Yazar: Özgür Atlas

Antipsikiyatri Hareketinin Mitleri

“Normallik İmparatorluğu” kitabının beşinci bölümü, “Antipsikiyatri Hareketinin Mitleri” başlığını taşımaktadır. Bu bölüm, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden başlayarak, psikiyatrideki değişimleri, Sigmund Freud’un psikanalizinin yükselişini ve Thomas Szasz’ın önderlik ettiği antipsikiyatri hareketinin eleştirilerini ve etkilerini ele almaktadır. İşte bölümün ana noktaları: Kaynak : “Normallik İmparatorluğu” (Empire of Normality) Robert Chapman

okumak için tıklayınız

Öjenik Hareket

“Normallik İmparatorluğu” kitabının dördüncü bölümü olan “Öjenik Hareketi” (The eugenics movement), Francis Galton’ın “patoloji paradigması”nın politik ve kültürel etkilerinin Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Nazi Almanyası’nda nasıl tezahür ettiğini detaylandırmaktadır. Bu bölüm, öjenik ideolojisinin ortaya çıkışını ve modern psikiyatrinin altında yatan “normallik” anlayışıyla ilişkisini inceler. Bölümün ana noktaları şunlardır:

okumak için tıklayınız

Galton’ın Paradigması ve Normallik

“Normallik İmparatorluğu” kitabının üçüncü bölümü olan “Galton’ın Paradigması” (Galton’s paradigm), modern psikiyatrinin ve “normallik” anlayışının temelini oluşturan “patoloji paradigmasının” nasıl ortaya çıktığını ve Francis Galton’ın bu süreçteki merkezi rolünü incelemektedir. Bu bölümün ana noktaları ve içeriği şunlardır: Sonuç olarak, bu bölüm, Galton’ın modern psikiyatrideki patoloji paradigmasının kurucusu olarak konumlandırılmasını sağlar. Bu paradigma, zihinsel ve bilişsel

okumak için tıklayınız

Normalliğin İcadı

“Normallik İmparatorluğu” kitabının ikinci bölümü olan “Normalliğin İcadı” (The invention of normality), sağlık ve insan sağlığına dair anlayışların, geleneksel uyum/denge kavramından istatistiksel normalliğe nasıl kaydığını detaylandırır. Bu değişim, yalnızca bilimsel bir ilerleme olarak değil, aynı zamanda çağın ekonomik ve ideolojik dönüşümlerinin bir yansıması olarak sunulur. Bölümün temel noktaları şunlardır: Sonuç olarak, bu bölüm, “Normallik İmparatorluğu”nun

okumak için tıklayınız

Makinelerin Yükselişi ve Normalliğin icadı

“Normallik İmparatorluğu” kitabının birinci bölümü olan “Makinelerin Yükselişi” (Rise of the machines), sağlık ve insan bedenine dair kavramlaştırmaların feodalizmden kapitalizme geçişle birlikte nasıl köklü bir değişime uğradığını açıklamaktadır. Bu bölümün ana başlıkları ve içeriği şunlardır: Bölüm, “normallik imparatorluğu”nun başlangıcını, yani bedensel ve zihinsel yeteneklere göre sistematik sıralamaların ve bu sıralamaları “zamansız bir doğal düzenin parçası”

okumak için tıklayınız

Normallik İmparatorluğu

“Normallik İmparatorluğu” (Empire of Normality) olarak adlandırılan kavram, Robert Chapman’ın eserinde, “normal” ve “anormal” arasındaki kavganın sadece yüzeysel bir tıbbi veya bilimsel tanımlama olmadığını, aksine kapitalist tahakkümün derinliklerine işlemiş, tarihsel, ekonomik, sosyal ve ideolojik bir aygıt olduğunu ortaya koyar. Bu kavganın derinliği, aşağıdaki unsurlarla açıklanır: Bu nedenle, “normal ve anormal” arasındaki kavga, sadece bireysel farklılıkların

okumak için tıklayınız

Neurodivergent

“Neurodivergent” terimi, 2000’li yılların başında Kassiane Asasumasu tarafından ortaya atılmıştır. Bu terim, “tipik olandan farklı” (divergent from typical) kabul edilen her türlü nörolojik işleyişe atıfta bulunur. Bu, ister uyumsuz bir toplum tarafından engellenen basit farklılıklar olsun, ister epilepsi gibi tıbbi durumlar olsun, her türlü nörolojik atipik kişiyi kapsar. Asasumasu’ya göre, bu kavram “özellikle bir kapsayıcılık

okumak için tıklayınız

Autistic Self Advocacy Network (ASAN): Otizm Öz Savunma Ağı Neyi Savunuyor ?

