1968 Devrimci Eğitim Şurası / Komisyon 7: Köy Enstitüleri Uygulamasından Çıkan Sonuçlar

1968 DEVRİMCİ EĞİTİM ŞURASI / KOMİSYON 7:
KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMASINDAN ÇIKAN SONUÇLAR

Bürrem ARMAN
Şaban ŞENOCAK
Abdullah TEMÎZEL
Beytullah KARAYAĞMURLAR
Ceyhun Atuf KANSU
Faruk PEKÜN
Halil ASLANDOGAN
Hasan ÇINAR
Kamber KUTLU
Kemal EROL
Muzaffer SATIROGLU
Osman S. AROLAT
Sefer ESENDAG
Selçuk ÖNK
Şerif TEKBEN

BİLDİRİLER:
1) Cahilliğin ve Teknik Yetersizliğin Giderilmesinde
Köy Enstitüleri Uygulamasmdan Çıkan Sonuçlar;
Hürrem ARMAN, Cevat GERAY, Ceyhun ATUF
KANSU.

BİLDİRİ:
KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMASINDAN
ÇIKAN SONUÇLAR

Bildiriyi Sunanlar:
Hürrem ARMAN, Öğretmen
Cevat GERAY, SBF, Şehircilik Enstitüsü
Ceyhun Atuf KANSU,

Köy Enstitüleri uygulamalarından çıkan sonuçları değerlendirebilmek
için Köy Enstitüleri Sistemini, kuruluşunu hazırlayan ve zorlayan nedenleri,
denemeleri ve uygulamaları ana çizgileriyle belirtmenin gerekli olduğu kanısındayız.
Kuruluşu hazırlayan ve zorlayan nedenler:
200 yıldanberi, yukarıdan yapılmaya çalışılan yenilenme harketlerinin
tabana, geniş halk yığınlarına hemen hiçbir etkisi olmamıştı. Toplumu her
yönden besleyen, yaşatan üretici güçlerin, emekçi yığınların yaşadığı yerleşme
yerilerinde her bakımdan bir Osmanlı Ortaçağ düzeni sürüp gitmekte
idi. Olumlu ve gerçek bir aşama olan Cumhuriyet, devrimler yanında çok küçük
çapta olan fakat bilimsel, gerçekçi bir temele dayanmayan sanayileşme,
ulaştırma, sağlık ve eğitimde görülen yenileşme hareketleri altyapıda bir
değişmeyi hedef almayan plânsız davranışlardı. Bütün yapılanlar bu nitelikleriyle
ve ele almış yöntemleriyle büyük şehirlerde bile pek az sayıda ve
emeğin sırtından geçinme olanaklarını elde bulunduran bir azınlığın hizmetinde
idi. Kasaba ve köylerde de şehirlerdeki bu azınlığın ortakları, müttefikleri
vardı, onlar da elde edilenlerden paylarını almakta idiler.
Gerek şehir ve kasabalarda gerekse en yoğun emekçi ve üretici çoğunluğunu
barındıran köylerde yaşayan yığınlar, Cumhuriyete, devrimlere, söylenenlere
ve yapılanlara, hattâ olumlu kanunlara rağmen, her yönden ilkel
bir yaşayış içinde idiler.
1935 istatistiklerine göre nüfusumuz 16.157.450 idi. Bu nüfusun 14 milyonu,
yani % 82’si köylerde yaşıyordu. Kasaba ve şehirlerdeki eşrafa, tüccara,
bürokrasiye ve yöntemindeki kişilere bağlı ve onların ittifakı içine girmiş,
pek az sayıda fakat her yönden güçlü köy ağalarını, toprak ağalarını,
tefecileri, gizlenmiş fakat etkinliklerini sürdürebilen dede ve şeyh gibi mukaddesat
sömürücülerinin emrinde çalışan köylü yığınları her bakımdan yoksulluklar,
ilkellikler içinde bir yaşayışı sürdürüyorlardı. Yurt savunmasını
yapan, toplumu besleyen bu yığınlardı. Onlardan hep alınmış, fakat birşey
verilmemişti. Üretim araçları ilkeldi. Çoğu ağanın topraklarında çalışıyor-
du. Üretim biçim ve ilişkileri, gelenek ve göreneklere göre kurulu bir düzen
içinde idi. Besinde, barınakta ve giyimde tüketim olanakları hayvanlarla eşit
denecek kadar kıt ve noksandı. Tabiatın da güçsüz esirleri durumunda idiler.
Altmış bine yaklaşan köy, oba, mezraa çiftlik… denen yerleşme yerlerine o
güne kadar tedavi maksadıyla bir doktor, bir sağlık memuru uğramamıştı.
Bazen çok yaygınlaşan ,kıncı bir durum alan hastalıklar bile evliyanın, üfürükçünün,
muskacının, çağ dışı inanış ve davranışların eline bırakılmıştı.
Bu yığınlarda yaşayan hayat görüşü ve inanışlar ne cumhuriyete ne devrimlere
ve ne de içinde yaşanılan yüz yıla uymuyordu. Fakat bu durum, yığınların
yaşayış düzen ve olanaklariyle de çelişmeyen, başka bir dünyanın görüş
ve inanışı idi.
Bu yığınlara sağlanan eğitim olanaklarında da durum aynı idi. Köylerimizde
yaşayan nüfusun okur yazar oranları, erkeklerde % 17, kadınlarda
°/o 4,2 ortalama % 10,5 idi. Bazı bölgelerde bu oranlar % l’e kadar düşüyordu.
14 milyon köylünün ilköğrenim çağındaki 1.680.000 çocuğundan ancak
276.688’i okula kavuşmuştu. Yani köy çocuklarının 5’te 4’ü ilk okuldan bile yoksundu.
Aynı tarihte, yani 1935 istatistiklerine göre, şehir ve kasabalarda ilköğrenim
olanakları % 85 sağlanmıştı.
En gerekli ders araçlarından, bayrak, saat, Türkiye haritasınden bile
yoksun olan köy ilkokullarını bitiren çocuklardan ancak binde biri üst bir
okula gidebiliyordu. Köylerinde kalarak, aileleri gibi ilkel bir üretime katılan
bu çocuklar 3-5 yıl sonra okuma – yazmayı unutuyorlardı. Bütün okullarımız
gibi köy okulları da üretime, yaşayışa, inanışa etkili olmayan bir metod uygulaması
içinde idi.
Bugün hepsi elimizde bulunan istatistik ve belgelerle ayrıntılarına kadar
ispatlama olanağına sahip olduğumuz bütün bu gerçekler, cumhuriyetin
halkçı felsefesine uymuyordu. Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri ile çelişen
den ‘biri olmuştur.
Yüz yıllar boyunca sürdürülen düzenin nitelikleri ve ihmâlleri yanında.
Cumhuriyete, ve devrimlere rağmen yürütülen düzen, yukarıda da açıkladığımız
gibi köylü ve halk yığınlarını ihmal etmiş, altyapıyı ciddi ve plânlı bir
geliştirmeye yönelmemişti. Nüfusun % 90 ından fazlasını kapsayan emekçi
yığınlarının durumu, üretim araçlarının, üretim ilişki ve biçimlerinin ilkelliği
her yönden darlıklar getirmekte idi. En hayatî konularda bile kendini
hissettiren bu durum, yöneticileri türlü sistem değişikliklerine yöneltmiş, örneğin
liberal ekonomiden devletçiliğe geçilmeye çalışılmış, fakat köklü ve
gerçekten halkçı bir dönüşüme ve bir yapı değişikliğine gidilemediği için darlık
zorunlu olarak günden güne çoğalmaya ve egemen güçlerin çıkarlarını
bile eksiltecek bir düzeye ulaşmaya başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı Türkiye’-
yi ıböyle bir bunalım ve tam bir plansızlık içinde yakaladı. Harbin bitimine
kadar olan dönemde, yöneticiler ve müttefiklerince kolay ve çıkarlara uygun
düşen dış yardımlara, ve ortaklıklara dayanan bir kapitalist ekonomi düzenini
kurmak olanağı da olmadığı için, Türkiye kendi güçlerini seferber et-
meye, bunları kullanarak bunalımı ve harbin getirdiği krizleri atlatma zorunda
idi.
Bu dönemde de köy enstitülerinden başka gerçekçi, bilimsel, plânlı ve
halka dönük bir davranışa ve uygulamaya rastlanmıyor.
İşçi konularını çözümlemek için kurulan Çalışma Bakanlığı, diğer temel
yanlışlar yanında, uydu durumunda başlayan ve bugüne kadar da öylece gelişen
işçi örgütlerini doğurdu. Toprak kanunu daha doğuşta fiyaskoyla sonuçlandı.
Köy enstitüleriyle birlikte başlayan teknik öğretim çabası, temeldeki
birçok yanlışlıkların yanında, sadece dört beş kolda ve çok sayıda teknikçı
yetiştirmekle yurdun teknik bakımdan kalkınacağı biçimindeki, bir inanışla
beklenenin çok azını verdi, Teknik Öğretim bu durumu ile bugün de sürüp
gitmektedir.
İkinci Dünya Savaşının başlamasından üç yıl evvel altyapıyı değiştirmeye
yönelmiş bir plânlama ve uygulama ile başlayan, denemelerden geçerek
kanunlaşan Köy Enstitüleri Sistemi böyle bir ortamda kuruldu ve kendi
güçlerimize dayanarak gelişti.
Köy enstitülerinin kuruluşunu zorlayan ve kısaca verilmeye çalışılan çelişkiler
ve bunun nedenlerini çok eskidenberi sezen Atatürk yeni anlamlı bir
köy eğitiminin çözümü için de en gerçekçi yolu buldu. Bu sorunların çözümü
için 1935 de Millî Eğitim Bakanlığına getirilen Saffet Ankan’a köyün içinden
gelen, oranın koşulları içinde yaşayan insan gücünden faydalanma fikrini
ve direktifini Atatürk verdi. (Üçüncü Genel Müfettiş Tahsin Üzer’in anıları)
Eğitmen hareketi bu direktif üzerine başladı.
Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, bilinçli bir arayışla bu işlerin gerçek
ve güçlü adamını, yani İsmail Hakkı Tonguç’u, bulunca, onun tekliflerine
uyarak uygulamalara geçti. O günlere kadar yapılanlar da değerlendirilerek
araştırmalara, denemelere girişildi.
ARAŞTIRMALAR VE DENEMELER:

Birçok köylerde incelemeler yapıldı. Bunlardan alınan sonuçlar çok ilginçti.
Örneğin, elli yıldenberi okulu olan bir köyle onun yanındaki hiç okul
açılmamış başka bir köyün yapısında hiçbir değişiklik ve başkalık olmadığı
görüldü. Hattâ okuma yazma bilenlerde bile bir farklılık yoktu. Okul olan
köylerde mezunların okuma yazmayı bile unutmaları yanında askerde öğrenenlerin
kendi okulsuz köylerinde okuma yazma öğrettikleri görülüyordu.
Yapılan her yönlü araştırmalar, bütün okullarımızın ve özellikle köy okullarının
kullanılma olanağı olmayan bir takım işe yaramaz bilgiler verdiği,
üreitme, yaşayışa etkinliği hemen hemen hiç olmayan kuruluşlar halinde olduğu
kesinlikle ortaya çıktı.
1936 yılında Çiftelerde Tarım Bakanlığıyle işbirliği yapılarak ilk eğitmen
kursu açıldı. İyi sonuçlar alındı, sayıları çoğaltıldı.

