Ayşe Kaygusuz “Şimşek” hakkında – Ayhan Hüseyin Ülgenay

AYŞE KAYGUSUZ “ŞİMŞEK” 06.03.1965 Tokat/Zile/Çayır Köyü doğumlu. Baba adı: Ahmet, Ana adı: Esme, Evli 11.01.1981 (Bayram) 3 çocuk annesi (İlkokulu Turhal’da Şeker İlköğretim Okulu (1972-1976), Ortaokulu Turhal Lisesi Orta Bölümü’nde okudu (1980). Liseye Tokat da başladı. Tokat İli Milli Eğitim Araçları Açık Öğretim Lisesi (1999). Ankara da tamamladı ( 2003). Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma

okumak için tıklayınız

İşçiler Örgütleniyor (1939 – 1950) – M. Şehmus Güzel

Türkiye’de işçi örgütlenmesinin, Avrupa ve Batı ülkelerindeki işçi sendikacılığıyla kıyaslanınca, azgelişmişliğinin ya da başka bir deyişle gelişememiş olmasının altında ne gibi etkenler yatmaktadır? İktidarların bu konudaki uygulamaları nelerdi ? Neler yaptılar? İşçi örgütlenmesi üzerinde baskı var mıydı? Geçmiş yılların işçi örgütlenmesi, işçi deneyimleri unutturulmak istenmiş midir?

okumak için tıklayınız

Bir kenti hayata döndüren müzik: Leningrad Senfonisi

2. Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, kentin son kara bağlantısının da kesilmesiyle 8 Eylül 1941’de başladı. Şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad’ın düşürülmesi, Hitler’in Sovyetler Birliği’ni istila etme planındaki üç stratejik hedeften biriydi. Kentin politik, askeri ve endüstriyel önemi Nazilerin Sovyetler Birliği’nde ilk olarak buraya göz dikmesine neden olmuştu.

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf: Yeryüzünün pisliğine, bozulmuşluğuna karşı çıkmalıyız

“Yeryüzünün pisliğine, bozulmuşluğuna karşı çıkmalıyız; dönen, girdaplar oluşturan, kusulmuş, ezen kalabalığına.” Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı Dalgalar adlı yapıtında dış dünyayı yok eder. Üç erkek ve üç kadının çocukluklarından yaşlılık dönemlerine kadar tüm hayatlarının anlatıldığı kitapta dış dünya nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı kadarıyla verilir. “Bir olay örgüsüne uyarak değil, bir ritme uyarak”

okumak için tıklayınız

Bir akıllı telefonla kaç kişiyi öldürebilirsin?

Her modelinde yeni bir özellik eklenen cep telefonlarımızla kaç kişi öldürebiliriz dersiniz? 4 milyondan fazla… Afrika kıtasının bir haritasını elinize alın ve inceleyin. Sınırların bir masanın başına oturmuş birkaç adam tarafından, ellerinde cetvellerle belirlediğini anlamanız birkaç saniyenizi almayacaktır. Afrika’daki hemen her ülkenin “sömürge”den kurtuluşu sayılan bir savaşı olmuştur. Ancak bu haritayı incelemek, verilmiş bağımsızlık mücadelelerinin

okumak için tıklayınız

Umberto Eco, Sıfır Sayı: Yalan tek doğrumuzdur artık.

Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Prag Mezarlığı, Önceki Günün Adası romanlarının çok katmanlı kurgularıyla okuru kendi büyülü dünyasına çeken Umberto Eco, roman yazarı olmanın yanı sıra bir akademisyen, sağduyulu bir tarihçi, düşünür ve gerçek bir entelektüel olarak da tanınmaktadır. Ölümü entelektüel dünyayı yasa boğmasına rağmen, Sıfır Sayı isimli son romanı günümüz gerçekliğinin, ana akım medya ile

okumak için tıklayınız

Orhan Veli: İstanbul’da tek zevkim senden mektup almak. Bunu da bana çok görme.

