Kategori: Romanlar

Wigan İskelesi Yolu – George Orwell

Wigan İskelesi Yolu, George Orwell’in İngiltere’nin sanayi bölgelerinde bugün de fazla değişim göstermeyen ve zaman içinde siyasal etkisinden hiçbir şey yitirmemiş olan işçi sınıfı yaşamıyla ilgili deneyimlerini aktaran önemli bir inceleme. Sosyal adaletsizlik, korkunç konutlar, madenlerdeki çalışma koşulları, sefalet, açlık ve yaygın işsizlik sorunlarının müthiş bir öfke, insancıllık ve dürüstlükle aktarıldığı bu kitabı Peter Ackroyd,

okumak için tıklayınız

Tanrısız Gençlik – Ödön von Horvath “Aklımız ve vicdanımız ipotek altına verilirse…”

Peter Handke’nin “Brecht’ten daha iyi” dediği ve Stefan Zweig’ın “Çağının en yetenekli yazarı” olarak gördüğü Ödön von Horváth’ın en önemli eseri Tanrısız Gençlik, Jaguar Kitap etiketiyle yayınlandı. Uzun bir süre boyunca hak ettiği değeri göremese de, Almancanın yirminci yüzyıldaki en önemli yazarlarından biri olduğu hiç unutulmayan Ödön von Horváth, Tanrısız Gençlik’te çocukların bile masumiyetlerini kaybettikleri

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı – Nevin Koçoğlu

“Ovada çok işsiz ırgat dolanıyordu, kendileri gibi aç yoksul. Hepsi onlar gibi şaşkınlık içindeydiler. Tozları dizkapağına kadar çıkan yollardan tozutarak mavi, sarı, kırmızı, mor traktörler, biçerdöverler, kocaman kamyonlar geçiyordu, üstlerini yarım parmak kalınlığında toz bağlamış. Makinelerin öz renkleri altında kalmış, soluk, belli belirsiz. Ova tekmil sıtmadan titriyordu. İnsanların sapsarı yüzleri uzamıştı. Otlar kurumuş, yapraklar dallarda

okumak için tıklayınız

Büyücü – John Fowles

Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Zarfı açtım. Ondandı. “Bağışlayın beni!” diyordu.

Gecelerim o sabah bitti. Berbat bir gündü. Yağmur kederli tıpırtılarla pencere camlarını dövüyordu. Odam karanlıktı, dışarıda puslu bir hava vardı. Ağrıdan çatlayan başım dönüyordu. Bütün bedenimi ateş basmıştı. Bir aralık Matriyona’nın sesini duydum tepemde. – Postacı sana bir mektup getirdi, bey. – Mektup mu? .. Kimden? Heyecandan ayağa fırlamıştım. – Bilmem ki, bey. Bak hele

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Sevgili okuyucum, darılmayın ama kendi kendinizin düşmanı olduğunuz için gülüyorum.

Sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini ancak gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına, yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, “Böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?” diye düşünürsünüz. Ama bu düşünce de gençler içindir, sevgili okuyucum, hem de çok gençler için. Dilerim, sizin de gönlünüz uzun süre genç kalsın.

okumak için tıklayınız

Modernlikle inanç arasındaki muhafazakâr: Emine – Elif Şahin Hamidi

Siyasal roman deyince hemen akla gelen isimlerden biri olan Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı üçlemesinin ikinci kitabında yine insana, yine Türkiye’ye ve yine bu topraklarda yaşananlara dokunuyor. Türk-Kürt, Laik-Müslüman ve zengin-yoksul eksenindeki fay hattı üzerinden ülkedeki bölünüşe ayna tutuyor. Günümüzün yükselen Müslüman burjuva sınıfını daha yakından tanımak adına da dikkat çekici bir roman sunuyor.

