XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları 1. Tarihçe ve Eleştirel Düşünceler – Mehmet Rifat

XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları iki ciltten oluşuyor: 1. Tarihçe ve Eleştirel Düşünceler; 2. Temel Metinler.
İlk cilt, hem doğrudan doğruya dilbilim ile göstergebilimde hem bu alanlarla yakından bağlantılı anlatıbilim, yorumbilim, yazınsal eleştiri, yazınbilim, alımlama estetiği, yapıbozucu eleştiri, çeviribilim, vb’nde çığır açmış ya da çevresindeki araştırmacılara tutarlı bir çözümleme modeli sunabilmiş kuramcıların temel kavram, ilke ve yöntemlerini ayrıntılı bir biçimde tanıtmayı, tartışmayı, değerlendirmeyi amaçlıyor.

“XX. yy., dil bilimlerinin doruk noktasına ulaştığı bir çağ olarak da tanımlanabilir. Gerçekten de bu yüzyılda dil bilimleri alanında girişilen öncü araştırmalar, yalnızca doğal dillerin yapısına ilişkin çözümleme ve betimleme yöntemlerinin düzenlenmesine yol açmakla kalmamış, aynı zamanda doğal diller dışındaki öbür anlamlı dizgelerin, anlamlı bütünlerin de yapısını, kuruluşunu çözümleyebilecek, yorumlayabilecek ve bir bakıma “insanın insan için, dünyanın insan için taşıdığı anlamı”

Devamını oku

Türk Yunan Dostluk Şiirleri – Asım Bezirci

Türk – Yunan Dostluk ve Barış Şiirleri, Asım Bezirci’nin hazırladığı ve daha önce yayınevimizce yayınlanan “Halkımızın Diliyle Barış” ve “Şairlerimizin Diliyle Barış” derlemeleriyle birlikte bir üçleme oluşturuyor. Türkiye ve Yunanistan halkları, aralarında köklü kültürel bağlar ve komşuluk ilişkileri bulunan iki dost halk. Ne var ki her iki ülkenin şoven yönetim çevreleri, sıcak tutulan, tırmandırılan gerginliği, adeta yönetme tarzlarının bir parçası haline getirmişler. Bu bakımdan Bezirci’nin bu özenli çalışması, pasif bir barış özlemini değil, aktif bir anti-şovenist tutumu dile getiriyor. Doğal felaketlerin halkları birbirine daha bir yakınlaştırdığı bir dönemde yayınlanan bu kitap, halklar arasındaki barış ve kardeşlik özlemine şair diliyle bir katkıdır. Asım Bezirci, kitabın ilk bölümünde, bu iki halk arasındaki ilişkinin tarihini özetliyor. Ardından da Türk ve Yunan şairlerinin, barış özlemini dile getiren şiirlerinden örnekler sunuyor. Kitabın

Devamını oku

İvan İlyiç’in Ölümü (The Death of Ivan Ilych) – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1886 yılında yazdığı İvan İlyiç’in Ölümü (The Death of Ivan Ilych), ‘iyi’ bir hayat yaşadığını zanneden bir adamın, ölümün yaklaştığını anladıkça yavaş yavaş aslında yaşamamış olduğunu fark edişini büyük bir saflık ve şaşırtıcı bir samimiyetle anlattığı kısa ama büyük romanıdır. İvan İlyiç kahraman bir memurdur, hep herkes gibi yaşamayı isteyen bir adamdır. Ancak ölüm döşeğinde hayatının ne kadar boş geçtiğini anlar. Tolstoy büyün hayatının, işinin, ailesinin bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını gören bir insanın manevi acılarını sergiler.

