Kategori: Romanlar

12 Eylül?ün Savurduğu Hayatlar – Birgül Can

Emrah Polat?ın yeni romanı Yüzler, İlk bölümden itibaren ironik ve politik bir anlatı olacağını fısıldıyor bize. Peki bu anlatının olay örgüsü ne? Aslında klasik bir dille yazılmasına rağmen romanda klasik bir olay örgüsü bulunmuyor. Sıkça başvurulan geri dönüşlerle 12 Eylül?ün karakterler üzerindeki etkisi işlense de asıl olarak olay bir gün içinde başlayıp bitiyor. Bu anlamda

okumak için tıklayınız

Felaketler Yüzyılının Romanı – Doğuş Sarpkaya

Bütün bir sınıflı toplum tarihi iktidarların örgütlü felaketler tarihidir. Yirminci yüzyıl ise bu felaketlerin daha bilimsel ve programlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönem olarak anılabilir. Bosnalı yazar Aleksandar Hemon?un, Lazarus Projesi kitabı, yirminci yüzyılın başı ve sonundaki iki felaketi ve bunların yarattığı toplumsal travmaları ele alarak, insan kötülüğünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Roman

okumak için tıklayınız

Kuzeye Göç Mevsimi – Arzu Özyön

Sudanlı yazar Tayeb Salih?in ilk olarak 1966 yılının Eylül ayında yayınlanan Kuzeye Göç Mevsimi adlı romanı konusu ile olduğu kadar dili ile de insanı etkileyen bir roman. 2011 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından yeniden basılan, 136 sayfa ve 10 bölümden oluşan roman Arapça aslından Türkçe?ye Adnan Cihangir?in akıcı ve özenli çevirisi ile kazandırılmıştır. Sömürgecilik Sonrası Edebiyatı

okumak için tıklayınız

Sihirli Aynalar Arasında – Zafer Köse

Öğretmenle velinin bir öğrenci hakkında konuşmalarına tanık oldunuz mu hiç? Bazen, ortada bir yanlışlık olduğunu, aynı çocuktan söz etmediklerini düşünürsünüz. Çünkü çocuğun evdeki ve okuldaki halleri birbirinden çok farklı olabiliyor. Aynı şekilde, işyerinden, mahalleden veya akraba çevresinden görüştüğünüz kişilerle birlikteyken ortaya çıkan özellikleriniz farklılık gösterebiliyor. İlhan İrem?in bir şarkısındaki gibi, sihirli aynalar arasında dolaşırcasına yaşanıyor

okumak için tıklayınız

Direnmenin Estetiği – Peter Weiss

Almanya’da politik tiyatronun bir altbaşlığı olarak alınabilecek  “belgesel tiyatro”nun öncülerinden ve teorisyenlerinden biri olan Peter Weiss, Direnmenin Estetiği’nde, 1937-1944 yılları arasındaki anti-faşist direnişi ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini / yaşantılarını merkez alarak, isimsiz bir Ben Anlatıcı’nın (sınıf bilincine sahip aydın bir işçinin) bakış açısıyla, tarihi, Antik Yunan’dan bu yana sanat ve

okumak için tıklayınız

Modern Dünyada Bir Felaket – Elif Kutlu

Modern hayatın getirilerinin yanında insanlardan aldığı/eksilttiği bir dolu şey vardır. Bunlar kimi zaman evrensel olarak görülürken kimi zaman herkesi ilgilendirdiği hâlde kişisel olarak görünür. Bu da modernizmin cilvelerinden biri olsa gerek. Bunun bir adım ötesine geçildiğinde ise ?-mış gibi? yaşanan kimi zaman hak edilmediği hâlde orada öylece duran hayatlar çıkar karşımıza. Sinan, bu ?-mış gibi?

okumak için tıklayınız

Ekmeğin Şarkısı – Nurçin İleri

Ekmekle ilgili deyimler, atasözleri, şiirler, hikâyeler birçok dilde olduğu gibi Türkçede de oldukça yaygındır. ?Ekmek kapısı?, ?ekmek kavgası?, ?ekmeğinden olmak?, ?ekmek aslanın ağzında?, ?ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur? gibi ifadeler, gündelik yaşamımıza içkin ve insanın yaşam kalım savaşının ekmekle ilişkisini açıklıyor sanki. Daha önce YKY?den Akdeniz?in Kitabı (1999) ve Öteki Venedik (2007) adlı kitapları yayımlanan

okumak için tıklayınız

İlaç Değil Zehir – Yalçın Hafçı

Lise yıllarımda gecenin geç saatlerine kadar kitap okurdum. Toy bir çocuktum ve benim için okumadığım her kitap yaşanmamış bir hayat demekti. Annem, tehlikeli şeyler okuduğumu düşünerek, bazen odamın kapısından başını uzatarak kaygılı bakışlarla uyumamı söylerdi. Tamam, derdim ama kitabı da elimden bırakamazdım. Yine öyle bir anda, Malroux?nun şöyle bir cümlesini okumuş ve nefesim kesilmişti: ?Yaşamak

okumak için tıklayınız

Pembe çiçekli bir meyve ağacı… – Meltem Gürle

?Deniz Feneri? bence Virginia Woolf?un en dokunaklı romanıdır. Bu romanda Woolf, İngiliz dilinde yazılan en güzel metinlerden birini ortaya çıkarmakla kalmamış, yepyeni bir zaman algısı yaratarak annesinin ölümüyle birdenbire sona eren çocukluğunu da geri getirmek istemiştir. Romanın ortalarında bir yerde, annesini örnek alarak yarattığı ve yoğun bir şefkatle sevdiği karakteri Mrs Ramsey?in ölümünü okuyucuya tek

