Kategori: Söyleşi

“Eleştiri yapıtla konuşmadır”

Nurdan Gürbilek, eleştiri denince sıkı okurların aklına ilk gelen yazarlardan biri. Türk edebiyatının az sayıdaki yaratıcı eleştirmenlerinden. Gürbilek başlangıçta dikkatini kültür alanında yoğunlaştırmış olarak çıktı karşımıza. Jale Parla gibi o da 1980’lerin sonlarında okumaya başladığımız ilk yazılarından itibaren uyandırıcı oldu. 80’li yıllar Türkiye’sindeki “‘aşağı kültür’ patlaması”ndan, Vitrinde Yaşamak’tan, Kültürel İklim’den, ‘İktidarın Sağlığı’ndan söz eden sıkı

okumak için tıklayınız

Kafka’nın böceği olmasaydı, Dostoyevski’yi fark etmeyecektik

Benden Önce Bir Başkası, Nurdan Gürbilek’in, ‘bir yazarı bir başka yazarın ışığında okuyan’ denemelerinden oluşuyor. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını Kafka’nın Dönüşüm’üyle, Kafka’nın Babama Mektup’unu Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”uyla, Tanpınar’ın günlüklerini Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ıyla, Benjamin’in Pasajlar’ını Tanpınar’ın Beş Şehir’iyle ele alan çapraz okumalar yapıyor Gürbilek… Hiçbir yapıtın boşluğa doğmadığı fikriyle, bahsi geçen yapıtların kendilerinden öncekilerde izini

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Bir tavşanla bir kaplumbağa canciğer arkadaş olmuşlardı.

İlkokulda bir ödülüm var: Bir Yavru Türk dergisi cildi kazandırmıştı bana. Üçüncü sınıftaydık, sanırım. Öğretmen, tavşanla kaplumbağa öyküsünü anlattı bize. Dedi ki, gelecek ders bunu sizler yazın… Bu bir yarışmadır; birinci gelene, işte, şunu vereceğim… Ertesi derste yazdık hepimiz, verdik. Ben kazanmışım. Tek farkla: Herkes şöyle yazmış; bir tavşanla bir kaplumbağa arkadaş olmuşlardı… Ben şöyle

okumak için tıklayınız

Tezer Özlü ile ilgili Güner Kuban ‘la söyleşi – Onur Köybaşı

Edebiyat dünyasının en önemli isimlerinden birisi, şüphesiz Tezer Özlü’dür; onun eserleri, duyguları,tutkuları, sevdikleri, sevmedikleri, boyun eğmedikleri ile okurlarının kalbinde muhakkak bir iz bırakmıştır. “On yaşına kadar evrendeki sessizliği kavramaya çalıştım.Yirmi yaş ile otuz yaş arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Akıl ve çılgınlık arasındaki, yıldırım hızındaki bu atlayışı sözcüklerle nasıl aktarabilirim. Akıl dünyası

okumak için tıklayınız

Murat Gülsoy: “Edebiyatın kendi üzerine düşünmesiyle büyü bozuluyor”

Şehrazat’ın, hükümdar kocası Şehriyar’a ölümünü erteletmek için durmaksızın anlattığı Binbir Gece Masalları’ndaki o büyülü 602. Gece’nin izini sürüyor Murat Gülsoy son kitabında. Gülsoy, Borges’in sözünü ettiği; “Hiçbiri, tüm o gecelerin içindeki büyülü 602. gece kadar altüst edici değildir” dediği bu 602. Gece’nin sırrını çözmeye çalışırken bir yandan da kendi edebiyatının köklerini arıyor. “602. Gece” ile,

okumak için tıklayınız

Prof. Dr. Betül Çotuksöken: ‘Şiddet, sonunda insanca düşünmeyi yok eder’

“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için, çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz. Ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım Durmadan düşünüyorum, ne kadar çok öldük yaşamak için.” Onat Kutlar

okumak için tıklayınız

Psikiyatr Agâh Aydın: ‘Toplum değil, sistem hasta’

Roboski, Soma, Suruç, Ankara katliamı ve şimdi de doğudaki savaş ortamı… Göçmen dramı, IŞİD barbarlığı… Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Henüz nedenini sorgulayamadan yenileri ekleniyor öldürülenler arasına. Nasıl baş edeceğiz? Üst üste gelen felaketlerin ardından yaşamımıza nasıl geri döneceğiz? Acaba toplumlar da hasta olur mu? Büyük toplumsal yıkımlar, toplumlarda nasıl bir ruh hali yaratır? Psikiyatri

okumak için tıklayınız

Umberto Eco: ‘Gülün Adı’ndan nefret ediyorum

“Bazen ‘Gülün Adı’ndan nefret ettiğimi söylüyorum” diyerek bir itirafta bulunuyor Eco. “Belki de ondan sonra yazdığım romanlar daha iyiydi, kim bilir? Bu birçok yazarın başında geliyor. Gabriel García Márquez 50 roman kaleme alsa bile her zaman ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ (One Hundred Years of Solitude) ile hatırlanacak. Yeni bir roman yayımladığımda, ‘Gülün Adı’nın satış rakamları yükselişe geçiyor.

