Kategori: Felsefe

H. J. Ausmus: Schopenhauer’a göre bir tarih bilgisi olmaksızın insan bir hayvan kadar aptal ve düşüncesizdir; bu bilgi sayesinde insan kendisinin dünyanın tümünün bir parçası olduğunun farkına varabilir.

SCHOPENHAUER’İN TARİH GÖRÜŞÜ H. J. Ausmus Schopenhauer’in tarih görüşünün zaman zaman Hegel’in tarih felsefesinin eriştiği şöhrete karşı duyulan mesleki kıskançlığın bir sonucu olarak şekillendiği ileri sürülür.[571] Paul Gottfried Hegel’e karşı savaşı nedeniyle Schopenhauer’in, Die Welt als Wille und Vorstellung’un 1817’de I. cildinin yazımıyla neredeyse yirmi yıl sonra II. cildinin yazımı arasında, tarihin doğası üzerine görüş

okumak için tıklayınız

G. N. DOLSON: SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ G. N. Dolson Ekim 1865 ile Ağustos 1867 arasındaki bir dönemde, o zaman henüz Leipzig Üniversitesi’nde bir filoloji talebesi olan Friedrich Nietzsche bir eskici dükkânında Die Welt als Wille und Vorstdlung’un bir nüshasını buldu.[598] Kitap kendisi için yeniydi ve hemen onu alıp eve götürdü. Okuyup bitirdiğinde Schopenhauer bir tilmiz daha kazanmıştı.

okumak için tıklayınız

Ananda K. Coomaraswamy: Schopenhauer ve Doğu Vedanta ve Batı Geleneği

V SCHOPENHAUER ve DOĞU VEDANTA ve BATI GELENEĞİ   “Bunlar gerçekte bütün çağlarda ve ülkelerde bütün insanların düşünceleridir ve benim için özgün değillerdir.” Walt Whitman I İnsani varoluşunun tarihselliği kuşkulu olsa da tarih boyunca, isimleri etrafında mitoslara özgü gerçekliğin daha yüksek saygınlığı toplanmış olan Orpheus, Hermes, Buda, Lao-tzu ve Mesih gibi muallimler vardı. Tıpkı Plotinos, Augustinus

okumak için tıklayınız

PETER ABELSEN: Schopenhauer sık sık Budacılığın dünyevi varoluşla ilgili genel kötümser bakışından söz eder, fakat hayli katı olan kendi dünya görüşüyle karşılaştırıldığında Budacılık neredeyse neşeli görünür.

Schopenhauer ve Budacılık Eğer felsefemin sonuçlarını hakikatin miyarı olarak kabul etseydim. Budacılığın bütün dinlerin en iyisi olduğunu düşünmem gerekirdi. Arthur Schopenhauer[614] I. Giriş Budacılığın öğretileri Avrupa’da 19. yüzyılın üçüncü ve dördüncü on yılında tanınmaya başladığında Arthur Schopenhauer bunlarla kendi felsefesi arasındaki yakınlığın ve bunun doğurduğu ilginin tadını çıkarıyordu. Şaheseri Die Welt als Wille und Vorstellung’u

okumak için tıklayınız

İnsan varlığı, Kierkegaard’a göre, kendisinin bir birey olarak farkına vardığında, sürü ya da sosyal kimliğinden sıyrılma çabası içinde, kendi kimliğini oluşturma yoluna girdiğinde, kendisini diyalektik olarak açımlanan varoluş tarzları ya da küreleri içinde bulur.

Estetik Varoluş Küresi İnsan varlığı, Kierkegaard’a göre, kendisinin bir birey olarak farkına vardığında, sürü ya da sosyal kimliğinden sıyrılma çabası içinde, kendi kimliğini oluşturma yoluna girdiğinde, kendisini diyalektik olarak açımlanan varoluş tarzları ya da küreleri içinde bulur. Söz konusu varoluş tarzlarından birincisi olan estetik varoluş söz konusu olduğunda, onun bireyciliği asosyal bir amoralizm şeklini alır.

okumak için tıklayınız

Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir.

Hegel Eleştirisi Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir. Nitekim o, gerçekliğin oluşum ve gelişim sürecinde bir uğrak olmayı kesinlikle reddeder. Kierkegaard’a göre, Hegel’in nesnel idealist sisteminde, tam ve hakiki tek bir gerçeklik vardır; bu

okumak için tıklayınız

Schopenhauer, dünyanın kötülüğünün onun en temel, kalıcı, olumlu ve belirleyici yönü olduğunu, dünyanın her köşesinde acı ve mutsuzluğun hüküm sürdüğünü belirtir.

