Gözün Büyüsü – Selman Büyükaşık

Birileri şiire ?sözün büyüsü? demiş. Ben bundan esinlenerek yazımın başlığını koydum. Çünkü göz, duygularımızın en saydam aynası bir organımız.
Göz deyince diğer duyu organlarımızın akla gelmesi kaçınılmaz. Bunlar arasında bir karşılaştırma, tercih yapmaya çalışmayacağım. Biliyoruz ki, ?gül parmaklı şafak? imgesini destanında sıkça yinelerken yaptığı betimlemelerle bizi büyüleyen Homeros kör bir ozandı ya da öyle bilinir. Milton?un, Joyce?un, Borgeis?in de kör olduklarını söylersek şaşırmayın. Ama bu yazarlar doğuştan kör değildi.
Duyu organlarımız arasında bir tercih yapmaktan kaçınsam da Halil Cibran bunu çok önceden yapmış zaten:

GÖZ
Bir gün göz dedi ki ?Bu vadilerin ötesinde mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum. Ne güzel değil mi??
Kulak dinledi ve bir süre sonra dedi ki ? Fakat dağ nerede? Onu işitemiyorum.?
Sonra el konuşup dedi ki ? Ona dokunup hissetmek için boş yere uğraşıp duruyorum ama dağı bulamıyorum.?
Ve burun dedi ki ?Dağ yok, kokusunu alamıyorum.?
Sonra göz başka tarafa döndü ve diğerleri aralarında gözün garip hayali hakkında konuşmaya başladılar. Ve dediler ki ?Gözün bir sorunu olmalı.? (S?İMGE dergisi, Ocak-Şubat
2002, Antoloji/ Şiirimizde ?GÖZ? : 45 Şair, 47 Şiir)

 Göz deyince ?bakmak-görmek? edimlerinin aklımıza gelmemesi olanaklı mı? Göz, nesneyi algılamak için önce bakar, yani o tarafa yönelir ya da dikkatini toplar, o nesneyi algılayınca ?görmek? dediğimiz edim gerçekleşir. Bu ikinci aşamayı gerçekleştiremeyene insafsızca ?Bakar kör.? deriz. Görmenin duygularımızla da bağlantılı olduğunu anlatmak için ?gönül gözüyle görmek? deyimini üretmişiz. Ben buna ?gönül gözüyle bakmak?ı ekleyeceğim. Böyle bakabilseydik dünyaya, karşımızdakine, yaşam çok daha kolay olur, olurdu.
Gözün bu görme ergisini nasıl gerçekleştirdiğini bilimsel açıklamalar şöyle verir:
Gözümüz ışığa tepki gösterdiği için görürüz. Zifiri karanlıkta bir şey göremeyiz. Canlılar içinde en basit gözler gelişmişlik sırasıyla euglena, solucan ve planarya?da bulunur. Tekhücreli, suda yaşayan euglena fotosentez yapmak zorundadır. İçindeki ışığa duyarlı bir nokta sayesinde ışığa yönelir. Solucanda ışığa duyarlı hücreler, derisinin her yanına yayılmış. Karanlıkta toprağın yüzeyine çıkan solucan gün ışığını bu hücreler vasıtasıyla algılayınca toprağına derinliğine iner. Başında bir çift gözü olan en basit hayvan planarya?dır. Su birikintisinde yaşayan bu yassı kurtçuğun gözleri ışığı fark eder ama görüntü oluşturmaz.
 İnsan gözü, yanları ve arkası ışığı geçirmeyen, buna karşılık ön duvarı saydam, yaklaşık 2,5 cm çapında küre biçimli bir organ. Gözün tam ortasındaki siyah bölüme gözbebeği denir. Bu bölgeyi kornea denilen saydam bir pencere korur. Saydam tabaka göze gelen ışığı toplar. Işınlar gözbebeğinden geçerek gözmerceğine gelir. Mercek de bu ışınları ağtabaka üzerinde toplar. Ağtabaka gelen ışığın miktarına göre tepki gösterir. Gözbebeği de buna göre büyür ya da küçülür. Ağtabakaya gelen ışığın miktarını iris düzenler. İris göze rengini de veren bölümdür. Gözbebeğinin çapını iris ayarlar. Ağtabakada ışığa duyarlı hücreler üzerine düştüğü tek bir yer var. Bu duyarlı noktaya sarı benek (fovea) diyoruz. Burada ışığa duyarlı hücreler iki türlüdür: çubuk hücreler, koni hücreler. Çubuk hücreler yalnızca grinin tonlarını algılar. Konilerse renkleri. Bunların çalışması için bol ışık gerekli. Çubuklar ve koniler sinirler yoluyla bu görüntüyü beyne haber verirler. Görme işi göz-beyin birlikteliğiyle gerçekleşir. Ağtabakaya düşen görüntünün beyin tarafından nasıl işlendiği bugün de tam olarak çözülememiştir. (S?imge dergisinden özetlenerek alınmıştır.)

Gözün, bu mekanik görme işlevinden öte derin işlev ve anlamları var. Öyle ya, göz bir insanın hatta hayvanın en öncül süsü. Karşımızdakini ilkin gözleriyle (Tabii gözlerimizle) değerlendiririz. Göz rengi, göz yapısı ve hele bakışlar bize neler neler anlatır ya da biz onlarda neler neler okuruz. Gözlerimizle korkarız, korkuturuz; severiz, tiksiniriz, acırız; kin, öfke, hınç duyarız. Aynı şeylerin çok fazlasını karşımızdakinin gözlerinden okuruz. (Hangi duyu organımız bu konuda yarışabilir gözle? Halil Cibran haklı değil mi?) En ufak bir duygu değişikliğini gözümüz, baktığımızın gözünden hemen ayrımsar, gönül gözüyle bakabilmişsek. Ne diyor adsız şair: ?Gözünde göz izi var sana kim baktı yarim?

Seven göz bunca kuşkucu olmalı mı bilmem. Ama göz, sevdiğinin gözündeki böyle bir izi ayrıt edecek duyarlıkta işte. Hangi en gelişmiş teknoloji ürünü fotoğraf makinesi yakalaya- bilir bu ayrıntıyı. Bazen hiçbir dilin, sözcüğün anlatamayacağını gözler anlatır, dersem abartmış olur muyum? Bunları söylerken mistik şair Cahit Koytak?ın Gözün Mucizeleri şiirini anmadan geçmek haksızlık olur:

?Göğe baktım, şaşırdım/ Gök de sana benziyor/ Yere baktım, şaşırdım/ Yer de sana benziyor// Her şey sana benziyor/ Herkes sana benziyor/ Her yer sana benziyor/ Har ân sana benziyor// Sana aşık olurdum/ Olmasına da güzel/ Dönüp kendime baktım// Bu kaçık, bu sarhoş, bu yoksul / O da sana benziyor/ O da sana benziyor.?

Yüzde, bedende güzellik aradığımız kadar hatta daha önce gözde ararız. Boşuna mı ?zeytin göz? ?ceylan göz? ?ahu göz? ?ela göz? gibi nitelemelerle başlar ozan övmelere sevgilisini.
Hali Cibran bir duyu organı olarak ?göze? en yüksek payeyi verirken haksız değil elbet..Dilde göz/ görmek sözcüklerine ne çok anlam yüklediğimizi sözlüğe bakarsak görürüz. Göz/ görmek sözcükleriyle kurulmuş deyim ve atasözlerimizi bu işi daha iyi yapacak arkadaşlarıma bırakıyorum. Ama göz/ bakış (nazar) kavramlarının çoktanrılı dönemlerden bugüne nasıl algılandığını, ?nazar korkusunun birçok insanımızda bugün de capcanlı var olduğunu anımsatmakla yetineyim.

Göz deyince birbiriyle ilintili ne çok sözcük sökün ediyor zihnimde: görmek, bakış (nazar),göstermek, gösteri, görkem, gözde, güzel, görünmek, gözükmek vb. göz, gör-, göster, güzel, hatta giz sözcüklerinin köksel ortaklıkları üzerinde düşünmenizi isterim.

Gözün güzel sanatlardaki tartışılmaz vazgeçilmezliğini de söylemek zorundayım. Resimde, mimarlıkta, heykeltıraşlıkta ve birçok güzel sanatta göz olmadan asla, diyeceğim.