İstanbul, 16 Ocak 194 Nahit, Mektubunu aldıktan sonra da rahat edemedim. Hala beni anlamak istemiyorsun. Oysa ki senden üzüntülerimi yatıştıracak, beni teselli edecek bir mektup bekliyordum. Günün birinde, ne kadar haksız olduğunu herhalde anlayacaksın. Bu kadar bedbin bir ifade ile başlamama sebep belki de canımın eskisinden daha çok sıkıldığı bir günde senden öyle bir mektup

okumak için tıklayınız

Vera, cenaze törenime gelme. Ürkersin, kötü olursun. Ne diye ölülerin yüzünü açık bırakıyorlar ki sizde? – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet: “Moskova’da yazarların cenaze törenleri nerede yapılıyor?” Vera Tulyakova: “Veda merasimi mi? Edebiyatçılar Evi’nde.” Nazım Hikmet: “Beni de oraya götürecekler desene. Sen gelme Verusya. Beni görmeni istemiyorum. Ne diye ölülerin yüzünü açık bırakıyorlar ki sizde? Vahşilik! Sen ürkersin, kötü olursun. Âdet diye bakıp acı çekersin. Sonra o ölü surat peşini bırakmaz senin, aramıza girer…

okumak için tıklayınız

Emek Sineması’na gitmemek için 11 sebep

Emek Bizim, İstanbul Bizim İnisiyatifi, tarihi Emek Sineması yıkılarak yerine yapılan AVM’yi ve içindeki sinemaları boykot etmek için 11 sebeplik bir liste hazırladı. Emek Bizim, İstanbul Bizim İnisiyatifi, tarihi Emek Sineması yıkılarak yerine yapılan AVM’yi ve içindeki sinemaları boykot etmek için 11 sebeplik bir liste hazırladı. İnisiyatifin 11 maddesi şöyle:

okumak için tıklayınız

Ben Öykülere İnanırım – Habib Bektaş “alışkanlıklar çoğaldıkça, görmek güçleşmişti.”

“Kadın pencereye sırtını döndü. Adamın oturduğu koltuğa baktı, adamı görmeye çalıştı, adamı aradı son bir umutla. Yok, ses koltuktan geliyordu ama kadın, adamı göremiyordu. Bunca yıldır ev, eşyalar bildikleştikçe, ikisi arasındaki alışkanlıklar çoğaldıkça, birbirlerini görmeleri güçleşmişti. Çocuklara döndü kadın yine; ilk kez görüyormuş gibi baktı kızlarına. Sarıldı, öptü ikisini de, kendi çocukluğunu öper gibi; acıdı

okumak için tıklayınız

Babeuf’ün karısına ve çocuklarına son mektubu

Ölüm cezasına çarpıldığını öğrenen Babeuf mahkemede kendi canına kıymaya kalkar. İdam hükmünü öğrendikten bir gece sonra, yâni idamından bir gün önce, karısına ve çocuklarına şu mektubu yazar: Merhaba dostlarım! Sonsuz karanlıklara bürünmek üzereyim. Fazla duymaktan duygularımı yitirmiş gibiyim. Size karşı olan durumumu dostuma yolladığım iki mektupta daha iyi anlattım, göreceksiniz. Kaderinizi onun ellerine bırakıyorum. Ondan istediklerimi

okumak için tıklayınız

Fidel Castro’yu Öldürmenin 634 Yolu – Fabian Escalante

Bilgiye, özgüvene, insan ve yaşam sevgisine dayanan devrimin dünyanın en büyük süper gücünün yok etmeye yönelik her saldırısını, ki dile kolay, 634 belgeli tanıklı komplo, boşa çıkarma yeteneğinin yakın dünya tarihinde eşinin benzerinin olmaması gerçeğini anlatıyor… Mao’nun o ünlü, “emperyalizm kağıttan kaplandır” sözü bu kitabı okurken sıkça akla geliyor.

okumak için tıklayınız

Neden beni hiç kimse anlamazken herkes seviyor? Albert Einstein

Geldikleri dünya ile gittikleri dünya arasında fark yaratan insanlar olmasaydı? İyi ki o insanlar var (olmuşlar), iyi ki dünyada hala farklı düşüncelerle karşılaşabiliyoruz. Pasifist Gandhi’den aktivist Che Guevera’ya kadar barışın, kurtuluşun bayrakları olmuş ve canlarını dünya barışı için, ülkelerinin kurtuluşu için ölüme yatırmış bu kahramanlar aslında ‘büyük insanlık’ ülküsünün büyük insanları.

