Kategori: Politika

İsyanın Ve Umudun Dip Dalgası : Günümüz Türkiye’sinden Politik Ekoloji Tartışmaları

Alamet-i kıyamet değil, ekolojik felaket! “Emperyalizm doğası gereği saldırgandır” sözünü bilmeyen pek yoktur. Sermayenin küreselleşmesiyle birlikte bu politik önermenin son yıllarda ve büyük bir hızla hangi türden olumsuz değişimlere yol açtığını ise yaşayarak gördük. Kentsel dönüşüm, HES, termik santral ya da altın madeni adı altında topraklarımız, evlerimiz, akarsularımız, ormanlarımız sermayenin sınırsız talanına açıldı.

okumak için tıklayınız

Sınırlar Arasında: İnsanlık Dramından İnsanlık Sınavına

Suriye’de dış güçlerin de dâhil olduğu savaş başladığından bu yana zorunlu olarak Türkiye’ye göç eden, zorlu yollardan geçerek ulaştıkları sınırda, sıcağın altında saatlerce aç susuz bekleyen, kendilerine gösterilen kamplarda ve ülkenin dört bir yanında yaşamlarını sürdürmeye çalışırken kimi zaman güvenlik gerekçesiyle, kimi zaman ısınmak amacıyla verilen elektrik sobasının neden olduğu yangında ölen, sokakta yaşamak durumunda

okumak için tıklayınız

Din İman Masa Kasa – Özdemir İnce

“Arkalarına İslamı aldılar, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar, çatlayıncaya kadar yiyecekler. Mafya yasası gereği sonra amip gibi bölünüp birbirlerini yiyecekler ve birlikte çürüyecekler. Cumhuriyet düzeni, bu insanların ayağında dar bir ayakkabı gibi, üzerlerinde dar bir elbise gibi. Laik cumhuriyet düzeninde bir İslami düzende yaşarmış gibi yaşamak istiyorlar. Bu mümkün değil. AKP iktidarı, cumhuriyet düzenini İslami bir düzene

okumak için tıklayınız

Sermayenin Dünyası

1900’lere gelindiğinde sermaye dünyanın her yerine damgasını vurmuştu. Herhangi bir yerde hayatları onun tarafından dönüştürülmeyen hemen hemen hiçbir insan grubu yoktu. Antarktika’nın buzlu düzlükleri, Amazan’un en ücra ormanları ve Yeni Gine’nin yüksek vadileri, kapitalizmin o havarilerini; ucuz malları, İncilleri, mikroplan ve hak edilmemiş zenginlik umutlarıyla, Avrupalı keşifleri bekliyordu.  Sermayenin etkisi her yerde aynı değildi. Dünyanın pek çok yerinde hala o eski

okumak için tıklayınız

Aklın Geri Çekilişi

1789’da, Aydınlanma’nın etkilediği pek çok entelektüel çevreyi devrimci heyecan kaplamıştı. Ancak bu duygu evrensel değildi. Kısa süre içinde olup bitenleri uygarlığa saldırı olarak lanetleyen sesler duyulmaya başladı. Onların şikayeti henüz üç yıl geride kalmış olan terörle ilgili değildi. Lafayette’in Ulusal Muhafızlar’ı hala Paris’i sıkı denetim altında tutuyor, parlamentoya karşı sorumlu olsa da kral hala hükümetler

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Anayasalar – Taha Parla

Parlamenter sistemden uzaklaşarak siyasi gücün tümüyle tek-adamda toplandığı bugünkü gidişatın temeli Taha Parla’ya göre 1982, hatta bazı yönleriyle 1961 Anayasası’nın ve bunlarda yapılmış muhtelif sahte “demokratik” değişikliğin yasama ve yargıyı zayıflatma, “yürütme”nin üstünlüğünü artırma, pekiştirme yönündeki eğiliminde yatmaktadır. Oysa sanılanın aksine “en kötü parlamenter sistem bile en iyi başkanlıktan daha iyidir.”

okumak için tıklayınız

Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler : Kapitalizm açlığı ve obeziteyi nasıl yarattı?

