Kategori: Romanlar

Kaderin Bir Cilvesi – Hasan Öztoprak

İstanbul üzerine kim bilir ne cümleler kuruldu şimdiye dek, ne sözler edildi, ne hikâyeler anlatıldı. Her defasında bu büyülü şehir biraz daha keşfedildi. Ama her yazarın keşfi başkadır. İstanbul’da zaten buna olanak verir. Hasan Öztoprak da İstanbullu bir yazar. Romanlarında İstanbul’u mekân tutmuştur. 10 yıl aradan sonra yazdığı bu dördüncü romanında da İstanbul şehrini merkezden

okumak için tıklayınız

Sayısız (Savaş Tanrısına Sunulan Kurbanlar, Yeni Dünyanın Esirleri: Mülteciler) – Elvis Peeters

“Gerçek tüm çıplaklığıyla ortadaysa ona ilave edilecek fazla bir söz yoktur.” Aylardır bu gerçek daha da soyunuyor gözlerimizin önünde, modern dünyada savaş tanrısına sunulan kurbanlar, yani mülteciler, yani ülkesinden sürülenler, yani evsiz barksız bırakılanlar, yani hayatsız, susuz, soluksuz kalanlar. Peki, biz hangi gerçekliğin içinde yaşıyoruz? Bizim rahatımız kaç kişinin uykusuzluğuna, hayatımız kaç kişinin ölümüne mâl

okumak için tıklayınız

Yalnızlar – Zaven Biberyan / Marjinalliğe zorlanmışların içeriden bakışı

Zaven Biberyan, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir açıdan baktığı Yalnızlar adlı bu romanında, siyasi iktidarın el değiştirmesiyle toplumun da hızlı bir dönüşüm geçirmeye başladığı 1950’li yılların başlarında, İstanbul’un Anadolu yakasında bir sayfiye yerinde, Erenköy’de, bir yaz hafta sonunda yaşananları anlatıyor. Yazar, bu iki günde yaşananlarla, toplumsal sınıfların ve beraberinde çeşitli statülerden bireylerin iç dünyalarının derin

okumak için tıklayınız

Herkes Tek Başına Ölür – Hans Fallada

“Bir kişi mi savaşır, on bin kişi mi, bu hiç önemli değildir! Eğer tek bir insan savaşması gerektiğini kavramışsa savaşmalıdır!” Dünya klasiklerinin unutulmuş eserlerinden biri olan Herkes Tek Başına Ölür, ilk baskısından yaklaşık altmış yıl sonra tekrar okurlara kavuşarak hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail’de yüzbinler satan, yirmiden fazla dile

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının en büyük aşk romanlarından biri: “Genç Werther’in Acıları”

“Genç Werther’in Acıları” Üzerine Birkaç Düşünce Goethe, “Genç Werther’in Acıları” romanını 1774 yılının Şubat-Mayıs ayları arasında yazdı. Aynı yılın güzünde ilk kez yayımladı. Okurlar üzerinde beklenmedik yoğunlukta etki yaratan roman, kısa sürede birçok Avrupa diline çevrildi, aynı etkiyi diğer dillerin okurları üzerinde de bıraktı. 18. yüzyıl Almanyası’nda bireysel özgürlüğün gündeme geldiği yetmişli yıllarda bireyin duygusu,

okumak için tıklayınız

Geçmiş Şimdi Gelecek – Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş okurlarının uzun yıllardır arayıp da bulamadığı iki öykü kitabı vardır: Bir Gülüşün Kimliği ve Yoklar Fısıltısı. Otuz yıl sonra, Ölü Zaman Gezginleri’nde yer almayan bu öyküler, yeniden okurlarıyla buluşuyor. Toptaş’ın, acemiliğin A’sındayken kaleme aldığı öyküleri, “HAT yazısı”nın kökenlerine inmemiz, yolun ufkunu sezmemiz için bulunmaz nimetler…

okumak için tıklayınız

Gava Miri Bıaxife – Newaf Miro ‘’Gitmek ölmektir. Ölmek de gitmek.’