“İki hafta daha geçti. Artık İvan İlyiç kanepeden kalkamaz olmuştu. Yatağa yatmak istemediğinden kanepede yatıyordu. Yüzü duvara dönük, bir yandan bitmek bilmeyen acılar çekiyor, bir yandan da kafasına takılan düşünceye cevap arıyordu. Neydi bu? Bunun ölüm olduğu doğru muydu? İçindeki ses: ?Evet, doğru.? diye cevap veriyordu. ?Peki bu ıstırapların sebebi ne?? ?Hiç, hiçbir sebebi yok! Sebepsiz bir

Devamını oku

Kürt Müziği – Kendal Nezan, Mehrdad R. Izady, Ayako Tatsumura, Erol Mutlu, Christian Poche, Dieter Christensen, Archimandrite Komitas

‘Doğal minör gamındaki melodilere, dinamik ritimlere ve parlak bir vokal icraya sahip olan Kürt müziği dinyleyicide çok özel bir ruh hali yaratır: Alabildiğine dinamik ancak bütünüyle melankolik. Bu özel ruh halinin, bu bölgeye giden seyyahların cezbettiği söylenir. Bir 19. yüzyıl seyyahı şunları söyler: ‘Kürt havaları oldukça düzenli modülasyonlarıyla göze çarparlar; ve bu ezgiler, öylesine dokunaklı, öylesine melankolik birşey taşır ki, insan, bize şiddet ve yağma alışkanlığından başka bir yüzlerini göstermemiş olan bu kabilelerde, Kürt ezgilerinin varlığını ima ettiği duyguların nasıl doğduğunu, bir türlü anlayamaz.’ Ayako Tasumura
‘Kürtlerin kültürel yaşamında müzik, ayrıcalıklı bir role sahiptir, hatta tek araç olduğu söylenebilir; mutlak ve temel bir toplumsal işlevi yerine getirmektedir. Tarihi kroniklerinden lirik şiirlere, destanlardan edebi eserlere kadar herşey şarkı olarak söylenir, herşey müziklendirir ki

Devamını oku

Diriliş – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Lev Nikolayeviç Tolstoy, milyonlarca insan tarafından tekrar tekrar okunan Diriliş (Rusça: ??????????? – Voskreseniye) adlı romanını, 1890’ların başında yazmaya başlayarak dokuz yıl sonra 1899 yılında yayımladı.
Tolstoy’un inanılmaz gözlem gücünü ve hassas duyargalarını toplumsal eşitsizliğe, üst sınıfların kalpsizliğine ve suçluluk duygularına ve Çarlık Rusyası’nın acımasız bürokrasisine yönelttiği en eleştirel romanıdır Diriliş.
Ruhani bir “diriliş”i konu almasına rağmen, Tolstoy’un sürekli hakikâtten uzaklaşmakla suçladığı kilise, romanının bazı bölümlerini suçlamış ve 24 şubat 1901’de Yüksek Kilise Meclisi Tolstoy’u tanrıtanımaz (ateist) ilan etmiştir. Eser, 1901 yılında kilise tarafından aforoz edilmiştir.
Diriliş büyük Rus yazar Lev Tolstoy tarafından, geçirdiği ruh ve inanç buhranın ortasındayken yazılır. Kurumsallaşmış “modern” kilisenin ikiyüzlülüğü ve gerçek Hıristiyan ruhundan uzaklaştığını düşünen yazar,

Devamını oku

Bela Davulları – Figen Alkaç. ‘Gerçeği farklı bir öyküleme arayışı…’

Figen Alkaç, on üç öyküden oluşan ilk öykü kitabı Bela Davulları ile, Naci Girginsoy anısına 4.sü düzenlenen 2007 Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği (KYÖD) Öykü Ödülü?nü İlkay Noylan’ın Dokunuşlar adlı eseriyle birlikte paylaştı.
*Figen Alkaç, Bela Davulları’ndaki öykülerde alttan alta bir içsel, dilsel bütünlük oluşturmuş. Bazen hiçliğe doğru yolculuklar yapmış, bazen ‘için’lerle ayakta durmayı, varolmanın dramını kabullenmiş. Ama, en çarpıcı yanı, kendine özgü bir dil arayışı içinde olduğunun hep farkında olması ve bunu öykülerinde sınaması. Bu arayış, öykülerin adlarına kadar uzanıyor: Uykusu Yarıda Kesilmiş Karanlık, Fenalığı Az Yabancı ve Ayağını Kaldırımla Tamamlayan Adam vb.
On üç öykünün, iki tanesi dışında kahramanlar kadınlar veya genç kızlar. (…) Bu, edebiyatta, özellikle kadın yazarların kitaplarında sıkça karşılaşılan bir durum. Önemli olan, öykülerde kendine özgü bir dilsel tecrübeyi yakalamaktır. Alkaç, bu meselinin fazlasıyla farkında. Kadın olarak var olmanın, kendi başına şiddete karşı bir direnç çabası da olduğunu öykülerin