Eğitmen kurslarının hazırladığı ortamda, evvelâ Kizılçullu ve Çiftelerde
ve sonra da Kepirtepe ve Gölköyde (Köy Öğretmen Okulları) kuruldu. Eğitmen
kurslarında denenen ve uygulanan ilke ve metodlarla daha yaygın denemeler
yapıldı.
Bu arada Cumhuriyetin kuruluşundanberi, J. Dewey’den başlayarak verilen
uzman raporları raflardan indirilerek incelendi. ‘0 günlere kadar yapılan
uygulamalar gözden geçirildi.
İsmail Hakkı Tonguç 1938 yılında, yapıları oldukça bize benzeyen, ve köy
eğitimi konularını çözümlemiş bulunan Avrupa ülkelerinde iki ay süren bir
inceleme yaptı. 1939 da toplanan Birinci (Maarif şurası) ilköğretim konularını
da inceyerek kararlara vardı. Bütün bunların sonunda eğitmenler kanunundan
sonra, Hasan Âli Yücel’in Bakanlığı sırasında, 17.Nisan.1940 da, 3803
sayılı. Köy enstitüleri ve köye lüzumlu san’at erbabı yetiştirme kanunu çıkarıldı.
Bunu 4274 sayılı Köy okulları ve köy enstitüleri teşkilât kanunu köy
sağlık memurları ve ebeleri kanunları izledi.
1940 ta deneme bitmiş, alman olumlu sonuçlarla ve gene eğitmen kurslarının
hazırladığı ortamdan faydanarak 14 köy enstitüsü açılmış ve bütün
yurdu kapsayan uygulamalara geçilmiştir. Sonradan köy enstitüleri sayısı
21’e çıkarılmıştır.
KÖY ENSTİTÜLERİ SİSTEMİ, UYGULAMALAR VE SONUÇLAR:

1 ? Köy Enstitülerinin Kuruluş Yerlerini Tercih Bakımından:
Köy enstitüleri ve onların bir basamağı olan Bölge Okulları, üretime elverişli
alanları olan köylerin yanında ve ortasında kurulmuştur. Köylerde
bir altyapı değişikliğini hedef alan bu kurumların amaçlarına ulaşabilmelerinin
ilk koşulu bu idi.
Köylere ve köy insanlarına yapılmak istenen etkiler, ancak onların arasında
ve onların koşulları içinde, doğa ile, olumsuz güçlerle yapılacak savaklar
sonunda sağlanabilir. Gençler ödev görecekleri yerlere uygun bir eğitimi
ve savaş gücünü ancak böyle uygun bir ortamda alabilirlerdi.
Daha evvelden her yönü ile kurulmuş, hazır bir yaşama ortamı yerine,
sıfırdan başlayarak, barınaklar kurarak, yollar yaparak, bataklıklar kurutarak,
sular getirerek, bölge özelliğine göre her türlü üretime girişme olanağını
bu yerleşme yerleri vermiştir. Yerleşme yerlerinin bu özelliği adım adım
plânlı bir gidişe ve yaşamaya olanaklar yaratılırken alman beceri, bilgi, bilinç
ve güç köylere ve köylülere de yaygın gerçek bir eğitim ve amaçlara
göre kuruluşu sağlamıştır.
Bu kuruluş yerleri tercihi sistemin temel yapısını ve karekterini belirlemektedir.
Amaca ulaştıran bütün uygulamalara olanaklar hazırlayan kuruluş
yerinin özelliği olmuştur. Bu konuda çıkan olumlu sonuç şudur: Her hiz-
met örgütü, hizmetin dönüşeceği ortamda ve kendi amaçlarını gerçekleştirecek
alanların içinde, etkenliğini işleyişte de sürdürecek biçimde kurulmalıdır.

2 ? Ulaşılmak İstenen Hedefler ve Amaca Göre İnsan Tercihi:
Köy enstitülerine, köylü olan, köy okulunu bitirmiş, üretici köy topluluğunun
verdiği yetenek ve alışkanlıkları yitirmemiş, 18 yaşını aşmayan köy
çocukları almıyordu. Hedefe ve amaca göre, bu insan tercihi tam bir uyuşma
içinde idi.
Köy enstitüsü mezunları köylerde bir altyapı geliştiricisi olarak ödev alacaklardı.
Köy çocuğu, ilkel biçimde.de olsa üretici köy ve bir aile içinde yoğrulmuştu.
Türlü doğal ayıklanmalardan kurtulmuş, insanın tarihsel evrimine
ve yapısına uygun bir gelişme içinde, kendi güçlerine yabancılaşmadan onları
kullanarak geliştirmişti. Ailesi ve köy topluluğu ile beraber doğa ile amansız
bir savaşa doğuştan başlamış, insanla savaşın türlü biçimleriyle karşılaşmış
olumsuz güçleri yenmenin sürekli savaşları içinde oluşmuş, gözü pek
ve her yönden gelişmeğe hazırdı.
Toplumlarda, her türlü savaş ve yetenekli insan gücünün, büyük çoğunlukta,
üretici yığınlarda yattığı, bunları canlandırmak, örgütlemek ve eğitmekle
toplumların her yönden kurtuluşa kavuştukları bütün dünyada ve yurdumuzda
da isbatlanmış bir gerçekti. Köy1 enstitüleri bu gerçeği, uygulamaları
ile ve aldığı sonuçlarla bir kez daha ısbatlamıştır.
Bu insan gücü tercihi, köyün kendi kaynağından aldığı üretici güçleri
amaca göre eğiterek gene köye göndermekteki doğruluğu alman sonuçlarla
ısbatlamış bulunmaktadır.
3 ? Köy Enstitüleri Programının Özellikleri ve Uygulamaları:
Enstitüler, yukarda belirttiğimiz kuruluş yerlerinde, köy kaynağından
seçilerek alman gençlerle, bu kurumlarda gönüllü çalışmayı kabul eden idareciler,
öğretmenler, teknikçiler, tarımcılar ve usta öğreticilerle çoğun çadırla
veya eğitmen kurslarını hazırladığı ortamda işe başladılar.
Beş yıllık öğretim süresinde uygulanan program şöyle idi:
114 hafta kültür derslerine,
58 hafta tarım dersleri ve uygulamalarına,
58 hafta teknik dersleri ve uygulamalarına,
30 hafta beş yıl içinde yılda 45 günlük aralıklı tatillere ayrılmıştı. Haftada
44 çalışma saati vardı. Gereğine göre, yarım gün, bütün gün ve bir hafta
esasına, sımf seviyelerine, müfredat ve işlere göre düzenlenen programlarla
çalışmalar yürütülüyordu. Ayrılan zamanların yansı kültür derslerine, dörtyordu.
Her gün bir saat süre ile ders dışı kitap okuma da progdamlanmıştı.
te biri tarım ve geriye kalan dörtte biri de teknik ders ve çalışmalara ayrılıyordu.
Her gün bir saat süre ile ders dışı kitap okuma da plânlanmıştı.

Enstitülerde herkes kendi işini kendisi yapıyor, günlük haftalık nöbet
işlerini öğrenci kümeleri küme başı öğretmenleriyle birlikte görüyorlardı.
Eğitici değeri olmayan işler dışında hizmetli kullanılmıyordu.
İlk yıl öğrenciler her alanda çalıştırılıyor, bu suretle yetenekleri inceleniyordu,
ikinci ders yılının başında, yapılan gözlemlere, öğrencilerin eğilimlerine
ve ödev alacakları köylerin durumuna göre sanat kollarına ayrılıyorlardı.
Erkekler için demircilik, dülgerlik, yapıcılık, kızlar için dikiş-biçki,
örgü ve dokumacılık ve ziraat sanatları bölümleri vardı. Öğrenciler dört yıl
süre ile bu tekniklerde ustalaştırılıyorlardı.
Köy enstitüleri her insanın başaracağı bir işin kesinlikle bulunabileceğine
inanan ve bunu uygulayan kurumlardı. Bu ilkenin uygulanış biçimi şöyle idi:
Üçüncü yılın sonuna kadar yapılan sürekli gözlemlerle öğrenciler içinden
öğretmenlik yeteneği olmayanlar, kendi fikirleri de alınarak, öğretmen kurullarınca
ayrılarak en başarı gösterdiği bir sanat kolu üzerinde özel bir programla
yetiştirilerek köy sanatkârı olarak serbest hayata atılıyorlardı. Gene
üçüncü sınıfın sonunda istekliler arasından, öğretmen kurullarınca bir kısmı
çocuklar sağlık memuru ve ebe bölümlerine ayrılıyor ve iki yıl süre ile Sağlık
Bakanlığı uzmanları ile yetiştirilerek köy sağlık memurluklanna ve ebeliklerine
atanıyorlardı.
İnsan gücünü değerlendirmedeki bu anlayış ve uygulamanın verdiği olumlu
sonuçlar, diğer okullarımızın (belge) vermek gibi bilim dışı, insanlık
dışı, kişi ve toplum açısından bir çok sakıncalar doğuran öir uygulamanın
yersizliğini kesinlikle ortaya koymuştur.
4 ? Uygulanan Metodlar ve Çıkan Sonuçlar:
‘a) Köy enstitülerinde, insanın tarihsel evrimine, yapısına ve bunlardan
çıkan bilimsel sonuçlara, yurt gerçeklerine, sistemin hedef ve amaçlarına en
uygun metodlar uygulanmıştır. Köy enstitülerinin en belirgin karekterini
veren ve başarısını sağlayan bu metodlar o güne kadar ne yurdumuzda ve
ne de bildiğiniz batı dünyasında bu nitelikte ve yaygın bir biçimde uygulanmamış
olan metodlar di. Köy enstitüleri kuruluncaya kadar ve bu gün de- yurdumuzda
ve bütün okullarımızda uygulanmakta olan eğitim – öğretim metodları
medresenin ve tanzimat okulunun biçim değiştirmiş yalnız belleğe
(hafızaya) dayanan deneysiz, uygulamasız, araştırmasız, gözlemsiz ezberleme
metodu olarak kalmıştı. Hangi yabancı devletin emperyalist etkisine bağlı
isek onlardan alman, toplum gerçekleri ve istekleriyle bağdaşamayan, ithal
malı, yamama metodlar uygulanmıştır. Bu cins bir eğitim – öğretim uygulaması
çocuklarımızı gençlerimizi kendi güçlerine ve toplum sonınlanmn çözümüne,
karşı yabancılaşmayı zorunlu olarak sağlamıştır.
Bütün okullarımız, gerçekte bir araç olan öğrenimi amaç haline getirmişlerdir.
Pek çoğu hayatta işe yaramayan, uygulanamayan ölü bilgileri öğretmekle
yetinmektedirler. Bu uygulamalar insan enerjisini, gücünü öldürmekte
bütçe olanaklarını çoğunlukla israf etmektedir. Sınavlar sadece bel-
leği değerlendiren, ve diplomalara kavuşturan bir uygulama olarak kalmaktadır.
Okullarımız gelenekleşmiş, biçimsel ve durgun havaları içinde uyguladıkları
metodlarla, çocukların, gençlerin doğadan getirdikleri yapıcı, yaratıcı,
üretici yapı özelliklerini körletmekte ve toplumun eğitimden beklediklerine
sırt çeviren, adetâ başka bir dünyanın insanlarını yetiştirir gibidirler. Milyonlarca
çocuk ve genç devlet bütçesi ve aile olanaklarını tüketerek 5-15 yıl
katkılarda bulunmadan almayı, sırttan geçinmeyi, işe ve üretime en uygun
bir kaldıraçlar sistemi” olan fizik yapılarını kullanmadan, hattâ araştırma,
gözlem ve deney gibi öğrenimin en zorunlu yollarını bile kullanmadan bir
çok bilgiler alacaklar, okulların bitiminden sonra da bunları uygulayacaklar.
Kendilerine, üretime ve yaratıcılığa en etkin metodlarla yabancılaştırman insanın
bu durumdan kendi çabası ile kurtulabileceğine inanmak bilim ve gerçek
dışı bir hayâldir. Ve bu cins bir tutuma eğitim demek bu yüzyılda artık
gülünçtür.
Doğal olarak uygulanan bu metodlar sadece kolay, rahat ve bireysel bir
yaşama özlemi yaratmaktadır. Bu hayat görüşü Millî Eğitim sistemimizin
yrattığı bir görüştür. Doğanın da,’bilimin ve yurt gerçeklerinin de istekleriyle
çelişmektedir. Bütün üretim alanları, okuma yazmadan bile yoksun köylünün,
işçinin ve halkm güçsüz omuzlarındadır. Okullarımızı bitirenler, hele
bedensel güce dayanan alanlardan kaçmakta ve bu türlü işleri küçümsemektedir.
Üreticilik ve yaratıcılıkta az olan başarılı insanlarımızı millî eğitim sistemimizin
olumsuz etkisinden kurtulabilen kahramanlar olarak kutlamalıyız.
Eğitim düzenimiz kısaca belirtilen bu nitelikleriyle yeraltı ve yerüstü
servetlerimizin nicelik ve nitelikleri bakımından gerektiği biçimde değerlendirilmesi
için eğitilmiş insan gücünü Verememektedir. Bizi etkisi altında bulundurmak
isteyen emperyalist güçlerin çıkarlarına uygun düşen bir çıkmaza
sürüklemiştir. Kalitesiz insan gücü üretimi, sanayileşmeyi önleyen, bir hammadde
ülkesi olarak kalmamızı sağlamaktadır. Ve bu suretle sanayileşmiş
ülkelerin sürekli bir açık pazarı olarak kalma tehlikesi içindeyiz.
Köy enstitüleri; kurduğu ortam ve yürüttüğü düzenle bu biçim bir eğitim
anlayışını ve metod uygulamasını kökünden değiştirmiştir. Çocuğun,
gencin, insanın okullarda bulunduğu sürece de üretimden ve yaratıcılıktan
uzaklaştınlmaması, ve sürekli olarak topluma katkılarda bulunabileceği ve
bireysel olarak da en doğru bir eğitime bu yolla kavuşabileceği, topluma ye
kendine karşı yabancılaşmadan yetişebileceği kesinlikle isbatlanmıştıf. Köy
enstitüleri bu görüşle ve yaşattığı hayatla, yaratıcı insan gücünü daha işe
başlarken canlandıran, çocukların, gençlerin bireysel özelliklerini ve yeteneklerini
kullandırarak, üreticit ve yaratıcı toplumsal iş gücünü değerlendiren
bir metod uygulaması içindeydi.
Köy enstitülerinde uygulanan metod (iş içinde, iş vasıtası ile, iş için eğitim)
sözüyle sloganlaşmıştı. Araştırmanın, gözlemin, deneyin, işin, üretimin,
yaratıcılığın olmadığı yerde eğitimin, bireysel ve toplumsal kurtarıcı bir yararı
olmadığına inanılıyor ve bu tutum her alanda uygulanıyordu. Eğitim ve üretimin,
kültürün aracı olan bilgi kolunun metodlariyle ve üretim alanlarında
işler başarılır, eserler yaratılırken iş içinde veriliyordu. Böyle bir düzende,
kolay, rahat ve başkasının sırtından kazanılmış bir yaşama özlemi yerine; iş
başarmanın, ürün vermenin, eser yaratmanın, doğayı değiştirmenin, katkıda
bulunduğu oranda almanın ve topluma faydalı olmanın insanca mutluluğu
ve bilinci kökleşiyordu.
b) Köy enstitülerinde yönetimde uygulanan metodlar da genel hedef
ve amaçlara uygun, tabana dayanan demokratik bir düzeni sağlamaktaydı.
Öğrenciler, öğretmen ve idareciler her yönden aynı koşullar içinde yaşamakta
ve çalışmakta idiler. Giyinişlerinde bile farklılık yoktu. İşlerde, çalışmalarda
birbirini tamamlayıcı ödevler vardı. Fakat yaşayışta bir değişiklik
yoktu. ,
Herkes yönetime doğrudan doğruya katılmakta idi. Enstitülerde bulunanların
tümüyle yapılan hafta sonu toplantılarında, bütün konular ele almıyor,
haftanın bütün işleri müdürden aşçıya kadar görevlilerin tutumları eleştiriliyor,
yeni kararlar alınarak uygulamalara geçiliyordu. Yönetimin ağırlığı nöyor,
yeni kararlar alınarak uygulamalara geçiliyordu. Yönetimin ağırlığı nöbetçi
kümelerde ve öğrenci temsidcilerinde idi. Müdür ve diğer yöneticiler,
öğretmenler bunların yardımcıları, daha tecrübeli yol göstericileri durumunda
idiler.
Yönetimdeki bu tutum, yaratılan ortak sorunluluk sistemin yapısından
gelen, hedeflere ve amaca ulaştıracak temel ilkelerden biri idi.
Enstitü ödeneklerinin tek fasılda toplanması, enstitülerdeki bütün alım
satımların (Arttırma – Ekşitme Kanunu) na bağlı olmadan yapılması, bütün
komisyonların enstitü içinden kurulması, müdürlerin (âmiri itâ) olmaları
gibi büyük sorumluluklar yükleyen, fakat. işlerin başarılmasında, ortak bir
yönetimin uygulanmasında kolaylıklar sağlayan etkenler olmuştur.
Enstitülerde sistemin temellerinden biri olarak ulgulanan ortak yönetim
düzeni ve bundan alman olumlu sonuçlar sonunda 1945 yılında bu konuda^
bütün sistemi kapsayan yeni bir aşamaya geçilmişti. Hasanoğlan’da, başı ve
gövdesi Yüksek Köy Enstitüsünde olan, sürekli ve seçimle aralıklı olarak
gelen millî eğitim müdürleri, köy enstitüsü müdürleri, müfettişler, gezici
başöğretmenler, köy öğretmenleri, enstitü ve Yüksek Köy Enstitüsü öğrenci
temsilcilerinden kurulu bir (Köy Enstitüleri Yönetim Kurulu) çalışmaya
başlamıştı. Bu suretle sistemin yapısının gereği olan, tabana dayalı ve beyin
ödevini görecek bir üst yönetim organında tam bir bütünlenmenin sağlanması
gerçekleştirilmiş oluyordu.
Köy enstitülerinde yıllarca uygulanan ve yeni aşamalara götüren bu
yönetim biçimi; 28 yıl sonra, dünya ve Türkiye gençliğinin haklı olarak özlemini
çektiği, boykotlar ve işgallerle, kurulu düzenleri zorlayarak almaya çalıştığı
(yönetime katılma) hakkının olumlu ve zorunlu olduğunun isbatım vermiştir.
Hem demokrasi olacak hem de asıl amaç olan gençlerin yönetime katılması
ve yann içinde ödev görecekleri toplumun temel sorunlarıyla ilgilenmemeleri
istenecek. Eğitimdeki bu temel çelişki köy enstitülerinde uygulanan,
yönetim biçimiyle tüm ortadan kaldırılmıştı.

Yönetimde, tabana dayalı demokratik bir uygulamanın gerçekleştirilmesi,
köy enstitülerinden alınan sonuçların en önemlilerinden biri olduğu
kanısındayız.
c) Köy enstitülerinde günlük program içinde bir saat serbest okuma
yapılıyordu. Hangi işte olurlarsa olsunlar bütün kümeler kümebaşı öğretmenlerle
birlikte ders dışı kitaplar okuyorlar, bunları özetler çıkarma, ve toplu
tartışmalarla değerlendiriyorlardı. *
Türkiyede o güne kadar çıkmış bulunan, yasaklanmamış olan, değer taşıyan
bütün kitaplar incelenmiş, sınıf ve yaş seviyelerine göre ayrılmıştı. Öğ:
renciler daha ilk günlerden başlayarak okumaya ve değerlendirmelere katılıyorlardı.
Kümeler içi ve genel yarışmalarla okuma alışkanlığı ve değerlendirme
gücü geliştiriliyordu. Köy enstitüsü öğrencisi için kitap, sadece hoşça
vakit geçirmenin bir aracı olmaktan çıkmış gerçek bir ihtiyaç haline gelmişti.
Sınıflar ilerledikçe klâsik eserlere kadar inceleniyor, tartışılıyor, yaşanılan
hayatın ve uygulanan metodlann da etkisiyle, günden güne artan elle tutulur
bir bilinçlenme görülüyordu. Yurt somnlariyle kendiliğinden bağlantılar kuruluyor
köylerdeki zıtlaşmalar, toplumdaki çelişkiler meydana çıkıyor ve
bunların çözümü yolları da tartışma konuları içine giriyordu.
Mezunlara, köylerine giderken, diğer araçlarla beraber, 150 kitaplı bir
kitaplık da veriliyordu.
Köy enstitüsü mezunlarının, bugün de, en çok okuyan ve yurt sorunla^
riyle içtenlik ve etkenlikle uğraşan aydınlar içinde olmalarının kökenleri uygulanan
bu metodlardadır.
d) Köy enstitüleri tabanda yatan kültür birikimlerini, ihmâl edilmiş
olan folkloru derleme, canlandırma ve yaşatma çabası içinde idi. Köy enstitülerine
her bölgeden onbinlerce gencin getirdiği diğer değerleri içinde, her
bölgenin millî oyunları, türküleri, halk şiiri ve müziği, masallar, maniler, temsilî
oyunlar da, büyük bir yer tutuyordu. Daha ilk günlerden itibaren bunların
değerlendirilmesine başlanıyordu. Sonraları plânlı incelemelere ve uygulamalara
girişildi. Her bölgenin millî oyunları bütün enstitülerle öğrencilere
öğretildi. Bu işlerin ustası olan halle adamları, efeler usta öğretici olarak
alındı. Saz şairleri unutulmuş köşelerinden alınarak enstitülere getirildi.
Halk şiiri, halk müziği, halk edebiyatı ve bütün folklor verileri koy enstitülerinin
günlük yaşayışı içine katıldı.
Her öğrenci bir enstrümanda ustalaşıyordu. Bu müzik âletini kullanmayı
başarmadan öğretmen olunamıyacağına inanılıyordu. Her öğrenci
mandolin çalmayı öğreniyordu. Bunun yanında saz ekipleri kuruldu, keman,
akordiyon ve diğer sazlarla birkaç sesli batı müziği icraları başladı, korolar
kuruldu.
Bütün enstitülerde her sabah, derslerden, işlerden evvel, enstitüde bulunan
herkesin katıldığı sabah jimnastiklerinde, topluca millî oyunlar oynanıyor
halk türküleri söyleniyordu. îşler içinde, tarlalarda, bağda, nöbette, duvar
örer, harç kararken, hayvanları güderken ve bütün boş zamanlarda müzik,
enstitülerin havasını kaplıyor, neşesini sağlıyordu.

