Yazar: cemalumit
Faşizmi ve faşist liderleri konu alan 12 film
Dünyaya savaşlar, acılar, ölümler ve büyük zihinsel hastalıklar getiren korkunç bir ideoloji olan faşizm, acılardan beslenmeyi çok iyi bilen sinema sanatının da sıklıkla temel aldığı hatıralardan birçoğunun da mimarıdır aslında. Faşizm meselesine bir şekilde değinen yüzlerce film bulmak mümkündür belki de; ancak konuyu nedenselliği de bir kenara bırakmayarak sorgulayan ve faşizmin acıları üzerinden yeni kapılar
okumak için tıklayınızJules Verne’nin 100 yıl öncesinde öngördüğü 11 icat
Fransız bilim-kurgu yazarı Jules Verne’i, bu alandaki diğer yazarlardan ayıran en büyük özelliği vizyonerliğiydi. Ömrünün büyük bölümünü 19. yüzyılda geçiren yazar, ölümünden sonra yapılmış pek çok icadı önceden hayal edip eserlerinde tasvir etmişti. Albert Einstein, “Hayalgücü bilgiden daha önemlidir” derken, Jules Verne gibi dehaların vizyonerliğine atıfta bulunuyordu belki de. Yani, saf bilgi o kadar da
okumak için tıklayınızHayatları Ruhsal Rahatsızlıklar ile Geçen 28 Ünlü Yazar
Edebiyat ve yazarların ruhsal durumu sıklıkla tartışılan konulardandır. Kimi görüşlere göre, yazarların sahip oldukları ruhsal sorunlar onların yaratıcılığını tetiklemektedir. Bazı görüşler ise yaratıcılık ve deha ile deliliğin doğrudan açıklanamaz birtakım yakınlıklarının olduğunu öne sürmektedir. Bu durum henüz bilim tarafından aydınlatılamamış olsa dahi, yazarların ve düşünürlerin karmaşık ruhsal durumlar içinde bulunduğu, toplum ile uyuşmazlıklar yaşadığı ve
okumak için tıklayınızBen ve Savunma Mekanizmaları – Anna Freud
Ben ve Savunma Mekanizmaları’nı Anna Freud 1936 yılında babasının 80’inci doğum gününe armağan olarak yayımladı. Yazıldığı yıldan beri güncelliğini yitirmeyen kitap, bugün hâlâ gerek çocuk gerekse erişkin psikanalizini öğrenenler için en etkileyici ve yararlı eserlerden biri olma özelliğini koruyor. Psikanalizin dört okulu –dürtü kuramı, ben psikolojisi, nesne ilişkileri kuramı ve kendilik psikolojisi– içinde Anna Freud’un
okumak için tıklayınızBellek Metaforları / Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi – Douwe Draaisma
Hollanda’da ve çevrildiği ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılanan Bellek Metaforları’nın temel sorusu şu: Bellek nedir? Bellek doğrudan tanımlanması çok güç bir yeti olduğundan felsefeciler ve psikologlar çağlar boyunca belleği anlamak için çeşitli metaforlara başvurmuşlar. Douwee Draaisma bu güzel kitabında okuru antikçağdan günümüze tarihsel bir yolculuğa çıkararak bu metaforları tanıtıyor. Mum tabletlerden kitaplara, fotoğraftan bilgisayarlara, hatta
okumak için tıklayınızSınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm – Otto Kernberg
Günümüz psikiyatri ve psikanalizinin en önemli iki sorunu sınır durumlar ve patolojik narsisizmdir. Kernberg terapisi oldukça güç olan bu durumlara yaklaşımda yeni, özgün kuramsal ve pratik ilkeler geliştirmiştir. Özellikle nesne ilişkileri ve ben psikolojisine dayanan kuramsal yaklaşımında Kernberg bu durumlardaki aldırganlığa yoğunlaşmıştır. Kernberg’in oldukça sade ve doktorca bir üslubu vardır. Bununla beraber eseri Amerika’da psikiyatri
okumak için tıklayınızBitkilerin Bildikleri / Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak – Daniel Chamovitz
Betonun giderek yeşili yuttuğu günümüzde bile her daim bitkilerle iç içeyiz: Evlerimizi, balkonlarımızı onlarla süslüyor, sokaklarda yanlarından geçiyor, parklarda onları seyre dalıyoruz. Peki ama bitkilerin nasıl bir dünyası olduğunu hiç düşünüyor muyuz? Bu kitapta biyolog Daniel Chamovitz bitkilerin dünyayı nasıl deneyimlediklerini inceliyor. Charles Darwin ve çağdaşlarından günümüz biliminsanlarına kadar birçok yaratıcı zihnin tasarladığı deneyler ışığında,
okumak için tıklayınızLiberalizmden Sonra – Immanuel Wallerstein
Yirminci yüzyılın son on yılı, “Komünizmin çöküşü ve Liberalizmin zafer yılları” diye mi anılacak ileride? Immanuel Wallerstein, 1990’larda çökenin Liberalizmin ta kendisi olduğunu iddia ediyor. Fransız Devrimi’nden bu yana soldan sağa “Sosyalizm, Liberalizm, Muhafazakârlık” diye sıralanan üçlü ideolojik sistemin, aslında dünya çapında hâkim ve merkez ideoloji olan Liberalizmin üç görüntüsü olduğunu, bu sistemin “sol” kanadının
okumak için tıklayınızBizim Çocuklar Yapamadı / Bir 12 Eylül Hesaplaşması 3 – Ertuğrul Mavioğlu
Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül’le hesaplaştığı üçüncü kitabı “Bizim Çocuklar Yapamadı”da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, “dışarıdakilerin” öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu’yla kitabı, 12 Eylül’ün karakteri ve darbeyle hesaplaşmanın yolları üzerine konuştuk. Hesaplaşma dizisinin ilk kitabı “Asılmayıp Beslenenler” 12 Eylül cezaevlerinden F tipi cezaevlerine, ikinci kitap “Apoletli Adalet” darbe
okumak için tıklayınızKara Arşiv (12 Eylül Cezaevleri) – Ali Yılmaz
12 Eylül 1980 darbesini takip eden yıllarda binlerce insan tutuklanarak, başta Mamak, Metris ve Diyarbakır olmak üzere tüm Türkiye’de bu amaçla yeniden düzenlenen cezaevlerine kapatıldı. Kapatılan insanlar hapsedilerek cezalandırılmakla kalmadılar; düşüncelerinden, inançlarından vazgeçmeleri için ağır işkencelere maruz bırakıldılar, öldürüldüler, sakatlandılar ve teşhir edilerek günah keçileri haline sokuldular. İçeridekilere yapılanlar, dışarıdakileri kontrol etmek için son derece
okumak için tıklayınızCemal Süreya: Kazı, kazan! ne, peki? 12 Eylül demek. Tüketim toplumuna öykünme demek, lümpen devlet anlayışı demek.
