Kategori: Stefan Zweig

Buluşmalar (İnsanlar, Kentler, Kitaplar) – Stefan Zweig

Stefan Zweig, Buluşmalar’da modernitenin sancılarından, Rus işçilerinden, Rio sokaklarından, Amerikalılaşan Paris’ten, Parisleşen Viyana’dan, tekdüze hale gelen dünyadan, yaldızları dökülmüş, çelik rengini almış yüce geleneklerden, patlayan savaşlardan, bir fısıltı halinde söylenen benlik kavgalarından bahsederek sizi bir karar almaya zorluyor: Her şeye rağmen, insanı kurtarır mıydınız?

okumak için tıklayınız

Çoraklaştırılan dünyaya gönderilen mektuplar: Stefan Zweig – Frederike Zweig Mektuplaşmaları

Stefan Zweıg ve Frederike Zweıg (1912-1942) arasında gidip gelen mektuplar, yaşadığımız çağa kalan bir zenginlik niteliğinde. Mektuplaşma ihtiyacı, insanlığın kaybettiği değerli eylemlerden biri olarak bugün artık toprağa gömülmüş bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında iyice can çekişen mektuplaşmanın, içinde bulunduğumuz çağın ilk on beş yılında nostalji haline gelmesi hazin bir durum sergiliyor. Zira kağıt ve kalemi gereksinen

okumak için tıklayınız

Freud: Dostoyevski’nin bütün yaşamı; çok bilinçli, hatta mazoşist bir boyun eğmeyle öfkeli bir karşı çıkma arasında gidip gelmiştir.

19 Ekim 1920 Viyana IX. Bölge Berg Sokağı 19 Çok Saygıdeğer Doktor Bey (Stefan Zweig), Şimdi biraz sakinliğe kavuştum. Yollamış olduğunuz ve ilk haftaların yoğun çalışmaları arasında büyük bir zevkle okuduğum güzel kitabınız için size teşekkür etmeyi bir görev biliyorum. Anlatımınızdaki ustalıkla duygusallığın bir araya gelişi okuru tatmin ediyor, ona ender rastladığı bir mutluluk veriyor.

okumak için tıklayınız

Milyonlarca insan karşılıklı olarak birbirlerine öylesine kötülükler yapmaya başladılar ki…

Dünyada yaratılmış bütün savaş tasvirleri arasında bence en görkemlisi, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ıdır. Hiçbir tarihçi, bu kitapta, Napoleon’un Rusya’ya düzenlediği üç seferde olduğu ölçüde bir savaşı bunca somut, hem de tinsel açıdan bunca zengin anlatmamıştır. İnsan her sayfayı yaşar, komutanları ve diplomatları haritalarının ve belgelerinin başında, orduları ilerlerken, askerleri de savaşın her ânında görür. Bu

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin insanları yaşamın özünü kavrayabilmek uğruna savaşır. Önüne çıkan her şeyi bu uğurda feda eder. Kendisini bile.

Dostoyevski’nin insanları yaşamın özünü kavrayabilmek uğruna savaşır. Önüne çıkan her şeyi bu uğurda feda eder. Kendisini bile. Alman edebiyatının ilk eleştirmenlerinden filozof Lessing, “Tanrı bana bir elinde hakikati, bir elinde hakikat için arayışı sunacak olsaydı, ben ikincisini seçerdim” der.

okumak için tıklayınız

Tarih, bizlere yalnızca vatansever vatandaşlar, geleceğin askerleri, iradeden yoksun toplum bireyleri olalım diye kaşık kaşık yedirilmişti

… bizler, özellikle Avrupa’da yaşayanlar, tarihi nasıl öğrendik? Açıkça söylemem gerekir ki, bunu ben çoktan unutmuştum. Ama yakınlarda bir taşınma sırasında, Avusturya’da gitmiş olduğum liseden kalma tarih kitabım elime geçti; bu arada, eski okul kitaplarımızı bir yana fırlatıp atmakla haksızlık ettiğimizi de belirtmeliyim, çünkü zamanımızın tasarımlarının ve bakış açılarının ne büyük bir hızla değiştiğini bize

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, içeriden yaşamadıkça bir hiçtir

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ’den ve onun iç dünyamız için taşıdığı anlamdan layıkıyla söz etmek zor ve sorumluluk gerektiren bir şeydir; çünkü bu benzersiz cesamet ve güç, yeni bir ölçü ister. İlk yaklaştığında kendi içinde bütün bir eser, bir yazar bulacağı yanılgısına kapılır insan; fakat sınırsız bir şey, kendi yörüngelerinde dönen yıldızlarıyla, gök kubbelerinin bambaşka müziğiyle

okumak için tıklayınız

“Hiçbir işe yaramaz ve haddini bilmez yazar bozuntusuyum.” Montaigne

Düşünceler, Montaigne’in kafasında birbirini izlemektedir; Montaigne, onları kendini hiçbir yükün altına sokmaksızın kâğıda döker; çünkü Montaigne Şatosu’nun efendisi, bu küçük denemeleri bastırmayı aklının ucundan bile geçirmemektedir. “Düşüncelerimi böyle kumaştan kesilme, belli bir plan ya da niyet olmaksızın bir araya getirilmiş desenler gibi ortalığa saçıverdiğimde, ne onları savunma ne de onlara bağlı kalma yükümlülüğü altına giriyorum.

