Kategori: Romanlar

Mitolojiyle Gerçekliğin Cin Kubbesi – Müslüm Kabadayı

Nihat Aslanyürek’in ilk romanı Cin Kubbesi’ni(1) okurken, hem tema-konu, olay örgüsü ve iletileri açısından hem de dil ve anlatım özellikleri bakımından farklı duygu ve düşünceler atmosferine girip çıktığımı baştan söylemeliyim. Artzamanlı olarak olayların kurgulandığı romanda Osmanlı’nın son dönemi, Fransız işgal yılları ve 1939’dan 12 Eylül’e kadar uzanan geniş zaman diliminde başkahraman Yusuf ve geriye doğru

okumak için tıklayınız

Salman Rushdie ‘Nereye baksam utanacak bir şey var. Ama utanç da diğer şeyler gibi; insan onunla uzun süre yaşadığında mobilyalarından biriymiş gibi alışıyor’

‘Ülke’lerinden biri olan Pakistan’da aforoz edilmesine yol açan Salman Rushdie’nin politik romanı Utanç, yayımlanışından yirmi iki yıl sonra 2005 tarihinde Türkçeye çevrildi. Şiddetin kökleri olarak niteliyor Rüşdi utanmazlık ve utanç duyusunu ve davranışını. “Utançla utanmazlık arasında, etrafında döndüğümüz mihver uzanıyor; bu iki kutuptaki meteorolojik koşullar da aşırı uçlarda. Utanmazlık, utanç: şiddetin kökleri.”

okumak için tıklayınız

Ateş Karınlı – J. C. Michaels

“Hepimiz bir kabın içinde doğduk, hayatımızı çevreleyen bir kabın. Bize okula gitmemizi söylüyorlar. İyi notlar almamızı söylüyorlar. Onlar gibi giyinmemizi, onlar gibi hareket etmemizi, iş bulmamızı, kariyer yapmamızı, ev almamızı. Beni ben yapan şeylerin çoğu tamamen tesadüfi. Hedeflerim, amaçlarım benim değil, benden başka herkesin… Neyim ben? Kimim? Öğretmenler, anneler, babalar, akrabalar, hepsi akıl veriyor. Uyum

okumak için tıklayınız

Goriot Baba – Honore de Balzac

Honore de Balzac?ın dev yapıtı ?İnsanlık Komedyası?, seksen sekiz ciltten oluşur. ?Goriot Baba? (Le père Goriot), bu büyük yapıtın bir parçasıdır. Balzac?ın kafasında ?İnsanlık Komedyası? adlı bu dev yapıtın üç bin?e yaklaşan karakterlerinin önemli bir kısmını, hem de en ilginçlerini bize tanıtır: Rastignac, Madame de Beauseant, Madame de Langeais ve birçokları, ünlü Balzac kişileri olarak

okumak için tıklayınız

Canistan – Yusuf Atılgan

“Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır” diyen ve “çok az” yapıt verdiği kabul edilen Yusuf Atılgan, uzun zamandır yayımlanması beklenen son romanı Canistan ile yazarlık serüvenini tamamlıyor. Yusuf Atılgan, önce “İşkence” adını koyduğu ve “Duruşma”, “Yargıç”, “Tanık”, “Sanık” bölümlerinden oluşmasını tasarladığı bu romanının “Sanık” bölümünü yazamadan aramızdan ayrılmıştı. Ancak elinizdeki kitaba “yarım kalmış bir roman”

okumak için tıklayınız

Açlık, Knut Hamsun

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Knut Hamsun, 1890 yılında yazdığı, yaşamının otobiyografisi niteliği taşıyan ?Açlık? adlı romanında, kalemiyle geçinen bir yazarın karşılaştığı zorlukları, çektiği sıkıntıları ve bu olumsuzluklar karşısında onurundan ve ahlaki değerlerinden taviz vermemesini anlatır. Yoksulluk, sefalet ve açlık, bu romanda cehennemi bir durumun yapı taşlarıdırlar. Romanda insanların karşılaştığı zorluklarla mücadele etmesi gerektiği, yaşam savaşı vermesi