okumak için tıklayınız

Geçmişe Bir Yolculuk: “Ay Işığı Tanıklığı” – Müslüm Üzülmez

“Mamosteyê delal, law weleh ez dibêjim qey ji gewrîya min xwîn tê.” (s.288)* Geçmişi bilmeden ne bugünü anlayabilir ne de doğru bir şekilde geleceği inşa edebiliriz. Bu bağlamda geçmişe yapılan yolculukları severim. Ve “Ay Işığı Tanıklığı” adlı romanı okuyunca geçmişe yolculuğa çıktım diyebilirim. “Ay Işığı Tanıklığı”nı Resul Üstün’ün kaleme almış.

okumak için tıklayınız

Bok Yoluna Gitmek – Erich Kästner

“Çöküş ve ahlaki çürümeye karşı, devlet ve ailede namus ve disiplin için; Heinrich Mann, Ernst Glaeser ve Erich Kästner´in yazdıklarını ateşe veriyorum.” 10 Mayıs 1933’de Berlin Opera Meydanı bu sözlerle yankılanırken, Kästner kenarda, kitaplarının genç Naziler tarafından yakılışını izliyordu. Kästner‘i faşist histerinin hedef tahtasına oturtan eserlerinin arasında Bok Yoluna Gitmek de vardı. Almanya’daki politik ve

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının en tuhaf metinlerinden biri: Tristram Shandy

Konusuzluğu konu edinen bir metin Dünya edebiyatının en tuhaf metinlerinden biri olan “Tristram Shandy”, 1759-1767 yılları arasında bölüm bölüm yayınlanmıştı. Sterne’nin sağlığı elverse, o dönemin edebi teamüllerine uygun düşmemekle birlikte okuyucular tarafından büyük ilgi görüp sevilen roman belki daha da uzayabilirdi. Modernist akıma ve post-modern romana öncülük ettiğini rahatlıkla söyleyebileceğimiz “Tristram Shandy” ile bizim tanışmamız

okumak için tıklayınız

Vazoya Bir Gül Düştü – İlker Özünlü

Doğal olan özgürlüktür. Çamların arasında bir görünüp bir kaybolmaktır varoluş. Her yerde var olabilmek için bir yerde kaybolmak. Kaybolmayı hepimiz gibi doğuştan edinmiş ancak bizim gibi unutmayıp bilince çıkarmış köylü bir kız çocuğu… Belki de ondan daha özgür olan, gittikleri her yerde başıboşlukları gıpta edilen ve tam da bu yüzden korkulan Çingenelerle rastlaşır ve onlara

okumak için tıklayınız

Serseri – İlker Özünlü

Çocukluktan gençliğe adım atan Selim, hayatı tanıma yolculuğunun bu ilk adımında toplumun sınırlarına çarpacaktır. Her şey onun için önceden belirlenmiştir. Büyümenin, birey olmanın toplumsal kalıplarına uymaya çağrılır; ilk olarak ailesi tarafından. Okul duvarlarının eğitim hapishanesini koruyup kolladığını görecek, cinselliğin toplumsal cenderenin dikenli telleri olduğunu deneyimleyecektir.

okumak için tıklayınız

Kendi kafasına sığamayan “Karaduygun” – Sema Kaygusuz

“Karaduygun, kendi kafasına sığamayandır. Düşüncenin yüzyıllar içinde tamamlandığının bilinciyle zamanın kör kuyularına dalmayı göze alır. Dünyaya alışamaz, tahammül edemez, dünyevileşemez. Öç duygusu olmadan dehşete kapılır, iğrenmeden yadırgar, hamasete kanmaz, için için bağışlasa da aynı döngü tekrarlanmasın diye affedemez, sürekli anımsar, anımsadığı için uyuyamaz, uykusuzluk yüzünden unutamaz. Güzelliği bir lütuf gibi şükranla kabul eder, kötülük karşısında

okumak için tıklayınız

Triffidlerin Günü – John Wyndham “Bitkiler İnsanlara Karşı!”