Fransız Devrimi’nden bir süre önce, Kraliçe Marie Antoinette, halkın yiyecek ekmeği olmadığı söylendiğinde şöyle demişti: “Ekmek yoksa pasta yesinler.” Bugün, Marie Antoinette’in yerini dev gıda şirketleri ve onların etkisi altındaki devletler almış bulunuyor. Dünya nüfusunun dörtte biri “fazla kilolarıyla” savaşırken diğer dörtte biri açlıkla boğuşuyor. Yani dünya nüfusun yarısı kötü besleniyor. Kötü beslenmenin ötesinde zehirleniyor.

okumak için tıklayınız

Entelektüeller ve Cezayir Savaşı: Ya Savaştan Sonra?

Savaşın ardından Cezayir’deki “olaylar” hakkında çıkan yazıları okuyunca, entelektüel sınıfın savaşa karşı harekete geçtiği duygusuna kapılırız. Az ya da çok entelektüellerin eylemi olarak tanımlanan bu hareketten tüm bir kuşak etkilenmişti: İster 121′ lerin manifestosu olsun, ister Jean-Paul Sartre’m eylemi olsun -bu savaş için “onun savaşı” sözü bile kullanılmıştı-, ister France-Observateur, L’Express, Témoignage chrétien, Le Monde gibi büyük basın organları­nın rolü olsun,

okumak için tıklayınız

Şeyh Bedreddin Uzun İnce Bir Yol “Ey gerçeğin yolcusu umudunu kesme!”

BAŞLARKEN Şeyh Bedreddin kimdi? Alim miydi, mutasavvıf mıydı, hain bir isyancı mıydı? Gözü Osmanlı tahtında bir Selçuklu soylusu muydu? Zındık ve mülhit bir sapkın mıydı? Osmanlı Devleti’nde kazasker, ordunun yüksek hâkimi ve devletin şeyhülislamı olarak padişah iradesine isyan etmiş bir hain miydi? 15. yüzyılda, Osmanlılara karşı ilk büyük ekonomik, sosyal, siyasi isyanların nedeni sadece Şeyh

okumak için tıklayınız

15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin Tarihi, Fotoğrafları ve Videosu

15-16 Haziran Direnişi, devlet eliyle sendikal bürokrasinin güçlendirilmesine karşı işçilerin isyanıydı. Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi, pek çok yönüyle bugün öğretmeye devam ediyor. 1970 yılında CHP ve AP’li milletvekilleri 274 sayısı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Grev ve Lokavt Kanununda değişiklik yapılması için ayrı ayrı taslak hazırladı.

okumak için tıklayınız

Sağ Ol Yaşar Kemal! – Zafer Köse

Yunus’la, Karacaoğlan’la, Pir Sultan’la… Yaşar Kemal’le on yıllar boyunca yaşanan böylesine derinlikli bir ilişki sonucunda ortaya çıkıyor, Livaneli’nin kitabı. İKİ SEVGİLİ, BİR ROMANCI Sonunda yemin töreni denen şey yapılıyor ve genç adam askeri birliğin kapısında sevgilisiyle buluşuyor. İlk kez yaşadığı 30 günlük hasretle kucaklıyor onu. Her molada, her zorlukta bu sıcaklığın hayalini yaşamıştı. Bir de

okumak için tıklayınız

Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto – Fikret Başkaya

Gündelik hayatımıza dokunan bir manifesto bu. İçinde yaşadığımız sistemle birlikte kişisel tercihlerimizi de sorgulamamıza yardımcı olan, üretimden tüketime, bireyden topluma, doğadan teknolojiye geniş bir çerçeveyi tartışma olanağı sunan… Nasıl bir ihtiyaçlar hiyerarşisine tabiyiz? “İleri teknoloji” toplumsal ve bireysel olarak bizi ne kadar ilerletti? Geçerli üretim, tüketim ve yaşam tarzı, doğa-toplum metabolizmasını nasıl bozdu? Tarım ve

okumak için tıklayınız

Tarihte Kitaba Sansür

Basım, Sansür ve Kovuşturma Yazıya sansür uygulanması el yazmalı kültürde de vardı. Buna ilk hedef olanlar filozoflardır. İ.Ö. 5. yüzyılda tanrılara hakaret suçuyla Pitagor sürgüne gönderilmiş, eserleri de herkesin gözü önünde yakılmıştır. Roma İmparatorları da bu konuda Yunan devlet büyüklerinden geri kalmıyorlardı.

