Kategori: Romanlar

Koku: Bir Katilin Öyküsünden 22 Alıntı

Patrick Süskind’in 18. yüzyıl Fransası’nda geçen romanı “Koku: Bir Katilin Öyküsü”, kokulara karşı dayanılmaz bir zaafı olan adamın hikayesi üzerinden derin bir toplum eleştirisi yapmıştır. Tüm insani duygulardan yoksun olan Jean-Baptiste Grenouille, kendine ait bir kokusu olmadığını fark ettiği gün dehşete kapılır. O günden sonra, insanların kokularını çalarak hayalindeki mükemmel kokuya sahip olmak için bir

okumak için tıklayınız

Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” romanı, yayınlandığı tarih olan 1937’den bu yana güncelliğini hiç kaybetmemiş ve edebiyat tarihimizde bir kilometre taşı olmuştur. “Kuyucaklı Yusuf”un önemi yalnızca başarılı bir roman olmasından ileri gelmez, öncü bir yapıt olması da ona tarihsel açıdan bir önem kazandırır; çünkü bu yapıt daha önceki Türk romanından iki bakımdan ayrılır ve yeni bir

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf: Yeryüzünün pisliğine, bozulmuşluğuna karşı çıkmalıyız

“Yeryüzünün pisliğine, bozulmuşluğuna karşı çıkmalıyız; dönen, girdaplar oluşturan, kusulmuş, ezen kalabalığına.” Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı Dalgalar adlı yapıtında dış dünyayı yok eder. Üç erkek ve üç kadının çocukluklarından yaşlılık dönemlerine kadar tüm hayatlarının anlatıldığı kitapta dış dünya nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı kadarıyla verilir. “Bir olay örgüsüne uyarak değil, bir ritme uyarak”

okumak için tıklayınız

Ve Çelik Böyle Sertleşti – Nikolay Ostrovski. “İnancın, sonsuz bir enerjinin ve inadın romanı”

Nikolay Ostrovski, Çelik Böyle Sertleşti adlı ünlü romanını, 1904-1936 yılları arasında yaşadığı kısa, ama olağanüstü güzel, kahramanlara yaraşır hayatıyla yazdı. Büyük ölçüde otobiyografik olan eserin temel karakteri, Pavel Korçagin tipinin güçlü, canlı ve çekici oluşunun sırrı, gerçek hayattan alınmasından ileri gelir. Nikolay Ostrovski daha yirmi yaşındayken içsavaş cephelerinde aldığı ağır yaraların etkisiyle kötürüm ve kör

okumak için tıklayınız

Boğulmamak İçin – George Orwell “İnsanların tepkisizliğine dikkat çeken, savaş karşıtı bir roman”

“Başınızın üstünde cam çatılar, hepsi aynı müziği çalan radyolar, yeşil yok, her yer beton kaplı; kısır meyve ağaçlarının altında otlanan yapma tosbağalar.” Kabaca, kırk beş yaşında şişko bir sigortacı olan George Bowling’in yaşadığı hayata yabancılaşması sonucu çareyi (biraz da gerçeküstü bir durumla) büyüdüğü yer olan Aşağı Binfield adlı kasabaya gidişinde bulmasını konu alan kitap, alt

okumak için tıklayınız

Tespih Ağacının Gölgesinde – Harper Lee ‘İyiye doğru bir değişim için ne yapılması gerekiyor’

“Bu ülkede beni korkutan tek şey şu: Devlet birgün öyle bir canavarlaşacak ki, en küçük bireyler ayaklar altında ezilecek ve artık yaşamanın hiçbir değeri kalmayacak.” Jack, Tesbih Ağacının Gölgesinde ‘Tespih Ağacının Gölgesinde’, bundan elli beş yıl önce yayımlanan “Bülbülü Öldürmek”in devamı olma özelliğini; önyargılar, haksızlıklar, çatışmalar ve sınıf algısı gibi kavramlar üzerinde, okuru tekrar düşünmeye

okumak için tıklayınız

Bülbülü Öldürmek – Harper Lee “kötücüllüğe yenik düşmemek için her daim mücadele etmek”