Bilimkurgu türünün önde gelen yazarı John Wyndham’dan bir başyapıt daha. John Wyndham’ın en önemli kitaplarından biri olan Triffidlerin Günü, uygarlık, insanoğlunun doğa karşısındaki kibirli tutumu, cinsiyet ve sınıf ayrımı, soğuk savaş gibi toplumsal sorunların etrafında gelişen bir roman. İnsanoğlunun hırsının ve açgözlülüğün bir sonucu olarak doğanın başkaldırışını ve triffidler adı verilen bir bitki türünün dünyayı

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf: Yüreğim kaburgalarımı dövüyor.

Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı Dalgalar adlı yapıtında dış dünyayı yok eder. Üç erkek ve üç kadının çocukluklarından yaşlılık dönemlerine kadar tüm hayatlarının anlatıldığı kitapta dış dünya nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı kadarıyla verilir. “Bir olay örgüsüne uyarak değil, bir ritme uyarak” yazılan kitap, “şiir olmayan herhangi bir şey edebiyata neden girsin ki”

okumak için tıklayınız

Ölümün Aynası – Miguel de Unamuno

İspanyolların ünlü ‘98 kuşağının önde gelen ismi, usta yazar Miguel de Unamuno’nun “Ölümün Aynası” adlı öykü kitabı ilk kez Türkçe’de…“İyi bir öyküde en önemli şey durumlar ve geçişlerdir. Özellikle de bu sonuncusu. Geçişler, ah! Bu konuya dair, ünlü melodram yazarı D’Ennery şöyle diyordu: “Bir dramada (drama demek öykü demektir), önemli olan durumlardır; acıklı ve heyecan

okumak için tıklayınız

Gorki’nin Ana’sı: “Bizleri köpekler gibi tasmalı, zincirli tutuyorlar, cehalet içinde bırakıyorlar, korku içinde yaşatıyorlar…”

Ana, kâğıtları topladıklarını, ceketlerin altına, ceplere sokup sakladıklarını görünce yeniden güç kazandığını duydu. Daha sakinleşti. Gurur duyuyordu. Bunun sevinci coşturdu onu. Valizden tomar tomar bildiri çıkarıp sağa sola saçıyordu. Bir yandan da konuşuyordu. «Oğlumu ve arkadaşlarını niye yargıladılar, biliyor musunuz? Söyleyeceğim, ve siz inanacaksınız ak saçlı bir Ananın sözlerine: Dün onları mahkûm ettiler, çünkü onlar size, hepinize gerçeği anlatıyorlardı.

okumak için tıklayınız

Gökkuşağı Günleri – Antonio Skarmeta “Şili’de TV’de çıkan her şey Pinochet hakkında. Pinochet yanlısı olmayan biri ekrana çıkarsa mutlaka kelepçelenip terörist ilan edilir”

Şili’de, General Augusto Pinochet dönemi. Bir felsefe öğretmeninin oğlu olan lise öğrencisi Nico, babasının sınıfta ders anlatırken Pinochet’nin dikta rejimince acımasızca tutuklanmasına tanık olur. Nico’nun sevgilisinin babası olan Bettini, aynı zamanda Nico’nun babasının en yakın arkadaşıdır ve rejim tarafından işkence edilip kara listeye alınmış sol görüşlü bir reklamcıdır. Bettini son derece tuhaf bir taleple karşılaşır:

okumak için tıklayınız

Neruda’nın Postacısı – Antonio Skarmeta “bu kitabı yazmak on dört yılımı aldı”

ÖNSÖZ O zamanlar beşinci sınıf bir gazetenin kültür sayfasında redaktör olarak çalışıyordum. Bulunduğum bölüm, yazı işleri müdürünün sanat anlayışına göre yönlendiriliyordu; sanat çevresindeki dostluklarıyla böbürlenen bu adam, uçuk kaçık kumpanyaların yıldızlarıyla söyleşiler yapmak, dedektif eskilerinin yazdığı kitaplara eleştiriler kaleme almak, gezici sirkler hakkında haberler yapmak ya da mahalledeki çocuklardan herhangi birinin de besteleyebileceği haftanın liste

okumak için tıklayınız