Bir ölünün söyledikleridir Bir hüzün atmosferi yaşanıyor ülkemizde. Soluk alıp vermek bile eziyete çevrilmek isteniyor. İstiyorlar ki insanlarımız yaşarken ölsün. Gayelerine de sıkı sıkı bağlılar. Yakıp yıkıyorlar. Sürüyorlar bizi uzaklara. Bazen de dünyaya gelmeden veda eder halkımın çocukları. Geride hiçbir şey bırakmadan çekip gitmek hazin bir durumdur. Kürt olmanın dayanılmaz ağırlığındandır tüm bunlar. Daha parmak

okumak için tıklayınız

Ebedi Nişanlı Kafka – Jacqueline Raoul-Duval

Franz Kafka 1912 ile ölüm yılı olan 1924 arasında dört kez nişanlandı fakat hiç evlenmedi. Nişanlıları Felice, Julie, Milena ve Dora ile aşk mektupları aracılığıyla süren ilişkileri oldu. Bu edebiyat dahisi adam; Prag, Berlin ve Viyana arasında, kusurlu, ürkek, eğlenceli, ironik ve acımasızca kendi sınırlarının farkında olan biri haline gelmişti. Baştan çıkarıcıydı, aşık da olabiliyordu

okumak için tıklayınız

Sahtekarlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir. George Orwell

“Sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.” George Orwell George Orwell’in 1938 yılında yayımlanan kitabı Katalonya’ya Selam, Orwell’in bir milis olarak katıldığı İspanya İç Savaşı’ndaki deneyimlerini konu alır. Orwell’in birinci elden tanıklığına dayanan bu kitap, faşizme karşı yürütülen savaşa ışık tutmanın yanı sıra İspanya’da başlayan toplumsal devrimi, cumhuriyetçiler cephesinde anarşistler ile komünistler

okumak için tıklayınız

Yaşamak Yasak – Hasan Kıyafet “Terzi Fikri’ye ithafen”

Hasan Kıyafet’in “Karadeniz’in Romanı” alt başlıklı “Yaşamak Yasak” isimli bu kitabının ilk baskısı 1986 yılında yapılmıştı. Kıyafet’in 1976 yılında Fatsa’yı ziyareti ve Fikri Sönmez, daha doğrusu en bilinen ismiyle Terzi Fikri’yle tanışıklığından yola çıkarak kaleme aldığı roman, fındık işçilerinin yaşadığı zorluklardan meşhur 1977 1 Mayıs’ına kadar uzanıyor. Caka deresinden Canik dağlarına serpilmiş fındık bahçelerinde çalışan

okumak için tıklayınız

Freud’un Kız Kardeşi – Goce Smilevski

Viyana, 1938: Naziler şehri kuşattığında Sigmund Freud’a ülkeden çıkış vizesi verilir ve yanında götüreceği kişilerin listesini yapması istenir. Freud doktorunu, hizmetçilerini, onların ailelerini, baldızını, hatta köpeğini bile bu listeye koymasına rağmen kız kardeşlerini arkasında bırakır. Ağabeyleri hayatının geri kalanını Londra’da geçirirken, dört kız kardeş Terezín’deki toplama kampına götürülürler.

okumak için tıklayınız

Dünyayı Roman Kurtaracak – Zafer Köse

Şimdi her şey gibi “sanat”ı da inkar ediyordu. “Sanat”, “hayat” dediğimiz yalanı gerçek sanmak için uydurduğumuz ikinci bir “yalan”dı. … Süheyla, “Yanılıyorsun Adnan” dedi. “Hayatımızda tek doğru şey sanattır. Hayattan bile kuvvetli olan sanat! Görüyor musun? Dışarıda ehemmiyet vermeyerek görüp geçtiğimiz şeylere sahnede ağlıyoruz.”

okumak için tıklayınız

Parçalı Bulutlar Ülkesi – İlker Özünlü

Çok ölü vardı ve 77 1 Mayıs’ında herkes yaralanmıştı… 80 öncesine dair keskin ve ödünsüz bir yüzleşme. Eğer parçalı bulutluysa gökyüzünüz, beklenmedik değişimlerin sınırlarındasınız demektir. Tünel’in karanlık sokakları. Bir zamanların adım atılması, önünden bile geçilmesi yürek isteyen sokakları.