Adil olmak bu kadar zor mu? Harper Lee’nin ‘Bülbülü Öldürmek’i, kötücüllüğe yenik düşmemek için her daim mücadele etmek gerektiğini vurguluyor. Robert Mulligan filmiyse bu romanın ruhunu kusursuzca görselleştiriyor Harper Lee… Yazdığı tek romanla 20. yüzyıl edebiyatının önemli kalemlerinden birine dönüşmüş bir isim. 1960’ta yayımlanan ve kısa zamanda “çok satanlar” arasına giren “Bülbülü Öldürmek”le insanoğlunun “iyicil”

okumak için tıklayınız

Düşüş – Albert Camus “İn­sa­nın ka­rak­te­ri olma­dı mı, bir yön­tem bul­ma­sı ge­rek.”

Gü­vensiz­li­ği ka­bul et­me­yen saf yü­rek­li bir in­san ta­nı­dım. Ba­rış­çıy­dı, öz­gür­lük­çüy­dü, tüm in­san­lı­ğı ve hay­van­la­rı ay­nı sev­giy­le se­vi­yor­du. Seç­kin bir ruh, evet, bu ke­sin. Avru­pa’­da, son din sa­vaş­la­rı sı­ra­sın­da kö­ye çe­kil­miş­ti. Evi­nin eşiği­­ne şöy­le yaz­mış­tı:“Ne­re­den ge­lir­se­niz ge­lin, hoş geldi­niz, bu­yu­run içeri.” Siz­ce kim ya­nıt ve­rir bu güzel dave­te? Mi­lis as­ker­le­ri! İçe­ri gi­rer­ler ev­le­ri­ne gi­rer gi­bi ve

okumak için tıklayınız

Seyrek Yağmur – Barış Bıçakçı “Huzursuz olduğuma göre, bunda bir yanlışlık var, günler aynı kaba damlamalı.”

Bıçakçı yeni romanı Seyrek Yağmur’da -önceki eserlerinde olduğu gibi- yine metnin içinde gerçeklik arayışına giriyor. Roman, Rıfat adlı başkahramanın günleri aynı kaba damlatmaya çalışmasıyla başlıyor. Birikim yoksa, anılar olmaz ve bellek işlevsiz kalır. Ancak aynı kapta biriktiğinde bir bütünlük sağlayabilir anılar. “Huzursuz olduğuma göre, diye düşündü, bunda bir yanlışlık var, günler aynı kaba damlamalı. Böylece

okumak için tıklayınız

Merhume – Murat Uyurkulak : “bu kitabı yazarken çok umutsuzluğa kapıldım”

Kitapta net bir erkek dünyası eleştirisinin yanı sıra, bir de yine net bir politik eleştiri var. Aradan bilinmeyen bir zaman geçiyor. 13 askeri darbe, üç Gezi kalkışması oluyor. ‘Fakat sosyo-politik hayatımızda değişen hiçbir şey yok, gelecekte de her şey aynı olacak’ diyorsun bize. Böyle olacak mı demek istiyorsun sahiden bize? Murat Uyurkulak : Bir edebiyatçı

okumak için tıklayınız

Kuş Çayırı – Uwe Timm

Hayatta sahip olduğu her şeyi kaybeden Eschenbach, doğal koruma altında bulunan bir adada kuş bekçiliği yapmaktadır. Dünyadan elini eteğini çekmiş, insanlardan uzakta yaşayıp giderken, günün birinde adaya gelen bir telefonla sarsılır. Eschenbach şimdi bir yandan da hatıralarla boğuşmak zorundadır. Yapıtlarında insanı toplumsal tarihle bir arada kurgulayan Uwe Timm, Kuş Çayırı’nda bu kez salt insana, duygulara

okumak için tıklayınız

Anarşist – Joanna Higgins

Anarşizmin Büyük Romanı Emma Goldman, Sovyetler Birliği topraklarında, bugünkü Litvanya’da doğdu. 16 yaşında New York’a göç etti ve burada siyasi aktivizmiyle tanındı. Anarşist felsefe, kadın hakları ve toplumsal konulardaki konferanslarıyla dikkat çekti. Kişisel özgürlük fikrinin şemsiyesi altında hapishaneler, ateizm, ifade özgürlüğü, doğum kontrolü, militarizm, kapitalizm, evlilik, aşk, eşcinsellik gibi konularda konuşmalar yaptı. Amerikan vatandaşı oldu,