okumak için tıklayınız

Merhume – Murat Uyurkulak : “bu kitabı yazarken çok umutsuzluğa kapıldım”

Kitapta net bir erkek dünyası eleştirisinin yanı sıra, bir de yine net bir politik eleştiri var. Aradan bilinmeyen bir zaman geçiyor. 13 askeri darbe, üç Gezi kalkışması oluyor. ‘Fakat sosyo-politik hayatımızda değişen hiçbir şey yok, gelecekte de her şey aynı olacak’ diyorsun bize. Böyle olacak mı demek istiyorsun sahiden bize? Murat Uyurkulak : Bir edebiyatçı

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’i yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdi?

Sizi yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdiniz? Ben edebiyata çocukken başladım. Çocukluğumda bizim köye çok aşıklar, destancılar gelirdi. Onlara çok meraklıydım. Köye her destancı geldiğinde ben onun yanındaydım, sonra onlar gibi şiir söylemeye başladım. Köyün kayalık dağına çıkar dağ üstüne, çiçekler üstüne türküler söylerdim kendi kendime. Epopenin kırıntıları bile olsa hala

okumak için tıklayınız

Tomris olmayı kim istemez? Elif Kutlu

Her kadının sırf âşıkları yüzünden Tomris Uyar olmak isteyeceği safsatasıyla başarılı kadınların uğraşlarını hiçe sayanlar; hikâyelerine buladığı yaratıcılığını görebilmek, öykülerine yakından bakabilmek, fikirleriyle tanışmak ve onu gerçekten tanımak için Tomris’le biraz daha konuşmalı/yazdıklarını biraz daha okumalı. ‘Aşkın Yıpranma Payı’ bu buluşmayı sağlayabilecek kitaplardan biri. Çoğu zaman sözünü sakınmayan yazılarla zamanında konuşması ‘ayıp’ olan ve toplumun

okumak için tıklayınız

BBC Türkçe’nin Sevgi Soysal ile mülakatının ses kaydı (1976)

Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden Sevgi Soysal ve onu bebekken kaybeden kızı Funda Soysal var. Soysal, 1976 yılında kanser tedavisi için Londra’ya geldi ve burada kaldığı sürede BBC Türkçe radyosu için ‘radyo konuşmaları’ yazdı ve bunlardan birkaçını seslendirdi.

okumak için tıklayınız

Didem Madak’la Söyleşi

Müjde Bilir – Sevgili Didem, ilk kitabın İnkılap 2000 Şiir Ödülü’nü almıştı ve “Grapon Kağıtları” adını taşıyordu. Kısa bir süre önce de ikinci şiir kitabın “Ah’lar Ağacı” (Everest Yay.) yayımlandı. Kitaba adını veren uzun şiirde “(…) Ne diyecektin, ne söyleyecektin/Şairlerin şahı olsan,/bir AH’dan başka./Ah benim nergis kokulu cehaletim/Bana yılarca, bunca sözü boşa söylettin./AH!” diyorsun. Nasıl

okumak için tıklayınız

Tarih hangi durumda tekerrür eder?

Tarih ancak tarih bilinci olmayan toplumlarda tekerrür eder Haftalık tarih yazılarıyla tanıdığımız Ayşe Hür’ün yeni kitabı Darbeli ve Çatışmalı Yıllar çıktı. Kitap, 1961-2000 yılları arasında Türk siyasi hayatındaki gelişmeleri aktarıyor. Kitap vesilesiyle Ayşe Hür’e demokrasi tarihimizi sorduk.

okumak için tıklayınız

Derdi Olan Bir Roman

(Sarsılmak romanı üzerine Zafer Köse ile bu röportaj, 2009 Aralık ayında, Vatan Gazetesi kitap eki adına arayan bir kişi tarafından yapıldı. Ancak yayımlanmadı. Güncelliğini kaybetmeyen niteliğinden dolayı, okurların ilgisine sunuyoruz.) *** Yalova’da yaşayan Serhan’ın, 17 Ağustos 99’daki o büyük depremde sarsılarak uyanmasıyla başlıyor roman. İkinci bölümde aynı kişi gene sarsılarak uyandırılıyor. Ama bu kez tarih

okumak için tıklayınız

Devlet şiddetinin anatomisi – Nazan Özcan

Güney Çeğin ve İbrahim Şirin’in derlediği Türkiye’de Siyasal Şiddetin Boyutları’nda şiddet ve devlet her yönüyle ele alınıyor. Yazarlar, “İktidarlar kendi meşruiyetlerini ürettikleri tehditler üzerinden kurar” diyor. “Yüce” Devlet-i Âliyye’den gelen şiddetin ve küfrün her türünü idrak ettiğimiz şu günlerde, aynı soruyu sorup duruyoruz: “Bunu hak edecek ne yaptık?” Elbette hiçbir şey, çünkü bizatihi devletin kendisi

okumak için tıklayınız