Kazı, kazan! Kazı, kazan! Baraka! Baraka! — O, neden o? — “Kaz, kazan!”da ses kakışımı var. Yani kakafoni, ya da tenafür. Ses tiksintisi de diyebiliriz. “Baraka” sözcüğü daha iyi anlatıyor “Kazı, kazanı. Tanrı’nın lutfu demek, şans demek, beklenmedik mutlu şey demek “baraka”. Petrol bunalımından sonra bütün Batı dillerine girdi bu sözcük. 12 Eylül’den sonra ülkemizde
okumak için tıklayınızDersim’i Parantezden Çıkarmak (Dersim Sempozyumunun Ardından) – Şükrü Aslan
Dersim, son yıllarda Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli yüzleşmelerinden birine konu oldu. Dersim adı, 1938 kıyımından sonra vilayete konan Tunceli adının arkasına parantez içinde yazılmaya başladı, şimdi artık “öz” ad olarak biliniyor. Birçok edebi anlatı, sözlü tarih çalışması, inceleme, belgesel ve müzik çalışması, Dersim’in hakikatiyle yüzleşmeye katkıda bulundu. 2010’da yapılan 1. Uluslararası Tunceli (Dersim) Sempozyumu,
okumak için tıklayınızBir Osmanlı kimliği: Rûmîlik – Ayşe Hür
Bir süredir ‘Türk’, ‘Türklük’ ve ‘Türkiye’ gibi terimlerin tarihçesini anlatıyorum. Bu haftaki yazım bu sözcüklerin ‘milliyetçilik çağı’ öncesine ilişkin. Böylece, geç de olsa “Türkler Mu’dan mı, Ergenekon’dan mı?” (11 Mayıs 2008, Taraf) başlıklı yazımda verdiğim bir sözü, akademisyen tarihçi Salih Özbaran’ın “Osmanlı İmparatorluğu bir Rum imparatorluğu muydu?” diye özetlenebilecek ilginç tezinden bahsetme sözümü de yerine
okumak için tıklayınızSürekli Devrim’in Dural Düşmanları – Josef Hasek Kılçıksız
Kuramsal Çerçeve “İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.” der Platon. Özünde Troçkizm bürokrasiye, nomenklaturaya, Marxizmi boğan yönetim şekillerine bir karşı çıkış olarak kristalleşti. Bu bakımdan başlangıçta güçlü kuramsal bir çerçeveden yoksundu. 1924’li yıllardan sonra Troçkist yaklaşım kendini sosyalizmin Stalinist anlayışına bir itiraz olarak konumlandırdı. Parti içinde Nomenklatura denilen bürokratik oligarşiye
okumak için tıklayınızHatayı Kendinde Arayan İyi Yürekliler – Fırat Devecioğlu
Neredeyse her gün, hayal kırıklığı yaşayan, iyi yürekli birinin üzüntüsüne şahit oluruz. Belki de bugün, önemsenmeyen inceliklerimiz yüzünden kırılan kalp bize aittir. Gördüğümüz en hüzünlü bakış, yaşadığı kötülükleri anlamaya çalışan ve her defasında kendini suçlayan iyi yürekli insanların gözlerindedir. Kimseye zararı olmayan ve kendine has naif üzüntüleriyle dolu iyi insanları gün içinde göremiyorsanız, durduğum yerden,
okumak için tıklayınızDava’daki Episteme ve Kötücül Hüküm – Josef Kılçıksız
“Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?” Yuval Noah Harari “Nerede yargıç? Nerede yüksek mahkeme? Konuşacaklarım var! El kaldırıyorum işte!” diye bağırıyordu Josef K. Yazarın düş gücünden fırlamış gibi duran, dengesiz, saplantılı, yalnız ve yabancı, sesi içerden kilitli birinin varolmaktan yüklendiği ontolojik suçluluk duygusunun zehirini dışarıya akıtan çığlıklardı bunlar.
okumak için tıklayınız