Kategori: Şiire Dair

Franko faşizmine karşı Nazım Hikmet’ten bir şiir: “Karanlıkta Kar Yağıyor”

Nazım Hikmet, 25 Aralık 1937 yılında yazdığı “Karanlıkta Kar Yağıyor” adlı şiiriyle 1936-1939 tarihleri arasında yaşanan İspanya İç Savaşı’nda Franko faşizmine karşı başarılı Madrid savunmasını aşağıdaki şiirle ifade etmiştir. Karanlıkta Kar Yağıyor Ne maveradan ses duymak, Ne satırların nescine koymak o “anlaşılmayan şeyi”, Ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi, Ne güzel laf, ne derin kelam?

okumak için tıklayınız

Toplantılarda Oturup Kalmışlar şiiri – Vladimir Vladimiroviç Mayakovski

5 Mart 1922 tarihli İzvestiya Gazetesi’nde Vladimir Vladimiroviç Mayakovski’nin “Toplantılarda Oturup Kalmışlar” şiiri yayımlanır. Şiir bürokratizmle dalga geçiyor, sayısız kurul oluşturulmasını, sürekli toplantı yapılmasını eleştiriyordu. “Yoldaş İvanoviç geldi mi nihayet? Hayır ABCDEFG komitesi toplantısında Toplantı salonuna gidiyorum bütün hızımla gösteririm ben onlara! sövüp duruyorum, ne gelirse ağzıma. Ve birden inanamıyorum gördüklerime… Yarım insanlar oturuyor iskemlelerde.

okumak için tıklayınız

George Thomson: Yeniden yaratı­lacak şiir nasıl olmalı?

GELECEK Kapitalist düzende ozanın toplum içindeki yeri değişmişti. Shakespeare Leicester kontuna bağlıydı. Ailesi ve dünya görüşüyle burjuva olsa bile, toplumdaki yeri bakımından derebeylik düzenine uyuyordu. Oysa Milton, Cromwell zamanındaki İngiliz cumhuriyetinde yıllarca görevli olarak çalışmış, Cromwell’e dış işleri bakanlığı etmişti. Toplum içindeki yerine göre de burjuvaydı.

okumak için tıklayınız

15 / 16 Haziran 1970 işçi direnişini anlatan ilk şiir; Yürüyen İşçiler Kapılarında İstanbul’un, Fazıl Hüsnü Dağlarca

15-16 Haziran 1970 işçi direnişi Türkiye tarihinin en önemli işçi hareketlerinden birisidir. Türkiye işçi sınıfının gerçekleştirdiği direnişi, şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkiye bir büyük devrim yolunda” yürüyor diye müjdeliyordu. 19. yüzyılda yaşamış Alman romancı Gustav Freytag ise yürümeyi “Alman kültüründe yürüme tutkusu ideal bir ülkeye duyulan macera dolu bir özlemden doğar” diye tanımlar. 15-16 Haziran

okumak için tıklayınız

Aşk Birdenbire, İmge Birdenbire – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan! Onur Behramoğlu’nun son kitabından yola çıkan sözler. SÖYLEŞİ: ZAFER KÖSE Sanat uzun hayat kısa. “Sanat” derken “hekimlik” kastedilerek Hipokrat tarafından söylenen bu söz, yüzyıllar boyunca anlamı genişleyerek yaşıyor. En çok da bir insandan daha uzun yaşayacak yapıtlar üretmekle, kültür sanat çalışmalarıyla ilgili kullanılıyor.

okumak için tıklayınız

Zaten Bir Aradayız – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan: Onur Behramoğlu’nun kitabında Fazıl Hüsnü, Leyla Erbil, Nihat Behram, Cemal Süreya, Nâzım ve diğer dostlarla buluşuyoruz. Ne büyük, ne derin bir sözdür, “Güzel insan.” Elbette boy bosla ilgili değil bunun anlamı. Fiziksel bir konu değil ama yine de somut biçimde algılanabilir. En çok yüzlerde yansır insan güzelliği. Özgürlük, merhamet, eşitlik,

okumak için tıklayınız

Barış Uğruna Mücadelede Şairin Rolü – Nazım Hikmet Ran

Barışseverler safında faal bir mücahit olarak, barış için savaşmamız gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Barış bir hediye gibi kabul edilemez, kazanılmalıdır. Barış uğrunda mücadele çeşitli şekiller alır. Örneğin kapitalist ülkelerde, bu mücadele ağır hapis yılları, baskı ve ezgi görmek tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Bütün bu tehlikelere rağmen, harpten nefret eden halk kitleleri barış bayrağı altında toplanmadıkça barış kazanılamaz?