Devamını oku

Kurdî – Tirkî Ferheng / Türkçe – Kürtçe Sözlük – Tori ( Mehmet Kemal Işık )

Kurdî – Tirkî Ferheng / Türkçe – Kürtçe Sözlük, esas olarak iki bölümden oluşmakta. Kürtçe-Türkçe ve Türkçe-Kürtçe. Her iki bölümde ortalama 12.600 civarında kelime bulunmakta. Bir de Kürt dilinin mensubu bulunduğu Hint-Avrupa dil ailesinin yapısal özelliklerinden olan fiillerin eril ve dişil çekimleri de ek olarak verilmekte.
“Kurdi, nave zimane Kurdaye. Li gora hin rojhilatzana zimane Meda, zimane Kurda en nuha ye. An ji ji kemasi, Kurdiya en nuha ji hime zimane Meda te. Netewa Med beri milade di sadsalan nehan de derketine gada diroke. Hege em nasina Kurdi ji we berware bigirin, em karin bi hesani bibijen ko heyina Kurdi hur bun, eme bibinin ko di Kurdi de gelek zarawa hene.

Heyina van zarawayan herçend daxwiyaneke dewlemendiya Kurdi ji bi, bi me xwe didi pejirandin ko Kurdi ne bitene ji bingeheki, ji çend bingehan te. Ev bingeh

Devamını oku

Orhan Veli Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Eserleri – Asım Bezirci

Edebiyat tarihçisi, eleştirmen ve yazar Asım Bezirci’nin, telif ya da çeviri, yetmişi aşkın kitap ve sayısız makale ile devrimci kültür dünyasına yaptığı katkıyı tanımak ve geliştirmek, Sivas’ta yakılışından bugüne bütün aydınlarınız ve hayatını adadığı işçiler ve emekçiler için bir borç olmuştur. Onun sosyalist eleştiri yönteminin uygulanması ve geliştirilmesi yolundaki çabaları kadar, dünya görüşünün bir yansıma alanı olan araştırmacılığa da, dikkatle değerlendirilecek niteliktedir.
Asım Bezirci’nin hazırladığı monografiler içinde önemli bir yer tutan “Orhan Veli”, elinizdeki dokuzuncu basımla yeniden okuyucuya ulaşıyor. Kitapta, Orhan Veli’nin, yaşamı kişiliği, sanatı ve eserleri, yazarın gelişim çizgisi izlenerek değerlendiriliyor. Kitapta, ayrıca, O. Veli’nin eserlerinin ve çevirilerinin dökümü, bu konuda yazılmış yazıların kanakçası yer alıyor. Orhan Veli çalışması, okuyucular için olduğu kadar edebiyat tarihçileri, incelemecileri ve şairler için de çok yararlı bir başvuru kitabıdır.
Pek çok eleştirmen ve edebiyatçı tarafından övgüyle karşılanan kitap için M. Uyguner, “nesnel değerlendirmeye güzle bir örnek” derken Afşar Timuçin