okumak için tıklayınız

Çanlar Kimin İçin Çalıyor – Ernest Hemingway

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Hemingway’in en güzel romanlarından biridir. İspanya iç savaşının anlatıldığı roman, 1940’larda yazılmıştır. Böyle olmasına karşın, hâlâ birçok ülkede çevirisi yayımlanmakta, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında yer almaktadır. Bu ilginin nedeni, bir serüven romanı oluşundan ya da Hemingway’in o kendine özgü anlatış biçiminde aranabilir. Ancak şöyle bir saptama da yapılabilir: Çanlar

okumak için tıklayınız

Thomas Hardy – Adsız Sansız Bir Jude

Hardy toplumda egemen tüm normları masaya yatırır; toplumsal sınıf sistemini, evliliği, dini, cinselliği, özellikle de örgütlü dinin nasıl bir canavara dönüşebildiği olgusunu… Geç Viktorya döneminin en önemli romancılarından Thomas Hardy’nin Adsız Sansız Bir Jude’u, aynı zamanda aldığı olumsuz tepkiler nedeniyle Hardy’nin roman yazmaktan vazgeçmesine yol açması ile de ünlüdür. Viktorya dönemi, bilindiği gibi, Kraliçe Viktorya’nın

okumak için tıklayınız

İstanbul’da Bir Pınar – Zafer Köse

Cervantes’ten beri roman okuruz. Aslında hikayelerle olan ilişkimiz çok daha eski tarihlerden gelir. Destanlar, masallar, hatta mağara duvarlarına çizilen resimler var. İnsanın günlük hayatı ve içinde yaşadığı toplulukla ilişkisi değiştikçe, onun hikayesini anlatma yolları da değişti. Ve elbette hayatın değişmeyen yönleri gibi, anlatının da değişmeyen yönleri devam etti. Biliyoruz ki, iyi romanlar insanları kabaca “iyiler

okumak için tıklayınız

Çingenem, Zaharia Stancu

Çingenece (Romence) asıl adı “Şatra” olan ve bazı anlam yanlışlığını önlemek için edebiyatımıza “Çingenem” adıyla yayınlanan bu roman, Stancu’nun en önemli ve kimi eleştirmenlere göre de en büyük eseridir. Atilla Tokatlı’nın kıvrak Türkçesiyle dilimize kazandırılan “Çingenem”, konusunun değişikliği, çarpıcılığı ve baştan sona dek etkisinde kalacağınız o destansı havasıyla sizleri büyüleyecektir. ?Üzgünsen ey çingene Neşeli bir türkü

okumak için tıklayınız

Sis ve Gece, Ahmet Ümit

Türkiye?de polisiye edebiyat denince ilk akla gelen isim olan Ahmet Ümit?in ?Sis ve Gece?, ilk baskısını 1996 yılında yaptı. O günden bugüne 17 baskı yapan ve polisiye türünün ülkemizde yaygınlaşmasına vesile olan bu roman basit, anlaşılır, bol katmanlı olmamaya özen gösteren, dolayısıyla da okur tarafından kolayca hazmedilen bir kitap. Kitapları Almanya, Avusturya, Kore ve Yunanistan’da

okumak için tıklayınız

Açlık ve Savaş, Abdullah Rıza Ergüven

Aydınlanmacı yazar, eleştirmen Abdullah Rıza Ergüven’in, “Açlık ve Savaş” adlı yapıtı 1992 yılında basıldı. Yazar, eserinde madalyonun bir yüzü çağa uyumlu yaşamı gösterirken, diğer yüzü de ilkel ilişki ve olguların yoğun olarak varlığını gözlemleyerek iki yıkımın yani “Açlık” ve “Savaş”ın acılı portresini çiziyor. Ve ekleyerek soruyor: İnsanlık bu çifte kamburu ne zamana dek sırtında taşıyacak?

okumak için tıklayınız

“Hükümetler bizi korkuyla yönetilen sığırlar gibi görüyor”

