Herkes Öldürür Sevdiğini – Oscar Wilde (seslendiren: Tuncel Kurtiz)

READING ZİNDANI BALADI’NDAN I * * * Kulak verin sözlerime iyice, Herkes öldürebilir sevdiğini Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle! Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimileri yaşlı iken öldürür; Şehvetli ellerle öldürür kimi Kimi altından ellerle öldürür; Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi

okumak için tıklayınız

Dülger Balığının Ölümü – Sait Faik Abasıyanık “İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum.”

Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?… Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları.

okumak için tıklayınız

Dersim Raporu – “gizli”, “kişiye özel” ve “kayıt altında”

Kurtuluş Savaşı komutanlarından Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın kitaplığından çıkan, yazarı ve yayım tarihi tam olarak bilinmeyen ancak “gizli”, “kişiye özel” ve “kayıt altında” sadece 100 adet basılan Dersim Raporu, Türkiye tarihinin karanlık noktalarından birisi olan Cumhuriyet’in Dersim politikaları hakkında etraflı bir bilgi sunuyor. Osmanlı’dan itibaren sorunlu bir bölge olarak görülen Dersim’de yaşanan ayaklanmaları, bunlara karşı girişilen

okumak için tıklayınız

Ben yazılmamış bir kitabın can sıkıcı önsözüyüm – Fernando Pessoa

Bugün aniden saçma fakat isabetli bir sonuca ulaştım. Bir aydınlanma ânında hiç kimse, kesinlikle hiç kimse olmadığımı kavradım. Şimşek çaktığında bir şehir olduğunu sandığım yerin gerçekte çölleşmiş bir arazi olduğunu gördüm ve beni bana gösteren aynı uğursuz ışıkta çölün üzerinde bir gökyüzü görünmüyordu. Dünyadan önce var olma ihtimalim çalındı. Yeni bir bedende gelseydim, bunu kendim

okumak için tıklayınız

İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü”

İki Şehrin Hikayesi, İngiliz yazar Charles Dickens’in 1859 yılında yazdığı ikinci tarihsel romanıdır. İki Şehrin Hikayesi romanının giriş cümlesi “It was the best of times, it was the worst of times” (Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü), edebiyat literatüründe ancak “to be or not to be” (olmak ya da olmamak) ile kıyaslanabilecek kadar geniş bir üne

okumak için tıklayınız

Su Çürüdü – Ahmet Telli (kendi sesinden dinle)

1 Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla

okumak için tıklayınız

Shakespeare: Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu AŞK sanıyorsunuz

1. “Bu kadar okudum, bu kadar öykü ya da destan duydum, aşkın yolu asla düz gitmiyor.” 2. “Her zaman yeminlerimizde cömert, ancak aşkımızda samimi değiliz.” 3. “Aşk mı kaderi kovalar kader mi aşkı, daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi.” 4. “Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu ‘aşk’ sanıyorsunuz.” 5. “Erkekler mi daha akıllıdır kadınlar mı? Elbette

okumak için tıklayınız

İskenderiye Kütüphanesi: “Bilim bizi tanrıların gazabından kurtarır”

Yüzlerce sene öncesine, girişinde “bilim bizi tanrıların gazabından kurtarır” yazan bir mekâna gidiyoruz. Kabaca bir yokluyoruz ortamı, kimi ararsak orada.. Öklid (Eukleídēs) bir köşede eseri “Elementler” üzerinde çalışıyor. Başımızı çeviriyoruz, diğer köşede Arşimet oturmuş kim bilir ne düşünüyor, neyi hesaplamaya uğraşıyor! Azıcık yürüyoruz içlere doğru. Sütunun oradan kafamızı uzatınca biraz ürküyoruz. Adamın teki bir kafatasını

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un karısına veda mektubu, evinden kaçışı ve ölümü

82 yaşındaki Tolstoy, evden kaçışının üçüncüsünde geri dönmemeye kararlı olarak bir daha görmek istemediği karısına bir veda mektubu yazmıştı:  “Gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan ve başka türlü yapamayacağımı anla. Benim evdeki durumum çekilmezdi ve çekilmez oldu. Öteki nedenlerin yanısıra, şatafatlı koşullar içinde, eskiden olduğu gibi, yaşamayı sürdüremedim ve benim yaşımdaki ihtiyarların göreneğine uyarak,

okumak için tıklayınız