Son yıllarda sosyal bilimler ve felsefede “yeni materyalizm” (New Materialisms) adında bir rüzgar esiyor. Bu akımın en bilinen yüzlerinden biri de hiç şüphesiz Bruno Latour. Latour ve yoldaşları, “insan dışı aktörlere” odaklanarak, klasik Eleştirel Teori’nin güncelleneceğini iddia ediyorlar.
Ancak Krisis dergisinde yayımlanan bir makale, Nick Gietinger’in keskin kalemiyle soruyor: Bu “İdealist Materyalizm” bizi eleştirel bir ufuktan uzaklaştırıp, kapitalizmin çelişkilerini örten eleştirel olmayan bir teoriyemi sürüklüyor?
Cevap, maalesef, evet.
1. 🧙♂️ Latour’un Büyüsü: Düalizm Bir Yanılgı mıydı?
Latour’un temel argümanı oldukça kışkırtıcıdır: “Biz Hiçbir Zaman Modern Olmadık.”
Aydınlanma’nın dayattığı Özne/Nesne, Doğa/Kültür gibi katı düalizmlerin (Arındırma) aslında gerçek bir pratik olmadığını savunur. Ona göre, hayat her zaman bu kategorileri birbirine karıştıran melezlerden, yani “Çevirilerden” oluşuyordu. Modernler sadece bu melezleri iki ayrı kutba ayırdıklarını sandılar.
Peki, bu iddia nerede tehlikeli bir yöne sapıyor?
2. 👻 Gizli İdealizm: Yapısal Güç Düşünceye İndirgenirse
Latour, düalizmin gerçek bir toplumsal ilişki ya da yapının ürünü değil, sadece bir “düşünce biçimi” hatası olduğunu öne sürdüğünde, kritik bir hata yapar: İdealizme düşer.
- Eğer modernliğin çelişkisi ve doğa sömürüsü sadece yanlış bir “bakış açısı” ise, o zaman kapitalizmin dayattığı sömürü ve büyüme zorunluluğu gibi somut, yapısal güçler de ne yazık ki fikirler âleminetaşınmış olur.
- Böylece, sistemin yarattığı acı ve tahakküm, değiştirilmesi gereken gerçek bir pratik olmaktan çıkar; düzeltilmesi gereken basit bir algı hatasına dönüşür.
Bir nevi, “Dünyayı değiştirmemize gerek yok, sadece ona bakış açımızı değiştirelim” demeye getirir. Oysa Eleştirel Teori, tahakkümü zihinsel değil, toplumsal bir kategori olarak görür.
3. 🌐 Ağlar mı, Bütünlük mü? Eleştirinin İmhası
Latour’un bir diğer tartışmalı hamlesi, Marksist geleneğin ana kavramı olan “Bütünlük” (Totalite) fikrini reddetmesidir.
- Latour’a göre, kapitalizm gibi sistemik bir Bütünlük’ten bahsetmek, onu daha da güçlendirir ve totaliterliğe yol açar. Bunun yerine toplumu, birbirine bağlı “Ağlar” veya “Kolektifler” olarak görmeliyiz.
- Ancak Gietinger, Latour’un bu eleştirisinin bir saman adam (straw man) argümanı olduğunu gösteriyor. Gerçek Bütünlük, tren yolları gibi teknik ağların basit toplamı değildir; o, emeğin ve metanın soyut ilişkileriyle örülmüş, somut bir toplumsal sistemdir.
Latour, Bütünlüğü reddederek, kapitalizmin sistemik baskısını görünmez kılar. Ekonomik büyüme zorunluluğu, meta biçiminin egemenliği gibi yapısal gerçekleri inkar etmek, politik çaresizliğimizden kaçmaya çalışmak olsa da, ne yazık ki mevcut durumu yeniden üretmekten başka bir işe yaramaz.
4. 🚨 İdealist Materyalizm Uyarısı
Sonuç olarak: Bruno Latour’un teorisi, tarihi (Modernite’nin eşsizliğini) ve yapısal gücü (Kapitalizmin Bütünlüğünü) çözündürerek ve her şeyi birbirine eşit, akışkan ağlara indirgeyerek, Eleştirel Teori’nin ruhunu terk eder.
Latour’un teorisi, bize kimin sömürdüğünü ve neden sömürdüğünü değil, sadece “her şeyin birbirine bağlı olduğunu” söyler. Bu, eleştirel bir teori olmaktan çok, mevcut koşulları kabul etmemizi kolaylaştıran, apolojetik(savunmacı) bir yaklaşımdır.
Peki, sizce kapitalizmin çelişkilerini eleştirmek için hâlâ Bütünlük gibi büyük kavramlara ihtiyacımız var mı, yoksa Latour’un önerdiği küçük ağlar yeterli mi? Yorumlarınızı bekliyoruz!