Kötümserlik Felsefesi Gerçekten var olanın akıldışı bir güç olarak irade olduğunu söyleyen bu tür bir irrasyonalizmden, sadece bir pesimizm veya bir kötümserlik felsefesi çıkar. Kötümserlik felsefesi, şu halde, salt kişinin mizacına bağlı olarak benimseyebileceği veya şiddetle karşı çıkabileceği bir tavrı imlemez. O, Schopenhauer’a göre, deneyimin olgularından, dünyanın kendisinin kötü olduğu gerçeğinden çıkarsanabilecek yegâne rasyonel sonuçtur.

okumak için tıklayınız

Auguste Comte’un Üç Hal Yasası

Auguste Comte (1798-1857), modern sanayi toplumuna uygun politik yapı ve düzenlemeleri bulup, onları yetkinleştirmeyi amaçlayan felsefi bir sistem olarak pozitivizmiyle, düşünce tarihinin en etkili isimlerinden biridir. İngiliz yararcıları, evrimciler ve Marx’la birlikte, 19. yüzyıl düşüncesinin Aydınlanmanın ilerlemeciliğini, iyimserlik ve özgüvenini devam ettiren kanadında bulunur. Bu filozoflarla Aydınlanma düşüncesi arasındaki yegâne farklılık, onların ilerlemenin yegâne aracının

okumak için tıklayınız

FRIEDRICH NİETZSCHE Felsefesi

FRIEDRICH NİETZSCHE I. Nietzsche’nin Ataları Nietzsche, Darwin’in çocuğu, Bismarck’ın kardeşiydi. İngiliz evrimcileriyle, Alman milliyetçilerini gülünç duruma düşürmüş olması önemli değildir. Etkisi altında kaldığı kişileri yermek âdetiydi. Borcunu bilinçdışı yolla böyle ödemiş oluyordu. Spencer’in ahlâk felsefesi, evrim kuramının gerekli sonucu değildir. Hayat, sonunda, kendisine en uygun olanın sağ kalacağı bir mücadeleyse, kuvvet en son erdem, zayıflıksa

okumak için tıklayınız

HERBERT SPENCER Felsefesi

HERBERT SPENCER I. Comte ve Darwin Kant’ın felsefesi, bile bile geleneksel düşünüş biçimlerine öldürücü bir darbe indirmiş, bilmeyerek de bütün metafizikleri yıkıma sürüklemiştir. Çünkü metafizik, düşünce tarihi boyunca, gerçeğin son niteliğini açığa çıkarma çabasıydı, artık insanlar, gerçeğe hiçbir zaman deneyle yanaşılamayacağını, en güvenilir kaynaktan öğrenmiş bulunuyorlardı. En üstün insan aklı bile, olguların (fenomenlerin) ötesine geçemez,

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER Felsefesi

SCHOPENHAUER I. Çağı XIX. yüzyılın birinci yarısının, İngiltere’de Byron, Fransa’da De Musset, Almanya’da Heine, İtalya’da Leopardi, Rusya’da Puşkin ve Lermontov gibi kötümser şairler; Schubert, Schumann, Chopin ve hattâ son dönemdeki Beethoven (ki kendisini iyimser göstermek isteyen bir kötümserdi) gibi kötümser besteciler ve hele Schopenhauer gibi son derece karamsar bir filozof yaratması nedendi? Schopenhauer’in “İstem ve

okumak için tıklayınız

IMMANUEL KANT ve ALMAN İDEALİZMİ

IMMANUEL KANT ve ALMAN İDEALİZMİ I. Kant: Hayatı ve Kişiliği Kant, 1724 yılında Prusya’nın Königsberg şehrinde doğdu. Yakınlardaki bir köyde kısa süren öğretmenliği bir yana bırakılacak olursa, uzak ülkelerin coğrafyası ve etnolojisi üzerine konuşmayı seven bu sessiz, kendi hâlinde ufak tefek profesör, doğduğu şehirden hiç ayrılmamıştı. Immanuel, doğumundan yüz yıl kadar önce, İskoçya’dan ayrılmış olan

okumak için tıklayınız

Voltaire İle Rousseau

Voltaire İle Rousseau Voltaire kilisenin zorbalığına karşı mücadelede öylesine uğraşıyordu ki, ömrünün sonlarına doğru siyasal bozukluklar ve baskılarla, savaştan çekilmek zorunda kalmıştı. “Siyâset benim işim değil; insanları daha az budala ve daha çok onurlu yapmak için elimden geleni yapmaya çalıştım,” dediği bir zaman bile geldi. Siyâset felsefesinin ne kadar karmaşık bir konu olabileceğini biliyor, yaşlandıkça

okumak için tıklayınız

Heraklit: “Niye beni şuraya buraya çekiştirip duruyorsunuz kara cahiller? Sizin için yazmadım ben, beni anlayabilenler için yazdım. Bir insan benim için yüz bin insan değerindedir; güruhsa, hiç”

