını saran halede, bu bir anlık ışımada, hakikatin belireceğine duyulan inanç; olağanüstü bir aydınlanma beklentisi, düşüncenin ufkunda birden belirecek bir mutluluk vaadi. “Büyük şehir insanını büyüleyen aşktır,” diyecektir Benjamin, “ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.” Nurdan Gürbilek
İçindekiler

Devamını oku

Mösyö Seguin?in Keçisi ? Alphonse Daudet

Sen hiç değişmeyeceksin, zavallı Gringoire?cığım! Nasıl olur? Sana Paris?in tanınmış bir gazetesinde köşe yazarlığı teklif ediyorlar da sen bunu reddetmeye kalkışıyorsun! Kendine bir baksana, zavallı çocuk! Şu delik deşik mintanına, şu hapı yutmuş pantolonuna, şu açım diye haykıran sıska suratına bir baksana! Güzel kafiyeler uydurmak ihtirası, bak seni ne hale soktu?
Apollon cenaplarının hizmetinde on senedir sadıkane verdiğin emek, bak sana neye mal oldu? Hala da mı utanmıyorsun?
Köşe yazarı olsana, budala! Köşe yazarı olsana! Çil çil liracıklar kazanırsın, Brebant lokantasında karnını doyururusun, külahına yepyeni bir tüy takarak tiyatroların ilk temsil akşamlarında boy gösterirsin.
Nasıl? İstemiyor musun? Sonuna kadar, keyfine göre serbest yaşamak mı istiyorsun? Peki öyleyse. Mösyö Seguin?in keçisi hikayesini bir dinle bakalım. Dinle de serbest yaşamak arzusu insana ne kazandırır, öğren.

Mösyö Seguin?in keçilerinden yana hiç talihi yoktu. Hepsini de, aynı şekilde elinden kaçırırdı. Bir sabah ipini koparan dağa yollanır ve orada

Devamını oku

Alphonse Daudet’ in Hayatı

Naturalizm akımının temsilcisi olan Alphonse Daudet, 1840 yılında Nimes’de bir tüccar ailenin çocuğu olarak doğdu. Oldukça avare bir gençlik döneminden sonra ailenin iflâsı üzerine on beş yaşında öğrenimini yarıda bırakarak Paris’te kendi halinde bir gazeteci olan ağabeyi Ernest’in yanına gitmek zorunda kaldı. 1858 yılında yayımladığı bir şiir derlemesi Sevdalı Kadınlar, onu edebiyat çevrelerine tanıttı. Asıl başarıya, güneydeki gençliğinin ve başkente gelişinin hikâyesi olan 1868 yılında yayınladığı (Le Petit Chose) Küçük Şey adlı ve hayatının ilk zamanlarını anlatan eseriyle romancılık sahasına girdi. Bir kısım yazılarının yanında (Lettres de mon Moulin) Değirmenimden Mektuplar (1869), (Contes du Lundi) Pazartesi Konuşmaları (1873) adlı eserleriyle bir hikayeci olarak tanınır. Fakat onun gerçek bir romancı olduğunu belirtmek gerekir. Hikayelerinde

Devamını oku

İşaret Memuru, Charles Dickens

– Merhaba aşağıdaki!
Adam kendisine seslenildiğini duyduğunda, elindeki kısa sopaya sarılı bir işaret flamasıyla kulübesinin önünde duruyordu. Bulunduğu yerin doğal yapısı göz önüne alınacak olursa; insan, sesin geldiği yön konusunda adamın kuşku duymasının mümkün olamayacağını düşünürdü; ama başının hemen üstüne, benim durduğum dik yarın tepesine bakmak yerine, tam aksi yöne dönüp tren hattına baktı. Davranış biçiminde olağandışı bir şey vardı ama ben tüm çabama rağmen ne olduğunu ifade edemeyeceğim. Bedeni derin çukurda gölgede kaldığı ve olduğundan küçük göründüğü, bense tam yukarısında, onu henüz görmeden kızıl günbatımı parıltısına gömüldüğüm ve elimi gözlerime siper etmek zorunda kaldığım dik yarın tepesinde durduğum için, davranışının dikkatimi çekecek kadar olağandışı olduğunu biliyorum.
– Merhaba aşağıdaki!
Tren hattına bakıyorken tekrar dönüp gözlerini yukarı kaldırınca,

Devamını oku

Aleksandr İvanoviç Herzen’in Hayatı

Tolstoy’un, “parlaklık ve derinlikle ışıldamanın nadir bir birleşmesi” olarak nitelediği, yaşamı hep mücadele içinde ve hep gerçeğin peşinde koşturmakla geçen devrimci demokrat, materyalist filozof, yazar ve yayıncı olan Aleksandr İvanoviç Herzen, Rusya’da sosyalist Narodnik köylü hareketinin kurucularındandır. Aleksandr İvanoviç Herzen, 6 Nisan 1812?de Moskova?da doğdu. Yapıtlarında İskender takma adını kullanır. Bir Rus Soylusuyla bir alman … Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme