Kategori: Stefan Zweig

Stefan Zweig: Montaigne, yeryüzünde en güç olan şeyi, yani yalnızca kendini yaşamayı ve özgürleşmeyi denemiştir.

Montaigne, yeryüzünde en güç olan şeyi, yani yalnızca kendini yaşamayı, özgür olmayı ve gittikçe daha özgürleşmeyi denemiştir. Elli yaşına vardığı için, artık kendini bu hedefe yakınlaşmış hisseder.

okumak için tıklayınız

Ölüm, her yerdedir ve Montaigne onu yatakta değil, at sırtında karşılamak ister

22 Haziran 1580’de, on yıl sürmüş gönüllü bir iç sürgünün ardından —zaten hayatı boyunca gönüllü yapmadığı hiçbir şey olmamıştır- kırk sekiz yaşındaki Montaigne, kendisini neredeyse iki yıl boyunca karısından, kulesinden, vatanından ve çalışmalarından, kısacası kendisinin dışında her şeyden uzaklaştıracak olan uzun bir yolculuğa çıkar.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Yüzü – Stefan Zweig

Yüzü ilk bakışta bir köylününkine benzer. Kerpiç renkli, neredeyse kirli, çökük yanakları kırışmış, yıllarca çekilen acılardan yol yol olmuş, çatlaklarla dolu cildi kurumuş ve içine gömülmüş; yirmi yıl peşini bırakmayan o hastalık bir vampir gibi kanını ve rengini emip tüketmiştir.

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig: Kader, hep güçlülerden ve zorbalardan yanadır.

WATERLOO: DÜNYANIN YAZGISINI BELİRLEYEN AN Napoléon, 18 Haziran 1815 Yazgı hep güçlülerden ve zorbalardan yanadır. Tek bir kişiye yıllar boyu kul köle olur. Sezar, Büyük İskender ve Napolèon’lara olduğu gibi; çünkü o, kendisine benzeyen, kendisi gibi ele avuca sığmaz insanları sever.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: “Ölümsüzlüğe inanmak için insanın burada, bu dünyada ölümsüz bir hayat yaşamış olması gerekir. “

KARAR VE DEĞİŞME -Ölümsüzlüğe inanmak için insanın burada, bu dünyada ölümsüz bir hayat yaşamış olması gerekir.- (Tolstoy, Günlük,6 Mart 1896) 1900. Leon Tolstoy, yetmiş iki yaşında, XX’inci yüzyılın eşiğinden adımını atmıştır. Düşüncesi her zaman uyanık olan, ama daha şimdiden bir efsane kahramanı haline gelen yiğit yaşlı adam, kusursuzluğa doğru giden yolunda ilerliyor.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: “Felsefe üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.”

FİKİRLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPTIĞI SAVAŞ -Felsefe üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.- (Tolstoy, Günlüğünden, 1847) Tolstoy’un bu dönemde hiç durmadan gözden geçirdiği İncil’de, şu peygamberce cümleyi heyecan duymadan okuması mümkün değildi:

okumak için tıklayınız

Stendhal, gerçeği keşfetmedeki ustalığını, tamamiyle kendini gizleme bilimine, yalan söyleme tekniğine borçludur.

YALAN SÖYLEME ZEVKİ VE GERÇEK SEVGİSİ -Yüzüme bir maske takacağım ve ismimi değiştireceğim ve bunu severek, isteyerek yapacağım.- (Bir mektuptan) Stendhal kadar yalan söyleyen ve herkesi aldatmaktan hoşlanan pek az yazar vardır; yine pek az yazar gerçeği ondan daha iyi ve daha derin bir şekilde dile getirebilmiştir.

okumak için tıklayınız

Stendhal: “1900’e doğru anlayacaklar beni.”

STENDHAL’IN GÜNÜMÜZ İÇİN ANLAM VE ÖNEMİ Stendhal, bir sıçrayışta bütün bir yüzyılı, on dokuzuncu yüzyılı aşmıştır; hızını on sekizinci yüzyıldan, Diderot ve Voltaire’in kaba materyalizminin yüzyılından alıp, bizim psiko-fizyolojik çağımızın, psikolojinin bir bilim haline geldiği çağımızın ortalık yerine sıçramıştır.

okumak için tıklayınız

1914 Savaşının İlk Saatleri- Stefan Zweig

1914 yazı, Avrupa toprağımıza o felâketi getirmemiş olsaydı da unutulmazdı. Zira böylesıne cömert, biraz tuhaf gelecek bir deyimle, böyle tam yaz gibi bir yazı ben az gürdüm , ömrümce. Gökyüzü günlerce ipek mavisiydi Hava yumuşaktı, ama yapış yapış değildi. Çayırlar güzel kokulu ve sıcaktı. Ormanların taze yeşilinden bolluk taşıyordu.