Göz ve ağlamak: Ben gözün en insanal tepkisinin ağlamak olduğunu ileri süreceğim. İncinen yürek, kırılan gönül (acı duyan hatta öfkelenen) tepkisini gözlerden akıttığı o tuzlu yaşlarda gösterir: ?Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz? diyen şair böyle bir duyguyu dile getiriyor. Haydar Ergülen?se şöyle seslenirken bizi sarsıyor:

?Başkasının mendilinde gözyaşını arama / yalnız gözlerinle bak ve beni/ ara sıra ağlatmayı unutma? Demek ki ağlamakta tatlı bir haz, bir hüzün de vardır.

Kahkaha ve hıçkırık, insanlıkta ortak bir dildir. Bunların rengi, ırkı, dili, dini, mezhebi yoktur. Kimden gelirse gelsin bir hıçkırık beni mutsuz eder; bir kahkahaysa imrendirir. Ağlamak deyince adı konmasa da bir iç savaşın eşiğinde, bir kaosun içinde olduğumuzu, ocaklara düşen ateşin hepimizin yüreğini derece farkıyla yaktığı bir ülkede yaşadığımızı unutabilir miyiz? ?Hepimiz, ara renkleri yok eden bir kutuplaşmanın, saf tutmaya mecbur eden, bunun için terörize eden bir dilin ürettiği sembolik bir savaşın içindeyiz.? ( Onur ve gurur arasında; Taraf, 8 Eylül 2012) diyen Ferhat Kentel ne kadar haklı! Mithat Sancar?sa şu ürpertici saptamada bulunuyor: ?Öfke, garaz, intikamcılık, kötüleme, kısacası hınç sarmış dört yanımızı. Bir tıkanma halinin tipik yansıması, diye tasvir eder Max Scheler bu havayı.?

2012?nin başından beri yaşadıklarımızı değil, grubumuzun tatile çıkışından bugüne olanları bir düşünün. Yalnız gözyaşlarımız akmıyor, yalnız içimiz kan ağlamıyor; öfkeden soluğumuz kesiliyor, vicdanımız isyan ediyor. A. Einstein der ki ?Dünya yaşamak için tehlikeli bir yerdir; kötülük yapanların yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden?? Yasemin Çongar?ın dediği gibi bu bir dehşet yılı (Annus horribilis) . Benim içinse daha da korkunç bir yıl oldu. Yeğenim, kardeşimin gencecik oğlu kendi eliyle durup dururken canına kıydı. Kalabalık bir ailenin yüreğine sönmeyecek ateşler bırakarak,?Hoşça kalın!? bile demeden gitti.
Daha fazla uzatmadan, ama gözyaşlarımı içime akıtarak, konumuza döneyim.

Gözyaşı ve kahkahadan söz etmiştik yukarıda. Bakın Haydar Ergülen Belleğin Odasında Kahkaha şiirinde bunun kimi zaman iç içe olabileceğini nasıl çarpıcı bir dille anlatıyor:
?
Gözyaşı ve kahkaha; bellek en çok ikisini hatırlar
ve onlarla dolar? taşar gözyaşı bazen kahkahaya
kadar, ve kahkaha sokağa taşar, kendini kırar
bir akşamın kıyısında, gözlerine kadar tuzla buz,
kahkahaya boğulan gözyaşına da boğar!
( YKY ŞİİR YILLIĞI, 2003,Haz. Mehmet.H.Doğan)

Tezer Özlü insandaki duyarsızlıktan yakınır:
?Anlatamayacağım. Bu insanlar ?Guguk Kuşu? filmini de Napolyon?un yaşamöyküsünü de yanaşan bir beyaz yolcu gemisini de vitrindeki yeni sonbahar giysilerini de aynı gözlerle seyrediyorlarsa elimden ne gelir. (Çocukluğumun Soğuk Geceleri)

Fazıl Hüsnü Dağlarca bakın ne diyor:

GÖRMEK
Görmek karanlık yapraklar üstünde/ Gece kadar yaşayan rüzgarı görmek
Gözyaşlarından sonra gelen hatıralar gibi/ Ruha damlayan mavi yıldızları görmek?

Büyük şairler işte böyle, ağlamayı da sevdirir, güzelleştirir bize.