Enstitülerde yürütülen düzen, karma eğitim içinde uygulanan metodlar,
kitap okuma, eleştirilerle ve yaratılan sanat ortamiyle her yönden istidatların
gelişmesi sağlanmıştır. Sanatın her kolunda da değerlerin çıkmasının
nedeni budur. Enstitülerde, beliren her üstün istidada özel olanaklar da hazırlanarak
gelişme sağlanıyordu.
Enstitüler halkın sanat değerlerini alıp canlandırarak, uygulayıp işleyerek
topluma yayıyorlardı.
Bu konuda alınan sonuçlan bugün, yalnız Türkiye değil, dünya da bilmektedir.
d) Yeni açılan enstitüler, diğer enstitülerin tekniklerde ustalaşmış öğrencilerinin
imecesiyle kuruluyorlardı. Teknik ve kültür öğremtenleriyle gelen
ekipler, kendilerine verilen bir iş ünitesini tamamladıktan sonra, tanıdıkları
bölgeler dışındaki yerlerde geziye çıkıyorlardı. Her enstitü, beş yıllık süre
içinde, bütün öğrencilerine her yıl inceleme gezisi plânlamıştı.
Gezi kümeleri her bölgede bulunan köy enstitülerinde bir iki gün kalarak
türlü ikmâl işlerini yapıyorlar, dinleniyorlar, tanışıyorlar ve her yönden kül
tür alışverişi yapıyorlardı. Her bölgenin millî oyunları, halk türküleri, folklor
verileri bu yolla bütün enstitü öğrencileri tarafından öğreniliyor, yaygmlaşıyordu.
Daha evvelden gidilecek yerlerin incelenmesinden başlayarak yapılan bu
plânlı geziler, yurdun inceleme ve gözlemlerle tanınmasını, güzelliklerinin görülmesini,
gelişmiş yerlerdeki yaşayışın nedenlerinin ve niteliklerinin anlaşılmasını
ve vatanın içtenlikle sevilmesini sağlıyordu.
Bu ekipler, geziler sırasında, kaldıkları her yerde, trenlerin beklediği istasyonlarda
bile, verdikleri müsamereler, oynadıkları millî oyunlar, söyledikleri
halk türküleriyle, okudukları şiirlerle ve kız, erkek kılık – kıyafetleri,
dürüst ilişki örnekleriyle, aldıkları, oranda vermesini de başarıyorlardı.
Bu cins plânlı, incelemeci bir tutumun her yönden büyük faydalar sağladığı
kanısındayız.
5 ? Bölge Okulları:
Bütün Türkiye köylerini kesimleri içine alacak biçimde dağılmış ve kurulmuş
bulunan köy enstitüleri örgütü içinde, her 8 -15 köyün ortasında bölge
okulları kurulması plânlanmıştı. Bunlar tabana daha yakın merkezler
olacak, köylere ulaştırılmak istenen hizmetlere bir basamak ödevini göreceklerdi..
(1945 yılına kadar 380 bölge okulu kurulmuştu.) Tarıma elverişli toprakları
olan ve 8-10 binadaki tesisleri ve işlikleriyle, kendilerine bağlı köylerin
ilkokullarım bitirmiş yetenekli çocuklar için, tarımsal ve teknik eğitim
uygulaması ile orta dereceli bir öğretimin köylere ulaşması sağlanacaktı.
Bölge okullarının kurulduğu köyler, gezici başöğretmen ve müfettişlerin,
377
sağlık memurları ve ebe bölümünden çıkanların merkezleri olarak kullanmaya
başlanmıştı. Zamanla diğer bütün köy hizmetlerinin tonlandığı köylere
en yakın bir merkez ödevini de göreceklerdi.
Bölge okulları, Köy Enstitüleri Sisteminin zorunlu ve etkin kuruluşları
idi.
6 ? Köye Yararlı Diğer {Personelin Yetiştirilmesi:
3803 sayılı köy enstitüleri kanunu 1. maddesiyle her alanda köye yararlı
personelin bu kurumlarda ve bu sistem içinde yetiştirilmelerine olanak hazırlamakta
idi. Toplumun yüzde doksanını ve asıl değerleri kapsayan altyapıyı
her yönden geliştirmeğe kesinlikle ihtiyaç vardı.Emperyalist ve kapitalist
bir sömürüden kurtulmanın tek ve gerçek yolu, bütün güçlerimizi ve değerlerimizi
kullanarak candandırmak, ekonomik – sosyal kalkınmamızın
temellerini tabana dayamak gerekli idi. Köy Enstitüleri sistemi, her yönünyle
böyle bir tutuma en uygun ortamı hazırlamaya çalışıyordu. Enstitüler, bölge
okulları, köy okulları, yüksek Köy Enstitüsü, sistemin bütün düzeni ve metodlanyle
böyle köklü bir tutuma çekirdek ödevini görecek bir nitelikte idi”.
Kendi halinde bırakılan halk ve köylü yığınları içinde bir insan gücü potansiyeli
yatmakta idi. Bu gücü kullanmanın, canlandırmanın Türkiye çapında
ortamı yaratılmış, metodları bulunmuş, köy enstitülerindeki uygulamalarla
alınan sonuçlar yolun doğruluğunu isbatlamıştı.
Köklü, plânlı ve kapsamı geniş böyle gerçek bir savaşta öğretmenle beraber
daha bir çok personele ihtiyaç olacağı da doğal olarak biliniyordu.
Onun için köy enstitülerine ait kanunlar da buna olanak hazırlayacak nitelikte
çıkarılmıştır.
Her türlü köy sanatkârı yetiştirme plânlan hazırlanmış, Yüksek Köy
Enstitüsünün sekiz bölümünden daha kaliteli insan gücü elde edilmeğe başlanmıştı.
Bunların yanında Sağlık Bakanlığı ile iş birliği yapılarak, köy sağlık
memurları ve ebeler kolları açılmış, kanunu da çıkarılarak uygulamalara
geçilmişti. Tarımda, kooperatifçilikte, makinaya dayalı üretimde gerekli teknikçilerin,
yöneticilerin ve her bakanlığın köy hizmetlerine göre yetiştireceği
personeli köy kaynağından alarak köy enstitüleri içinde yetiştirilmeleri düşünülüyordu.
Bütün bu hizmetlilerin1 bölge okullarım ve bu okulların kurulduğu
köyleri merkez yaparak, tabandan kopmadan birer altyapı geliştiricisi
olarak çalışmaları olanağı Köy Enstitüleri Sistemi ile sağlanmış ve her
yönden yeni aşamalara geçilebilecek bir ortam ve düzen kurulmuştu.
Bölge okulları kuruluşu ve bu konuda alınacak tertiplerle hizmetleri yığınların
içine götürmek fikri ve gerçekçi tutumuna yol açılmıştı. Atatürk
ilkeleri, devrimlerin bütün toplumda gerçekleşmesi ve “köylünün efendi”
olması olanakları ancak bu yollarla sağlanabilirdi. Ve bugün de başka yolu
olamayacağı kanısındayız.
7 ? Yüksek Köy Enstitüsü:
1942-1943 ders yılında Hasanoğlan’da Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştu.
Enstitülerin öğretmen kurullarının seçtiği mezunlar içinden sınavla öğrenci
alıyordu. Sekiz bölümde, üç yıllık bir yüksek öğrenim veriyordu.