Devamını oku

Folklor Teori ve Tarih (Theory and History of Folklore) – Vladimir Propp

Folklor bir bilim midir?
Rus yapısalcılığının kurucusu, dilbilimci ve folklorcu Vladimir Propp, bu soruyu folklorun öncelikle ideolojik bir disiplin olduğu yönündeki saptaması çerçevesinde tartışıyor. Folklorun bir çağın genel görüşlerini yansıttığı ve bu genel görüşler değiştikçe folklora atfedilen içeriklerin de değiştiği varsayımından hareketle Propp, elinizdeki kitapta yer alan makalelerde, folklor disiplinine ilişkin olarak kendi analiz yöntemini ve teorik bakışını öne çıkarıyor. Bu makalelerde daha çok ‘Olağanüstü Masalın Morfolojisi’ adlı eseriyle tanıdığımız Propp’un, folklorun tanımı ve teorisi, folklor türlerinin sınıflanmasının ve analizininin ilkeleri, ideolojik bir disiplin ve bir bilgi alanı olarak folklorun diğer disiplinlerle ve en önemlisi tarihle ilişkisi konularındaki görüşlerini ve bu görüşlerin ışığında yorumlanan

Devamını oku

Bingöl Dengbejleri – Derleyen: BİN-DER Hazırlayan: Ahmet Hülakü, Devrim Güleryüz, Doğan Karasu, Orhan Korkmazcan, Özlem Güngör

Bingöl Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Kalkınma Derneği (BİN-DER) tarafından derlenen ‘Bingöl Dengbêjleri’ kitabı ve DVD’si Doğan Karasu, Ahmet Hülaku, Orhan Korkmazcan, Devrim Güleryüz ve Özlem Güngör tarafından hazırlandı.
Kitapta Ahmet Oğuz, Ehmedê Bertî, Siddiqê Bozo, Ayşe Şan, Zozan, Yasemin Boran, Mehmet Çağ, Hacı Mehmet Aran, Ali Dolgun, Ahmet Demirbaş, Hacı Keser Mısır, İbrahim Uçar ve diğerleri gibi 52 dengbêj yer alıyor. Peri Yayınları’ndan çıkan ‘Bingöl Dengbêjleri’ kitabında, şimdiye kadar gün yüzüne çıkmayan Bingöl dengbêjleriyle birlikte, Bingöl’ün genç dengbêjlerinden örneklere de yer veriliyor.
Bin-Der Başkanı Doğan Karasu, ‘Sözlü tarih, masal, hikaye, destan, otantik köy düğünleri, fıkralar, atasözleri, deyimler vb. konuların böylesi bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu biliyorduk’ diyerek başlattıkları çalışma için birçok dengbêjle yüz yüze görüşülmüş, ezgileri dinlenilmiş, kameraya kaydedilmiş ve sonunda eser ortaya çıkmış. Kitapta dengbêjlerin hayatı,

Devamını oku

Filistin’in Nâzım Hikmet’i – Kemal Özer

Mahmut Derviş’in ölümü, dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli yankılara yol açtı. Bu yankıların çoğu, belirli haber kaynaklarından dolaşıma çıkarılan bilgilere, yorumlara dayanıyordu. Adı ülkemizde bilinen bir ozandı Mahmut Derviş, şiirleri dilimize çevrilmişti, Nâzım Hikmet Ödülü de verilmişti hatta. Üstelik Filistin’le ilgili gelişmelere göre kimi zaman sıkça gündeme getirilirdi.

Ama anılmalarında, daha çok yaşam öyküsünün siyasal yaşamla iç içe birtakım ayrıntıları üzerinden konuşulurdu. Buna karşılık, yazdığı şiirlerin başarılı çevrildiğini, ülkemizde sanatsal başarısının yeterince algılandığını söylemek zordu. Çeviri alanında, Arapça bilmek onu çevirmek için yeterli sayılıyordu ne yazık ki.