Son Yakındır “Heraklit, kitabı Artemis tapınağına emanet etti, bazıları da onun kitaba ancak onu okuyabilenlerin yaklaşabilmesi için bilerek kapalı bir dille ve kendisini kara kalabalığın nefretine uğratacak hiç de hafif olmayan bir tonda yazdığını söylüyor.” Heraklit’in kendisi ise: “Niye beni şuraya buraya çekiştirip duruyorsunuz kara cahiller? Sizin için yazmadım ben, beni anlayabilenler için yazdım. Bir

okumak için tıklayınız

Antik Kültürler ve Ortaçağ – Renato De Filippis

Antik Kültürler ve Ortaçağ Renato De Filippis Erken ortaçağda bilgi sürekli olarak klasik kaynaklarla kıyas halinde gelişir. Antikçağdan kalan ve Yunan ile Roma felsefeleri hakkında doğrudan bilgi sağlayan metinlerin ortaçağa kadar ulaşmasının yanı sıra Yeni-Platoncu yazarlar ile Aristotelesçi yorumcuların dolaylı etkisinin de önemini kabul etmek gerekir. Pagan bilgi dağarcığını yeni kültürel ihtiyaçlara daha uygun bir

okumak için tıklayınız

Homeros’un dünyasında kibir tanrısal ceza gerektiren büyük bir günahtır. Aias bu günahı işlemeye meyillidir.

Aias tragedyası V. yüzyıl Atina’sına hitap ederken, özellikle Aias’ın kişiliğinde barınan geçmişe özgü birçok simge kullanır. Homerik dünya görüşüne göre en büyük erdemler; adalet, cesaret ve onur gibi değerlerdir. Bu erdemler mutlak, kesin ve bireyseldirler. Bireyselliğin yüceltildiği böyle bir ortamda kişilerin topluma zarar vermemesi, sağduyunun ve ar duygusunun öne çıkarılmasıyla sağlanmaya çalışılır. Homeros’un dünyasında kibir

okumak için tıklayınız

SØREN KIERKEGAARD: UMUTSUZLUK ÖLÜMCÜL BiR HASTALIKTIR.

UMUTSUZLUK ÖLÜMCÜL BiR HASTALIKTIR. I. Tinin Ve Ben’in Hastalığı Olarak Ele Alman Umutsuzluk Böylece Üç Farklı Görünüm Sunabilir: Bir Ben’i Olduğunun Farkında” Olmayan Umutsuz Kişi (Bu, Gerçek Bir Umutsuzluk Değildir); Kendisi Olmak İstemeyen Umutsuz Kişi Ve Kendisi Olmak İsteyen Umutsuz Kişi . İnsan tindir. Ama tin nedir? Tin ben’dir. Ama ben nedir? Ben, kendine bağlı

okumak için tıklayınız

SØREN KIERKEGAARD: Tanrı’ya karşı mutlak bir görev var mıdır?

PROBLEM II -Tanrı’ya karşı mutlak bir görev var mıdır? Etik evrenseldir ve aynı zamanda kutsaldır da. Bu nedenle bütün görevlerin sonuçta Tanrı’ya karşı görevler olduğunu söylemek doğrudur. Ancak söylenecek daha fazla bir şey yoksa, bu fiilen benim Tanrı’ya karşı hiç görevim olmadığı anlamına gelir. Görev Tanrı’ya atfedilmekle Tanrı’ya karşı bir görev haline gelir, ancak ben

okumak için tıklayınız

SØREN KIERKEGAARD: Etik olanın teleolojik olarak askıya alınması diye bir şey var mıdır?

PROBLEM I -Etik olanın teleolojik olarak askıya alınması diye bir şey var mıdır? Etik olan evrenseldir ve evrensel olduğu için herkes için geçerlidir, başka bir ifadeyle her an için geçerlidir. Kendi içinde içseldir, kendi dışında hiçbir şeyi yani telos’u (amaç, maksat) yoktur; ancak o dışarıdaki her şeyin telos’udur. Ve içi doldurulduğunda, gidecek daha ilerisi yoktur.

okumak için tıklayınız

SØREN KIERKEGAARD: İBRAHİM’İ ÖVME SÖYLEVİ

İBRAHİM’İ ÖVME SÖYLEVİ Eğer insanda ebedî bir bilinç yoksa, eğer her şeyin dibinde yalnızca vahşî bir kargaşa, karanlık tutkularda şekil değiştirerek yüce ya da önemsiz her şeyi üreten bir güç varsa; eğer her şeyin altında akıl sır ermez, doymak bilmez gizli bir boşluk yatıyorsa, yaşam umutsuzluktan başka ne olacaktır? Eğer böyleyse, eğer insanlığı birleştiren kutsal

okumak için tıklayınız