okumak için tıklayınız

Yoldaki Bahtiyarlık – Zafer Köse

1 Toprağın çeşitli katmanlarından geçen su, o zenginliği ve tadı içerir; aynı şekilde, insanlık da evrim boyunca geçtiği aşamaların bilincini ve önceki kuşakların kültürel birikimini günlük hayata aktarır. Ne var ki, her katmanın etkisi eşit değildir. Geçmiş uzaklaştıkça belirginliği de azalır. Ve son katmanların suya geçen tadı, öncekilerden çok daha fazladır. Damağımızdaki burukluk bundandır. Hele

okumak için tıklayınız

Şiir ve Devrim – Cemal Süreya

Karl Marx söyler: “Kapitalist üretim, düşünceye ilişkin bazı üretim dallarının bütününe, özellikle sanata ve şiire düşmandır.” Burada şiirden ayrıca söz edilmiş olması boşuna değil. Gerçekten kapitalist gelişimle dünya şiirinin gelişim süreci arasında bir ters orantı var gibi görünüyor. Hele kapitalizmin “en ileri aşaması” emperyalizm döneminde bunu çok daha açık bir şekilde seçmek mümkün. Şairin önü

okumak için tıklayınız

Neler uğruna şiir yazmıyorum – Serkan Engin

Nobel Edebiyat Ödülü’nü almak için şiir yazmıyorum. Ola ki elli sene sonra beni bu ödüle aday göstermek gafletinde bulunanlar çıkarsa, şimdiden ödülü reddettiğimi, hatta birilerinin bana ödül vermeye kalkmasını hakaret saydığımı belirtmek isterim. Bunun politik-etik gerekçelerini daha iyi algılamak isteyenler “Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi” (Eliz Edebiyat/ Şubat 2011) adlı yazımda, yeterince veri bulacaklardır.

okumak için tıklayınız

Edip Cansever’in çoksesli şiir anlayışı – Nazê Nejla Yerlikaya

Edip Cansever, 57 yıllık yaşamına 17 şiir kitabı sığdırmış, bu şiir kitaplarının yedisinde uzun dramatik yapılı şiirler kurmuş bir “İkinci Yeni” şairi. Duygudan çok düşünceyi ön plana alan yapısıyla şiirleri kolayca ezberde kalmayan, mısradan değil şiirin bütününden dünyaya yönelip dünyayı kavramak isteyen “düşüncenin şiiri”ni “çoksesli” şiir yazma tarzıyla kuran büyük bir usta.

okumak için tıklayınız

İmgeci sosyalist şiir ve artistik realite – Serkan Engin

İmgeci sosyalist şiire göre, şiir, poetik imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, imgeci sosyalist şiire göre, Şiir’in temel birimi poetik imge’dir. Çünkü Şiir, doğal dil (gidimli dil) içinde şair özne tarafından geliştirilen özerk bir üst dildir (metalanguage). Bu da poetik imgeler aracılığıyla, doğal

okumak için tıklayınız

“Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar.” Murathan Mungan

“Şairlerin ortalığa hâkim olacakları saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Geceyarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar. Herkesin ortak kullandığı saatlerde zaman zayıflar, güçsüz düşer. Çünkü paylaştırılmış, bölüştürülmüş, diri tutulmuştur; ışığın ve gölgenin oyunlarından mahrum bırakılmıştır;

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan’ın Şiirlerinde Mitolojik ve Masalsı Ögeler*

Özet: Mitoloji, hem Batı edebiyatında hem de Türk edebiyatında şairlerin yer yer yöneldikleri bir alandır. Yalnızca klasik şairlerin değil, kimi modern şairlerin de bu alanın verimlerinden yararlanarak şiirsel anlatımlarına bir tür zenginlik kazandırdıkları görülür. Kuşkusuz, mitolojik ögeler gibi masalsı ögeler de şiirsel imgelem için yeni açılım olanakları sunar. Çağdaş Türk şiirinde bu ögeleri şiirlerine taşıyan

okumak için tıklayınız