okumak için tıklayınız

Devrim Yaratan Bir Hayat: Zabel Yesayan

Yirminci yüzyılın başında Ermeni edebiyatına yeni bir soluk getiren Zabel Yesayan, hayatı boyunca hiç bir şeyin romantizmini yapmadı, hiç bir zaman kuramlar, klişeler üzerinden yazıp, konuşmadı. O, hayatı boyunca kendi felsefesinin dışına çıkmadı, her daim mücadele etti ve inandığı hakikatleri romanlarında ve hikayelerinde kelimesi kelimesine işledi.

okumak için tıklayınız

Yoğun tablet bilgisayar ve akıllı telefon kullanımı çocuklar için zararlı

Eve misafir geldiğinde ya da dışarıya yemeğe gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıkça başvurduğu yöntemlerden biri, tablet bilgisayar ya da akıllı telefonlarla oynamalarına izin vermeleri. Her gün hayatın bir alanında, telefon ya da tabletteki oyuna odaklanmış, çevresindeki olup bitenle ilişkisini tamamen kesmiş onlarca çocuk görmek mümkün.

okumak için tıklayınız

Fakir Kene – Birhan Keskin “Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun”

Sanat ki artık düşünümsüz olamaz, şenlikten kendi isteğiyle vazgeçmek zorundadır. Onu buna zorlayan da, her şeyden önce yakın geçmişte gerçekleşmiş şeylerdir der; Adorno. O, bu değerlendirmeyi Auschwitz’e atıfla yapacaktır ki bizim o kadar geriye bile gitmemize gerek yok maalesef. Aylardır bir savaşın içerisinde yaşıyoruz, acı çekiyoruz çektiriliyoruz. Ölülerin istatistikleri içerisinde kaybolup gidiyoruz. Yaşam artık şen

okumak için tıklayınız

Bisikletle dünyayı gezen ilk kadın Annie Londonderry

1800’lerin sonunda dünyanın çevresini bisikletle dolaşmaya girişecek kadar yürekli, bisikleti rahat kullanabilmek için uzun eteği bırakıp kısa pantolon giyecek, kadın kıyafetlerinde başlayan değişimin öncülerinden olacak kadar özgür ruhlu; yolculuğu ne pahasına olursa olsun tamamlayacak kadar kararlı bir kadının öyküsü…

okumak için tıklayınız

Anton Çehov: “Üç dört gece düşümde hep celladı ve tüyler ürpertici işkence sehpasını gördüm.”

Çehov, 21 Nisan 1890 sabahı, Sahalin Adası’na gitmek üzere Moskova’daki İyaroslavi Garı’ndadır. Trenle, at arabası ve vapurla geçen bu yolculukta köylerden, şehirlerden, ormanlardan, denizlerden geçer ve türlü çeşit insanla karşılaştan sonra 9 Temmuz’da Sahalin’e varır. Yolcuğu tam iki buçuk ay sürmüştür. Sahalin Adası bir cehennemdir. Sokaklar çalışmaya giden hükümlülerin zincir şakırtılarıyla çınlar. Mahkumlara sürekli işkence

okumak için tıklayınız

Nikolay Gogol: Hakikatin peşinde kendi ölüm yolculuğuna çıkan adam

Rus edebiyatı 19. yüzyılın ortasına kadar Krilovları, Jukovskileri, Puşkinleri, Turgenyevleri, Lermontovları ve daha nice büyük ismi görmüştür. Fakat onların arasında biri vardır ki bu yazarların hepsinden farklıdır. Nikolay Gogol, toplumun eksik yanlarını mizahi boyuta taşıyarak hem insanları güldürmüş hem de onlara ders verecek nitelikte eserler ortaya koymuştur. O, Çernişevski’nin de dediği gibi “kendimizde bilinç uyandıran”

okumak için tıklayınız

Vincent Van Gogh’un yeni bir fotoğrafı ortaya çıktı

Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh’a ait olduğu bir fotoğraf ortaya çıktı. Fotoğrafın, ünlü ressamın yetişkinlik dönemine ait tek fotoğaf olduğu belirtildi. İtalyan sanat tarihçisi Antonio De Robertis’in bulduğu fotoğrafta, ünlü ressam, Fransız ressamlar Gauguin ve Vuillard ile birlikte görülüyor. 19. yüzyılın sonlarına doğru Paris’teki Academie Julian’da çekilen fotoğrafta Van Gogh’un yanında bulunan kişinin ise

okumak için tıklayınız