Uzun süredir takip ettiğim ve anlamaya çalıştığım otizm savunuculuğunu örneği olan otizm alanındaki en önemli ve otistik bireyler tarafından bizzat yönetilen kuruluşlardan biri olan Autistic Self Advocacy Network (ASAN)‘ın neyi savunduğunu ve ne istediğini ele alalım. ASAN, sadece bir engelli hakları kuruluşu değil, aynı zamanda kapitalist sistemin dayattığı normlara ve sömürüye karşı bir direnişin sesidir.

okumak için tıklayınız

Tam ve Bütünsel bir Kendiliğe Ulaşmak ile Diğerlerinden Ayrışan Özgün ve Otantik bir Birey Olmak

Bu iki kavram—tam ve bütünsel bir Kendliğe ulaşmak ile diğerlerinden ayrışan özgün ve otantik bir birey olmak—birbirine yakın görünse de, aslında hem kuramsal hem de deneyimsel düzeyde belirgin farklar taşır. 🌀 1. Tam ve Bütünsel Bir Kendiliğe Ulaşmak  (Jungiyen anlamda Self) Kendlik (Self), Jung’a göre bireysel bilinç ile kolektif bilinçdışını kapsayan, kişinin en derin özü ve potansiyelidir.

okumak için tıklayınız

Kooperatif İlişkiler, Dayanışma Ekonomileri, Radikal Bakım Ağları: Sevginin Yeniden Politikleşmesine Alan Açmak

Bir önceki yazımızda * ( aşağıdan okuyabilirsiniz. ) kapitalizmin sevgi üzerindeki gölgesini ve ilişkilerin nasıl metalaştığını ele aldık. Şimdi ise, bu durumu tersine çevirme potansiyeli taşıyan, umut vadeden ve sevginin yeniden otantik ve politik bir güç olarak yükselmesine olanak sağlayabilecek yaklaşımlara odaklanalım. Kooperatif ilişkiler, dayanışma ekonomileri ve radikal bakım ağları, tam da bu yeniden politikleşme

okumak için tıklayınız

Klüjokrasi’nin Gölgesinde Otizm Hizmetleri: Yamalı Sistemler Otizme Çare Olabilir Mi ?

Otizm alanındaki politika ve hizmet sunumunun karmaşık ve çoğu zaman verimsiz yapısını ifade eden “klüjokrasi” (kludgeocracy) * kavramını mercek altına almaktan önemlidir. Bu kavram, uyumsuz, yamalı ve parçalı sistemlerin, otistik bireylerin ve ailelerinin hayati hizmetlere erişimini nasıl sekteye uğrattığını anlamak için kritik bir anahtar sunar. Klüjokrasi’nin Gölgesinde Otizm Hizmetleri: Yamalı Sistemlerin Erişime Etkisi “Klüjokrasi”, genel

okumak için tıklayınız

Farklı Ülkelerde Otizme Yönelik Damgalama Pratikleri

“Understanding Stigma in Autism: A Narrative Review and Theoretical Model | Autism in Adulthood” başlıklı makaleye göre farklı ülkelerde damgalama biçimleri nelerdir? Otizmde damgalanmayı etkileyen önemli faktörlerden biri kültürel faktörlerdir. Kültürel farklılıklar, otizm damgalanmasının hem kamusal ve mesleki anlayışı hem de otistik özelliklerin ifade edilme biçimleri üzerindeki etkisini değiştirebilir. Farklı ülkelerdeki damgalama biçimleri ve ilgili

okumak için tıklayınız

David Rosenhan’ın “Akıl Hastanesinde Akıllı Olmak” Deneyi (1973)

David Rosenhan’ın 1973 tarihli “Akıl Hastanesinde Akıllı Olmak” (Being Sane in Insane Places) deneyi, psikiyatri teşhislerinin güvenilirliğini ve akıl hastanelerindeki koşulları sorgulayan çığır açıcı bir çalışmadır. Bu deney, bilimsel dergi Science’ta yayınlanarak büyük yankı uyandırmış ve zihinsel sağlık alanında önemli tartışmaları tetiklemiştir.Deneyin Amacı ve MetodolojisiRosenhan’ın temel amacı, akıl hastanelerinde ruhsal olarak sağlıklı bir bireyin “deli”

okumak için tıklayınız

Otistik Bireyler ve Aileleri, Maruz Kaldıkları Damgalanmadan Nasıl Etkilenmektedir ?