okumak için tıklayınız

Majesteleri Kral – Thomas Mann

Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus

okumak için tıklayınız

Palyaço – Heinrich Böll

Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir. Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya

okumak için tıklayınız

De Niro’nun Oyunu – Rawi Hage

( * ) De Niro’nun Oyunu’nun yazarı Rawi Hage Lübnan doğumlu. Aynı zamanda iç savaşın birebir tanığı. 1992’de Kanada’ya göç edene dek ülkesindeki karmaşık ve gergin ortamı gözlemlemiş. Yazarlığının yanı sıra, görsel sanatlarla ilgilenen, küratörlük yapan öte taraftan, siyaset eleştirmeni olan tam bir entelektüel. Yazıları Macelan’s, The Toronto Review, Fuse, Jouvert, Montreal Serai ve Al-Jaddid

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’in tefrika romanları – Sennur Sezer

Kemal Tahir, cezaevindeyken serüven romanları yazdı. ?Ta-Ka? ve ?Bedri Eser? imzalarıyla tefrika edilen bu romanlar ona hapisten çıktıktan sonra da geçimini yazarlıkla sağlama cesareti verecekti. 15 Haziran 1938?de aralarında deniz astsubayı Nuri Tahir ve Nazım Hikmet?in de bulunduğu bir grup sivil ve asker ?donanmayı ayaklanmaya kışkırtmak? suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklananlardan biri de İsmail Kemalettin Demir?di. Deniz

okumak için tıklayınız

“Mahzen” ertelediğimiz korkularımız yüzleşmekten kaçtığımız günahlarımızdır – Levent Turhan

Makedonyalı yönetmen Milco Mancevski?nin bundan on beş yıl kadar önce ülkemizde gösterilen ?Yağmurdan Önce? filmi, yirminci yüzyılın büyük insanlık dramlarından biri olan Balkan İç Savaşını birbirinden bağımsız gibi gözüken üç ayrı öykü üzerinden anlatır. Bildik anlamda savaş görüntüleri filmde hemen hemen hiç yer almaz. Filmin sonuna doğru ayrı gibi gözüken üç öykünün birbiriyle ilişkili olduğunu,

okumak için tıklayınız

Biz Böyle Delikanlılar Değildik! (Tefrika Romanlar Cilt: 1 – 1947-1951) – Kemal Tahir

Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1947-51 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı. Oğuz Atay’ın deyimiyle: “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin

okumak için tıklayınız

Dar bir roman hakkında geniş bir kampanya – Seza Özdemir

Bugünün dünyasında önemli olan ?hak etmek? değil, ?satmak?! Artık savaş ve barış bile bir pazarlama meselesi haline geldi. Hal böyleyken bir romanın gerçekten büyük olup olmadığına kim bakar. Özellikle medya, siyaset ve finans alanlarında çokça maruz kaldığımız ?pazarlama? yanılsamasına, son 20 yılda sanat özellikle de edebiyat da dahil oldu. Kitabın, ?sektör nesnesi? olarak ele alındığı

okumak için tıklayınız

Muktedir Kadınlar Baladı – Mutlu Arslan

Sanırım yol romanları en çok kadınlara yakışıyor? Yerleşik hayatın düzeni içerisinde asabiyyetini yitirerek erkeklere teslim olmuş kadınlar, yola koyuldukları andan itibaren, göçerliğin kendine has dürtüleriyle, tekinsiz bir maceranın kahramanı haline dönüşebiliyor. Yersiz yurtsuzluğun kadınlar üzerindeki bu ?yaratıcı? etkisi romanlara has bir olgu olmasa gerek. İlk romanı Muz Sesleri?ni yazmak için dokuz ay Beyrut?ta kalan Ece

okumak için tıklayınız

Tanyeri Yağmurla Geldi – Ozan Özgür

Elim yeteydi, gözümde ferim, dizimde dermanım çekilmeyeydi, tutarım olaydı, umarım olaydı, arayıp bulmaz mıydım, sağ anadan, essah yurttan habersiz kor muydum evlâdımı?.. Koydum! Batmaz sandığım gün devrildi, bitmez dediğim gece tükendi, ecel değneği kapıya indi. İhtiyar oldum, ihtiyar oldum, ihtiyar oldum! Zulümler, kırımlar, sürgünler yadigârı bir kız buldum, cihan parçası bir oğuldan oldum. Haykırıyorum şimdi

okumak için tıklayınız

Biz Böyle Delikanlılar Değildik! (Tefrika Romanlar Cilt: 1 – 1947-1951) – Kemal Tahir

Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1947-51 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı. Oğuz Atay’ın deyimiyle: “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin

okumak için tıklayınız

Ulysses: Dünyanın Romanı – Meltem Gürle

Jacques Derrida, Ulysses?i değerlendirirken, Joyce?un romanının Batı düşüncesinin gelip dayandığı sınıra işaret ettiğini söyler. Derrida?ya göre, felsefede Hegel?in Fenomenoloji?si ne ise, edebiyatta da Ulysses odur: Yani insan deneyiminin tümünü tek bir solukta ifade etmeye yönelik ?devasa bir teşebbüs?tür. Bana kalırsa Derrida bunu söylerken, Ulysses?in saygıdeğer bir çabanın ürünü olduğuna işaret etmekle beraber, bu romanda delice

okumak için tıklayınız