okumak için tıklayınız

Erasmus’un Misyonu ve Yaşamının Taşıdığı Anlam

inkara kalkışmayalım; bir zamanlar yüzyılının en parlak ve en büyük ününün taşıyıcısı olan Ratterdamlı Erasmus’un bugün neredeyse sadece adı var. Artık unutulmuş uluslarüstü bir dilde, hümanist Latince’de kaleme alınmış sayısız eserleri, el değmeksizin kitaplıklarda uyumakta; bir zamanlar ünü dünyayı tutan bu eserlerin içinden sesini zamanımızda da duyurabileni hemen hemen yok gibi. Erasmus’un kişiliği ise, güç anlaşılırlığı ve türlü çelişkileri yansıtır nitelikte oluşu yüzünden tarih

okumak için tıklayınız

Stendhal ‘ın Günümüz İçin Anlam ve Önemi – Stefan Zweig

-1900’e doğru anlayacaklar beni.- (Stendhal) Stendhal, bir sıçrayışta bütün bir yüzyılı, on dokuzuncu yüzyılı aşmıştır; hızını on sekizinci yüzyıldan, Diderot ve Voltaire’in kaba materyalizminin yüzyılından alıp, bizim psiko-fizyolojik çağımızın, psikolojinin bir bilim haline geldiği çağımızın ortalık yerine sıçramıştır. Nietzsche’nin dediği gibi -ona bazı noktalarda erişebilmek, onu çok fazla etkileyen problemlerden bazılarını çözebilmek için iki kuşağın

okumak için tıklayınız

Stendhal ‘ın Portresi – Stefan Zweig

-Çirkinsin, ama anlamlı bir yüzün var.- (Gagnon dayıdan, genç Henri Beyle’e) Richelieu sokağındaki küçük çatı odası alaca karanlıktı. Yazı masasının üstünde iki mum yanıyor, Stendhal öğleden beri romanı üzerinde çalışıyordu. Birdenbire kalemini elinden fırlatıyor: Bugün yeterince çalıştı. Şimdi gevşemek, dışarı çıkmak, kendisini yenilemek, insanlar arasına karışmak, karşılıklı konuşmaların coşkusu içerisinde ve kadınların arasında taze bir

okumak için tıklayınız

Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç.

Zweig’in Büyülü Dünyasında Parlayan Son Yıldız: Satranç Yeryüzü en büyük satranç alanı ve tanrı en büyük oyun kurucudur. Kimileri piyon olarak yaratılmakta, kimileri şah ve kimileri de vezir olarak yaratılmaktadır. Yazgısına bir başkaldırıdır satranç. Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç. Nazi faşizmi döneminde, yakılan ve toplatılan kitaplar arasında Zweig’in

okumak için tıklayınız

Trajedinin Başyapıtı: Marcel Proust – Bedriye Korkankorkmaz

Marcel Proust’un hayatını sanat yapıtına dönüştürme azim ve kararlılığı yazara kendimi yakın hissetmemi sağlıyor. Yoksa ilgilendiği ve kabul görmek için girmediği kılık kalmayan sosyete dünyası ile yakından uzaktan bir ilişkim olmadığı gibi merakım da yok o dünyanın yaşam biçimine dair. Yazına olan sevgimizle kucaklaştık onunla. Onun kendisini yaşadıklarından ikinci kez doğurduğuna tanık oldum. Mücadele gücüne

okumak için tıklayınız

Freud’un Bilinçdışı Dünyası – Stefan Zweig

Bildiğin bir şeyi unutmak istemek her zaman özel bir çaba ister; çünkü insanın kendini yüksek bir görüş basamağından bir kez daha yapay bir şekilde daha basit bir görüşe geri burgulaması gerekmektedir; tıpkı bunun gibi, insanın bugün kendini 1900’ün bilim dünyasının bilinçdışı kavramını kullandığı düşünme tarzına geri götürmesi de kolay değildir. Ruhsal gücümüzün hiçbir zaman bilinçli

okumak için tıklayınız

Bütün hayatını kitle çılgınlıklarına kapılmaktan alıkoymaya adayan bir düşünür: Erasmus

Erasmus’un eserleri, Zweig’ın deyişiyle, “Deliliğe Övgü”nün dışında, neredeyse tamamen unutulmuş ve geniş çevreler için Rotterdamlı Erasmus, tarih okumuş olanların bilmesi gerekli bir ad olmanın ötesinde bir anlam taşımamaktaydı. Bugün dünya edebiyatında özellikle biyografi türünün eşsiz ustası olarak tanınan Stefan Zweig, “Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi”ni kaleme aldığında, yani 1934 yılında, ününün doruğundaydı.

okumak için tıklayınız

Örgütlenmemiş bir memnuniyetsizlik, örgütlü bir terörle asla baş edemez.

Zweig’ın Diktatör’e ithafıdır Mağdurken mağrur olan, iktidarın bozduğu bir şahsiyettir Jean Calvin. Reform’u başlatan Luther’in yanında saf tuttuğu için Fransa’dan Basel’e kaçmak zorunda kalır. Dinin dönüşmekte olduğu Cenevre?de belediye meclisi onu küçük bir maaşla vaiz olarak atar. Eğer önemsemedikleri bu işsiz kaçağın, “Vaizler en üsttekilerden en alttakilere, herkese emir verebilir” yazdığını fark etmiş olsalardı bunu

okumak için tıklayınız