Kategori: Politika

İşçiler Örgütleniyor (1939-1950) üzerine – Müslüm Üzülmez

12 Eylül 1980 öncesinde kısa bir süre DİSK’e bağlı Baysen Sendikası’nda Doğu ve Güneydoğu Bölge Organizatörü olarak sendikacılık yaptım. Sendikada çalıştığım dönem devrimci hareketin yükselişte olduğu yıllardı. Bu yükselişe paralel olarak Diyarbakır, Mardin, Siirt, Muş, Bingöl, Van, Hakkâri gibi illerde Bayındırlık Müdürlüklerinde, Karayollarında, YSE (Yol-Su-Elektrik)’de çalışan işçileri DİSK’e bağlı Baysen Sendikası çatısı altında örgütlemeye çalışıyorduk.

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Linç Rejimi – Tanıl Bora

“Türkiye’nin tarihinde, linçlerin, bir olağanüstü hal yöntemi olarak, bir idare tekniği olarak kullanıldığını görüyoruz. Türkiye’ye özgü değil bu. Bu küçük kitapta Nazi Almanyası’nın linç rejimiyle Türkiye deneyimi arasındaki benzerliklere dikkat çekiyorum.” Tanıl Bora Tarihimizde pek çok örneği bulunan, bugün de gayet olağan bir şekilde sürüp giden linçler silsilesi, Türkiye’de sürekli bir linç rejiminin varolduğunu düşündürüyor.

okumak için tıklayınız

İşçi Hareketi Tarihine Bakış – Mustafa Günay

Tarihe bakmadıkça bugünü görmek ve gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak ve tavırlar geliştirmek imkanı söz konusu değildir. İnsanın ortaya koyduğu her türlü başarı ya da başarısızlıkların, kazanımların ya da kaybedişlerin bir tarihi vardır. Bu bağlamda tarihe, tarih bilinciyle bakmak bize yaşadığımız zamana eleştirel bakma olanağı verir. Bu aynı zamanda özgürleşme, insanın insan olarak yaşama olanaklarının gerçekleştirilmesi

okumak için tıklayınız

Ali Şeriati: Acaba Einstein ve çoban uzaya baktıklarında hangisinin bilinmeyeni daha çoktur?

Acaba Einstein ve çoban uzaya baktıklarında hangisinin meçhulü daha çoktur? Kesinlikle Einstein’ın. Çünkü çoban uzaya baktığında tavana yapışmış ve yıldız denilen birkaç “zarurak” olduğunu düşünür. Eğer beyninde bir soru oluşturmak istese bu, gök niçin mavi veya Güneş ve Ay orada niçin yüksekte durmaktadır, şeklinde olur. Onun için her şey açıktır ve dörtten fazla sorusu yoktur.

okumak için tıklayınız

Ali Şeriati’ne göre burjuvazinin özellikleri

Burjuvazinin Özellikleri 1- Çeşitlilik: Tarımsal hayatın tersinedir. Bir çiftçinin hayatına girsek tüketimi birkaç kalemden fazla değildir. Elbisesi ya yündendir ya iplikten; şekli de sabittir. Yiyeceği ve tüm ihtiyaç maddeleri tek tip ve değişmezdir. Ama burjuvazi gelir, çeşitlilik ortaya çıkar, geleneklerden vazgeçer. Yatağı halı ve kilim üzerinde değil, karyola üzerindedir. Hatta içeceklerinde de değişiklik olur; (daha

okumak için tıklayınız

Her şey bilinçlerimizde bozulup çürüyor: Boşluk bile kirli orada…

Roma’nın artık ne kötülüklerine ne de çarelerine dayanabildiğini söyleyen kadim tarihçi, kendi çağını tanımlamaktan çok bizimkini öngörmüştür. imparatorluğun bıkkınlığı kuşkusuz büyüktü ama düzensiz ve yaratıcı olan Roma bu durumla baş etmek için yine de sinizmi, şatafatı ve yırtıcılığı beslemeyi biliyordu; ama, şu an içinde bulunduğumuz uygarlık, sıkıcı sıradanlığı içinde, o aldatıcı görünüşlerden hiçbirine sahip değil.

okumak için tıklayınız

1 Mayıs’ın Anlamı ve Önemi – Zafer Köse

Çalışma sürelerinin kısaltılması için yürütülen örgütlü mücadele, insanlık tarihinin en önemli konusudur! Çünkü: Yaşamak için çalışmak zorunda olan insanların kendine zaman ayırabilmesi mümkün hale geldi. Sevmeye, düşünmeye, karar vermeye hak kazanıldı. “Serbest zaman” talebi gibi “laiklik”, “özgürlük”, “insan hakları” taleplerinin de emek mücadelesi ile ilişkilendirilmesi ve hayata dair hale gelmesi sağlandı.

okumak için tıklayınız

Hitler’e doğum günü armağanı

Hitler’e doğum günü armağanı – I Tarih 20 Nisan 1943. Dünyayı kana bulamış bir diktatörün, Hitler’in 55. doğum günüdür. Hitler’in en sadık adamı, ünlü SS lideri Heinrich Himmler führerine, eşsiz bir doğum günü armağanı hazırlamakla meşguldür. Hitler’i son derece memnun edecek olan bu armağan Polonyalı 56.000 Yahudi’nin ölüsünden başka bir şey olmayacaktır.

okumak için tıklayınız

13 Madde ile Kayıp Ütopik Efsane: Yugoslavya

Eskiden dünyanın en prestijli ülkelerinden biri hâline gelen bir Yugoslavya vardı. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ülke, disiplinli ve sistematik bir biçimde gelişme göstererek çok hızlı bir şekilde bölgedeki en önemli güç hâline geldi. İnanması güç olsa da, bugün kanlı bıçaklı düşman olan birçok milletten insan, bir zamanlar bu ülkenin barış içinde yaşamış vatandaşlarıydı. Bu

okumak için tıklayınız

Yüzyıldır Üç İstanbul – Zafer Köse

Üç İstanbul’un sayfalarında hızla ilerlerken, birden duruyorsunuz. Bir şey hatırlamaya çalışır gibi belleğinizi zorladığınız duygusuna kapılıyorsunuz. Sanki bir şey söyleyeceksiniz de o sözcük bir türlü aklınıza gelmiyor. Neydi ki? Tekrar kitaba dönüyorsunuz. Adnan’ın üzerinde çalıştığı romanı için aldığı notları bir kez daha okuyorsunuz: “Sonra bu minareler: Gökyüzünü madalyon bir ayna parçası gibi tutan, birer kız

okumak için tıklayınız

Yoksul Olmak Tam Zamanlı Bir İştir

İster gelişmiş ister az gelişmiş bir ülke olsun gelir dağılımındaki eşitsizlikler, parası olana hal ve hizmet veren sistemlerde/toplumlarda yoksul ve bakıma muhtaç çocuklar için aydınlık bir gelecek umudu düşüktür. Keza bir çocukta yoksul bir yaşam gelecek için belirleyicidir. Bob Mckinnon da böyle düşünmüş olacak ki bu konuda bir yazı yazmış, “yoksulluk tam zamanlı bir iştir”

okumak için tıklayınız

Victor Hugo: Uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir?

Victor Hugo, Sefiller’de sorar; “uygarlığın yeraltısı, daha derinde ve karanlıkta olduğu için, uygarlığın görünürdeki yüzünden daha mı az önemlidir? Hugo birini bilmeden diğerini bilmenin mümkün olmadığını söylese de, bu iki gerçekliğin birbirinden önemli ölçüde ayrıştırıldığını farkındadır. O yüzden iki tür tarihçiden söz eder Hugo; anlam ve fikir tarihçisi ve olaylar tarihçisi.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Auguste Blanqui – Elif Şahin Hamidi

“Ne tanrı ne efendi” sözünü çoğunluk bilir, bilir de kime ait olduğunu bilen pek azdır. Fransız devrimci Louis Auguste Blanqui’ye ait olan bu söz, onun “yarının toplumuna katkı olarak çıkardığı” gazetenin de adıdır aynı zamanda. Blanqui, özgürlük için sonsuz mücadele vermiş, bu uğurda kendi özgürlüğünden vazgeçmiş, 75 yıllık ömrünün 43 yılını “tutsak” olarak geçirmiş devrimci

okumak için tıklayınız

Direnişin hikayesini anlatan kadınlar: Rüzgarı kafese kapatamazsınız

Eduardo Galeano’nun yeni kitabı ‘Kadınlar’ sömürgecilere, diktatörlere ve maçolara karşı direnişin öncüsü kadınları anlatıyor. Dünya devriminin öncü kadınları ile birlikte isimlerini devrimin bile unutmaktan kurtaramadığı kadınlar. Hem de direnişin içinde hikaye anlatan, şarkı söyleyen ve dans eden kadınlar.

okumak için tıklayınız

Zombi Emek – Vampir Sermaye

David McNailly özellikle 2008 ekonomik krizinin ardından zombi ve vampir hikâyelerindeki artışı gözlemleyerek girişmiş çalışmasına. Yazara göre ekonomik kriz sonrası yapılan betimlemelere de korku figürleri damgasını vurmuştu: Analistler zombi kapitalizminden, zombi iktidarından bahsetmeye başlamış, büyük yatırım bankaları “kokusu paraya benzeyen her şeye o kanlı ağzını doymak bilmemecesine dayayan koca bir vampir” olarak tanımlanmaya başlamıştı. Böyle

okumak için tıklayınız

Disney’in sınıfsal dünyası: Yoksulluk mutluluktur

“Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” dünyasında, Huysuz’un bile mutlu mesut çalışması gerekiyor. Duke Üniversitesi’nden sosyologların yaptığı yeni bir araştırmaya göre, Disney filmlerindeki sınıf steryotipleri, genç izleyicilere çok çalışıp yoksulluktan kurtulana kadar yazgılarını kabul etmeleri gereken bir hayatı gösteriyor.

okumak için tıklayınız

Milyonlarca insan karşılıklı olarak birbirlerine öylesine kötülükler yapmaya başladılar ki…

Dünyada yaratılmış bütün savaş tasvirleri arasında bence en görkemlisi, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ıdır. Hiçbir tarihçi, bu kitapta, Napoleon’un Rusya’ya düzenlediği üç seferde olduğu ölçüde bir savaşı bunca somut, hem de tinsel açıdan bunca zengin anlatmamıştır. İnsan her sayfayı yaşar, komutanları ve diplomatları haritalarının ve belgelerinin başında, orduları ilerlerken, askerleri de savaşın her ânında görür. Bu

okumak için tıklayınız

Bir kenti hayata döndüren müzik: Leningrad Senfonisi

2. Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, kentin son kara bağlantısının da kesilmesiyle 8 Eylül 1941’de başladı. Şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad’ın düşürülmesi, Hitler’in Sovyetler Birliği’ni istila etme planındaki üç stratejik hedeften biriydi. Kentin politik, askeri ve endüstriyel önemi Nazilerin Sovyetler Birliği’nde ilk olarak buraya göz dikmesine neden olmuştu.

okumak için tıklayınız

Fidel Castro’yu Öldürmenin 634 Yolu – Fabian Escalante

Bilgiye, özgüvene, insan ve yaşam sevgisine dayanan devrimin dünyanın en büyük süper gücünün yok etmeye yönelik her saldırısını, ki dile kolay, 634 belgeli tanıklı komplo, boşa çıkarma yeteneğinin yakın dünya tarihinde eşinin benzerinin olmaması gerçeğini anlatıyor… Mao’nun o ünlü, “emperyalizm kağıttan kaplandır” sözü bu kitabı okurken sıkça akla geliyor.

okumak için tıklayınız

Türkiye’de İşçi Hareketi (1908-1984) – M. Şehmus Güzel

Bu çalışmanın asıl hedefi, Türkiye’deki işçi hareketi tarihinin belli bir dönemini genel çizgileriyle özetlemek, yüz yılı aşan bir geçmişe sahip Türkiye işçi hareketindeki sürekliliğin peşine düşmek ve varılan noktanın tarihsel kaynaklarına ulaşma yollarını aramaktır. Bu hedefe ulaşmak için de, sürekliliği yaratan unsurların, çevre koşullarının, kadın ve erkeklerin, gençlerin, çocuk işçilerin, işçi eylemleri içinde yer alan

okumak için tıklayınız