Otistik bireyler ve aileleri, maruz kaldıkları damgalanmadan çeşitli şekillerde ve ayrı ayrı etkilenmektedirler. Bu damgalama, hem otistik bireylerin hem de onların bakım verenlerinin genel refahı üzerinde kapsamlı bir etkiye sahiptir. Otistik Bireyler Üzerindeki Etkiler: Otistik Bireylerin Aileleri (İlişkili Damgalanma) Üzerindeki Etkiler: Sonuç olarak, otizm damgalanması otistik bireylerin ve ailelerinin refahını, zihinsel ve fiziksel sağlığını, sosyal

okumak için tıklayınız

İki Film Birden: 1. Berberin Karısı, Toplumsal Dokuların ve Bireysel Arzuların Çatışması

Kimliklerin Çatışması“Berberin Karısı” (1990, yönetmen Tunç Başaran), Türk sinemasında taşra yaşamının karmaşık insan ilişkileri üzerinden anlatıldığı bir eser olarak öne çıkar. Film, bir berber olan Hüseyin’in karısı Meryem’in, kasabanın ileri gelenlerinden Doktor Bey’e olan duygusal yakınlaşmasını merkeze alır. Bu ilişki, bireysel arzular ile toplumsal normlar arasındaki gerilimi yansıtır. Meryem’in iç dünyası, kasabanın kısıtlayıcı ahlak anlayışıyla

okumak için tıklayınız

Kontrolün Sessiz Dalgaları: Deleuze, Baker ve Spinoza Üzerinden Bir Distopik Okuma

  Denetimin Gündelik Dokusu Gilles Deleuze’ün “kontrol toplumu” kavramı, modernitenin disiplin toplumlarından daha akışkan, görünmez ve yaygın bir denetim biçimine geçişini tarif eder. Ulus Baker’in Türkiye’deki otoriter rejim eleştirileri, bu kavramı yerel bir bağlamda yeniden yorumlar; devlet aygıtının, medyanın ve toplumsal normların bireyi nasıl kuşattığını gösterir. Spinoza’nın “korku” etkilenimi ise bu iki düşünürün analizine felsefi

okumak için tıklayınız

Toplumsal Yasakların Ötesinde: Freud, Foucault ve Žižek Üzerine Bir İnceleme

  Toplumsal tabular, insan deneyiminin karmaşık dokusuna işlenmiş derin izlerdir. Freud, Foucault ve Žižek gibi düşünürler, bu yasakların birey ve toplum üzerindeki etkilerini farklı merceklerle ele alır. Freud, tabuların bireysel ruhsal çalkantılara nasıl yol açtığını incelerken, Foucault bunları iktidarın kendini yeniden üreten mekanizmaları olarak görür. Žižek ise semptom kavramıyla bu iki yaklaşımı birleştirerek, tabuların hem

okumak için tıklayınız

Dilin İktidarla Dansı: Derrida, Lacan ve Butler Üzerinden Bir Okuma

  Dilin iktidarla ilişkisi, insan düşüncesinin en karmaşık ve çok katmanlı meselelerinden biridir. Jacques Derrida’nın yapıbozumu, Jacques Lacan’ın simgesel düzeni ve Judith Butler’ın performativite teorisi, bu ilişkiyi farklı açılardan ele alarak, dilin hem özgürleştirici hem de baskıcı potansiyelini sorgular. Bu metin, bu üç düşünürün kavramlarını derinlemesine inceleyerek, dilin birey ve toplum üzerindeki etkilerini tarihsel, toplumsal,

okumak için tıklayınız

Greta ve Madlen: Kahramanlık ve İkiyüzlülüğün Çok Boyutlu Analizi

Greta’nın Yolculuğunun ÇerçevesiGreta Thunberg’in 2019’da, sıfır emisyonlu Madlen yatıyla Atlantik’i geçerek iklim zirvelerine katılması, çevresel hareketsizliğe karşı cesur bir başkaldırı olarak öne çıkıyor. Havacılığın karbon ayak izini gerekçe göstererek uçmayı reddetmesi, onu kolektif bir dava uğruna kişisel fedakârlıkta bulunan ahlaki bir inancın sembolü haline getiriyor. Ancak Adorno’nun perspektifinden bakıldığında, bu eylem, kültür endüstrisinin gösteriye dönüştürme

okumak için tıklayınız