okumak için tıklayınız

Soğuk Savaşın Son Cephesinde Castro’yu Öldüremediler – Sabri Kuşkonmaz

Küba Devrimi sonrası, ABD bütün dünyanın gözü önünde devrimin lideri Fidel Castro’yu ortadan kaldırmak istemiştir. “Fidel Castro’yu Öldürmenin 634 Yolu” adlı kitap, devrimin ilk günlerinden iki binli yıllara kadar yapılan sayısız öldürme ve sabotaj girişimini oldukça “eğlenceli” bir dille işliyor. Kitabın yazarı Fabian Escalante, Küba Devrimi’ne katılmış ve devrim sonrasında karşı casusluk örgütü işlevine sahip

okumak için tıklayınız

Öyküler – Paradigma – Gerçekler – Nejdet Evren

Bütün çocuklar önce ninnilerle uyutulurlar ve daha sonra büyüdükçe öykülerle gerçek dünyaya hazırlanırlar. Tüm çocukların bir öyküsü vardır ve her öyküde bir kahraman, bir kurtarıcı, bir hüzün, bir endişe…Tarihsel belleği ile doğan birey kendini çevreleyen sosyal-siyasal ortam içinde hazır bulur ve bu çevre onu önce fizik elbiselerle ve daha sonra kültürel-politik elbiselerle giydirmeye başlar/çalışır; tüm

okumak için tıklayınız

Örgütlenmemiş bir memnuniyetsizlik, örgütlü bir terörle asla baş edemez.

Zweig’ın Diktatör’e ithafıdır Mağdurken mağrur olan, iktidarın bozduğu bir şahsiyettir Jean Calvin. Reform’u başlatan Luther’in yanında saf tuttuğu için Fransa’dan Basel’e kaçmak zorunda kalır. Dinin dönüşmekte olduğu Cenevre?de belediye meclisi onu küçük bir maaşla vaiz olarak atar. Eğer önemsemedikleri bu işsiz kaçağın, “Vaizler en üsttekilerden en alttakilere, herkese emir verebilir” yazdığını fark etmiş olsalardı bunu

okumak için tıklayınız

Motosiklet Günlükleri – Ernesto Che Guevara. Küba Devrimine giden bir devrimcinin ağzından anlatılmış bir yol hikayesi…

“Devrimci olmayı devrim yapmak kadar önemseyen” efsanevi devrimci Che’yi yaratan köklü değişimin kaynaklarına açıklık getiren ve aynı zamanda da Che’nin ayrıksı kişisel özellikleriyle ilgili çok renkli bir tablo sunan kitap, Che Guevara’ nın henüz bir tıp öğrencisiyken 23 yaşında, yakın arkadaşı Alberto Granado’yla birlikte üniversite eğitimini, ailesini, hatta ilk aşkı Chicniya’yı geride bırakarak çıktığı ilk

okumak için tıklayınız

Nietzscheci sanat anlayışının trajedisi

Nietzscheci sanat anlayışı trajik bir anlayıştır. İki ayak, iki ilke üzerine oturur. Bu iki ilkeyi çok eski ama aynı zamanda da geleceğin ilkeleri olarak kavramak gerek. Öncelikle sanat, “çıkar gütmeyen” bir faaliyetin, “hayır işinin” karşıtıdır: İyileştirmez, sakinleştirmez, yüceltmez, tazmin etmez; ne arzuyu, ne güdüyü ne de istenci “tatmin eder”. Tam tersine, sanat, “gücün iradesinin uyarıcısıdır”, “istemeyi tahrik eder”. Bu ilkenin eleştiri

okumak için tıklayınız

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve

okumak için tıklayınız

Nietzsche ve Nasyonal Sosyalizm

Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Döneminin siyasi partilerinin çok uzağında, “dünyanın efendileri” aristokrasisinin ilkelerini dile getirmiş­tir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri

okumak için tıklayınız