Oysa sesi, seslenişi öne çıkaran, coşkulu bir söylemi, çağdaş görünümlü bu söylemin Arap şiir geleneğinden kaynaklanan özellikleri vardı. Arapçadan yapılan çevirilerinde bu özelliklerini yansıtacak bakışı göremiyordunuz. Geriye yalnızca sözel bir aktarma kalıyordu. Önemini ve değerini, yaşam serüveniyle savaşımcı

Devamını oku

Che Mektuplar – Ernesto Che Guevara

1957 yılının sonlarında, Küba Devrimi’nin en sıcak günlerinde Fidel Castro’ya yazılan bir mektupla başlayan bu eserde, Che’nin ölümüne kadar yazdığı mektupları bulacaksınız. Che’nin hayat hikayesinin ve yürüttüğü mücadelenin aşamalarının takip edileceği bu mektuplarda, Che; hem Küba ve Bolivya’da çarpışan bir gerilla kumandanıdır, hem Küba’da sosyalizmin kuruluşu üzerine kafa yoran bir devrimci önderidir, hem de dünya çapındaki sosyalizm tartışmalarına katılan ve bir Üçüncü Dünya cephesi kurmaya çalışan bir siyasi önderdir.
?Savaş çağrımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı almak için başka eller uzanacaksa, ölüm nereden gelirse gelsin, hoş geldi, safa geldi.? Ernesto Che Guevara

Devamını oku

Hayatımız Üstüne Şiirler – Nihat Behram

‘Hayatımız Üstüne Şiirler’, Nihat Behram’ın 1972 yılında yayınladığı ilk kitabıdır. Şairin bu ilk kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi’nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
*”Nihat Behram, ‘Hayatımız Üstüne Şiirler’ adlı kitabındaki şiirlerinde yaşamı, yaşananı, toplumsal özneleri şiirle anlatır. Ama bunun ötesinde, doğadaki bütün varlıkların adları olan sözcükleri kullanarak etkileyici, kalıcı imgeler bulur. Bu olanakla Türkiye şiirinde yepyeni olan bir dil geliştirir. Sonraki şiirlerinde bunu sürdürmese de, dilimizi zenginleştirdiği ve geliştirdiği önemli bir kazanım olarak algılamak gerekir. Türkiye şiirinin buna gereksinmesi var. Bu düşünülmeli gibi. Nihat Behram’ın bu ilk şiirlerinin çok sevileceğini düşünüyorum. Ayrıca doğanın diyalektiğinin oluşturduğu kurguyla

Devamını oku

Ölüm ve Zaman (La Mort Et Le Temps) – Emmanuel Levinas

Çağdaş fenomenolojiye etik alanından getirmiş olduğu önemli bir ton değişimiyle göze çarpan Emmanuel Levinas’ın 1975-76 akademik yılında vermiş olduğu derslerden oluşan (La Mort Et Le Temps) Ölüm ve Zaman’da, felsefe tarihinin Aristoteles, Platon, Kant, Hegel, Bergson gibi figürlerini okumasına ve özellikle Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eserleriyle bir hesaplaşmasına tanık oluyoruz.

Heidegger bir yandan saatlerin ölçtüğü varsayılan nesnel bir zaman anlayışına karşı getirdiği, Bergson’un süre kavramında olduğu gibi, varoluşun kendine özgü zamansallığını ölümlülük koşulumuzla yakın ilişkisi içinde ele almış olmasıyla takdir edilirken, öte yandan da Dasein (or-da olan) çözümlemelerinde temel varlıkbilim tasarısı içinde kaldığı için eleştirilir. Ölüm insani varoluşun “en kendisine has olasılığı” olarak görülmesi düşüncesi, ölüme yazgılı olmanın daha baştan bir kesinlik olarak bilinmesi, ölümün yol açtığı yokluğun daha baştan bir kesinlik olarak bilinmesi, ölümün yol açtığı yokluğun daha baştan ve daima varoluşun