okumak için tıklayınız

Romantik Bir Viyana Yazı – Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu’nun romanları böylece enikonu kapsamlı incelemeleri de zorluyor. Düşünsel düzeyde verilen olumlu kavga, yanı sıra yazınsal düzeyde de önemle üstünde durmayı gerektiren romanların varlığını imliyor. Hem sonra, düşünsel ve yazınsal düzeyleri birbirinden ayırarak almak da Adalet Ağaoğlu’nun romanlarına yaklaşmayı güçleştiriyor. (…) Romantik-Bir Viyana Yazı, düşünsel ve yazınsal derinliğiyle bu yazınsal birliği açıklamaya yatkın olduğu,

okumak için tıklayınız

Birazcık Halil’i okumadınız mı daha – Sadık Güvenç

Hasan Sever’in 2014 yılında Ayrıntı Yayınları arasında çıkan romanı “Birazcık Halil” 426 sayfa. Konya Kulu’dan İsviçre’ye çalışmak için giden baba, oğlu Halil’i de yanına alır. Ama ne alma! Halil orada başka dünyaların adamlarına takılacaktır. Böylece Halil ve paradan başka bir şeyi gözü görmeyen babası arasındaki uçurum gittikçe derinleşecektir. Halil aracılığı ile Avrupa’nın öteki yüzünü ve

okumak için tıklayınız

Geç Bir Sonbahardı – Fırat Ceweri

(*)“Fırat Cewerî’nin ilk romanı olan “Geç Bir Sonbahardı” da yirmi sekiz yıl sonra, elli yaşında, yurduna dönüş hazırlıkları yapan, sürgün ve aidiyetini yitirmiş bir karakteri öne çıkarır. Bu da Ferda’dır. Ferda, katilin, olay mahalline dönüşü gibi, sürgün de doğup büyüdüğü zamanlara dönüş yapmak ister. Ya döner ve kırıklıklarla karşılaşırlar ya da yurdunu bıraktığı gün gibi anımsamakla

okumak için tıklayınız

Yüzyıldır Üç İstanbul – Zafer Köse

Üç İstanbul’un sayfalarında hızla ilerlerken, birden duruyorsunuz. Bir şey hatırlamaya çalışır gibi belleğinizi zorladığınız duygusuna kapılıyorsunuz. Sanki bir şey söyleyeceksiniz de o sözcük bir türlü aklınıza gelmiyor. Neydi ki? Tekrar kitaba dönüyorsunuz. Adnan’ın üzerinde çalıştığı romanı için aldığı notları bir kez daha okuyorsunuz: “Sonra bu minareler: Gökyüzünü madalyon bir ayna parçası gibi tutan, birer kız

okumak için tıklayınız

Zübük’ün hileleri sonunda hep açığa çıkar, ama ilginçtir ki halk aldatıldığını öğrenmekle ondan uzaklaşmaz, becerisine gittikçe artan bir hayranlık duyar.

“Anlatım tutumu açısından roman sınıflandırmalarında yer alan hiciv romanına çağdaş edebiyatımızda evrensel düzeyde örnekler kazandıran Aziz Nesin, Zübük’te bir insan zaafını, ona ortam hazırlayan çevre faktörüyle iç içe işliyor. Romanın odak figürü Zübük, tip kavramını iki anlamda gerçekleştiriyor: Hem çıkarcı, dolandırıcı, hinoğluhinin özelliklerini akla gelebilen bütün, çeşitlemeleriyle üzerinde birleştiriyor, hem de bu özelliklerin adeta kişileşmiş,

okumak için tıklayınız

Hücrem, gri bir ışıkla doldu. Güneş doğuyor, idamların yapıldığı saat…

İçimde herhangi bir yenilgi taşımak istemiyorum. Değirmen beni öğütemedi. Kafam yerinde. Yaşayabildiğim için daha güçlü ve düşüncelerimle daha zengin çıkıyorum hapishaneden. Değirmenin yaşantımdan çaldığı yılları kaybetmedim ben. Büyük yanlışlar yapmışız yoldaşlar, ihtilalci olmak istemiştik, asi olmuşuz. Bütün hayatımız boyunca sabırla, inatla inancımızı sürdürmeliyiz. Sonunda duvar çökecek. Gardiyan, elinde bir mum ve içinde eşyalarım olan bir

okumak için tıklayınız

Modern uygarlık, insanları sonuna dek sömürmek için onların açlık zoruyla çalışmalarına güvenir.

Ölüm, cezaların en doğal olanıdır. Doğada hemen hemen her yerde görülür. Yüzücünün kayıtsızlığında, dağcının yanlış bir adımında, insanın ormanda kaplanda yaptığı mücadelede, açlığa, soğuğa ve doğaya karşı verdiği savaşta, bundan daha kesin bir sonuç yoktur. iki anlamda ölüm cezası, cezaların en insanca olanıdır. Birincisi, insanlar milyonlarca yıldan beri – böylelikle kendilerini hayvanlardan ayırmışlardır – bunu

okumak için tıklayınız