Bu bölümler şunlardı:
I) Kız ve erkek öğrenciler için (Güzel Sanatlar Kolu)
II) Erkek öğrenciler için (Yapıcılık Kolu)
III) Erkek öğrenciler için (Maden işleri Kolu)
IV) Erkek öğrenciler için (Hayvan Bakımı Kolu)
V) Kız öğrenciler için (Kümes Hayvancılığı kolu)
VI) Erkek öğrenciler için (Tarla – Bahçe Ziraatı Kolu)
VII) Kız öğrenciler için (Köy, Ev ve El Sanatkarı Kolu)
VIII) Kız ve erkek öğrenciler için (Ziraî işletme Ekonomisi Kolu)
Yüksek Köy Enstitüsü yönetmenliğine göre, bütün kollarda kendi özelliklerine
göre yapılan eğitim ve öğretimin yanında müşterek olan ders ve
çalışmalar şunlardı:
I) Devrim Tarihi
II) Türk Dili ve Edebiyat
III) Öğretmenlik Bilgisi:
a) îş Eğitimi
b) Çocuk ve iş Ruh Bilimi
c) Öğretim Metodlan ve Uygulamaları
d) Eğitim ve iş Eğitimi Tarihi
e) Toplumbilim
IV) Yabancı Dil (İngilizce, Fransızca, Almanca)
V) Köy Sosyolojisi
VI) Askerlik Dersleri
Yüksek Köy Enstitüsü öğrencileri her ders yılı sonunda meslekleri ile
ilgili kurumlarda iki ay staj yaparlar ve her yıl, bir ay süre ile, her kol kendi
konuları üzerinde inceleme, araştırma ve gözlemler yapmak amaciyle, ilgili
öğretim üyeleriyle birlikte yurt gezisine çıkarlardı.
1., 2. ders yıllan ve stajlardan sonra öğrencilerin başarılan bütün öğretim
üyelerince değerlendirilirdi. Bir yıl başarı gösteremeyen öğrenci ilkokul
öğretmenliğine atanırdı.
Son sömestirden sonraki stajdan sonra öğrenciler, sömestir başında
aldıklan (deneme) den ,(pratik iş ödevi) nden ve müşterek derslerden sınav
verirler. Denemelerin yayıma elverişli olması zorunludur. Mezunlar sistemin
çeşitli bölümlerinde görev alırlar.
Yüksek Köy Enstitüsü öğretim üyeleri, Ankara Üniversitesi ve yüksek
okullarının en değerli öğretim üyelerinden seçilmekte idi.
Üniversitelerimizden ve yüksek okullanmızdan köy enstitüleri sisteminin
istediği gerçek nitelikte eleman yetişmiyordu. Yetişme olanağı da yoktu.
Sistem ve metod aynlıkları vardı. Bu yüzden köy enstitülerini ve örgütün
diğer alanlannı yönetecek ve sisteme bağlı kuruluşlarda ödev yapabilecek
nitelikte eleman bulmakta çok güçlük çekiliyordu. Köy enstitülerini kuran-
ların tümü, kendilerini de iş içinde yetiştirmeği göze alabilen, gelişimleri ve
düşünüşleri bakımından sistemin kurallarına uyabilen ve bunu eylemiyle de
isbatlamış bulunan kişiler içinden seçiliyordu. Buna rağmen sistemin koşullarına
uyamayıp ayrılanlar olmuştur.
Yüksek Köy Enstitüsü her yönden sistemin istediği eğitilmiş insan gücünü
köy enstitüleri mezunları içindeki değerleri daha da geliştirerek, gerçekten
sağalayacak ve yetiştirecekti.
Yüksek Köy Enstitüsü, kesimlerinin birer köy inceleme merkezi olan
enstitülerin bir genel merkezi ve her bakımdan beyin ödevini de görmeğe
başlamıştı. Hasanoğlan’da bir matbaa kurulmuş ve Yüksek Köy Enstitüsü
öğrencileri öğretim üyeleri ile birlikte (Köy Enstitüleri Dergisi) ni çıkarmaya
başlamışlardı.
Yüksek Köy Enstitüsünde, her kolda yapılmaya başlanan araştırmalar,
derlemeler yanında bir (İş Eğitimi Sözlüğü) hazırlanmaya başlanmıştı. Bir
anıt eser niteliğinde hazırlanan sözlüğün konulan öğrencilerin biianş ve isteklerine
göre paylaştırılmış, araştırmalar tartışmalarla geliştirilerek sözlük
konuları işlenmeğe başlanmıştı.
Yüksek Köy Enstitüsünde köy enstitülerinde uygulanan metodlann tümü
daha geliştirilmiş bir aşamada uygulanmakta idi.
Yüksek Köy Enstitüsü 1947 yılında üç devre mezun verdikten sonra kapatıldı.
Öğrencileri Ankara’daki yüksek-okullara aktarıldı.
8 ? Uygulama Okulları:
Sistemin bir tamamlayıcısı ve enstitülerin içinde birer gerçek deney,
gözlem ve uygulama merkezi olarak her köy enstitüsünde bir (Uygulama Okulu)
kurulmuştu.
Bu okular, öğrencilerini yanındaki köyden, üç sınıflı eğitmenli köy okullarından
ve enstitü öğretmenlerinin çocuklarından sağlıyordu.
Bu okulların yapıları, bölümleri, uygulama bahçeleri ve bu bahçelerdeki
tesisler mezunların ödev alacakları köy okullarının aynı idi. Öğretmen adayları
bunlarda, sürekli gözlemler, deneyler ve uygulamalarla yarınki görevlerine
hazırlanıyorlardı. Bu okullarda yapılan yeni deneyler, alman sonuçlar
türlü yollarla kesimdeki köy okullarına, bölge okullarına ve öğretmenlere
ulaştırılıyor ve alman sonuçların oralarda da uygulanması sağlanıyordu.
Hasanoğlan’daki Uygulama Okulu ve kurulan çocuk bahçesi öğretmen
adayları ile birlikte Yüksek Köy Enstitüsü öğrencileri için de en yalan bir
deney, gözlem ve uygulama alam ödevini görmekte idi.
Ayrıca, her enstitünün yakınındaki 8 -10 köy staj köyleri olarak ele alınmıştı.
Bunların içinde okulu olmayanların okulları, köylünün de yardımı
ile enstitülerce yapılmış, uygulama bahçeleri kurulmuştu. Son sınıftaki öğret-
men adayları birer aylık sürelerle bu okullarda, öğretmenlerinin aralıklı
kontrolü altında, bağımsız ve sorumlu bir staj devresi geçirmekte idiler.
Gözlem, deney, uygulama ve iş içinde eğitim metodlan bu okullarla öğret
menlik biligisi ders ve çalışmaları için de gerçekleştirilmekte idi.
9 ? Döner Sermaye
Her Enstitüye 40-100 bin lira döner sermaye olarak. Devlet bütçesi ödenekleri
dışında, verilmişti. Tarım alanları, kurulan işlikler, bina ve tesisler
dışında kalan üretim işleri ıbu sermaye ile yapılıyordu. Enstitülerin tüketimi
için gerekli ürünler bu sermaye aracılığ ile ve öğrencilerin her alandaki ders
uygulamaları ile üretiliyordu. Bir çok enstitüler kendi ihtiyaçlarından fazla
tahıl, balık üretimine ulaşmışlardı. Bu köylüye de, satılıyordu. Hemen bütün
enstitüler hayvan ve üretim araçları alımlarını, yeni tesisler kurma işlerini
bu sermaye yatırımlarından elde ettikleri kârla sağlamaya başlamışlardı.
Her cins ürün enstitülerin devlet bütçesi ödenekleri ile çok ucuz bir
fiyatla alınarak enstitü tüketimlerine katkıda bulunmakta idi. O günlerde
her şeyin kara borsaya geçişi nedeniyle meydana gelen fiat yükselişlerinin
doğurduğu darlıklar bu yolla önlenebilmişti. Öğrenci başına günlük yirmibeş
kuruş hesabiyle verilen yiyecek ödeneği ile öğrencileri tam doyurmak
olanağı yoktu. Döner sermaye üretiminin katkıları olmasaydı noksan beslenme
ve bundan doğacak türlü sağlık problemleri çıkabilirdi. Köy Enstitülerinde
önemli ve yaygın bir sağlık problemi çıkmadığı bilinmektedir.
10 ? Köy Okullarının Yapımında Uygulanan Metod
Köy okulları ve tesislerinin yapımı işi de enstitülerin temel ilke ve metodlanna
uydurulmuş, bu yönden de sistemin bütünlüğü sağlanmıştır.
Köy Enstitüleri, mezun verecekleri köylerde bu köylere gidecek öğretmen
adayları daha ikinci sınıfta iken, ilgililerle de iş birliği yaparak, okul
yapımını, uygulama bahçesi, öğretmene tarım arazisi sağlanması gibi işleri
zamanında, plânlamak ve başarmakla yükümlü idiler.
4274 sayılı kanun, köy halkının senede yirmi gün bu işlerde çalışmasını
hükme bağlamıştı. Köylünün emeği, devletin yardımı ve köy enstitülerinin
teknikçi ekiplerinin iş birliği ile yapım işleri başarılmakta idi. Aslında köy
halkının ortaklık işlerinde çalışmaları hükmü Köy Kanununda da vardı.
İmece, uygulanmakta olan güzel ve yaşayan bir geleneğimizdi. Kanundaki
bu hükümle okul yapımı işleri de kesinlikle arttırma – eksiltme kanunu d)-
şmda tutulmuş, taahhüt işlerinden doğan sakıncalar önlenmişti.
O günlere kadar yöneticiler Köy Kanunundaki bu hükümlerin uygulanmasındaki
güçlüklerden kaçınarak ciddi bir uygulamaya geçmeme alışkanlığı
içindeydiler. Oysa köy enstitüleri sisteminin niteliği, bir seferberlik
havası içinde çalışan enstitülerin sıkı tutumu, plânlı bir uygulamayı zorunlu
kılıyordu. Bütün ters alışkanlıklara, ihmallere rağmen beş yıl içinde o
güne kadar Türkiye’de yapılmış bulunan köy okulu sayısının üstünde bir
yapıma ulaşıldı. Bu arada il ve ilçe yöneticilerinin hattâ millî eğitim görevlilerinin
plânlı ve sistemin istediği biçimde iş görmeğe alışık olmamalar»,
zamanında davranmamaları bu kanunun da köy kanunu ve diğer kanunlar
gibi sıkı ve içtenlikle uygulanacağına inanmamaları gibi nedenlerle bazı illerde
sıkışınca zora baş vurmaları biçiminde yolsuzluklar ve yanlış tutumlar
da görülürdü. Oysa kanunların ve sistemin istediği gibi üç yıl öncesinden
plânlı ve köylüyü de inandırıcı bir tutumla tam bir işbirliği ve önemseme
ile bunların önlenebileceği kesindi.
Bu konudaki uygulamalardan çok sayıda bina ve diğer tesislerin kurulması
gibi olumlu sonuçlar yanında, plansızlığa ve (idare-i maslahata) alışmış
bürokrat bir kadronun tutumundan çıkan olumsuz sonuçların da öğretici
bir niteliği olduğu kanısındayız.
Burada, devletin zorunlu bulunan para yardımlarını yapmadığını, bunun
zorlukların çıkmasına nedenler hazırladığım da belirtmek isteriz.
Cam, çivi ve demir gibi çok az sayıda yapılan yardımların çok yetersiz kaldığı
da bir gerçektir. Okul yapımında şehirliler için de yükümlülük getiren
bir yasa hazırlanmakta idi. Çıkarılmaya fırsat bulunamadığı anlaşılıyor.
Enstitülerin köylüyle iş birliği, bütün tesislerin kuruluşunda birlikte
çalışma, enstitülerin köylere gönderdikleri teknikçi ekiplerin yaygın ve
gerçek bir halk eğitimini sağladığı görülmektedir. Her alanda ve çok sayıda,
ustaların yetişmesi sağlanmıştır.
Köy enstitülerinden öğretmenleriyle birlikte giden teknik ekipler, o –
güne kadar hiç okul açmamış olan köylere, kaldıkları bir buçuk iki aylık
süreler içinde bir çok değerler aktarmışlar, bu köylerden de enstitülere değerler
taşımışlardır.
11 ? Üretici Lider Tipi ve Köye Giren Araçllar:
Köy enstitüsü mezununa başka bir ad bulunamadığı için (öğretmen^
denilmiştir kanısındayız. Oysa gerçekte enstitü mezunu hayatını köye bağlayan,
köylü gibi üretim yaparak geçmen, iş birliği yaparak kendisiyle beraber
köylünün de adım adım mutluluğa gitmesine yardım eden ve buna
hazırlanmış olan lider tipi idi. Tasada ve kıvançta tam bir beraberlik içinde
idi. Zamanla kendisine katılacak diğer, köye yararlı, sanatkârlar da iş birliği
yaparak bölge okulları ile mezun olduğu köy enstitüleri ile ve diğer
devlet kurumlan ile ilişkilerini sürdürerek, o güne kadar ihmal edilmiş
köy üretiminin, yaşayışının, sağlığının, inanışının değişmesine yardımcı
olacaktı.
Enstitü mezunu öğretmene, köyünde işe başlamadan evvel, okul binası,
lojman, uygulama bahçesi ve tarım arazisi sağlanıyordu. Köylünün durumuna
göre, savaş yıllarında bulunabilen en üstün üretim araçları, sağmal
yada çeki hayvanları, sahildeki köylere atanan mezunlara deniz ürünleri
üretimine ait araçlar veriliyordu. Traktör, harman makinesi, biçer-döver
gibi makineli araçlar bölge okullarındaki merkezlerde bulunacak, bölge
köyleriyle öğretmenlerin hizmetinde kullanılacaktı. Mezunlara, bir kitaplıkla
beraber, enstitüde öğrendikleri sanatın, bulunabilen bütün araçları da
veriliyordu. Okul binalarında bîr de işlik vardı. Burası hem öğrencilerin,
hem köylünün yetişmesinde ödev görmekteydi.
Bu yollarla en ilkel bir onarım aracından bile yoksun bulunan köylerimize
teknik alanda ilk adım atılmış oluyordu.
Statüsü 4274- sayılı kanuna ekli köyleri de içine alan üretim ve tüketim
kooperatifi, kredi, ulaştırma, pazarlama ve tohumluk sağlama gibi ihtiyaçları
görecekti. Öğretmenin sosyal güvenliğinin sağlanması da ayrıca plânlanmıştı.
Bunların yanında öğretmene, az da olsa bir aylık ücret de veriliyordu.
DEĞERLENDİRME:

Köy enstitüleri Sisteminin kuruluş nedenlerini, yapılan deneyleri, uygulamaları,
ayrıntılarına girmeden, kısaca inlecemiş ve özetlemiş bulunuyoruz.
Bu inceleme sonunda, Köy Enstitüleri Sisteminin; kuruluş hedeflerine
ve amaçlarına göre, her yönüyle ve aynntılariyle tam bir bütünlük içinde,
birini tamamlayan bir kuruluş, uygulamalarda da çelişmiyen bilimsel – gerçekçi
bir örgüt olduğu görülmektedir. Köy enstitüleri bu nitelikleriyle alt
yapı için girişilecek atılımlara en uygun ortamı ve daha ileri aşamalara geçiş
olanaklarını hazırlamıştır.
Köy enstitüleri; kuruluş yerleri ve insan gücü tercihleriyle, birçok kuruluşlara
ve özellikle topluma eğitilmiş insan gücü yetiştirmekle yükümlü
bulunan bütün örgün eğitim kurumlarına, uygulamaları ve aldığı sonuçlarla,
en doğru yolu göstermiş bulunmaktadır.
Köy enstitüleri; köylerde yatan insan gücü potansiyelini, sağladığı fırsat
ve imkân eşitlikleriyle, canlandırmanın ve kullanmanın gerçek metotlarım,
yaygın uygulamalariyle, ısbatlayarak vermiştir. Bu metotlar ve uygulamalar;
fırsat ve imkân eşitliği ilkesini, yasalara rağmen, uygulamayan,
gelenekleşmiş çağ dışı, bilim dışı ve yurt gerçeklerimizle bağdaşmıyan metot
uygulamalarında direnen eğitim düzenimizin yanında bir devrim niteliğini
taşıyacak kadar önemlidir. Araç olan bilgilerin amaç olarak alınması
yerine üreticilik ve yaratıcılıkta bir araç olarak kullanılması gereği; insanın
evvelâ öğrenen ve sonra yapan bir varlık olmadığının, yaparak, üreterek,
yaratarak, küçük yaştan itibaren katkılarda bulunarak eğitilebileceği bunun
hem bireysel ve hem de toplumsal fayda için zorunlu bulunduğu bu kurumlarda
uygulamalar ve alınan sonuçlarla ısbatlanmıştır.
Köy Enstitüsü Sistemi; Yarattığı ortam ve yürüttüğü düzen içinde, yönetim
biçimi, okuma, tartışma, eleştiri, toplumun kültür verilerini değerlendirme,
yayma ve tam bir fikir özgürlüğü sağlama yollariyle, öğretcileri
ve mezunlar arasından pek çok sanatçıların çıkmasını sağlamış köy sorunlarının
sanat aracılığı ile de belirlenmesinde, işlenmesinde büyük ödev görmüş,
yeni ve özlenen bir cumhuriyet aydını türünü yetiştirmiştir.
Köy Enstitüsü Sistemi; Toplum yararına yapılacak büyük işlerin ancak
halk – devlet ve yetişmekte olan genç kuşakların imecesi, teknik bilgi ve
becerisiyle, başarılabileceğini ısbatlamıştır. Bu yolla; toplumu kuşaklar
boyunca ödeme yükümlülüklerine sokan dış borçlanmalar, taahhüt ve özel
sektörden başka kalkınma yolu tercihlerine varamayan bir tutumun yanında,
bizim gibi geri kalmış toplumların kendi gücüne dayanarak neler başarabileceği
gösterilmiştir.
Uygulanan imece yolu, yalnız köy enstitülerinin içinde değil bütün köylere
yaygın bir iş eğitimi uygulaması niteliği taşımaktadır. Köyleıe giren
âletler ve üretim araçları, bunlarla başarılan işler gerçekçi bir halk eğitiminin
yaygın bir uygulama örneğini vermiştir.
Köy enstitülerinin, savaş yıllarının yarttığı darlıklar içinde, gerek içte
ve gerekse köylerde teknik konulara ve uygulamalara verdiği önem dikkat
çekicidir. Bu yönden köy enstitüleri altyapıya dayanan örgütü, plânlı bir
endüstrileşmenin, en güç koşullar içinde bile, gerçekçi yollarını, bir başlangıç
olarak, göstermiş bulunmaktadır.
Enstitüler içinde ve köylerde uygulanan imecenin asıl bilimsel amacı
eğitim ve üretimdir. Bu uygulamalar, çok yüksek olan eğitim maliyetinin
doğal olarak en aza düşmesini de sağlayan, toplumumuz için büyük önemi
olan, bir sonucu da beraber getirmiştir.
Köy Enstitüleri Sistemi; köy bölge okulları kuruluşu ile türlü hizmetleri
tabana ulaştırmada tutulması gereken yolu göstermiştir.
Köy enstitüleri; kesimlerindeki köylerin birer araştırma ve inceleme
merkezi ödevini görmekte idiler. Yüksek Köy Enstitüsü bu yönden Türkiye
ölçüsünde bir değerlendirme ödevini görmiye başlamıştı. Bu durum gerçek
incelemelerin kendi ortamında ve doğal koşullar içinde, yaşanılarak yapılabileceğini
göstermesi ve ısbatlaması bakımından önemlidir. Köy enstitüleri
bututmuyla, köy sorunlarının belirlenmesinde, bunlara gerçekçi, tutarh
çözüm yollan bulunmasında da örneklik etmiştir. ;
KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMALARINDAN ÇIKAN SONUÇLAR:

1 ? Köy enstitüleri, Kurtuluş Savaşının temeli olan (Ulusal tam bağımsızlık)
ilkesinin bölünmez bir parçası olan eğitimde, kültürde bağımsızlığın
en gerçek bir örneğim vermiştir.
2 ? Köy enstitüleri, Atatürk Devriminin, temele, altyapıya ulaştırılması
için kurulmuş Cumhuriyetiç, Millî eğitim kurumlarıdır.
3 ? Köy enstitüleri belli toplumsal gerçeklerin, belli tarihsel koşulların
ürünüdür.
4 ? Eğitimin gerçek görevi, insanı güçlendirmek, insanı hayat savaşında
doğayı yenebilir, kendisini ve çevresini değiştirebilir hâle getirmektir. Bu
amacı, ancak iş içinde eğitim gerçekleştirebilir, bu insanın tarihsel evriminin
ve yapısının gereğidir.
5 ? Köy eğitiminin gerçekleştirilmesinde; köyün içinden gelen insanın
eğitilip yetiştirilmesi ve köye önder olarak gönderilmesi düşüncesi, Atatürk’ün
halkçı devlet anlayışından gelir.
6 ? Köye, yararlı insan yetiştirecek kurumlar, ancak, köylü kaynağı
ile ve köylerin yambaşmda kurulabilir.
7 ? Köy enstitüleri insanı kendine, çevresine yabancılaştırmıyan, insanın
yaratıcı gücünü ulusal hayata katan, insancı – toplumcu bir eğitimin
ürünlerini vermiştir.
8 ? Halk yönetimi – demokrasi eğitimle başlar ve gerçekleşir. Köy enstitüleri
öğrencilerim yönetime katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak,
tartışma ve eleştirme geleneği kurarak tabana dayalı bir demokratik düzenin
en gerçek örneğini vermiştir.
9 ? Gerçek yurt sevgisi; yurdun somut tanınması, yurda kendimizden,
emeğimizden birşeyler katmamızla, ona kendimizden bir şeyler vermemizle
canlanabilir, sağlanabilir.
10 ? Köy enstitüleri, hayatı ve kitabı, yeni bir kültür yaratmanın koşulları
olarak, özgürlüğün gerçek yolları olarak, eğitimin ve öğrencilerin dünyasına,
ardına kadar açmıştır. Köy enstitülerinde kitap yasağı, hayatı eleştirme
ve düşünce suçu yoktur.
11 ? Köy enstitüleri, köylü – halk geleneğinin en güzellerinden biri olan
(imece) yi yeni bir hayatın yartılmasında, yurdun kurulmasında, toplumsal
işlerin yürütülmesinde yeni bir eğitim ve kalkınma kaldıracı olarak canlandırmıştır.
12 ? Yüksek Köy Enstitüsü uygulamasiyle, Türk Tarihinde ilk kez,
(halka dönük üniversite) nin, köy kaynağından gelen ilk çekirdeği kurulmuştur.
13 ? Türkiye için gerekli öğretmen tipi, bir altyapı geliştiricisi olarak
halkın kültür değerleriyle beslenmiş, iş içinde yoğurulmuş ve köyün hayatını
her yönden etkileyici güçte devrimci öğretmen tipidir.
14 ? Altyapı reformlariyle birlikte yürümeyen ileri bir eğitim reformu
engellenir. Eğitim toplumsal gelişme bütününün bir parçasıdır. Diğer parçaları
Ortaçağda kalan bir toplumda, tek başına eğitim reformu yozlaşır,
bozulur, kösteklenir. Köy enstitüleri, bu gerçekler bilinerek kurulmuş, yürüye
bildiği kadar yürümüş ve beklenenden çok fazla sonuçlar vermiştir.
Yapı değişikliği istemeyen egemen güçlerin işbirliğiyle kapatılmışlardır. Asıl
olumlu yönleri kapatılmalarının nedenlerinde yatmaktadır.
15 ? Geleceğin Türkiyesinde, halkçı – devrimci eğitime çare arıyacak
yurtsever kuşaklar, köy enstitüleri uygulamasında “Ulusal, gerçekçi ve halkçı”
bir eğitimin özbeöz Türk kalan felsefesini bulacaklardır.

SONUÇ:
Köy enstitüleri, halktan yana ve halk için yapılacak girişimlere, atılımlara
yol gösterecek uygulamalar yapmış ve olumlu sonuçlar almıştır. Anayasayı
ve Atatürk ilkelerini, zorunlu ve beklenen bir aşama olarak, içtenlikle
ve bilinçle uygulayacak kuşaklar, bunlardan sürekli olarak faydalanacaklardır
kanısındayız.
BİLDİRİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR:

Bildiri okundu. Tartışmaya geçilmesi üzerine söz alan eleştiriciler genellikle
şu konular üzerinde durdular :
Hakkı YALÇIN ? Köy Enstitülerini açan Parti, aynı enstitüleri neden
kapattı? Bildiri sahibi hacam Hürrem Arman bunu dış yardıma bağladı. Bu
uluslararası sermayeye avuç açmak demektir. Bu yoldan ve sermaye bulmak
amacına Köy Enstitüleri feda edilmiştir. Yani ülkedeki güdümlü demokrasi
uğruna egemen sınıflar o güzelim eğitim kuruluşlarını kurban vermişlerdir.
Halit ASLANDOĞAN ? Yurdumuzun % 80’i köylüdür. Şu içinde çalıştığımız
salonda köylünün emeği ve alınteri vardır. Bu bakımdan burada toplanan
biz köylünün derdini dile getirmek zorunda ve yükümlülüğündeyiz. Köy
Enstitüleri bu amaca yönelmişlerdi. Köylülerle birlikte çalışarak onları kalkındırmak
uğruna çaba harcıyorlardı. Namık Kemal’in Magosa zindanına
tıkılması, Mithat Paşa’nın Taif zindanında boğulması gibi bir talihsizlik Türk
köylüsünün üzerine de çökmüş ve Köy Enstitüleri kapatılmıştır. Eğer bu
talihsizlik olmasaydı, Enstitüler tarımcı, sağlıkçı, hayvan sağlıkçısı, ebe ve
her alanda sanatçı yetiştirecekti.
Faruk PEKÜN ? Köy Enstitüleri köylüyü kalkındırma yolunda atılan en
olumlu bir adımdır. Kısa sürede çok güzel sonuçlar da vermiştir. Bizim çok
merak ettiğimiz bir konu burada ortaya çıkmaktadır. Köy Enstitüleri iktidarda
olan bir siyasal parti tarafından kurulmuş, gene bu parti iktidarda
iken yozlaştırılmış, kapatılmıştır. Bunun /nedenleri üzerinde bir açıklama
yapılmasını istiyoruz?
Bu soruya karşılık vermek üzere söz alan Feyzullah ERTUĞRUL, uzun
ve ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş ve sözlerini şöyle tamamlamıştır:
? Sorunları soyut olarak .belirlemek durumundayız. Buna göre bilmek
zorundayız ki, her toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da ve özellikle bir
sınıfsal ayrım vardır ve olacaktır. Bundan kaçınılamaz. Bürokrat ve egemen
sınıftan çıkan bir yönetimin köyü kalkındırmak ve köylüyü iktidara ortak etmek
doğrultusunda bir çabaya girişmesi mantık dışıdır. Bu kompradorun
ağma düşmek üzere olan bir bürokrat sınıf için yanılgıdır. Bunu fark eder
etmez, yada durum kendisine hatırlatılınca bu yoldan dönmek onun için zorunludur.
Köy Enstitülerinin fonksiyonlarına son verilmesini bu açıdan
araştırmak gerekir.