Devamını oku

Kırık Makara – Arif Damar

2004 yılında basılan Kırık Makara şiir kitabı, Arif Damar’ın seçme şiirlerinden oluşuyor.
Arif Damar, 40 Kuşağı şairleri içinde kendi bağımsızlığını koruyarak şiirinin kozasını ören bir şair olarak kaldı her zaman…
“Şiirin soğuk demirci”
Gerçekten Damar, şiirini bir soğuk demirci titizliğiyle kurmuş, kollamış ve yazmış bir şair…
Damar, bu altmış küsur yıl içinde şiirini giderek daha bir inceltti. Bunun yanı sıra şiirini çağrışım armonisiyle zenginleştirdi.
Damar’ın şiirinin bir özelliği de insana olan güveni, lın terine inancı, umudun türküsünü yılgıya düşmeden söyleyebilmesi…
Yaşam için, yaşam adına ölüme ayak diremesi, acıyı ertelemesi…
Her güzel şeyi herkesle paylaşmak dileğini her zaman taze tutabilmesi…
Yüksek sesle konuşmuyor onun şiiri.
İnce. Derin ve sessiz.

Devamını oku

Madonna’nın Son Hayali – Doğan Akhanlı

Doğan Akhanlı Madonna?nın Son Hayali?nde, Sabahattin Ali?nin “Kürk Mantolu Madonna”sı Maria Puder?in peşine düşüyor. Maria Puder, gerçekten de doğum sırasında mı ölmüştü? Yoksa İstanbul?da demir atmasına izin verilmeyip, soykırımından kaçmaya çalışan 769 yolcusuyla sulara gömülen Struma?da mıydı Kürk Mantosuz Madonna?
Doğan Akhanlı, farklı hikâyelerin ve farklı edebi türlerin “deneme ve romanın” kardeşliğini, “metinlerarasılık” kavramının oyundan öte, insanlık durumlarına, acılara ve hayallere işaret ederek de kurgulanabileceğini gösteriyor.
*?Şiirleri, hikâyeleri ve romanlarıyla edebiyatımızın en büyük ustalarından Sabahattin Ali’nin parçalanmış cesedi, 16 Haziran 1948 Çarşamba sabahı, Bulgaristan sınırına yakın bir çatakta sürüsünü güden bir çoban tarafından bulunmuştu. Maktulün yanında, ucu kırılmış bir pipo, camları parçalanmış yuvarlak çerçeveli bir gözlük, bir kitap, mürekkebi kurumuş bir dolmakalem ve not defteri göze çarpıyordu. Not defterinde okunabilen tek bir cümle vardı: “Maria Puder öyle ölmedi.”

Devamını oku

Gülünçlük, Çelişki ve Yoz Mizah – Yalçın Küçük

Tersinden başlamakta yarar var. Trajedi bir çatışmadır. İki sürecin çatışması. Trajedi kaçınılmaz olarak çatışmaya yol açan iki çelişik sürecin sanatıdır. Süreçlerin birinin içinde birey ya da kahraman var. Bir de şu var: Bilinç. Birey ya da kahraman kaçınılmaz olan çatışmayı görüyor. Ancak kurtulması imkânsız. Çünkü bir de aşırı belirlilik veya determinizm var. Bir yazgı gibi. Trajedide birey ya da kahraman kendi yazgısından kaçmak istiyor. Kaçamıyor. Kaçınılmaz olan çatışmadan kaçamıyor. Trajik olan bu.
Trajedi, diyalektiktir. Diyalektiğin en yoğun ve açık olduğu sanat türü demek de mümkün. Peki, komedi? Başka türlü sormak da mümkün. Trajedi neden “ağır” ve komedi neden “hafif”? Şöyle de sürdürmek mümkün: Sermaye malları üreten ve halk arasında ağır sanayi olarak adlandırılan sanayi neden “ağır”, tüketim malları üreten ve halk arasında hafif sanayi denilen sanayi neden “hafif?? Bir genel cevap olmalı. “Ağır” veya “hafif? olmak, belirlilik veya determinizmin yoğunluğuyla