okumak için tıklayınız

“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

Soylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir

okumak için tıklayınız

Stendhal’ın Günümüz İçin Anlam ve Önemi – Stefan Zweig

Stendhal, bir sıçrayışta bütün bir yüzyılı, on dokuzuncu yüzyılı aşmıştır; hızını on sekizinci yüzyıldan, Diderot ve Voltaire’ in kaba özdekçilik’ini alıp, bizim psiko-fizyolojik çağımızın, psikolojinin bir bilim haline geldiği çağımızın ortalık yerine sıçramıştır. Nietzsche’nin dediği gibi “Ona bazı noktalarda erişebilmek, onu çok fazla etkileyen problemlerden bazılarını çözebilmek için iki kuşağın geçip gitmesi gerekmiştir“.

okumak için tıklayınız

Bir Kadının Hayatından 24 Saat – Stefan Zweig

Riviera’da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının, nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. Pansiyonda kalanların hepsi kadını yargılamaya başlar, ancak anlatıcımız onu savununca tartışma alevlenir; masadaki yaşlı ve zarif bir İngiliz hanımefendi de anlatıcıya, gençliğinde başından geçen unutulmaz,

okumak için tıklayınız

Rotterdamlı Erasmus – Zaferi ve Trajedisi – Stefan Zweig

Stefan Zweig’ın, Kuzey Avrupa Rönesansı’nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig’ın deneme türündeki başyapıtıdır.

okumak için tıklayınız

“Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.” Stefan Zweig

(…) ve Hitler Viyana’ya girmezden bir gün önce, SS’ler tarafından tutuklandım. (…) Bir otelde kendine ait bir oda -aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi ‘seçkinleri’ yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için yalnızca insani olmakla ilintisiz, fakat

okumak için tıklayınız

Satranç Üzerine – Zafer Köse

İnsan hiçbir şey düşünmeden, algılamadan, iletişim kurmadan yaşayabilir mi? Yapabilse, zihnini boşaltabilse bile, bunun süresi ne kadar olabilir? Vedat Türkali?nin ?Bir Gün Tek Başına? romanındaki bir kahraman, insan zihnini değirmen taşına benzetiyor. Hiç durmadan dönüp duran değirmen taşına. Araya öğütülecek bir malzeme atmazsanız, değirmen taşının kendini aşındıracağını söylüyor. ?Kafayı yemek? denen şeyi böyle tanımlıyor.

okumak için tıklayınız

Büyük Budapeşte Oteli’nden Stefan Zweig’a

Wes Anderson?ın son filmi Büyük Budapeşte Oteli Berlin Film Festivali?nden sonra, 33. İstanbul Film Festivali?yle Türkiye prömiyerini yaptı ve sinema salonlarına Nisan ayında girdi. Kara komedi türündeki yapım epeyce ilgi çekti ve uzun zamandır da vizyonda. Nazi döneminde Avrupa?daki değişimi Wes Anderson?ın ruhuna özgü farklı, masalsı bir dille anlatan filmin Stefan Zweig?a uzanan yolculuğuna,

okumak için tıklayınız

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin’e – Stefan Zweig

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, okuru Fransız Reformcu Jean Calvin’in diktatörlüğünün hüküm sürdüğü XVI. yüzyıl Cenevre’sine götürür. Calvin’in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, hümanist din adamı Miguel Serveto’nun resmî öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. Tam da bu noktada Sebastian Castellio, Calvin’in karşısında tarih sahnesindeki yerini alır. Bu kitap, Zweig’ın,

okumak için tıklayınız

Verlaine (Dürüst Aptal Efsanesi) – Stefan Zweig

Verlaine’in bütün yaratıcı erdemi tersine çevrilmiş güçtür. Zayıflığı onun gücüdür. Olanları kontrol altına alamadığı için ona kalan şey yakınmaydı. Olanları şekillendiremediği için bunlar Verlaine’in eserlerinde çıplak, ehlileştirilmemiş, hem insansı hem de Tanrısal güzellikle parlar. Böylelikle ilkel lirizme ulaşmıştır: saf insan, basit yakınma, alçak gönüllülük, çocuksu tutukluluk, gazap ve sitem. İlkel sesler büyüleyici bir biçimdedir, tıpkı

okumak için tıklayınız

Tanrılar Pek Nadir Bahşederler – Aysel Sağır

?Şans ne yazık ki sevdiklerine karşı bile hiçbir zaman fazla cömert davranmaz. Tanrıların bir ölümlüye, ölümsüz bir iş başarma fırsatını bir defadan fazla bahşettikleri pek nadir görülür…? Yıldızın Parladığı Tarihsel Anlar?da, Stefan Zweıg, rutinin, geniş zamanların dışına çıkıp, sadece bir karar an?ına odaklanıyor. Söz konusu karar an?larında neler oluyor? O an?da kafasından geçenleri karara bağlayan

okumak için tıklayınız

Yıldızın Parladığı Tarihsel Anlar (14 Tarihsel Minyatür) – Stefan Zweig

“Hiçbir sanatçı günlük yaşantısının yirmi dört saati boyunca yaratıcı değildir; en önemli ve kalıcı olan başarılarını, ona ilham gelen ender anlara borçludur. Gelmiş geçmiş tüm zamanların en büyük yazarı ve anlatıcısı olarak hayranlık duyduğumuz tarih de, her zaman yaratıcı olmamıştır. … Bir deha ancak milyonlarca insan arasından ortaya çıkar, gerçek bir tarihsel anın, yıldızın parladığı

okumak için tıklayınız