SÖZÜN BÜYÜSÜNDE GÖZÜN BÜYÜSÜ:
Hangi ulustan olursak olalım; hangi dilden, sınıftan, bir çift gözle algılarız önce dünyayı. Şairler de öyle… Halk edebiyatında olsun, klasik edebiyatımızda, çağdaş edebiyatımızda olsun, başka edebiyatlarda olsun özellikle şiirde, sevenin, sevgilisiyle ilgili ilk izlenimlerinin onun gözleriyle ilgili olduğunu yukarıda söylemiştik. Aşık çoğu kez sevgilisini göz rengiyle algılar önce:
Ela gözlerine kurban olduğum/ Yüzüne bakmaya doyamadım ben. (Karacaoğlan)

Halk edebiyatımızda bu renk siyah/kömür ya da eladır. Ama Ali İzzet farklı bir metafora başvurur: Mühür gözlüm seni elden sakınırım kıskanırım
Esen yelden yağan kardan sakınırım kıskanırım.
Başka bir güzellemesinde sevdiğinin gözlerinin nimetlerini şöyle anlatır:
Kör gözüme ışık tutar gözlerin/ Güneş gibi lamba gibi ay gibi.
Bu dizelerdeki farklı, taze duyarlık, iğretilemeler dikkat çeker.

?25 Eylül?de yitirdiğimiz güzelim ozan Neşet Ertaş nasıl da içten ağlar: ?Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca/ Akar can özümde sel gizli gizli/ Bir tenhada can cananı bulunca/ Sinemi yaralar dil gizli gizli??

Klasik edebiyatımızda, İran, Arap edebiyatlarından gelen etkiyle, gözle, sevgilinin gözü, bakışıyla ilgili çok zengin mazmunlar, metaforlar, anlam zenginlikleriyle karşılaşırız.
Örneğin, nergis, sâhir, ahu, Çin, câdu, sihirbaz, kahraman, kandökücü, katil vb. Sevgilinin gözünü/ bakışını anlatan ama hayli korkunç özelliklerdir bunlar. Ama düşsel sevgili öyle düşlenmiş o günün koşullarının sonucu bu edebiyatlarda.

Şair, tutkunluğunun suçunu göze yüklerken edebiyatın söz sanatlarına sığınır:
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mahım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
diyerek bir gerekçeye sığınır. Haklı elbette, göz ona göztermiş o güzelliği, ne yapsın…

Tasavvuftaki göz-nazar kavramlarına girersek işin içinden çıkamayız.
Şairlerin sevgilinin gözünü betimlediği dizeler belleğimize daha kolay kazınmıştır, en azından benim için öyledir:
Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım. (A.İlhan)
Bir şey kalmaz yalınız/ Kalır maziden gözler
Ölür de her yanımız/ Sağ kalır neden gözler. (N.F.Kısakürek)

N. Hikmet?in Saat 21-22 Şiirleri?ndeki şu dizeleri eminim hepiniz anımsarsınız:
İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan
giyin, kuşan/ benze bahar ağaçlarına?

A.Arif?se şöyle içlenir: Gitmek/ Gözlerinde gitmek sürgüne?

Lorca çok yakıcı bir özlem içinde:
Bir görsem geçtiğini/ Elvira kapısından/ İçsem de gözlerini/ Koyversem gözyaşlarımı?

Louis Aragon?un Elsa?nın Gözleri şiiri hangimizi çarpmamıştır. Biz ilk dörtlüğünü anımsatalım:
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de/ Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm/ Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde.

Didem Madak çok sevdiğim şiirinde şu ince duyarlılığı dile getirir:
Sonra gittin/ Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda/ Sicim yağmur taklidiydi/ Artık iyice inceldi.
Sözü uzattım biliyorum. Gözün büyüsü sözün büyüsüyle bir araya gelince kendimi kaptırmam çok olağan değil mi?

Not: Şairlerimizin metnimizde yer verdiğimiz dizelerinden bir kısmı S?imge dergisinin söz konusu sayısından alınmıştır.

Selman Büyükaşık
Yeşildeniz Sitesi / Bozbük
28.08/ 28.09.2012

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
İstanbul’dan Çizgiler – Serhat Çakın

Orhan Kemal? in İstanbul?dan Çizgiler adlı eseri onun en son; fakat en ilginç yapıtlarından birisidir. Çizgilerle ortaya konan bu yapıt;...

Kapat