Devamını oku

Tarixa Edebyeta Kurdi (Kürt Edebiyatı Tarihi) – Prof. Qanate Kurdo

Profesör Qanate Kurdo (1909-1985), Sovyetler Birliğinde yetişmiş en büyük Kürdologlardan birisi sayılmaktadır. Dilbilim alanında yaptığı çalışmalar dışında Kürdolojiye bir bütün olarak sayısız katkıları oldu. O aynı şekilde Kürt edebayıt, folkloru ve etnolojisi alanında birçok çalışmalar yaptı. Yaklaşık 100ün üzerinde eser yazdı. Ayrıca onun derletiminde birçok çalışmalar yapıldı veya o bu çalışmalara önsözler yazdı.
Diğer yandan, Qanate Kurdo’nun Kürdoloji Eğitimine büyük katkıları oldu. Birçok Kürdolog onun yanında yetişti ve doktora çalışmalarını onunla birlikte hazırladı.
Çağımızda yetişmiş en büyük Kürdologlardan birisi olan Qanate Kurdo, 1961-1985 yılları arasında yaklaşık 25 yıl Leningrad Kürdoloji Bölümü’nün başkanlığını yaptı. Ünlü Kürdolog ayrıca Irak Bilimler Akademisi öğretim üyeliğine seçilmiş ve Paris’teki Kürt Enstitüsü’nün şeref üyesi olmuştur.
Prof. Qanate Kurdonun, iki ciltlik elinizdeki Tarixa Edebyata Kurdi

Devamını oku

Moskova Önlerinde / Volokolamsk Şosesi Savaşları – Aleksandr Aleksandroviç Bek

Aleksandr Aleksandroviç Bek, en ünlü yapıtı olan Moskova Önlerinde – Volokolamsk Şosesini  1943-1944 yılları arasında yazdı. Bu kitabın devamı niteliğindeki Birkaç Gün ve General Panfilov’un Yedekleri kitapları 1960 yılında yayınlandı.

İkinci Dünya Savaşı?nda Nazi orduları Moskova kapılarına dayandıklarında hayallerinin bir avuç komünist Rus savaşçı tarafından yere çalınacağını hiç düşünmemişlerdi. Türkler?den, Tatarlar?dan Ruslar?dan ve dünyanın diğer milletlerinden oluşturulmuş Kızıl Ordu?nun savaşçılarıydı onlar; aynı amacın bayrağı altında toplanarak faşizmi çiğneyen, korkudan titreterek kök söktüren?
Moskova Önlerinde adlı bu kitapta Kızıl Ordu askerlerinin bireysel kahramanlıklarının ve zaaflarının tanığı olacak, onların sayıca yüksek ve donanımlı Nazi ordularına nasıl darbeler indirdiklerini

Devamını oku

Goethe’ye Mektuplar – Friedrich Schiller

Alman şair, oyun yazarı, tarihçi ve edebiyat kuramcısı olan Friedrich Schiller dünyanın önde gelen yazarlarındandır. Çağdaşı Johann Wolfgang von Goethe ile birlikte çağdaş Alman edebiyatının kurucularından sayılır.
Dostlukları yaklaşık on yıl süren Schiller ve Goethe ilk defa, 1794 yılında Jena Üniversitesi’nde tatsız bir şekilde karşılaşmıştı. Çünkü o dönem, Schiller, Goethe’nin tabiat morfolojisi teorilerinden “Ana Bitki” kavramını kıyasıya eleştirmişti. Ancak bu tartışma, zamanla iki edebiyatçının da, karşılıklı bir etkileşimle, kendi alanlarında en verimli çağa erişmelerini sağlayacak ve uzun yıllar sürecek sağlam bir dostluğa dönüşecekti.
1796 yılına gelindiğinde, şairin ileriki dönem düşünsel ve sanatsal hayatında derin izler bırakacak olan ünlü edebiyatçı Friedrich Von Schiller’den bir mektup aldı. Schiller, çıkarmakta olduğu “Die Horen” (1796-1797) adlı edebiyat dergisinde, Goethe’nin de yazmasını teklif ediyordu.
Yine 1796’da Goethe, dostu Schiller’in yüreklendirmesiyle,

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme