Kategori: Psikoloji

Kurt Lewin’de Yönetim Liderlik Tarzları – Psk. Banu Beyaz

Yönetim kavramı işi çekip çevirme, idare ve sevk anlamlarını içermekle birlikte kurum ve örgüt kavramları yerine de kullanılmaktadır. Yönetim, geleneksel yaklaşıma göre başkaları üzerinde otorite oluşturma bakış açısı ile değerlendirilirken, modern yaklaşıma göre, çalışanları motive ederek onların kabiliyetlerini ortaya koyma olarak değerlendirilmektedir. Kişiler üzerinde otorite oluşturma, kamu yönetimine dair bir yaklaşım olup, yönetimden ziyade idare

okumak için tıklayınız

Uyum mu, İsyan mı? Geleneksel ve Radikal Psikanaliz Arasındaki Farklar

Günümüzde psikanaliz dendiğinde aklımıza genellikle divana uzanmış bir hasta ve ona neyin “yanlış” olduğunu söyleyen, her şeyi bilen bir uzman gelir. Ancak psikanaliz her zaman sistemi onaylayan uysal bir araç değildi. İnsanları “hasta” bir topluma uyum sağlamaya zorlayan geleneksel/uyarlayıcı psikanaliz ile dünyayı değiştirmeyi hedefleyen radikal psikanaliz arasında uçurumlar vardır. İşte bu iki yaklaşım arasındaki 4

okumak için tıklayınız

İşgörenin Sürücülük Stresi – Psk. Banu Beyaz

Devamlı yüksek ses, gürültü, kalabalık, aşırı sıcaklık ve çevre kirliliğinin hakim olduğu ortamlar kişilerin fiziksel ve ruhsal sağlığını etkilemektedir. (Weiten ve Lloyd, 2006: 76; Taylor ve diğerleri, 2007: 414). Her geçen gün artan araç sayısına karşılık olarak, yolların miktar ve kalitesinin artmaması sonucu karayollarında, özellikle şehiriçi trafiğinde, adeta bir yer kapma savaşı olmakta; kargaşa, engellenme

okumak için tıklayınız

İŞ SAĞLIĞI OKUR YAZARLIĞI – Psk. Banu Beyaz

İş sağlığı kavramına bakıldığında, işçilerin sağlığını ve çalışma potansiyelini geliştirme ve bu kapasitenin korunması açısından iş yerinde güvenlik ve genel sağlık durumuna katkılarını sunmasıyla birlikte iş yönetimi ve çalışma kültürünü geliştirmeyi kendisine amaç edinmektedir. İş sağlığı, her iş alanında personellerin bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan bütün bir iyi olma durumuna ulaşması için alınan önlemleri içeren

okumak için tıklayınız

Aile Yaşam Memnuniyeti – Psk. Banu Beyaz

Aile, bireyin yaşamında önemli bir role sahip olmakla birlikte toplumun en küçük birimidir. Ayrıca aile hem beden hem de ruh sağlığı açısından gerekli sevgi, şefkat, bakım ve ilgi bulunabilecek en doğal ortamlardan birisidir. (Bulut, 1993). Aile kavramı, aralarında kan bağı bulunan bireylerin düzenli olarak destek ve bakım gereksinimlerinin giderildiği ve birbirleriyle ilgilenen bireylerden meydana gelen

okumak için tıklayınız

Kan Denizi, Wotan ve Dinamit Şatosu: C.G. Jung’un Savaşlara ve İnsanlığın Çöküşüne Dair Sarsıcı Bakış Açısı!

İnsan ruhunun karanlık dehlizlerinde dolaşan ünlü psikanalist Carl Gustav Jung, sadece bireylerin değil, koca ulusların ve dünyanın da psikolojik röntgenini çekmişti. Yirminci yüzyılı kan gölüne çeviren o iki büyük dünya savaşı sırasında ve sonrasında Jung’un yaşadıkları, gördüğü vizyonlar ve kitlelerin cinnetine dair yaptığı teşhisler bugün bile tüyler ürperticidir. Gelin, Jung’un savaşların patlak vermesini nasıl öngördüğüne

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung Politikayla Açıktan Neden İlgilenmedi ?

Carl Gustav Jung, siyasetle doğrudan ilgilenmemesinin ve politik bir figür olmaktan kaçınmasının ardında yatan temel nedenleri kendi sözleriyle ve analitik yaklaşımıyla birkaç başlık altında açıklamıştır: 1. Dünyayı Kurtarmanın Yolunun Bireyden Geçtiğine İnanması Jung, dünyadaki büyük sorunların çözümünün kitle hareketlerinde veya siyasi programlarda değil, bireyin kendi iç dünyasında başladığına inanırdı. Siyasi ve kitle hareketlerinin, bireyleri toptan

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung, Hitler’i bir ‘Büyücü’ Olarak Tanımlamasının Arkasındaki Psikolojik Nedenler Nelerdir?

Jung, ilkel toplumlardan günümüze uzanan liderlik yapılarını incelerken güçlü adamları iki ana kategoriye ayırır: Fiziksel gücüyle öne çıkan ve rakiplerini ezen “şef” (Mussolini ve Stalin gibi) ile gücünü fiziksel kaslardan değil, halkın ona yansıttığı doğaüstü yeteneklerden alan “büyücü/şaman” (medicine man). Jung’un Hitler’i net bir şekilde bu “büyücü” veya “medyum” kategorisine koymasının arkasında şu psikolojik nedenler

okumak için tıklayınız

C.G. Jung’un Analizlerine Göre Wotan (veya Odin) Arketipi

C.G. Jung’un analizlerine göre Wotan (veya Odin) arketipi, Alman halkının kolektif bilinçdışında uzun süredir uykuda olan, ancak Hıristiyanlığın etkisini kaybetmesiyle yeniden uyanmak için verimli bir psikolojik zemin bulan kadim bir Cermen savaş, fırtına ve gök gürültüsü tanrısıdır. Bu arketipin Alman halkı üzerindeki etkileri şu şekilde özetlenebilir: Özetle Wotan arketipi, Alman halkını ele geçiren, onları mitolojik

okumak için tıklayınız

C.G. Jung’un Teşhis Koltuğunda Bir Diktatör: Hitler Analizinin Psikolojik Çerçevesi

C.G. Jung, Adolf Hitler’i klasik bir siyaset bilimci veya tarihçi gibi değerlendirmez; onun psikolojik analiz çerçevesini tamamen kolektif bilinçdışı, arketipler ve kitle psikolojisi üzerine kurar. Jung’a göre Hitler tek başına bireysel bir anlam ifade etmez; o, bütün bir ulusun psikolojik krizini yansıtan devasa bir fenomendir. 1. Ulusu “Divandaki Bir Hasta” Gibi İncelemek ve Wotan Arketipi

okumak için tıklayınız

C.G. Jung Hitler’i Destekledi mi? Bir Dehanın Üzerindeki Nazi Gölgesi ve Gerçekler

Psikoloji dünyasının en büyük efsanelerinden ve tartışma konularından biri, C.G. Jung’un Nazi sempatizanı veya anti-Semitist olduğu yönündeki iddialardır. Özellikle 1949’da Saturday Review of Literature dergisinde yayımlanan makalelerde, Jung’un yeni bir otoriter rejime zemin hazırlayan bir komplonun parçası olmakla ve Hitler’i desteklemekle suçlanması bu tartışmaları alevlendirmiştir. Peki, insan ruhunun derinliklerine ışık tutan bu büyük bilge, tarihin

okumak için tıklayınız

Bir Diktatörün Zihnine Yolculuk: C.G. Jung’un Gözünden Adolf Hitler’in Psikolojik Analizi!

Tarihin en karanlık sayfalarından birini yazan Adolf Hitler, milyonları peşinden nasıl sürükledi? Rasyonel bir toplum nasıl oldu da böyle bir kitle cinnetine kapıldı? Ünlü psikanalist Dr. Carl Gustav Jung’un, 1930’lu yıllarda Hitler ve diğer diktatörler üzerine yaptığı psikolojik analizler, bu sorulara siyasi değil, bilinçdışının derinliklerinden gelen ürpertici cevaplar veriyor. Gelin, Dr. Jung’un teşhis koltuğuna oturtulan

okumak için tıklayınız

Tarihin En Karanlık Zihinlerine Yolculuk: Jung’un Gözünden Hitler, Mussolini ve Stalin!

1938 yılında Pulitzer ödüllü gazeteci H. R. Knickerbocker ve 1939 yılında Rahip Howard L. Philp, ünlü psikanalist Dr. Carl Gustav Jung ile dünyayı sarsan tarihi röportajlar gerçekleştirdiler,,,. Jung, bu söyleşilerde siyasetin çok ötesine geçerek 20. yüzyılın en büyük üç diktatörünü (Hitler, Mussolini ve Stalin) psikolojik bir ameliyat masasına yatırdı,,,. Ortaya çıkan teşhisler, bu liderlerin kitleleri

okumak için tıklayınız

Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu / Tanı ve Baş Etme Yolları – Astrid Neuy-Bartmann

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ya da kısaca DEHB, günümüzde çocuk ve ergen psikiyatrisinde en sık konulan tanılardan biri. Pek çok kişi bu sebeple, onun yaramaz veya tembel çocuklar için kullanılan moda bir kavram olduğunu düşünüyor. Peki DEHB tam olarak ne anlama geliyor? Gerçekten ebeveynlerin yetiştirme hatalarını ya da çocuğun karakter zaaflarını örtbas etmeye hizmet

okumak için tıklayınız

Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik – Leonie Lutz, Anika Osthoff

“Çocuğum tableti elinden bırakmıyor.” “İmdat, oğlum oyun bağımlısı oldu!” “Ergen kızım kendi YouTube kanalını açmak istiyor, ne yapmalıyım?” Bu ve benzer endişeler, bugün anne babaların başlıca dert ve sıkıntı kaynakları arasında. Öte yandan dijital dünya artık geri dönüşsüz bir şekilde yerleşik ve vazgeçilmez bir olgu olarak hayatımızda. O halde endişelerimizi nasıl yönetmeli ve çocuklarımızın dijital

okumak için tıklayınız

Düşün / Düşünceli Bir Hayatın Savunusu – Svend Brinkmann

Dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu yoğun hayatımızda düşünmeye gitgide daha az fırsat buluyoruz. Düşünceli bir hayatın düşüncesi bile toplumsal hızlanmanın damga vurduğu çağımızla uyumsuz duruyor. Koşuşturmalı modern varoluşumuz, düşüncelerimizle vakit geçirmeye, yaşadığımız olayların ayrıntılarını değerlendirmeye veya hayatın gizemlerine kafa yormaya alan bırakmıyor. Bildiğimiz kadarıyla insan, dünyada kelimenin tam anlamıyla düşünme kabiliyetine sahip tek varlık. Peki düşünmek

okumak için tıklayınız

Yas Psikolojisi / Sevilen Bir Yakının Ölümüyle Baş Etmek -Alain Sauteraud

Yas, insan hayatındaki en sarsıcı deneyimlerden biri. Sevdiği ve bağlılık duyduğu bir yakınını kaybeden kişinin hayatı geri dönüşsüz biçimde değişir. Yine de yası ölümden ziyade hayatla bir arada düşünmek mümkün mü? Yas nedir? Ürkütücü olmadan yastan bahsedilebilir mi? Sevilen bir yakının ölümünden sonra ne kadar acı çekmek normal kabul edilir? Yas acısını yatıştırmanın yolları bulunabilir

okumak için tıklayınız

MARKALAŞAN DOKTORUN TERCİH EDİLME NEDENLERİ – Psk. Banu Beyaz

Kişisel Markalaşmanın sözlük tanımı, kişilerin yaşamları boyunca sahip olduğu her şey; özü, sözü, imajı ile müşterilerine vermiş olduğu mesaj, yaratmış olduğu fark, gerek kendisine, gerekse işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayanan bir kimlik tanımlamasıdır. (http://www.pazarlamamakaleleri.com/kisisel-markanizi-yaratin/ ) . Dereli ve Baykasoğlu (2007) kişisel markayı şu şekilde açıklamaktadırlar: Bir kişinin yaşamı içerisindeki duruşu ve dış dünyaya verdiği

okumak için tıklayınız

Bir Doktoru Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Temel Noktalar – Psk. Banu Beyaz

Hekim seçme hakkı; hasta ve hasta yakınlarının, en temel hasta hakkı olan sağlık çalışanını seçmesi ve değiştirmesi, teşhis ve tedavilerinde katılımcı rol oynamaları şeklinde ifade etmek mümkündür. Hekim seçme hakkı; ulusal ve uluslararası metinlerde şu şekilde yer almaktadır: “Yeterli bilgiye sahip her birey farklı tedavi prosedürleri (yöntemleri) ve tedaviyi verecek kişiler arasında seçim yapma hakkına

okumak için tıklayınız

Aile Aidiyeti – Psk. Banu Beyaz

ÖZET Bu yazıda aidiyet, aile aidiyeti, ailenin işlevleri, aile aidiyetini destekleyen unsurlar üzerinde durulmuştur. İÇERİK TDK (2019) ‘da ‘ilişkinlik’, ‘ilgi’ olarak tanımlanan aidiyet kavramı, Maslow’a (1987) göre “kişinin cevresi tarafından kabul edilme, etrafındakiler tarafından biliniyor olma, önemli olma ve değer taşıma ihtiyacıdır. (Avşar;2019) Bir yere ait olma, “aidiyet” duygusu, bireyin insanlığını sürdürmek için içinde bulunduğu doğa ve toplumla sürdürdüğü çabadan kaynaklanmaktadır.

okumak için tıklayınız