Mehmet GÜNER ? Köy Enstitüleri söz konusu edildiği zaman insanın
kemikleri sızlıyor. Köy Enstitülerinden yetişen çocuklar, öğretmen olup köylerine
döndükleri zaman toplumda devrimcilik bilincini yaratıyordu.
Mehmet Güner bundan sonra bir anısını anlatmış ve Hasanoğlan Köy
Enstitüsüne yazılan bir çocuğun, öğretmen olduktan sonra da okumaya Gazi
Eğitim Enstitüsüne girişini söz konusu etmiş konuşmasını şöyle tamamlamıştır:
? Köy Enstitüleri çıkışlı genç ve pırıl pırıl öğretmen arkadaşlar ulusal
hizmet alanında çok etkili davranışlarda bulunmuşlardır. Bu Şûra bunun bir
kanıtıdır.
Tevfik YILMAZ ? Bir eğitim kurumu ancak onu hazırlayan düzenin
malıdır. Bu itibarla Köy Enstitülerinin, devrimi halka indirmek diye bir iddiası
olamaz. Çünkü devrimi halk yapar. Fakat halk, köylü orada çocukları
okuduğu halde Köy Enstitülerini benimsememiştir. Halkın kurmadığı hiçbir
kurum yaşayamaz. Halk kendi kurduğu müesseseye sahip çıkar, onu kimseye
yıktırmaz. Köy Enstitülerini halk kurmadığı için yıkılmasına karşı
çıkmadı.
Tevfik Yılmaz’dan sonra söz alan Ahmet Nuri MACİT, “Geri kalmış ülkelerde
tabandan devrim beklenemez. Çünkü o toplum kendi yararını, gelecek
günlerinin iyileştirme yolarını bilemez” diye konuşmaya başladı ve şöyle
devam etti:
? “1935 yılında, Yalova’da, Atatürk’ün bir işareti ile Saffet Arıkan ve
seçtizi ismail Hakkı Tonguç tarafından başlatılan, Hasan Âli Yücel’in bakanlığı
boyunca başarı ile sürdürülen Köy Enstitüleri hareketi, Türk köyünü
seven aydınların tepeden getirdiği bir eğitim devrimidir. Köylü, ilk zamanlar
çocuklarım Köy Enstitülerine vermemekte direnmiş ve hele kız çocuklarını
göndermekten kaçınmıştır. Ama işin kendi yararına olduğunu anlayınca,
çocuklarını enstitüye vermek için kuyruk olmuş, sınav kapılarında
beklemiştir.
Köy Enstitülerinin en iyi yanı, toplum düzeninde iyiye doğru değişiklik
yaratması idi. Bu da aileden başlıyacaktı. Aile geri, köy geri, toplum geri idi.
Bu ortam içine ilerici bir genç giriyor. Bu genç elbette yadırganacak, anlaşmazlık
çıkaracak ve yaşantı değişikliği savaşı verecekti. Nitekim bu savaş»
yapıldı ve ileriden yana zafer kazandı.
Köy Enstitüleri olmasaydı toplumumuzdaki bu gelişme daha çok sonra
olurdu. Köy Enstitüleri bugüne kadar yaşasaydı ve günün koşullarına göre
geliştirilseydi, toplumumuzun büyük problemleri şimdi çözülmüş olacaktı.’
Mustafa EKMEKÇİ ? Köy Enstitülerinden mezun olanlar hakkında,
bunların fikir işleriyle ilgili olmadıkları söylenir. Onların demirci, marangoz,
duvarcı, sıvacı, şu bu oldukları ve bir şey bilmedikleri ileri sürülür. Bugün
Türkiye’de Köy Enstitüsü mezunlarından dünya çapında sanatçı ve bilimci
yetiştiği gözler önünde bir gerçektir. Ben bir gazeteci olarak değil, bir araş-
tırmacı olarak bu yanılmayı önleyecek bir sınavdan söz edeceğim. Bu sınav
bir özel yüksek okulda yapılmıştır. Bu özel yüksek okulda öğrencilere sorulan
ve alman cevapların bazılarına bir göz atalım :
!. Yasama yetkisini anlatınız.
Her ferdin kendisine göre bir yasama yetkisi vardır. Bu bir millîlik
duygusudur.
2. Telif hakkı nedir?
Bir şeyin kanuna uyup uymaması hakkıdır.
3. Tabiî hukuk nedir? ‘
Tbiî hukuk, tabiatın cemiyet üzerinde yaptığı etkidir. Bunun kaynağı
daha ziyade dindir.
4. İdarenin takdir hakkı nedir?
Semavî hadiseler, grev ve sairedir. Bir de ne zaman olacağı belli olmayan
şeylere karşı kullanılır.
5. Mustafa Reşit Paşa kimdir?
Mustafa Reşit Paşa, 1 Kasım 1938’de’ Osmanlı Devletinde yapılan bir
yeniliktir.
6. Devrim hakkı nedir?
Devrim hakkı eldeki mevcut imkânlardan gereği gibi faydalanmaktır.
Hürrem ARMAN ? Köy Enstitüleri sistemi yurt gerçekleri açısından
övünülecek bir aşamadır. Gerçek toplumsal temellere dayandırılmış kurumlardır.
Bu sistem bugün toplumcu akımın sloganı olmuştur. Bir kelime ile
Köy Enstitüleri devrim için kurulmuş, devrimci eğitim kurumlandır. Bu
sistem en gerçekçi ve bilimsel metodlarla araştırılmalıdır.
Bir genç arkadaş, “Köy Enstitülerini bir siyasal parti kurdu ve onları
aynı parti kapadı. Bunun nedenleri açıklansın” dedi. Bir kere şu kesinlikle
bilinmelidir ki, Köy Enstitülerini, 20 bine yakın köyü ve 100 binlerce köylüyü
inceledikten, köylünün gerçek özlemini anladıktan sonra, onlara dayanarak
Tonguç ve yakın ülkü arkadaşları kurdu. Siyasal Partiye, direnerek kurdu.
Enstitülerin kanunlarını, bu kanunların gerekçelerini o hazırladı. Bütün bu
çalışmaların müsveddeleri bugün eldedir. Enstitülerin yapısı, işleyişi, uygulaması,
alman sonuçlar tamamiyle onun önderlik ettiği ülkücü bir ekibindir.
1941 yılında Tonguç’la bir gezimiz oldu. Bu tren yolculuğunda onunla
uzun konuşma olanağı buldum. Ona “Hocam, enstitüler bu günkü düzene
uygun değil. Eninde sonunda bu düzen enstitüleri yıkacaktır. Bunun yolu da
kolay bulunur. Sizi Genel Müdürlükten alırlar, milletvekili yaparlar. Yerinize
gelecek kişi işi bırakır, olur biter.” dedim. Tonguç’un karşılığı şu oldu:
“Beni hiç kimse milletvekili görmeyecektir. Biz milletvekilini tabana çıkaracağız.
Tabandan çıkan milletvekilleri Meclis’e gelmezse, Meclis bunlardan
kurulmazsa zaten istenilen sonuçlar alınamaz. Köy Enstitüleri uygulamaları
harbin bitimine kadar sürecektir. Bu süre içinde ne yapabilirsek yapacağız.
Tabam uyandırıp tavanı yumruklatmağa başlarsak en büyük başarıyı sağlamış
oluruz. Büyük mutluluk duyarız. Harp bitince durumun ne olacağı
karanlıktır.”
Gerçekten Tonguç’un dediği çıkmıştır. Ne var ki bu gün tabandan gelen
aydınlar, milletvekili olarak değil, öğretmen, sanatçı ve sendikacı olarak
tavanı yumruklamağa başlamışlardır. Bunun yankılarını hep duyuyoruz,
görüyoruz…
Hürrem ARMAN, Tevfik YILMAZ’n eleştirisini de şöyle karşıladı:
? Eğer Tevfik Yılmaz bildirimizin okunmasını dinleseydi, iddialarının,
enine boyuna tartışıldığını görürdü. Kendisinin havada kalan bir iddiasına
cevap vereceğim: Dediler ki köy enstitülerini köylü benimsememiştir. Bu iddiasına
olaylar karşılık vermiştir. Bu gün öğretmen okulu haline getirilen
bu müesseselere 20.000 köy çocuğu başvurmakta ve ancak 4 bin çocuk alınabilmektedir.
Yalnız kızlara ayrılan Beşikdüzüne köylü, gündüzlü olarak erkek
çocuklarını kabul ettirmiştir. İvriz’e bunun tersi olmuş köylü erkeklere
ayrılan bu müesseseye gündüzlü olarak kız çocuklarını vermiştir. Bu
iki olay da köylünün ısrarı ile olmuştur. Daha buna benzer örnekler çoktur.

KOMİSYON RAPORU:
CAHİLLİĞİN ve TEKNİK YETERSİZLİĞİN GİDERİLMESİNDE
KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMASINDAN ÇIKAN SONUÇLAR

Köy Enstitüleri sisteminin; kuruluş hedeflerine ve amaçlarına göre, her
yöaüyle ve ayrıntılarıyla tam bir bütünlük içinde, birbirini tamamlayan bir
kuruluş, uygulamalarda da çelişmeyen bilimsel – gerçekçi bir örgüt olduğa
görülmektedir. Köy Enstitüleri bu nitelikleriyle altyapı için girişilecek atılımlara
uygun ortam ve daha ileri aşamalara geçiş olanaklarını hazırlamıştır.
Köy Enstitüleri; kuruluş yerleri ve insan gücü tercihleriyle birçok kuruluşlara
ve özelikle topluma eğitilmiş insan gücü yetiştirmekle yükümlü bulunan
bütün örgün eğitim kurumlarına, uygulamaları ve aldığı sonuçlarla,
en doğru yolu göstermiş bulunmaktadır.
Köy Enstitüleri: köylerde yatan insan gücü potansiyelini, sağladığı fırsat
ve imkân eşitlikleriyle, canlandırmanın ve kullanmanın gerçek metodlannı,
yaygın uygulamalarıyla ispatlayarak vermiştir. Bu metodlar ve uygulamalar;
fırsat ve imkân eşitliği ilkesini, yasalara rağmen, uygulanmayan, gelenekleşmiş
çağ dışı, bilim dışı ve yurt gerçeklerimizle bağdaşmayan metod
uygulamalarında direnen düzenin yanında bir devrim niteliğini taşıyacak kadar
önemlidir. Hattâ bu devrim tek parti isteklerine rağmen köyün iç potansiyelinden
gelen bir güce ulaşmıştır. Araç olan bilgilerin amaç olarak
alınması yerine, üreticilik ve yaratıcılıkta bir araç olarak kullanılması gereği;
insanın önce öğrenen ve sonra yapan bir varlık olmadığının, yaparak,,
üreterek, yaratarak, küçük yaştan itibaren katkılarda bulunarak eğitilebileceği,
bunun hem bireysel hem de toplumsal fayda için zorunlu bulunduğu bu
kurumlarda uyglamalar ve alınan sonuçlarla isbatlanmıştır.
Köy Enstitüleri sistemi; yarattığı ortam ve yürüttüğü düzen içinde, yönetim
biçimi, okuma, tartışma, eleştiri, toplumun kültür verilerini değerlendirme,
ve tam bir fikir özgürlüğü sağlama yollarıyla öğrencileri ve mezunları
arasından pek çok sanatçıların çıkmasını sağlamış, köy sorunlarının sanat
aracılığı ile de belirlenmesinde büyük ödev görmüş, yeni ve özlenen aydın
türünü yetiştirmiştir.
Köy Enstitüsü sistemi; toplum yararına yapılacak büyük işlerin ancak
Halk-Devlet ve yetişmekte olan genç kuşakların imecesi, teknik bilgi ve becerisiyle
başarılabileceğini ispatlamıştır. Bu yolla; toplumu kuşaklar boyunca
ödeme yükümlülüklerine sokan dış borçlanmalar, taahhüt ve özel sektörden
başka kalkınma yolu tercihlerine varmayan bir tutumun yanında, bizim
gibi geri kalmış toplumların kendi gücüne dayanarak neler başarabileceğini
göstermiştir.
390
Uygulanan imece yolu, yalnız Köy Enstitülerinin içinde değil bütün köylere
yaygın bir iş eğitimi uygulaması niteliği taşımaktadır. Köylere giden
sanat ekipleri, köylerde kurulan işlikler, mezunlarla köylere giren aletler ve
üretim araçları, bunlarla başarılan işler gerçekçi bir halk eğitiminin yaygın
bir uygulama örneğini vermiştir.
Köy Enstitülerinin, savaş yıllannın yarattığı darlıkları içinde, gerek içte
ve gerekse köylerde teknik konulara ve uygulamalara verdiği önem dikkat
çekicidir. Bu yönden köy enstitüleri altyapıya dayanan örgütlü, plânlı bir
endüstrileşmenin en güç koşullar içinde bile, gerçekçi yollarını, bir başlangıç
olarak, göstermiş bulunmaktadır.
Köy Enstitüleri içinde ve köylerde uygulanan imecenin asıl bilimsel
amacı eğitim ve üretimdir. Bu uygulamalar, çok yüksek olan eğitim maliyetinin
doğal olarak en aza düşmesini de sağlayan toplumumuz için büyük
-önemi olan, bir sonucu da beraber getirmiştir.
Köy Enstitüleri sistemi; köy bölge okulları kuruluşu ile türlü hizmetleri
tabana ulaştırmada tutulması gereken yolu göstermiştir.
Köy Enstitüleri, kesimlerindeki köylerin birer araştırma ve inceleme
merkezi ödevini görmekte idiler. Yüksek Köy Enstitüsü bu yönden Türkiye
ölçüsünde ilerde yapılacak değerlendirmelere esas olabilecek araştırma ödevini
görmeye başlamıştır. Bu durum gerçek incelemelerin kendi ortamında ve
doğal koşullar ‘ içinde, yaşanılarak yapılabileceğini göstermesi ve isbatlanması
bakımından önemlidir. Köy Enstitüleri bu tutmuyla, köy sorunlannm
belirlenmesinde, bunlara gerçekçi tutarlı çözüm yolları bulunmasında da
örneklik etmiştir.
KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMALAPINDA ÇIKAN SONUÇLAR:

Aşağıda sıralanacak yargılar, Köy Enstitülerinin saptırılmadan uygulandığı
1945 yılına kadar alınan sonuçlan özetler :
1. Köy Enstitüleri, kurtuluş savaşının temeli olan (Ulusal tam bağımsızlık)
ilkesinin bölünmez bir parçası olan eğitimde, kültürde bağımsızlığın
gerçek örneğini vermiştir.
2. Köy Enstitüleri, Atatürk devriminin, temele, altyapıya ualştınlması
için kurulmuş cumhuriyetçi, millî eğitim kurumlandır.
3. Köy Enstitüleri, belli toplumsal gerçeklerin belli tarihsel koşulların
ürünüdür.
4. Eğitimin gerçek görevi, insanı güçlendirmek, insanı hayat savaşında
doğayı yenebilir, kendisini ve çevresini değiştirebilir hale getirmektir. Bu
amacı, ancak iş içinde eğitim gerçekleştirebilir, bu insanın tarihsel evreminin
ve yapısının gereğidir.
5. Köy eğitiminin gerçekleşmesinde; köyün içinden gelen insanın eğitilip
yetiştirilmesi ve köye önder olarak gönderilmesi düşüncesi, Atatürk’ün
halkçı devlet anlayışından gelir.
6. Köye; yararlı insan yetiştirecek kurumlar, ancak köylü kaynağı ile
ve köylerin yambaşmda kurulabilir.
7. Köy Enstitüleri, inşam kendine, çevresine yabancılaştırmayan, insanın
yaratıcı gücünü ulusal hayata katan, insancı – toplumcu bir eğitimin ürünlerini
vermiştir.
8. Halk yönetimi – Demokrasi, eğitimle başlar ve gerçekleşir, Köy Enstitüleri
öğrencilerini yönetime katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak,
tartışma ve eleştirme geleneği kurarak, tabana dayalı bir demokratik düzenin
gerçek örneğini vermiştir.
9. Gerçek yurt sevgisi; yurdun somut tanınması, yurda kendimizden;
emeğimizden birşeyler katmamızla, ona kendimizden birşeyler vermemizle
canlanabilir sağlanabilir.
10. Köy Enstitüleri; hayatı ve kitabı, yeni bir kültür yaratmanın koşullan
olarak, özgürlüğün gerçek yolları olarak, öğrencilerin dünyalarına, ardına
kadar açmıştır. KÖy Enstitülerinde kitap yasağı, hayatı eleştirme ve
düşünce suçu yoktur.
11. Köy Enstitüleri; köylü halk geleneğinin en güzellerinden biri olan,
(İMECE) yi yeni bir hayatın yaratılmasında, yurdun kurulmasında, toplumsal
işlerin yürütülmesinde yeni bir eğitim ve kalkınma kaldıracı olarak can1-
landırmıştir. ?
12. Yüksek Köy Enstitüsü uygulaması ile, Türk tarihinde ilk kez (halka
dönük üniversite) nin köy kaynağından gelen ilk çekirdeği kurulmuştur.
13. Türkiye için gerekli öğretmen tipi, altyapı geliştiricisi olarak halkın
kültür değerleriyle beslenmiş, iş içinde yoğrulmuş ve köyün hayatını her
yönden etkileyici güçte devrimci öğretmen tipidir.
14. Aaltyapi reformlarıyla birlikte yürümeyen ileri bir eğitim reformu
engellenir. Eğitim toplumsal gelişimin bir parçasıdır. Öteki parçaları ortaçağda
kalan bir toplumda, tek basma eğitim reformu yozlaşır, bozulur, kösteklenir.
Köy Enstitüleri, bu gerçekler bilinerek kurulmuş, yürüyebildiği
kadar yürümüş ve beklenenden fazla sonuçlar vermiştir. Yapı değişikliği istemeyen
egemen güçlerin işbirliği ile kapatılmışlardır. Asıl olumlu yönleri kapatılmalarının
nedenlerinde yatmaktadır.
15. Geleceğin Türkiyesinde halkçı, devrimci eğitime çare arayacak yurt
sever kuşaklar, köy enstitüsü uygulamasında “Ulusal, gerçekçi ve halkçı” bir
eğitimin özbeöz Türk kalan felsefesini bulacaklardır.
Buna uygun olarak aşağıdaki kararların alınması komisyonumuzca uygun
görülmüştür:
1, Köy Enstitüleri gerçeği ve ona etkin olan nedenlere ilişkin, Genel
Kurula 6.9.1968 târihinde sunulan “Köy Enstitüleri Uygulamasından Çıkan
Sonuçlar” adlı Cevat Geray, Hürrem Arman, Ceyhun Atuf Kansu tarafından
hazırlanan rapor, Genel Kurul tartışmaları sırasında ortaya çıkan yeni önerilerle
de geliştirilerek aynen kabul edilmiştir.
2. Buna bağlı olarak raporda ve Genel Kuruldaki tartışmalarda belirlendiği
gibi Köy Enstitüleri sorununun bilimsel bir temele oturtulması, o günkü
ekonomik, toplumsal, kültürel, tarihsel, siyasal koşullan niçinde tanı
olarak eleştirilmesi için delege Bülent Gözen’in komisyonumuza sunulup benimsenen
önerisinde de yeraldığı gibi 6 kişilik (Ekonomist, sosyolog, tarihçi
ve Köy Enstitü eylemine katılmış kişilerden) bir araştırıcı kurulun TÖS tarafından
çalıştırılması ve sonuçların bir takvim yılı içerisinde yayınlanmasını
önermiştir.
3. Komisyonumuzca tartışılan sorun, Köy Enstitülerinin bugünün yada
yarının koşulları içersinde açılıp açılmaması değil, “Devrim için eğitim”
uygulamasında eyleme geçmiş bir tarihsel örnek olduğu gerçeğidir. Bu nedenle,
Köy Enstitüleri uygulamasından çıkan ilkelerden ancak ilerde Anayasanın
tastamam uygulandığı bir düzende yararlanabileceği görüşüne varıl
mistir.
4. “Devrim için eğitim” uygulamalarının gerçekleşebilmesi için Şûramıza
katılan Devrimci öğretmen, öğrenci, sendikacı ve aydınlardan kurulu
ve sürekli olarak işleyen bir araştırma kurumunun sağlanması uygun görülmüştür.
Rapor oybirliği ile kabul edilmişdi.

“Altyapı reformlariyle birlikte yürümeyen ileri bir eğitim reformu
engellenir. Eğitim toplumsal gelişme bütününün bir parçasıdır.
Diğer parçaları Ortaçağda kafan bir toplumda, tek başına
eğitim reformu yozlaşır, bozulur, kösteklenir. Köy enstitüleri,
bu gerçekler bilinerek kurulmuş, yürüye bildiği kadar yürümüş
ve beklenenden çok fazla sonuçlar vermiştir. Yapı değişikliği istemeyen
egemen güçlerin işbirliğiyle kapatılmışlardır. Asıl olumlu
yönleri kapatılmalarının nedenlerinde yatmaktadır.
Geleceğin Türkiyesinde, halkçı – devrimci eğitime çare arıyacak
yurtsever kuşaklar, köy enstitüleri uygulamasında ‘Ulusal,
gerçekçi ve halkçı’ bir eğitimin özbeöz Türk kalan felsefesini
bulacaklardır.
Köy enstitüleri, halktan yana ve halk için yapılacak girişimlere,
atılımlara yol gösterecek uygulamalar yapmış ve olumlu
sonuçlar almıştır. Anayasayı ve Atatürk ilkelerini, zorunlu ve
beklenen bir aşama olarak, içtenlikle ve bilinçle uygulayacak
kuşaklar, bunlardan sürekli olarak faydalanacaklardır.”

DEVRİMCİ EĞİTİM ŞURASI
İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ Sayfa(Bş-Bt):5-8

GENEL BAŞKAN FAKİR BAYKURT?UN DEVRİMCİ EĞİTİM ŞÜRASI?NI AÇIŞ KONUŞMASI Sayfa(Bş-Bt):15-28

KOMİSYON – 1 DEVRİMCİ EĞİTİMİN AMAÇLARI İLKELERİ YÖNTEMİ Sayfa(Bş-Bt):29-36

KOMİSYON – 2 GERİ KALMIŞ ÜLKELERİN EĞİTİMİ ÜZERİNDE EMPERYALİST ve KAPİTALİST ETKİLERİ Sayfa(Bş-Bt):37-115

KOMİSYON – 3 ANAYASADA EGlTİM İLKELERİ ve ÜLKEMİZDEKİ TEMEL ÇELİŞKİLER Sayfa(Bş-Bt):117-138

KOMİSYON – 4 BUGÜNKÜ EĞİTİM KURUMLARI ve YENİ KURUMLARA İHTİYAÇ Sayfa(Bş-Bt):139-250

KOMİSYON – 5 TÜRK TOPLUMUNUN KÜLTÜR ve SANAT SORUNLARI Sayfa(Bş-Bt):251-300

KOMİSYON – 6 TÜRK EĞITIMINDE ÖĞRENCI SORUNLARI Sayfa(Bş-Bt):301-366

KOMİSYON – 7 KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMASINDAN ÇIKAN SONUÇLAR Sayfa(Bş-Bt):367-394

KOMİSYON – 8 EKONOMİK ve TEKNOLOJİK AÇIDAN DEVRİMCİ EĞİTİM Sayfa(Bş-Bt):395-422

KOMİSYON – 9 TÜRK EĞİTİMİNDE ÖĞRETMENİN YERl ve SORUNLARI Sayfa(Bş-Bt):423-474

KOMİSYON – 10 TÜRK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Sayfa(Bş-Bt):475-498

ŞÛRA BİLDİRİSİ Sayfa(Bş-Bt):499-502

TÜRKİYE ÖĞRETMENLER SENDİKASI GENEL BAŞKANI FAKİR BAYKURT?UN KAPANIŞ KONUŞMASI Sayfa(Bş-Bt):502-505

DEVRİMCİ EĞİTİM ŞÜRASI’NDAN NOTLAR Sayfa(Bş-Bt):507-508

ŞÜRA’YA KATILANLAR Sayfa(Bş-Bt):509-521

Yorum yapın

Daha fazla Eğitim
1968 Devrimci Eğitim Şurası / Komisyon 6: Türk Eğitiminde Öğrenci Sorunları

1968 DEVRİMCİ EĞİTİM ŞURASI / KOMİSYON 6: TÜRK EĞİTİMİNDE ÖĞRENCİ SORUNLARI Osman N. KOÇTÜRK Sami TOYGAR Uğur CÎLASUN Atalay YORÜKOGLU...

Kapat