Korkuyla gelen tutsaklığın hikâyesi Margaret Atwood, The Heart Goes Last ile yine sevdiği bir konuyu, özgürlük kavramını ele almış. Atwood’un deyişiyle yeni bir “spekülatif kurgu” ile karşı karşıyayız. Kanadalı yazar Margaret Atwood yeni kitabında sevdiği bir konuyu, korku ve baskıyla yok olan özgürlükleri anlatıyor. “Hükümetler bizi korkuyla yönetilen sığırlar gibi görüyor” diyen yazara göre artık

okumak için tıklayınız

Kardeşim Rüzgâr Kardeşim Deniz – Sadık Güvenç

Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım, Kayığım Rosinha, Yaban Muzu, Deli Fişek, Çıplak Sokak, Kırmızı Papağan vb. kitaplarıyla tanıdığımız 1920 Rio de Jenerio (Brezilya) doğumlu Jose Mauro de Vasconcelos’un romanı Kardeşim Rüzgâr Kardeşim Deniz’in 1. baskısı 2005’te, 10. baskısı 2011’de Can Yayınları tarafından yapılmış. Zeyyat Selimoğlu’nun çevirisi kitaba ayrı bir tat kazandırmış. 192 sayfa.

okumak için tıklayınız

Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati – Aleksandr Çayanov

Bir tarım uzmanı olan Aleksandr Çayanov, “kolektifleştirmeyi izleyen dönemde Rus köylü ekonomisinin doğası tarafından ortaya konan sorunların anlaşılması için” yazdığı bu romanı, Sovyet Devrimi’nin hemen ertesinde, 1920 yılında yayımlamıştı. Çayanov, Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati’nde 1921’de uyuyup gözlerini 1984’te açan kahramanı aracılığıyla kentlere karşı köyleri temel alan gelecek ütopyasını tasvir eder. Çayanov daha iyi

okumak için tıklayınız

“Yalnızlık Çocukları” ve 12 Eylül’ün Çaldığı Yaşamlar – Adil Okay

“Kenan Can Yoldaşlar’ın romanındaki “Yalnızlık Çocukları”yla tanışmıştım. Aradan 35 yıl geçtikten sonra yazılan ve benim yeni okuduğum bu romanda yazılanların “sahi”liğinin bizzat tanığıyım.” 12 Eylül darbesinden sonra romanda uzun bir suskunluk dönemi yaşandı. “Kitap okumanın suç sayıldığı, solcu olmanın ölümle özdeş sayıldığı” bir ülkede, gerçeğe sadık kalarak yazmak da kolay değildi. 12 Eylül de imgelerle

okumak için tıklayınız

Derdi Olan Bir Roman

(Sarsılmak romanı üzerine Zafer Köse ile bu röportaj, 2009 Aralık ayında, Vatan Gazetesi kitap eki adına arayan bir kişi tarafından yapıldı. Ancak yayımlanmadı. Güncelliğini kaybetmeyen niteliğinden dolayı, okurların ilgisine sunuyoruz.) *** Yalova’da yaşayan Serhan’ın, 17 Ağustos 99’daki o büyük depremde sarsılarak uyanmasıyla başlıyor roman. İkinci bölümde aynı kişi gene sarsılarak uyandırılıyor. Ama bu kez tarih

okumak için tıklayınız

Veba – Andreas Frangias ‘Dün karanlıktı; ya gelecek!’

Veba deyince, edebiyat tarihinde ilkin Albert Camus’nün yapıtı akıllara geliyor. Ancak aynı adlı bir eser daha var;  o da Andreas Frangias’ın Veba’sı. Yunan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak nitelenen Veba, anti-ütopya olma özelliği de taşıyor. Bu bağlamda öncelikle ütopya ve anti-ütopya kavramları üzerinde kısaca durmak zorunlu gözüküyor. Ütopya ve Anti-Ütopya Kelime anlamı ‘olmayan yer’ şeklinde açıklanabilen

okumak için tıklayınız

Tormesli Lazarillo

XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 senesinde, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren

okumak için tıklayınız

Otomatik Portakal – Anthony Burgess

Sanat hayatına müzisyen olarak devam ederken ve “roman yazan bir müzisyen” olarak anılmasını isteyen Anthony Burgess, 1959 yılında beyin tümörü teşhisi konunca para kazanmak amacıyla yazı yazmaya başlamış ve bir sene içinde beş kitap yazmıştır. Daha sonra teşhisin yanlış olduğu ortaya çıkmış ama Burgess yazmaya devam ederek ardında elliden fazla eser bırakmıştır. Bir yıllık ömrünün

okumak için tıklayınız