Kategori: Söyleşi

Yekta Kopan: Dünyada her gece horlaya horlaya uyuyan bir mutlu azınlık var

“Sakın Oraya Gitme” isimli kitabınızın “Samodey” adlı öykünüzde “Anlayacağın, kurtarma sözlüsüne hazırlanan öğrenci kadar sağlam hazırlandım deliksiz bir uykuya. Uyumak emek ister, bilirsin.” diyecek kadar zor bir iş midir uyku? Sizin uykuyla aranız nasıl?

okumak için tıklayınız

Witold Gombrowicz ile Söyleşi – Bedriye Korkankorkmaz

Gölgesiz bir ağaca sırtımı yaslamış, güneşle nemin bilek güreşini izliyorum. Gölgesiz ve yapraksız ağacın sıcak yalnızlığı içine çekiyor beni ve ağacın kendisiyle sohbetine kulak misafiri oluyorum. “Çölde değilim. Seneye dalımda yapraklar birer beşik gibi sallandığında insanlar güneşin zararlı etkilerinden kendilerini korunmak için sırtını bana yaslayacak.

okumak için tıklayınız

William Faulkner ‘ın en sevdiği karakterler

En sevdiğiniz karakterler? William Faulkner: En sevdiğim karakterler vahşi, acımasız, alkolik, fırsatçı, güvenilmez, sanırım karakterine ait herşeyin epey kötü olduğunu söyleyebileceğimiz ama yine de bir karaktere sahip olan Sarah Gamp, sonra Bayan Harris, Falstaff, Prens Hal, Don Quijote ve elbette Sancho’dur.

okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit: “İlk kitabımı partinin yayınevi bastı”

İlk kitap, 1989’da çıktı. ‘Sokağın Zulası’ bir şiir kitabıydı. Onu da bir (TKP) parti yayınevi bastı. Rahmetli Ali Taygun da merkez komitesindeydi partinin. Onun yanına gittim ve sanat komitesini oluşturduk. Ali Abi, ‘Çıplak Ayaklı Gece’yi okuyunca “Ahmet, sen polisiye yaz” dedi. Önce anlamadım; zoruma gitti. Beni küçümsüyor zannettim.

okumak için tıklayınız

“Yirmi birinci yüzyılın en heyecan verici yeni kurmaca yazarı” Andrê Aciman ile söyleşi – Onur Köybaşı

İskenderiye ve Türk kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olan, ailesi Osmanli’nin parcalanmasıyla beraber önce Avrupa’ya, sonra Amerika’ya göç etmiş; biyografi yazarı, denemeci, romancı, 17. yüzyıl İngiliz edebiyatı ve Amerika’nın saygın Proust uzmanlarından biridir Andrê Aciman.

okumak için tıklayınız

Manevi kızı, Nâzım Hikmet’i anlattı: “Her somut ânı, sonuna kadar yaşardı”

65 yıl önce şair Nâzım Hikmet Türkiye’den kaçtı, Sovyetler Birliği ise onun ikinci vatanı oldu. “Türklerin Puşkin’i” olarak isimlendirilen bu romantik insanın gelişmiş sosyalizmin ülkesinde nasıl yaşadığını, Moskova Tiyatro Sanatı Enstitüsü’nden, şairin manevi kızı Prof. Anna Stepanova anlattı.

okumak için tıklayınız

“Her Zaman Öğreneceğimiz Şeyler Vardır!” İoanna Kuçuradi’yle Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Bu yıl sekseninci yaşını kutlayan “felsefenin kraliçesi”, “çağdaş Antigone” ya da “iyi ana” Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, çağın olaylarına felsefenin ışığında, insan hakları bilgisiyle bakmaya, bu bakış açısına sahip insanlar yetiştirmeye devam ediyor. Kuçuradi, bu yıl 35.’si gerçekleşecek olan, “Felsefe ve İnsan” temalı Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı.

okumak için tıklayınız

Nazlı Eray: “Fantastik kahramanlarımın hemen hemen hepsi gerçek”

Bugüne kadar yazdığı 36 kitapla birlikte kim bilir kaç kahraman yarattı Nazlı Eray… İlk ve en unutulmaz kahramanı Mösyö Hristo idi. Büyülü Gerçekçilik akımının temsilcilerinden olan Eray’ın bu ilk öykü kahramanı gibi romanlarının çoğu kahramanı da hayatın içinden, gerçek hayattan kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Eray, 36. kitabı “Marilyn-Venüs’ün Son Gecesi” adlı romanında da gerçek kahramanlarla

okumak için tıklayınız

Dario Fo: “Oyunlarım halen tedirgin ediyor. Ne güzel!”

Devlet Tiyatroları’nın Anton Çehov, Bertolt Brecht, William Shakespeare ve Dario Fo’nun oyunlarının sahnelenmesine getirdiği yasak Fo’yu öylesine şaşırttı ki. “Türkiye’de yasaklanan dört yazardan hayatta olan tek kişi benim. Bu benim için ikinci bir Nobel ödülü kazanmak” gibi diye yorumda bulundu.

okumak için tıklayınız

Recep Dönmez “Deniz, yaşamıma renk kattı”

Türkiye’de sualtı fotoğrafı denince akla gelen önemli isimlerden birisi, Recep Dönmez. Sualtı fotoğrafçılığı dalında birçok ödülün sahibi olan Dönmez için, deniz ve fotoğraf büyük bir tutku. Deniz insanı olmanın yaşama değişik bir gözle bakmayı öğrettiğini vurgulayan Dönmez, “En azından yok edici pozisyondan onu geleceğe aktarıcı pozisyona geçiyorsunuz. Bu biraz da düşünsel bir gelişim. Denizle ilişkim,

okumak için tıklayınız

David Harvey: İşçiler kendilerini emekçi sınıfının bir parçası olarak görmüyorlar

Kapitalizmin modern kent hayatının tüm alanlarına müdahil olduğu bu çağda, anti-kapitalist olmak mümkün müdür? Bence anti- kapitalist olmak tamamen mümkün, bu kapitalizmin dışında yaşamak anlamına gelmiyor. Yani bu bir iç kritik. Ve tekrar düşünüyorum Marksist analizin verdiği gücün bir bölümü günlük yaşamda olup biten hakkında bu iç kritiği yapmaya olanak sağlayan araçları vermesinden kaynaklanıyor bana

okumak için tıklayınız

Halit Kakınç “1941-1942 Türkiyesi’nin de öyküsüdür Struma” Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

HALİT KAKINÇ “1941-1942 Türkiyesi’nin de öyküsüdür Struma” Yıl 1941. 15 Aralık… Sarayburnu açıklarında demirlemiş bir gemi… Kadın erkek, genç yaşlı, çoluk çocuk tam 769 Yahudi, 769 insan bu geminin koynunda… Açlık, sefalet, hastalık bu gemide kol geziyor. Ama her şeye rağmen koca bir umut…

okumak için tıklayınız