İstanbul Kimin Şehri? Hazırlayanlar: Dilek Özhan Koçak, Orhan Kemal Koçak

Bir dönemin “Başka İstanbul Yok!” sözü, öyle görünüyor ki yerini “Bu İstanbul’da kaç İstanbul var?” şaşkınlığına bıraktı. Kent büyük bir hızla genişlerken sınıf ve zenginlik, etnisite, cinsiyet ve yaşam tarzı temelinde farklılaşan kentlilerin her birinin kendi kişisel deneyimlerinden kaynaklanan farklı İstanbul’lar beliriyor. Sırrına eremeyeceğimiz duygusu veren, hem üst üste binmiş hem içe içe geçmiş, büyük

okumak için tıklayınız

Var Olma Eğilimi – Emil Michel Cioran “En büyük evet, ölüme evettir”

Emil Cioran bu kitabı oluşturan on bir bölümde ölüm gerçekliğini inkâr etmeden var olma eğilimi, “soluğu kesilmiş bir uygarlık” olarak Batı, sürgün, yazgı, roman ve başka konularda kendine özgü keskin gözlemlerini her zamanki şaşırtıcı üslubuyla bir araya getiriyor. Hayat için öldürücü, özü itibarıyla tahrip edici olan bir bilgi vardır. Bu kitaptaki metinler işte bu bilgiden

okumak için tıklayınız

Beynin Gölgeleri : Bir Psikiyatri Felsefesi – Saffet Murat Tura

Kuşkusuz uzun meslek yaşamım psikiyatrinin insanların ıstıraplarını azaltmada nasıl etkin bir rolü olabileceğini gösterdi. Kaygı bozukluğu ya da depresyonu olan bir hastayı tedavi ettiğinizde iyi bir şey yaptığınız hissine kapılırsınız. Ama gençliğimden bu yana asi tarafım da psikiyatriye daima biraz şüpheyle baktı: Hastanızın yararı içinde de olsa toplumsal normlardan yana taraf almak zorunda kaldığınızı fark

okumak için tıklayınız

Diktatörümüze neden aşık oluruz?

Günümüz siyasal atmosferini en kolay açıklayacak benzetmelerden biri, faşizm. Bu artık bir benzetme olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Bu noktada şöyle bir soru hem bugün için, hem de geçmişteki faşist rejimler için akla geliyor: Peki insanlar bu faşist, baskıcı rejimleri neden destekliyorlar? Öyle ya, madem faşist bir uygulama söz konusu, halkın bu uygulamalara bırakın destek

okumak için tıklayınız

Tek Mekanda Geçen 11 Film

Geçmişten günümüze yapılmış tek bir mekanda geçen filmler. 1 – 12 KIZGIN ADAM (12 ANGRY MEN-1957) 1957 yapımı 12 Kızgın Adam filmi üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen hala tek mekan filmleri denince akla ilk gelen film. Film bir mahkemenin jüri odasında geçiyor.12 jüriden oluşan kurul bir gencin babasını öldürüp öldürmediğine karar vermeye çalışıyor.

okumak için tıklayınız

Adalet ve Hukuk konulu 21 film

Soğuk mahkeme salonları, sanıklar, tanıklar,davacı, davalı, dosyalar,celseler, hakimler, jüriler, avukatlar… Hak arama, haklıya hakkını teslim etme, yılmadan çabalamak, adaletin peşini asla bırakmamak. Uzun maraton. Bazen acıyı dindirmeye çalışma, bazen kılıfına uydurma, hele hele bazen görmemek yapılanı, üstünü örtmek. Bunlar geliyor insanın aklına. Tartışma konusu hep.

okumak için tıklayınız

Yaratıcılık ve Emeğe Saygı – Müslüm Kabadayı

Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlerin çoğunluğunun, edebiyat-sanat-bilim alanlarında kendilerini geliştirdikleri ve yapıtlarıyla kalıcı hale geldikleri biliniyor. Onlardan biri de Ali Kemal Gözükara olup ölümünün 10. yılında kendisine “saygı” etkinlikleri düzenlendi. Bu çerçevede 15 Kasım 2000’de kaleme aldığım aşağıdaki metni, bu değerli öğretmen ve yazarımızı saygıyla anarak okurla paylaşmak istiyorum

okumak için tıklayınız

Sanal Çağda Özgürlük Bunalımı, Empati ve Kamusal Mekânlar

Birçoğumuz iş, aile tv, hobiler ve fb’tan sonra duygudaşlık kurmaya zaman kalmadığını düşünüyoruz. Empatiyi enerji emen bir ruh hali olarak sıranın en altına yerleştiriyoruz. Vurdumduymazlık çağında adeta bir empati bunalımı yaşıyoruz. Eğer öyleyse, gerçekliğe bakış tarzımızla önceliklerimizin tamamını gözden geçirmemiz gerekecektir.

okumak için tıklayınız

Charles Fourier: Gölgede bırakılmış bir ütopyacı filozof

Yaşadıkları çağın sorunlarını çok erken fark eden ve tüm insanlığı uyarmak için mücadele eden filozoflar, bilim insanları, şairler, yazarlar ve aktivistler vardır. Bunların içinden Charles Fourier‘i hatırlamak bugün bizim için en acil ihtiyaçtır. Çünkü o, bugün bile görmekte zorlandığımız, bütün canlılar için hayati önemdeki ekolojik krizi daha 18’inci yüzyılda görmüş ve insanları uyarmıştır. Ve insanın

okumak için tıklayınız

Çağımızın paradoksu: “Hiç bu kadar özgür olmamıştık. Hiç bu kadar aciz hissetmemiştik.”

Neoliberalizm içimizdeki canavarı ortaya çıkardı. Kimliklerimizi sarsılmaz ve harici baskılardan ziyadesiyle azade görme eğilimindeyiz. Ancak onlarca yıllık araştırmanın ve terapi deneyiminin ardından, ekonomik değişimin yalnız değerlerimizin değil kişiliklerimizin üzerinde de büyük etkisi olduğuna kanaat getirdim. Aman vermez “başarı” baskısı normatif hale geldikçe neoliberalizmin otuz yılı, serbest piyasa güçleri ve özelleştirme büyük kayıplara sebep oldu. Bunu

okumak için tıklayınız