okumak için tıklayınız

Kırmızı Saçlı Kadın – Orhan Pamuk

Kırmızı Saçlı Kadın romanında İstanbul yakınlarındaki bir kasabada 30 yıl önce yaşanan aşk hikayesi anlatılıyor. 1980’lerin ortasında geleneksel usulle kuyu kazan Mahmut Usta ile çırağı ‘küçük bey’ Cem zor bir arazide su ararlarken, kasabanın hemen dışındaki sarı çadırda esrarengiz bir tiyatrocu kadın her gece eski masal ve hikâyeleri yeniden anlatmaktadır. Roman, bir yandan genç kahramanın

okumak için tıklayınız

Din, Günah, Edebiyat – Zafer Köse

Dinselliği ve günahkarlığı yükselten, aynı koşullardır. Onlar birbirinin karşıtı değil, aynı maddi koşulların sonucudurlar. Ya birlikte çoğalırlar ya da birlikte azalırlar. İngiltere’de Victoria Dönemi’nde (1837-1901) dinsellik, sapıklık, hırsızlık hızla yükselmişti. Ticaret, sanayi ve çok bozuk bir dağılımla zenginlik de aynı şekilde yükselmişti. Oscar Wilde’ın ünlü yapıtı Lord Arthur Savile’in Suçu’nu okurken, dönemin atmosferi somut biçimde algılanıyor.

okumak için tıklayınız

Çizgiyi Aşmak – D. H. Lawrence

“Dışarıdaki her şey gerçekdışıydı, bir gösteri gibi, küçük bir delikten izlenen bir gösteri… Sadece kendisi uymuyordu buraya. Omuzlarını ağrıyormuş gibi geriye iterek hırçın hırçın iç geçirdi. Kolları bir tahriş hissiyle sızlıyor, kafasından adeta bir tıslama geliyordu. Uzun bir müddet sadece kendini dizginlemeye çalışarak, dişleri sıkılı, oturdu… Onu memnun edebilecek ya da zihnini rahatlatacak hiçbir şey

okumak için tıklayınız

Krizalitler – John Wyndham “Bağnazlığı ustalıkla işleyen bir eser”

John Wyndham’ın “Krizalitler” romanı, bugünün pek çok distopyasının önüne geçmeyi başaran, hoşgörüsüzlüğü ve bağnazlığı ustalıkla işleyen bir eser. Bilimkurgunun altın çağından kült bir eser! “Bu, kimse için güzel ve rahat bir dünya değil, özellikle de farklı olanlar için.”

okumak için tıklayınız

Tersine Dünya – Rudolf Arnheim

“Bütün katli­amlardan ve yıkımlardan deliliğin, aptallığın, bencilliğin, kibrin ve dar kafalılığın, yani insan ruhunun zavallı bir karikatürünün sorumlu olduğunu kendime itiraf etmek zorunda kaldım… Nitekim yüzyıllardır Cervantes’in, Swift’in, Voltaire’in yazılarında yankı­lanan ve yakın zamanda Kafka’da korku dolu bir soru halin­de körelip kalan kahkahalar gözyaşları kadar acıdır… Bu yüzden, tekinsiz ve kötücül bir biçimde bizimkine benzeyen

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanı üzerine – Tahsin Yücel

Kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi? İlk bakışta olmazmış gibi geliyor insana. Ama bunca yıldır Orhan Pamuk’un yapıtlarını göklere çıkaran ünlü eleştirmenlerimize, özellikle de şu son aylarda aynı yazarın Kara Kitap adlı romanı konusunda yazılanlara biraz olsun değer veriyorsanız, bu soruyu “Evet, bazı bazı”, “Evet, neden olmasın?” ya da “Evet, olabilir; hatta iyi

okumak için tıklayınız